Semaver – Sait Faik Abasıyanık

Sait Faik abimizin ilk öykü kitabı olan Semaver’i araştırma kitaplarının arasından çıkarttım. Malum hikaye kitapları parça parça ve hızlı okunabilen eserler olduğundan oldukça rahatlatıcı okunuyor.

Yazar ilk kitabını ancak babasının yardımıyla çıkartabilmiş. Gerçi bu dönemler için normal diyebileceğimiz durumlar. Semaver içerisinde her yazarın belki de ilk eserlerinde görülebilen vasat hikayeler bulunuyor. Elbette ben hikaye uzmanı değilim fakat Sait Faik’in bir önceki eseri olan Lüzumsuz Adam doyuruculuğunda bir kitap değil. Bu kitabı kötü yapmıyor. Bilakis yazarın gelişimini görmek oldukça güzel bir şey. Keza kitap içerisindeki bazı hikayeler (Semaver başta) çok kaliteli düzeyde.

Yaşadığım şehir olan Sapanca’da göl kenarın kitabı okurken, “Sapanca Gölü kenarından geçmekte olan tren yolcuları” hikayesine rastlamak benim için ayrı bir keyif oldu.

Ayrıca arkadaşım olan bir ufaklığın en yakın dostu olan (Fotoğrafta fark etmişsinizdir) Bumbum da kitabı oldukça beğendi.

Havalar güzelleşirken söyleyin çayınızı, açın kitabınızı bakın keyfinize arkadaşlar.

Hoşçakalın.

Reklamlar

Saatleri Ayarlama Enstitüsü

Arkadaşlarımızın tavsiyesi ile pek fazla okuma imkanı bulamadığım Türk Edebiyatı’nın zirve romanlarından olan Saatleri Ayarlama Enstitüsü isimli eserini bir çırpıda okudum. Eserin sahibi Ahmet Hamdi Tanpınar beklediğimden çok uzak bir üslup ile hikayeyi işlerken yer yer neredeyse kahkaha attıracak düzeyde olaylara şahit olunması okuma kalitesi artırmış.

Roman Hayri İrdal isimli biraz meczup bir karakterin başından geçen olayları anlatmasıyla başlıyor. Olaylar bittikten sonra içini rahatlatmak amacıyla yaşadıklarını kaleme alan kahramanımızın anlatım dile gerçekten efsane düzeyde.

Çocukluğunda öylesine çalışmaya başladığı saatçi dükkanında ustasının yardımıyla bazı şeyleri öğrenen Hayri bey zamanla bir çok işte olduğu gibi garip olaylar neticesinde buradan da kovuluyor. Zaman içinde ailesi, mahallesi ve dolayındaki yaşamını eğlenceli bir dille anlatarak geçiren kahramanımızın her şey bitti dediği anda kader karşısına çıkıyor. Şans eseri tanıştığı Halit Ayarcı isimli eski bir politikacıyla muhabbeti yeni arkadaşına mükemmel bir fikir veriyor. Daha doğrusu Halit Ayarcı bu fikri zorlayarak ortaya çıkartıp bir fırsat kapısı olarak görüyor. Ona göre Türkiye tarihinin en büyük bilim atılımı kurulacak bir enstitü ile sağlanacaktır; Saatleri Ayarlama Enstitüsü..

futuristika_ahmet-hamdi-tanpınar-bize-göre-hürriyet-meselesi_01.png

Kısaca SAE’nin böylece kurulumu için çalışmalar başlarken devlet ve erkanın desteği ile olay büyütülür. Bu “yeni bir şey” akımına halkta elbette elinde tuz ile koşarak destek olur ve övgülerde bulunur. Enstitü zamanla büyüyerek bilimsel araştırmaların merkezi olmuş ama içine doldurulan hısım akraba ve üretilen “hiç” zamanla insanların tepkisini çekmeye başlamıştır. Sonunda enstitü dağılırken olayları ve yaşadıklarını anlatmak isteyen Hayri İrdal kalemi eline alarak bunlardan bahseder yani kitabın başına gidilir.

Roman genel itibari ile tartışıldığında; Türkiye’deki bozuk devlet düzenini/mekanizmaları ve geleneklerinden kopamayan halkın “yenilik” uğruna her şeyi kabul etmesini eleştirir. Halk yeni cumhuriyet ile gelen devrimleri bir yandan anlamaya çalışırken diğer yanda geçmişteki geleneksel değerlerin arasında kalmıştır. Bu eleştiriyi ise oldukça tatlı bir dille gerçekleştiren Ahmet Hamdi Tanpınar’ın eseri gerçekten okunmayı hak ediyor.

Eski edebiyat diyerek çekinenlerin yüreğine su serpeyim anlatım dili ve kelimeler oldukça yalın olup okunabilirliği yüksek bir kitap. Mutlaka tavsiye ediyorum.

Hoşçakalın.

Sizin Hiç Babanız Öldü Mü?

Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum

Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim lambanın biri söndü
Gözümün biri söndü kör oldum
Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
Şöylelemesine maviydi kör oldum

Taşlara gelince hamam taşlarına
Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
Taşlarda yüzümün yarısını gördüm
Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
Yüzümden ummazdım bunu kör oldum

Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?

Cemal Süreya

72.Koğuş

Orhan Kemal’in ünlü eseri 72.Koğuş’u yakın zaman evvel bitirdim. Uzun zamandır okumayı planladığım türk edebiyatının tadına da yavaş yavaş varmaya başladım. Bu bakımdan geç kalmanın üzüntüsü yanında okunacak büyük eserlerin çokluğu sevinç yaratmıyor değil.

72.Koğuş’un hikayesi bizi 2.Dünya savaşının yaşandığı 1941 yılının kötü hapishane yaşantısına götürüyor. Hapishanenin en fakirlerinin, ipsiz, kimsesiz garibanlarını misafir eden 72. kısım ise olayların anlatıldığı yer oluyor.

“Adembaba” olarak isimlendirilen bu gariban koğuşunda ise babasını vuranlardan intikam alan Ahmet Kaptan, kahramanımız olarak hikayede yerini alıyor. Koğuştaki diğer mahkumlar gibi bir yaşantı sürmeyen (kumar, hırsızlık vs.) kaptanımıza hapishaneye yattıktan çok uzun bir süre sonra ilk defa anasından 150 lira gönderiliyor. Paranın gönderilmesine hem şaşıran hem de oldukça sevinen Ahmet Kaptan en fakirlerinin kaldığı 72.Koğuş’tan taşınıp gitmektense elindeki parayı koğuşu ve içindekileri adam etmeye harcıyor.

Bir yanda sırf kan davası uğruna hapis yatan ve aramızdaki normal insanlara benzetebileceğimiz Ahmet Kaptan ile hayatı boyunca itilip kakılan, toplumun en alt kesimi diyeceğimiz Adembaba’ların hikayesi gerçekten etkileyici. Parayı kendisine saklamasını söyleyenler, kumara oturtmaya çalışanlar, faizcilik, çıkar arkadaşlıkları vs. ve artık tanrının paraya dönüştüğü, isimleri hiç hatırlanmayacak yaşamlar.

Kalemi ve kısa öz anlatımı ile Orhan Kemal okunması gereken yazarlardan.

Hoşçakalın.

Gölgesizler

Bir arkadaşımızın tavsiyesi ile alıp okuduğumuz kitabımızın ismi Gölgesizler. Yazar Hasan Ali Topbaş ise günümüzün yükselen romancılarından bir tanesi.

Roman mistik bazı olayların ve kaybolmaların yaşandığı bir köyün hikayesini anlatıyor. Aslında kurgu oldukça karışık olup anlaşılması için belki ikinci kez okunması gerekiyor. Ne yalan söyleyeyim benim anladığım olaylar zinciri bile değişik veya hatalı olabilir.

Kitap şehirde berberde bekleyen bir kişi (yazarımız), top sakallı birisi (postacı), saçı sakalı birbirine karışmış birisi (Cıngıl Nuri) ve berber ile başlıyor aslında. Elbette birde berberin çırağı var. Bir diğer tarafta ise köyde yaşananlar anlatılıyor. Şehirdeki berber dükkanında ara ara yaşananlar (güvercin resmi, muhabbetleri, tavırları, karakterleri vs.) okudukça köy içinde etkileşime (imgeleşme diyelim) giriyor.

Kafanız karışmasın örneğin köyden artık çok bunaldığı için kaçan berber Cıngıl Nuri şehirdeki berber dükkanında saçı sakalı birbirine karışmış hafif sıyrık adamın ta kendisi. Bir rüya ve hayal ortamında gibi bu ilişkilendirme ile hangi hayatın gerçekte hangisinin hayalde yoksa ikisininde mi hayal olduğunu anlamaya çalışıyorsunuz.

Edebi eserlerin değerlendirmesi ve kalitesinden çok anlamasam da kitap oldukça orjinal bir kurgu ile işlenmiş diyebilirim. Yazar betimlemeleri ile anlatımını oldukça süslerken hikaye akışında bir karaktere bağlı kalmadan genel bir yaşam çevresini yansıtmaya çalışmış.

Biraz fantastik biraz Anadolu köyü biraz da gerçek yaşamlardan izlenimlerin anlatıldığı romanı meraklıları okuyabilir.

Hoşçakalın.