Devlet Adamlığı

Az önce sahilden eve giderken “hocam bakar mısınız?” diye bir ses işittim. Jandarma karakolunun orada nöbetçi asker beni çağırıyordu. Yanına gittiğimde benden mümkünse sigara vermemi rica etti. Sigara içmediğim için yardımcı olamadım. Kendimi tanıtıp biraz konuşma fırsatı buldum. Hani askere ne sorulur? Askerlik nasıl gidiyor, memleket neresi falan…

Asker arkadaşımız babamın da jandarma subayı olduğunu öğrenmesiyle beraber dertlendi. Çok rahat ve güzel bir yerde askerlik yaptığını söylememe rağmen askerlerin oldukça mutsuz olduğunu, aslında bütün alaydaki askerlerin mutsuz olduğunu söyledi. Hani biraz da askerlik mi ağır geldi dedim ama yok. Seve seve askere gelmiş lakin komutanlarından şikayetçi. Bir çok şeyden bahsetti bana. En büyük şikayetiyse bildiğimiz bir mesele; “Adalet yok abi!”

18555908_10154435303961560_3605500151962726660_n.jpg

Fotoğrafa dikkatli bakmanızı rica ediyorum. 1997-98 terhisli bölük askerlerimizin geleneksel buluşma fotoğrafını görüyorsunuz. 20 yıl geçmiş olsa da buluşup bir şeyleri paylaşan, hasret gideren, eski günleri anlatan vs. bir buluşma yapıyorlar. Aslında babamın bölüklerinden bir çok asker yıllar sonra bile babamı bir şekilde bulur hal hatır sorar. Nöbetçi askere bunu gösterdiğimde hayretler içerisinde kaldı tabi. Şaka yapıyorum falan zannetti ama fotoğraflardan kabul etti.

Nasıl Oluyor Abi?

Babam döneminin liste başlarından olduğunu daha önce yazdığım bazı yazılarda bahsetmiştim. Buna sebep sürekli sınır karakollarında geçen bir ömür yaşadık beraber. Gençlik yıllarında PKK kurulmuşken, orta yaş subaylığında yine terörün en azgın döneminde bulunmuş kişilerden bir tanesi. Sadece o değil tabi. Devre arkadaşları ile bu ülke için çalışan, ismini hiç duymadığımız ve aslında hiç bir zaman gitmeyeceğimiz, yolu geçtim patikası bile olmayan dağlarında tepelerinde yaz/kış pusu atan/yiyen adamlardan bahsediyoruz. Operasyon nasıl yapılır, pusuya nasıl düşülür, hangi yerden nasıl baskın yapılır vs. askerliği kağıt üzerinden bire bir uygulamaya geçirmiş adamlar bunlar. Koltuğunda yayılıp güneşlenirken “Bu çay soğuk yeni getir lan!” veyahutta ordu evlerinde “yarım kilo su böreği ver oğlum” komutanlığı yapmayanlar..

Devlet adamlığının komutan kanadı yani. Eğitimli, askerini kendi oğlu gibi gören. Askerini gerekirse döven hatta bazen söven ama asla onurunu kırmayan insanlar. Onuru ve gururu bilen, yaptığı hareketin sonucunda askerin yarın atacağı pusuda sakat kalırsa veya ölürse kahrolacak kişiler bunlar. Bölükteki her askeri oğlu gibi gördüğü için şehit olan askerlerine gerçekten ağlayan ve onları unutmayan komutanlarımız. Hepsine verdikleri hizmetten dolayı minnet ve şükran borçluyuz. Onlar olmasaydı verdiğimiz şehitler terörün azgın olduğu yıllarda katlanırdı bunu çok iyi bilmeliyiz.

Yıllar süren mücadelelerinden sonra devrelerinin 1/3’nün şehit olduğu (bazılarının parçalarını bile bulamadılar), 1/3’nün sakat kaldığı (bizim pederde bacağı eline alanlardan), kalan 1/3’nün de bir kısmının sahte davalarla tutuklandığı hapse atıldığını üzülerek tekrar hatırlatmak istiyorum. Beraber savaştığınız, sakatlandığınız, parçalara ayrıldığınız bu mücadelede ayakta kalan son komutanlarında hapislerle sahte davalarla imha edildiğini düşünmenizi istiyorum. Hani eskilere gidin biraz. Şehit isimlerini ekranlarda görüp üzüldüğümüz yıllardı o eski dönemler.

Hakkari’de Pusuya Düşen 7 Asker 1 Astsubay Şehit Oldu Başımız Sağ Olsun Şimdi Survivor’a Bağlanalım Turabi Golden Sonra Kaç Takla Attı? 

Geldiğimiz nokta da artık adına ne dersiniz bilmiyorum. İster “Fetö devleti çökertti” deyin isterseniz “Hükümet içine etti” deyin fark etmez. Bana kalırsa ülke temel vicdanını kaybederek kendi içine etti de neyse. Görülen şey bir çok devlet ayağında olduğu gibi “Kaliteli Komutan” argümanını kaybettiğimizdir. Kaldı ki kalite eğer masalarda tatbikatlarda eğitimse haydi onu yapıyoruz diyelim. Bu ülkenin birebir operasyon yapan, pusu yiyen ve onlarca askerini çatışmalarda kaybeden tecrübeli komutan sınıfı bana göre bu tanıma daha çok uymakta. İtiraf etmeyi pek bilmiyoruz ama şöyle bir gerçek var arkadaşlar. Devlet adamlığının bitmesiyle orduda ki Komutan kavramı da çökmüş bulunmakta.

Bunu bir nöbetçi askerden çıkartmıyorum sakın yanılmayın. Zaten uzun süredir bunu dillendiriyorum. Önceden de askeriye verimli ve düzenli bir yer elbette değildi. Fakat bu ülkede operasyon tecrübesine sahip komuta kademesi gerçekten dünya standartlarında bulunmaktaydı. Artık ülkemiz bu standartların çok çok altında bulunmaktadır.

Lafı nereye getireceğim. Hazır ülke olarak ona buna çatıp operasyon gümbürtüsü yapıyorken bunu da göz önünde bulundurmanızı rica ediyorum. Allah toplumumuza savaş göstermez inşallah. Çünkü kahvehane köşelerinde futbol goy goyu yapmaktan çok daha fazla sonuçları olacağının ne yazık ki farkında değiliz. Elbette bunun sorumluları da yıllar sonra buna izin verenler veyahutta ülkemizi bu hale sokanlar olacaktır.

Yukarıda ki fotoğrafa tekrar bakın. Bırakalım şimdi terhis olanlar 20 yıl sonra tekrar buluşabilsin.

Yöneticinin iyisi savaşı kazanan değil, o savaşı yapmadan kazanandır.

Hoş çakalın.

Kabile Devleti Derken Bu İşte

Ünlü yazar Victor Hugo ölümsüz eseri “Bir İdam Mahkumunun Son Günü” isimli kitabında hırsızlık yapan, tecavüz eden, kişileri öldüren, kısaca suç işleyen insanlara verilecek ceza ile ilgili konuşurken insanları öldürmeye hakkımız olmadığını uzun bir dille anlatır ve şöyle söyler;

“İntikam almak bireyseldir, cezalandırmaksa tanrının işidir. Devlet cezalandırmaz adaleti sağlamalıdır..”

Ülkemiz devlet nezdinde hukuk anlayışını yitirdiği ve bunu kendi intikam/kişisel çıkarları için kullandığından dolayı adalet kavramını yitirdi. Zaten adalete ve evrensel hukuk normlarına pamuk ipliği ile bağlı olan halkta kendi bireysel intikam duygularını ortaya koyarak “kendi adalet” anlayışlarını dile getirmeye başladı.

Artık buralara benzer konular ile ilgili fazla paylaşım yapmıyorum. Çünkü yapmanın anlamsız olacağını düşünüyorum. Çünkü kültürel zenginlikten ve medeniyet adımları atmaktansa orta çağın adetlerine özenmek hoşumuza gidiyor.

Bakın sosyal medyada ki arkadaşlarınıza. Muhafazakar anlayışa sahip arkadaşlarınızın “islami hoşgörü” ve “en saygılı din” maskelerinin düştüğünü, milliyetçi arkadaşlarınızın ırksal bir suçlama noktası aradığını ve faşizmi dile getirdiğini, sosyal demokrat arkadaşınızın “sosyal hukuk devleti” anlayışını nasıl anlayamayıp adamı kazığa oturttuğunu farkedeceksiniz.

Üzerinde sürekli bahsettiğimiz “Demokratik Hukuk Devleti” tanımı bu sebeple her daim korunmalı ve cahil halk kitlelerinin ellerine bırakılmamalıdır. Çünkü insan ne kadar eğitim alırsa alsın, ne kadar dindar olursa olsun veya ne kadar vatanını severse sevsin belli değerlerine saldırılarda içgüdüleri gereği karşı tarafı yoketmek ve öldürmek isteyecektir.

Biz bunun adına “Orta Çağ” kültürü diyoruz. Dünyada geri kalmış ve halkı sömürge haline gelmiş bütün topluluklarda bu kültür devam etmektedir. Toplumda biriken nefret ve hukuk tanımamazlık sanıldığı aksine sadece suçlulara yönelmeyecektir. Zamanla bu kültür genişlemeye, kendi kültür/din/gelenek ve örflerine uygun olmayan şeyleri yine kendi değerlerine göre adalet mekanizmasına oturtmaya peşi sıra hesap sormaya başlayacaktır.

Toplum olarak son 35 yılda geçilen ahlaksızlık, tarihi itibarsızlaştırma, intikam ve kişisel hesap sorma mücadeleleri neticesinde yaratılan eserin sorumlusu yöneticilerdir. Geldiğimiz bu noktanın, cehaletin, ikiyüzlü siyasetin, islami, tarihi geleneklerimizin içinin boşaltılmasının bütün sorumlusu yine onlardır.

Ben bunun basit bir beceriksizlikten ziyade bilerek yapıldığını düşünüyorum. Dizayn edilen bu topluma dahil olmayı kabul etmiyor, insanları bilime ve demokratik hukuk devletine sahip çıkmaya davet ediyorum.

Saygılarımlar..

Demokratik Hukuk Devleti

Bu sabah internetin ve telefon hatlarının kapalı olmasından dolayı oldukça gergin bir gün başlangıcı gerçidim. Malum Laik Demokratik Hukuk ilkelerine bağlı Cumhuriyet muhtemelen böyle bir şekilde yıkılacağından “acaba şimdi mi?” diye düşündüm. Elbette hükümetin ve devletin bu kadar karışık bir ortamda böyle bir girişime girmesinin sırası olmadığına daha fazla kanaat getirerek “bakalım neler olmuş” diyerek etrafı soruşturdum.

Bazı arkadaşlarım “İnternet çalışmıyor DNS değiştirdim olmuyor” tarzı cümlelerinden beni telekom bilgi işlem merkezi zannetmelerini kınıyorum. Artık DNS ile girme dönemlerinin de sonlarındayız zaten. Fazla kalmadı az dayanın derim.

Neyse meğerse gündem gece alınan HDP vekilleriyle ilgiliymiş ve elbette patlayan bombalar falan varmış. Ölen askerlere ve patlamada parçalananlara Allah’tan rahmet dilerken yapılacak bir şey olmadığını, her orta doğu ülkesi gibi bunun da hemen ertesi günü unutulacağını söylerek taziyelerimi bildireyim. Ben tutuklanan milletvekilleri ile ilgili görüşümü bildirmek istiyorum.

Malum peşinen çıktığım ve görüştüğüm bir çok arkadaşım olayı çok normal karşılayıp tutuklanmayı hakettiklerini dile getirdiler. Zaten ülke geneli olarak kah gelen şehit haberleri kah patlayan bombalar dolayısıyla biriken bir sinir olduğundan bu da son derece normal karşılanacak bir şeydir. Fakat yapılan bu tutuklamalar kesinlikle yanlıştır ve demokratik hukuk sistemine aykırıdır! Elbetteki bu PKK terör örgüte destek vermek demek değildir. Açılayalım;

Demokratik Hukuk Devleti nedir? Nasıl olmalıdır?

Demokratik hukuk devletlerinde toplum bireylerini oluşturulan kanunlar korur. Kanunlar belli hukuksal düzenlemeler ile evrensel değerlerden destek alarak mecliste yaratılır. Kanun yapıcıları ise halk demokratik ve tam bağımsız bir seçim ile toplumda yaşayan insanlar seçer. Seçilmiş kişiler bazı demokratik hukuk toplumlarında “Kürsü Dokunulmazlığı” hakkı dolayısıyla dokonulmazlık alırlar ve istediklerini kürsüden söyler ve tartışırlar. Ülkemizde de bu dokunulmazlık hakkı çok daha ileri boyutlarda (yolsuzluk, torpil, fesat, terör vb.) dahil olmak üzere gözardı edilerek bir zırh gibi kuşanılır.

Peki demokratik hukuk sistemlerinde dokunulmazlığa sahip olan kişi istediğini yapabilir mi? Elbette yapamaz. Bu yine seçilen kişiler veya sistemin denetimiyle (bağımsız bir üst yargı veya senato) ile denetlenebilir, soruşturma açılabilir veya dokunulmazlığı bireysel olarak kaldırılabilir.

Siyasi tarihimizde bir çok parti mensubu çeşitli bahaneler ile dokonulmazlığı kaldırılmış veya partisi mahkemelerce kapatılmıştır. Bunun haklılığı veya haksızlığı veyahutta sebepleri konumuz değil. Bunları toplum değerlendirir ve kararını yine demokratik seçimler ile belirler.

Bahsettiğimiz üle sistemimiz bir çok demokrasi katliamına seyirci olmuş, ideolojik ve çıkar uğruna bir çok kişi siyasetten keyfi olarak uzaklaştırılmış veya partisi kapatılmıştır. Bunlar genel anlamda darbeler içinde olduğu gibi siyaset içinde de gerçeleştirilmiştir.

Örneğin yüksek oy potansiyeli olan Erbekan ve partisi iktidarda etkili olduğu vakit bir dönem sürekli “Bunlar şeriatçı Atatürk düşmanı efendim” diye karalanıp partilerine baskı yapılmış veya kapatılmıştır. Amaç ne Atatürk’ün korunması ve demokrasinin bekçiliğidir. Amaç siyasi oyları kendi merkezinde toplamaktır. Keza yer yer Ecevit’te komünizmle suçlanmış ve bunlarla mücadele etmiştir veya işte sol paritlerden de kapatılanlar olmuştur.

Neyse uzatmayalım. Bu anti demokratik siyasi yaklaşım ve kapatmalar bile oluşturulan Demokratik Hukuk sisteminde “yasalar aracılığı” ile yapılmış şeylerdir.

Demokratik Hukuk Devletlerinde seçimle meclise gönderilen kişiler hiçbir yargı kararı olmadan üstelik dokunulmazlıkları varken apartopar gözaltına alınması kabul edilemez bir davranıştır.

Vatan Hainlerini Mecliste Besleyelim Mi?

Bir kere vatan haini kavramı salt terörizm desteği ve fikir beyanı ile açıklanabilecek bir kavram değildir. Devlet malını çalan, devletin kurumlarını ele geçirip kuvvetler ayrılığını yıkarak yargı, eğitim, asker, polis, meclis, cumhurbaşkanlığı sistemini kendi tekeline bağlayanlar/bağlamak isteyenler, kendi çıkarları doğrultusunda ikili anlaşmalarla ülke geleceğini satan, iktisadi yapısını yabancı sermayeye peşkeş çeken, kendi kafasına göre hukuksuz tutuklamalar ve işkenceler yapanlar da vatan hainidir!

Vatan haini diyerek hukuksuz bir şekilde tutuklanan kişiler 10 yıl evvelde, dünde bugünde teröristler ile ilişkiler içerisinde olan kişilerdir. Bunlar yeni ortaya çıkmış gibi birden saldırmanın ve tutuklamanın amacı nedir?

Amaç teröristler ile iş birliği ise bu adamlar yıllardır mecliste değiller midir?

Keza amaç vatan hainlerinin temizlenmesi ise o mecliste adam kalır mı?

Yapılan bu tutuklamalar (terör eylemlerine destek olan vekiller tutuklansa da) demokratik hukuk devletini hiçe saymaktır. Hiç bir kurum veya oluşum seçimle oraya gönderen vekilleri şu andaki yasalar çerçevesinde tutuklayamaz (Gerekirse dokunulmazlığını kaldırıp yargılar).

Türkiye tam olarak bir guguk kuşu devleti haline gelmiştir. Teröre destek olan parti mensuplarının alınması sevindirici olduğu kadar hukuk adına düşündürücü ve üzücüdür. AKP hükümeti yıllardır yarattığı ve beceremediği devlet-cemaat yapılanması ve devlet-PKK anlaşmasını eline yüzüne bulaştırmış, ülkede zaten az olan adalet güvencesini sıfırın altına indirmeyi başarmıştır.

Çekincem yarın meclise gönderilen diğer parti vekillerinin de benzer şekillerde tutuklanması ve meclisin artık içi boş bir arı kovanı haline getirilmesidir.

Bizi bekleyen en büyük tehlike birilerinin silahlanması ve askerle çatışması değildir. En büyük tehlike bağımsız devlet kurumlarının yıkılması ve adalet sisteminin çökmesi sonucu bir iç savaşın kapımızda olmasıdır.

Demokratik Hukuk Devleti bu iç savaşın engelleyicisidir. Kendi keyfi hukuk sistemlerini kuranların dönüp orta doğu devletlerine bakmaları yeterlidir.

Saygılarımla..

Oyun

Eski yazılarımdan okumuşsanız babamın jandarma subayı olduğunu biliyorsunuzdur. Görev amacıyla gittiğimiz güneydoğu ve doğu anadolunun sınır şehirlerinde yaşam çok farklıydı. Halk geçim için mücadele verip terör ile devlet arasında sıkışıp kalmışken, babam ve silah arkadaşları görevlerden ölmeden dönmeye çalışıyordu.

Biz tabi çocuğuz o yıllarda. Bırakın arkadaşlar ile kaynaşmayı arkadaş bile zor buluyoruz. Hem güvenlik sıkıntısı hem de uyum sorunu beraberinde geliyor. 2 yılda bir şehir değiştirip gittiğimizden okula alışmak yeni arkadaşlarımla kaynaşmak ne mümkün?

Yine de yöre çocuklarıyla oyunlar oynuyoruz sürekli. Çocuk ne oynayacak? Top peşinde koşup kışın kızak yapıp kayıyoruz karlar üzerinde.

577d5f31f0dc1e125094332d.jpg

Bu masum oyunlar aklıma geldi bayram günü. Hatırladığım oyunlardan bir kısmı ise göründüğü kadar masum değildi sanırım. Kar topu savaşında bazı çocukların kar topu içerisine taş koyması veya boru ile üfleyerek atılan huni şeklindeki kağıtların ucuna takılan raptiyeler belli ki bazı psikolojik rahatsızlıkların işaretiydi.

Bunların dışında benim annemin oynamama izin vermediği bir oyuncak olan “silah” ile adam kaçırma ve silahlı çatışma bu yöre çocuklarının oyunuydu. Bu oyun olduğunda bende bazen elimi silah yapar (parası ve silah oyuncağı olmayanlar gibi) bir birimize yalancıktan ateş eder yaralar falan eğlenirdik. Annemin neden kızdığını anlayamazken hiç silah oyuncak almayışlarına sitem ederdim.

Yıllar sonra büyüdüğümde silahın, ateşin, ölen askerlerin, operasyonların, PKK’nın, terörün ve ölen şehitlerin içerisinde büyüdüğüm halde babamın silahının nerede olduğunu hiç bilmediğimi fark etmiştim. Hiçte merak etmediğim gibi birden “yahu bizim peder komutandı silahı yok mu? Nerede acaba?” diye sorduğumda Malatya taburunda 23 yaşımda teğmen olarak nöbet tutuyordum.

Belli ki ailem (özellikle annem) çocukların silah ile oynamasına karşı olmuş ve o yıllar için büyük bir öngörü göstermiş. Yıllar sonra Halep’te bayram günü temiz elbiseleriyle silah ile oynayan çocukları gördüğüm zaman bunlar aklıma geldi.

577d5f314967833ae078c58d.jpg

Çocuklar ciddi anlamda çatışma ortamından etkilenmekte ve büyüklerini takip etmekte. Yani yaratılan silahlı canavarların, şiddetin ve terörün suçlusu bu psikolojik travma ile büyüyen kişiler değil buna ortam hazırlayan aile bireyleri ve büyükleridir.

Lütfen eğer çocuklarınız var ise (veya yakınlarınızın) silah, bomba, bıçak, kılıç vb. oyuncaklarını ellerinden alın ve çöpe atın. Sizden ricam bir daha bu oyuncakları almamanız ve çocuğunuzu ciddi anlamda bu tür oyunlar oynamaması için uyarmanız.

Herkese hayırlı bayramlar ve mutlu yarınlar diliyorum hoşçakalın.

Ülke Var Uzakta

Yazarım söylerim çok şey de sosyal ağlarda anlatılan şeyleri ne kendi sayfamda ne burada tekrar tekrar anlatmak istemiyorum.

Ülkemiz son yıl içerisinde yurdun değişik noktalarında patlayan bombalar sebebiyle bir çok masum vatandaşını kaybetti bir o kadarı da sakat kaldı.

Siyaseti suçlamak ve istifa olayların sonucuna götürür bizi. Bu sebeple olay olduktan sonra boş istifa söylemleri bize bir şey kazandırmaz. Çünkü terörist eline silahı veya bombayı ele geçirdiği anda bu eylemi büyük ihtimal gerçekleştirecektir.

Peki siyasi iktidar, emniyet ve asker tam anlamı ile suçsuz mudur?

Terör ve saldırılar en başta yapılacak önlemler dizisi ile engellenebilir. Teröristin yerleşmesine ve adam toplamasına izin verilmez. Bu yurt içi ve yurt dışı için de böyledir. İkincisi siyasi propaganda yapmasına ve silah/propaganda amacıyla para kazanmasına izin verilmez. Üçüncüsü teröristin kullanacağı silah ve bombaların yurt içinden çalınmasına ve yurt dışından sokulmasına izin verilmez.

Ana hatlarıyla terör ile mücadele böyle yapılır. O zaman ülkemiz için şunu sormak gerekir; Geçmiş 10 yılda iktidar teröristlerin yerleşmesine ve adam toplamasına izin vermiş midir? Siyasi propaganda yapmasına ve para kazanmasına izin vermiş midir? Teröristlerin kullandığı silah ve bombaların yurt dışından girmesine izin vermiş midir?

Bu basit soruları beyni olan ve bu ülkede yaşayan herkes kendisine sormalıdır. Düşünmek ve fikir yürütmek sadece sizin seçtiğiniz yöneticilere mahsus bir ayrıcalık değildir. Başkasının ağzından konuşmak veya fikrini anlatmak düşünmek ve fikir yürütmek değildir. İki üç kelam ile bahsi geçen soruları kendinize sormalı ve fikir alışverişini yapmalısınız.

Eğer yapılan fikir yürütmelerinden birisinde bile hataya ve ihmale rastlar iseniz buna izin verenlerin suçlu olduğu ortaya çıkacaktır.

Eğer bir tanrıya inanıyor, eğer az da olsa ahlakınız ve onurunuz var ise lütfen düşünün.

Not: Ben düşündüm inanın bir zararı yok sadece biraz mutsuz ediyor hepsi bu

İki Yüzlülük

Ya yazmak istemiyorum bir şeyde kusura bakmasın buradaki abilerim arkadaşlarım. Birileri imza toplamış bildiri yayınlamış. Katılırsın katılmazsın kabul edilemez dersin doğru bulmazsın. Bildiri üstüne kapılara çarpı koyulup kanlarını akıtacağız tarzı söylemler uygun mudur? Geçtim dini, herkesin dini kendine nasıl anlıyorsa dini ona göre yaşadığı için zaten. Bu hem müslümanlıkta yok hem hukuk devletinde yok.

Düşüncesini söyledi diye soruşturma açıp insanları meslekleriyle tehdit etmenin sonucunda şuna çıkıyoruz; Sakın ha düşüncenizi açıklamayın.

İkincisi samimiyet, vatan, millet duyguları yeni mi kabardı birader diye hükümete siz soru sormaz mısınız? Kim sorgulayacak vatanın milletin onurunu, haysiyetini veya terör propagandasını? Hükümetin adamları mı? Tayyip Erdoğan’dan tutun neredeyse bütün bakanlar, vekiller, gazeteciler ne açıklamalar yaptı 7 yıldır. Abdullah Öcalan’ı öve öve bitiremediler. Bülent Arınç “Abdullah Öcalan aslında iyi insandır namaz da kılıyor” dedi. “Önder, lider, kürtlerin temsilcisi, ufkumuzu açacak adam” diye söyle söyle 5 yıl. PKK ile masaya oturup gizli görüşmelerde kimsenin ne anlaştığını bilmeden bir şeyler yap (çözüm sürecini destekliyorum ama ne yaptığını kimseye söylemez isen ne destekleyeceğim). Teröristlere yasalar çıkart dağdan inen adamı şeref tirübününde oturt sınıra mahkeme kurup dışarıya sal. Askerini polisini savcını güneydoğudan doğu anadoludan çek. PKK’nın (artık ne söz verdiysen) şehirlerde yerleşmesine, silah depolamasına izin ver. Ayıptır kardeşim.

26295617

Sen hangi yüzle çıkıp vatan diyorsun? Kimsin sen hem vatan için gizli pazarlık yapıp hem ortalığı bildiri dolayısıyla kana buluyorsun. Terör propagandasını sen yaptın 5-6 yıldır. Babamın devrelerinin 3’te biri sakat kaldı kendisi gibi, 3’te biri öldü veya delirdi, 3’te biri de balyozdan ergenekondan içeride yattı. Ya bizi çok aptal sanıyorsunuz arkadaşlar ya da kendinizi çok uyanık. Ki bildiri suçlu olarak devleti itham etmesinde bir nebze haklı zaten.

3 aydır bir ilçeyi devlet ele geçirememiş. Salak mısın? Sormuyor musun “kardeşim ülke içindeki bir şehiri nasıl devletin silahlı kuvveti 3 ayda alamaz” diye? Silahları yığmış adamlar şehirlere yerleşmiş. Senin istihbaratın devleti bilgilendirmiş. İzin vermişsin yerleşmesine, sen açıklıyorsun zaten izin verildiğini. Sonra adama saldırıya geçmişsin savaşıyorsun işte. E izin vermeseydin yerleştirmeseydin de bu teröristleri bu şehir çatışması olmasaydı. Niye izin verdin? Sen kimsin ki bir terör gurubunun silahları şehre taşımasına izin veriyorsun? Şehirde ölen her sivilin kanı şimdi senin ve temsil ettiğin devletin ellerine bulaşmış olmuyor mu?

Yahu milli güvenlik diye bir şey vardır. Dingonun ahırına döndü ülke 2 yıldır. Tabi soruşturan yok eden yok. Ben hayatımda bu kadar beceriksiz bir terör yönetimine rastlamadım görmedim de. Hani eleştiriliyor ya “batıda olsaydı bu teröristleri yaşatmazlardı” diye. Evet yaşatmazlardı da “Canlı bomba saldırısı yapanları biliyoruz ama bombayı patlatmadıkları için tutuklayamıyoruz” diyen başbakan ile “Çözüm sürecinde PKK şehirlere silah taşıdı biz bunları biliyorduk ama sesimizi çıkartmadık” diyen cumhurbaşkanı ve istihbarat başkanını da yaşatmazlardı. Sen teröre ortam sağla ondan sonra otur ağla “bana saldırıyorlar” diye.

Geçmişte şüphelerim vardı “devletin terörü istediği ve bir araç olarak kullandığı” ile ilgili. Gerek hükümet gerek askeriye olsun böyle şüpheler ve şüpheli silah sevkiyatlarının varlığını yazan gazeteciler başta Uğur Mumcu’nun askeriyeni PKK içine silah sevkiyatı ile ilgili araştırmasında öldürülmesi gibi. Artık eminim ki hükümetler terörü siyasi iktidarları uğruna kullanıyor ve hiç acıması yok. Eleştirirsen “demek sende teröristsin” diyorlar. Küçük ABD ve İsrail olmakta böyle bir şey işte. Kendi insanlarına siyasi çıkarların için terör uygulamak sonra masum köylü gibi kenara çekilip terörü kınamak falan.

Tebrikler ülkemiz gerçekten yeni bir ABD oluyor. Hemde kana susamış eleştiriden yoksun bir toplum yaratarak oluşturuluyor. Nefret ettirdiniz şu ülkede yaşamaktan bıktım artık.

Sultanahmet

Neymiş başta Fransızlar ve modern devletler neden bizim ülkedeki patlamayı anmamışlar. Ya senin başbakanın 3 ay evvel “Elimizde canlı bombacıların listeleri var ama eylem yapmadan onları tutuklayamayız” demiş. Muhtemelen senin beyin ölümünün gerçekleştiğini gördüklerinden olsa gerek, ötenazi hakkımızı kullandığımızı varsayıyorlar.

Sen 3.sınıfı orta doğu ülkesi olmak için çabalarsan kim seni niye ansın neyine üzülsün?

Sen Afrika kabile katliamlarından ve hastalıktan ölen milyonlara nasıl bakıyorsan öyle bakıyorlar sana. “Yazık bari acısız ölsünler” dersin geçer gider.

Sen uluslararası milli futbol maçında Ankara’da patlayan bombadan ölenlere saygı duruşu yapılırken yuhaladığını “İnsanlık nerede?” diye sorduğun ülkeler duymadılar mı sanıyorsun?

Sen terörden ölenlere üzülmüyorsun ki. “Kim öldü?” diye soruyorsun. Senin ırkından, dininden veya mezhebinde hatta cinsiyetinden değil ise umurunda değil. Hatta seviniyorsun. Bunların fark edilmediğini mi sanıyorsun?

Senin parti liderlerin, bakanların veya vekillerin kürsülerde, gazetelerde veya röportajlarda ırkçılık yapıyor, gavur diyor, döl diyor, artık diyor, piç diyor kendisi gibi olmayana arkadaşım.

Sen iki komşu şehirde yapılan spor müsabakalarında bile ölümüne düşmanlık güdüyorsun. Spor nedir, sanat nedir, sevgi nedir bilmiyorsun.

Sen daha bir gün evvel bir televizyon programında “Güneydoğuda çocuklar ölmesin, kan akmasın ve savaş bitsin. İnşallah bitecek” diyen adama “Terör propagandasından” soruşturma açmadın mı? Senin çocuk veya sivil umurunda değil ki. Sen olmuşsun Alien.

Mezbahada kesilen sığır ne ise sen o kadar canlısın onların gözünde. Yani canlısın hacı henüz insanlığa daha var gelmeye.