Osmanlı Tarihinde Bilimin Katli – Piri Reis/Dünya Haritacılığı ve Takiyüddin Efendi – I

Gerek arkadaşlar arasında olsun gerek genel televizyon tartışma programlarında olsun veya gerekse de internet ortamında olsun anlatılan efsanelerden bir tanesi olan ünlü bir Türk denizcisi akabinde de ünsüz bir Türk astronomdan bahsetmek istiyorum. Ayrıca Osmanlı Devleti’nin kırılma noktası olan bilimin ölümünü anlatacağım. Yazı başından da tahmin edebileceğiniz gibi konumuz ilk olarak Piri Reis haritası ve dönem için önemi, efsaneleri ile beraber dünya haritacılığında yeri bakımından gösterilen yanlışlar olacak. Yani Piri Reis ve dönemini merak edenler buyursun başlasın bakalım;

Piri Reis Kimdir? Nasıl Denizci Olmuştur?

Osmanlı Devleti’nde bildiğiniz üzere denizcilik pek yapılan bir uğraş değildir. Bu hem Türk’lerin denizci bir millet olmamasından, hem denizcilik yatırımlarının maliyetinden, hem de denizci korsan devletlerin gücünden (Venedik örneğin) kaynaklanmaktadır.

Örnekte verdiğimiz Venedik Cumhuriyeti sadece deniz ticaret ağlarını ve korsanlığı kullanarak küçücük bir devlet olduğu halde çok uzun süreler ayakta kalmayı başarmıştır. Çünkü şehri alsan bile deniz hatlarını ellerinde tuttuklarından bu fetih bir işe yaramayacağı gibi devletlerin ticaret hatlarını yağmalayarak daha fazla zarar görülmesine sebebiyet verecektir. Bu nedenle Venedik Cumhuriyeti gibi korsan ülkeler ile her daim iyi geçinilir anlaşılmaya çalışılırdı.

Gerek gemi yapım tekniği gerekse yetişmiş denizci kuvveti bakımından Müslüman denizciler ancak 1400’lü yılların sonlarına doğru korsanlıkta kendilerini göstermeye başlamışlardır. Bunların en ünlüsü ise Türk bir denizci olan Kemal Reis’tir.

711 yılında Kuzey Afrika’dan şimdiki İspanya güney topraklarına yayılan Müslümanlar yöre şehirleri ele geçirmiş ve burada krallıklar kurmuşlardır. Bu topraklardaki Müslümanlara Endülüslüler denir. Hızla yayılan Müslümanlık ve Hristiyan toplumunun aciz durumda olduğu bu orta çağ yıllarında Endülüs Devleti yükselmiş ve bölgeyi hakimiyetine almıştı.

Fakat kendi iç çekişmeleri ve krallık çatışmaları sonucunda zayıflayan devlet 1090 yılında yıkılmıştır. Yerine daha zayıf ve çeşitli krallıklar kurulsa da zamanla bunlarda zayıflamış ve kuzeyden gelen Hristiyan akınlara daha fazla dayanamayarak 1492 yılında yıkılan Granada krallığı ile bu topraklara veda etmiştir.

800 yılı aşkın süredir İspanya topraklarında yaşayan Müslümanlar toplu göçler ile Kuzey Afrika veya Mısır dolaylarına kaçmaya başlamıştır. Bu büyük Müslüman buhranı denizlerde saldırılar ile perçinlenirken imdada ünlü Türk Korsanı Kemal Reis yetişmiştir.

b1cce4e7d50568b79ffe17703d706e66.jpg
II.Beyazıd Döneminden Bir Osmanlı Gemisi (1481-1512)

Kemal Reis dönem içinde kaçan Müslümanlara yardım ettiği gibi bölge Hristiyan denizcilere karşı da oldukça başarılı zaferler kazanmıştır. Haliyle bu başarıları sebebiyle Sultan II.Beyazıd tarafından huzura çağrılarak kendisine Paşalık verilmiş ve Osmanlı Donanmasına katılmıştır.

Kemal Reis İspanya’dan kaçan, katliama uğrayan Müslümanları/Yahudileri böylece Osmanlı topraklarına getirmeye başlamıştır. Özellikle sanat-bilim adamı bakımından dönemin zengin gücü olan Müslüman ve Yahudi kişilerin devlete katılımı bu sayede hızlanmıştır. Bundan sonraki 100 yıl süresince Yahudilerin en güvenilir vatanı Osmanlı toprakları olacaktır. (Muhafazakar siyasilerin Yahudi nefreti ise kesin olarak propagandadan ibarettir arkadaşlar. Yahudiler bu yardımlarımızdan dolayı Osmanlı devletine minnet borçlulardır. Bu iyi ilişki hala geçerliliğini korumaktadır. Siz bakmayın siyasi palavralara)

Kemal Reis’in Bilerek Ölüme Gönderilmesi

Osmanlı Donanmasına yeni tarz gemiler kazandıran ve bölgede zamanla güç haline gelen Kemal Reis ise haliyle kendisini çekemeyen şerefsizlerin hedefinde bulunmaktadır. Sürekli gemilere saldıran Rodos Şövalyeleri’ni yenmek maksadıyla 1511 yılında sefere çakan Kemal Reis’e dönem için eski bir gemi verilmiştir. Bunu planlayan Kaptan Paşa’nın amacı parlayan Kemal Reis’in başarısız olmasını sağlamaktı. Yolda hafif bir fırtınada gemisi batan Kemal Reis ne yazık ki boğularak ölmüştür.

İşte başarılarıyla anlattığımız Kemal Reis’in yeğeni günümüzde sürekli övgü ile bahsettiğimiz denizci; Piri Reis’tir. Piri Reis, amcası Kemal Reis’in yanında denizciliğin ayrıntılarını öğrenmiş, pişmiş ve oldukça zeki bir bilim adamı olmuştur.

Elbette neden bu kadar ayrıntılı dönemi anlattığımı merak etmişsinizdir. Anlattım çünkü denizciliğin temelini atan Kemal Reis adeta bilerek öldürülünce, diğer hedef Piri Reis olmuştur. Bu maksatla amcasının hemen ölümü peşi sıra donanmadan ziyade arka saflarda bırakılarak seferlere çıkılmıştır.

Arkada kalıp çalışmalarını haritacılık ve araştırmaya ayıran Piri Reis için belki de bu yıllar çok daha hayırlı olmuştur diyebiliriz. 2 yıl sonra 1513 yılında çalışmalarıyla ortaya çıkarttığı “Dünya Haritası” efsanelere ve bugün bile konuştuğumuz bazı hurafelere adanan bir eser olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bir sonraki yazımız ile devam edeceğiz arkadaşlar.

Hoşçakalın.

Sonraki yazı için tıklayın

Yıldırım Beyazıd

Önceki yazıya buradan

Haçlı Seferi Ve Niğbolu Muhaberesi

1) Macar kralı Sigismund’un teşvikiyle 1396’da haçlı ordusu toplanıyor. 100-120 bin kişilik ordu Niğbolu’ya geliyor.

2) Yıldırım, bunu haber alır almaz İstanbul kuşatmasını kaldırıp, bütün kuvvetleriyle oraya yönelliyor. 70-80 bin kişilik ordu ve sırp birlikleriyle oda Niğboluna geliyor.

3) Çok iyi komutanlara sahip olan Osmanlı ordusu düzensiz haçlı ordusunu dağıtıyor. Esir edilen fransız şövalyeleri parayla satılıyor. Haçlıların buraya gelene kadar geçtikleri yerleri yakması ve esir almayıp öldürmesi Yıldırımı çok sinirlendirmiştir. Esirlerin çoğunu bu sebeple öldürtüyor. 20 yaş altındakileri öldürmüyorlar tabi ki küçük oldukları için. Neyse Macar taraflarından birkaç yer alınsa da büyüme uygun görülmeyerek buralarda durulmamıştır.1396

4) Yıldırım tekrar İstanbul’u kuşattı. Bütün yemek kaynaklarını engelledi. O zamanlar sur yıkacak toplar olmadığı için, şehrin açlıktan teslimi beklendi. İstanbul’da halk açlıktan kıvranıyordu ve şehir düşmek üzereydi.

Yıldırım Beyazid

5) Manuel’e, imparatorluktan çekilmesi ve Yuannis’in başa geçmesini Yıldırım teklif ediyor. Manuel, mecburen imparatorluğu bırakıp avrupaya yardım için gidiyor. Daha önceden Yuannis ile şehrin teslimi için anlaşan, karşılığında da Moray’ı vermeyi kabul eden Yıldırım, tongaya düşerek anlaşmadan vazgeçildiğini öğrendi. Şehir kuşatılması devam etti.

6) Fransız hakimiyetine giren Ceneviz ve Venedikliler deniz yoluyla İstanbula bir miktar yardım ediyordu, donanması olmayan Yıldırımda ne yapsın içiyordu heralde eheheh

7) Tam “alıyoruz ulan” dendiğinde Timur tehlikesi ortaya çıktı. Neden çıktı anlattık. Yıldırım hızla doğuya gidip Yuannisle ağır şartlar ile anlaştı. Anlaşma şartlarını da Bizans bölümünde anlattık

8) Mora beyi, ortadoks olan şehri katolik rodos şövalyelerine satmış. Fakat halk katolik şovalyeleri görünce onlara saldırmış, isyan etmiş. Yıldırım araya girerek isyanı bastırırmış. Beyde parayı geri vermiş mecburen.

9) Haçlıları fırsat bilen Karaman beyi etrafa saldırmış. Yıldırım bu sefer kesin Karamanlıların işini bitirmek üzere üstlerine gidiyor. Karaman beyi Alaüddini ele geçirip öldürüyor (1397). Alaüddin beyine Yıldırım “neden ayaklanırsın” diye sormuş oda “bende senin gibi beyim, neden ayaklanmayayım” demiş. Tabi kellesi gitmiş.

10) Müslüman Samsun alınıyor. Öbür Samsuna dokunulmuyor.

11) Kadı Burhaneddin’den Sivas ve Malatya alınıyor (1399)

12) Yıldırım, Timur tehlikesi olunca oraya yöneldi. Timur 1398 de İran’ı aldı. Bağdat’ı 1393 ve Hindistan’ı aldı 1399. Beyler Sultan Ahmed ve Kara Yusuf kaçıp Yıldırıma sığındılar. Timur ikisininde verilmesini istiyor ve tabi ki hakimiyetinin tanınmasını, yıldırım red cevabını veriyor.

13) Timur Erzincan, Malatya, Suriyeyi ele geçiriyor 1401. Karşılıklı yazışmalar, restleşmeler Ankara savaşını yaptırıyor.

14) Timur çekindiği için en seçkin birliklerini getirtmiştir. (160 bin) Yıldırım 80 bin kişiydi. Savaşta Timur’da 32 de fil vardı. Tabi bilindiğinin aksine savaşı filler değil, savaş sırasında daha önceden satı alınan kara tatarların Timur’a geçmesi belirliyor.

15) Savaşın kaybedileceğini anlayan şehzadeler birer birer yanlarındaki lala larıyla beraber babalarını bırakıp toz olmuşlardır. Çelebi Mehmet daha küçükolduğunda veziriyle Amasyaya kaçarken onu Süleyman çelebi takip etmiştir. İlginç bir not savaşta osmanlı tarafında bulunan sırp birliklerininde kahramanca savaşığı kayıt edilmiştir (20 bin kişi). Yıldırımla beraber iki oğlu Musa ve Mustafa çelebide esir düşmüştür

16) Süleyman Çelebi Bursaya gitmiş oradanda hızla rumeliye kaçmıştır. Timur, Yıldırımın kızlarından birisini torununa nikahlamıştır. Ayrıca ele geçirilen beylikler geri iade edilmiştir. Daha sonra İzmire gidip rodos şovalyeleriyle savaşıp orasını da almıştır (1402). Yaklaşık 15 günde alınan İzmirin ele geçirilme süresinin Yıldırmı şoke ettiği yazılır. Aydınıoğullarına burası verilmiştir.

17) Süleyman çelebiye tanıması için elçi göndermiş, oda kabul etmiştir. İsa çelebi, çelebi mehmet kardeşlerde hakimiyetini kabul emişlerdir. Bizans impartoru osmanlıya verdiği verginin aynısını vermeyi kabul etmiştir. Mısır ve memlük sultanları da hakimiyetini tanımıştır. {anlayacağınız Timur anadoluya mısıra falan ayarı vermiştir. Kendi merkezlerine çok uzak olan bu yerleri vergiye bağlayıp, işgal etmemiştir. Tabi en büyük amaç Osmanlıyı parçalamak, çünkü çok büyüdüklerini görüp birazda çekinmiştir ilerisi için. Sonuçta onları dağıtmış, kendisi adına tehlike kalmamış, anadoluyu bölmüş ve gitmiştir}

18) Heryeri dağıtan Timur memleketine Yıldırımla dönmek istemektedir. Tabi canlı olması çok önemlidir. Çünkü o dönemde Yıldırım dünyada adını duyurmuş çok büyük bir komutan, devlet adamıdır. Tebasına “işte ben bunun gibi bir cengaveri yendim, esir ettim” diyerek gösteriş yapmak istemektedir. Yıldırım da kendisini zehirleyerek öldürmüştür. Timur cenazeyi Musa çelebiye vererek onunla göndermiştir (1403) {tabi bazı tarihçiler “kendini öldürmemiştir” dese de ki osmanlı tarihi böyle yazar, diğer tarihçilerin hemen hemen hepsi kendisini zehirlediğini söylemektedir. Yıldırımın zaten ölmeden önceki konuşmaları, beni oraya canlı götüremeyeceksin tarzı cümleleri olayın açıklayıcısıdır. Yıldırım kendini zehirlediğinde onu kurtarmak için en iyi doktorlarını görevlendirse de ölmüştür. Bir kısım tarihçilerde “müslüman adam intihar etmez” diyerek tarihe inanılmaz bir bakış atarak, alen delona taş çıkartmışlardır}

19) Yıldırım, hırçın, inatçı ve hiddetli bir hükümdar olarak tanınır. Kendisine baş kaldıran ne halka ne asilere göz açtırmamıştı.  Aleme, kadına, içkiye düşkün olduğu, son zamanlarında çok fazla içki içtiği buda asabiyetini artırdığı görülmektedir. Bunların dışında mükemmel bir komutan, asker ve devlet adamıydı. Korkusuz ve ordu önlerinde savaşan yapısı askere büyük cesaret verirdi. Tek hatasını Ankara savaşında yapmış, onun neticesinde de ölmüştür.

20) Osmanlı artık fetret devrine girmiş, şehzadeler arasında taht kavgaları başlamıştır. Artık entrikalardan, ayak oyunlarına hangisi daha iyi oynarsa oyunu o kazanacaktır.

Sonraki yazıya buradan

Papalık Üzerine

Önceki yazı için buradan

I.Murad ile devam etmeden Papalığı da aydınlığa kavuşturalım ki o dönemi biraz daha anlatalım;

1) Venedikliler ve Cenevizlilerle Osmanlı iyi geçinmeye dikkat etmiş. Çünkü iki devlette kıyı devleti ve çok kuvvetli donanmaları var. Osmanlı zayıf donanması dolayısıyla, bu iki devletle ilişkilerde dikkatli davranmış. Venedik-Ceneviz düşmanlığını çok iyi kullanmış. Daha çok Cenevizlilere yakın olmakla beraber, Venediklilerle de ilişkilerde bulunmuş.

2) Papalık; 726 senesine kadar ruhani lider olan papalar, bu tarihten sonra kendilerine roma ve dolayları verilmiş, hükumetleri kurulmuş. Fakat, 1309 yılında bir ayrılık oluyor {dikkat ederseniz Osmanlının kuruluşuyla başlıyor bu}. V.Kleman Roma’dan ayrılıp Avinyon’a gidiyor. 1377 senesine kadar orada kalıp anca bu tarihte papa XI.Greguvar geri geliyor. Fakat bir yıl sonra ölünce birisi Roma’da, diğeri Avinyon’da olan iki papa meydana çıkıyor. 1449 yılına kadar {dikkat ederseniz İstanbul’un fethidir yaklaşık} iki papalık meydanda. Bu sebeple Alman, İtalyan ve İngilizler Romayı, Fransa, Napoli, Loren, Kostil ve İskoçya ise Avinyon papalığını destekliyor. {yine dikkatinizi çektiyse genelde rakip devletler, rakip papalığı desteklemiştir}. Bu olay Avrupa’da dini bir ayrımı meydana getirmiş, mezhep çatışmasını körüklemiş, doğuda hızla yayılan Türklere karşı bir bütün halinde hareket edilmesini de engellemiştir. İstanbul’un düşüşü Avrupalıların kafasını dank ettirmiştir, bir daha da böyle bir ayrıma gitmemeye çalışmışlardır.

3) Tabiri caizse yumurta göte dayanınca kiliseler arası toplantılar yapılmıştır. Türk isyanını engellemek için 1274’de ilk doğu-batı kilise toplantısı yapılmıştır. Yine İstanbul’un müdafaası için asker toplanmasına çalışılmıştır 1388. Bu uğurda okumuşsunuzdur belki savaşa katılanlara cennet bile vaat edilmiştir. Fakat sonuç çıkmamış tabi ki. İşin garibi ülkesi uğruna ölmenin cennete gitmeyi garantilediği büyük dinlerde, papalık “savaşa katılman yeter olm” diyerek bununda açılımını yapmış olmasına rağmen millet kah yemiş kah yememiştir.

4) Bizans’ta bazı imparatorlar Türk işgalini engellemek için Katolik mezhebine bile geçmişlerdir. Fakat hiçbir geçişi halk kabul etmemiştir. Yine 1431-1447 de kiliseleri birleştirmek için toplantılar yapılmış, sonuç alınamamış 1453’de İstanbul düşmüştür.

5) Papa/Avrupa böyle çalkalanırken, Ortodokslara tam bir baskı ve katliam uygulanırken, Türkler tam tersi politika ve yönetim sergileyerek bu 150 yılda çoştukça coşmuşlardır. Türkler bu olayı siyasi koz olarak kullanmışlar, birçok yeri savaşmadan aldıkları gibi isyanların bu sayede önüne geçmişlerdir. İki kilisenin birleşmemesi içinde çalışmışlar, Ortodoksları ve Katolikleri birbirlerine kışkırtmışlardır {e buda Türk oyunumu yani şimdi. Hep diyorum Bizans oyunu efendim çart çurt diyor ya millet ne alakası var kardeşim. Siyasi politika uğruna kimse kimsenin gözünün yaşına bakmaz devletler arası. Elindeki imkanları Bizans eline geçince kullanmış, karşı tarafta Osmanlıda eline geçince kullanmıştır. Siz ister oyun deyin, ister kurnazlık deyin. İlginç nokta, Bizans bunu kullanınca adı “Bizans oyunu” , biz kullanınca şerefsizlik ve hainlikle beraber “kurnazlık” oluyor. Yine bizim ele geçirdiğimiz yerleri biz “feth” ederken elden çıkıyorsak oralar “işgal” ediliyor. Bunları da yine değerlendirmeniz için yazdım}

6) Fransa ve İngiltere bu sırada 100 yıl savaşları yapıyordu (1337-1452). Fransa, savaşta Fransa’dan İngilizleri çıkarmış, feodaliteye son vermiştir {işte bizde son vermeye çalışıyoruz yapabilirsek}. Bu sırada iki devlette haçlı ordusuna katılmak istese de kendi aralarındaki rekabet bunu genelde engellemiştir. {yine tarihlerde gördüğünüz dönemde Osmanlının zirve noktaları. Yani Avrupa Osmanlı tepeye çıkarken kendi içinde karışıklıklarda. Bu sebeple doğuya yardım tam anlamıyla yapılamamış. Ne zamanki birleşilmiş, devrimler yapılmış, Müslümanlığa tek yekun mücadele edilmiş, feodalite yıkılmış, dinin baskısı ve papalığın saçmalıklarından kurtulunup bilime yönelinmiş başarı, refah ve hakimiyette elde edilmiş. Tabi burada daha derinsel analizlere girmeyeceğim}

 Sonraki yazıya buradan