III.Mehmed

Önceki yazıya buradan

Devam edelim… Aha tarihi Kanije kalesi savunması kısmına gelmişiz. Mutlaka okuyun tarihi sevmeseniz de bu kısımları çok iyi bir yönetim gösteriyor Hasan paşa hey gidi.

10) Avusturya’da peş peşe başarısızlık geldi Estergon, Vşeyrad düştü 1595

11) Başarısızlık haberleri İstanbul’a gelse de, padişah III.Murad afedersiniz ipimle kuşağım, s…le t..ğım felsefesini benimsediği için aleme devam etti. Derken öldü, yerine de en büyük oğlu III.Mehmed padişah oldu. İlk icraatı 19 kardeşini öldürmek oldu. {tabi 19 kardeşi öldürmesi bir yana, III.Murad alemci ve kadın düşkünü olduğu için bunlar resmiyette görünen daha bir çoğu ortaya çıkamadan öldürülmüştür}. Lakin oda “eğleneyim, sarayda takılayım” havasındaydı. Yeniçeriler ordunun başında sefere çıkmasını istiyorsa da saray ahvali karşı çıkıyordu. Olayları iyice boka sardıran Sinan paşa yine veziri azamdı üstelik. Oda birden ölünce heh heh gelen gideni aratır gibi damad İbrahim paşa geldi. Oda sefere çıkmayın padişahım dese de, yeniçeriler ayaklanıp “Süleyman gibi sefer isteruk” deyince mecbur sefere çıkmıştır.(görüldüğü gibi halk padişahların kötü yönetiminin bilincinde, askeri coşturan ileride bu olacak)

III.Murad

12) Eğri kalesi düşman tarafından ele geçirilmiş, yeniçerilerin derileride canlı canlı yüzülmüştü. Kaleye sefer ile gidilip ele geçirildikten sonra düşmanın canlı canlı derileri yüzüldü. 1596

13) Haçova ovasında haçlılarla savaşıldı. Savaşta Osmanlı birlikleri kaçmaya, çekilmeye başladılar. Dağınık serseri haçlı topluluğu ganimet sandıklarını görünce onlara saldırmaya başladılar. Çadırlarda bulunan ahçı, seyis, hizmetliler vs. kazma, kürek, odunla heh heh bunların üstlerine saldırıyor bir kısmı kaçınca da “düşman dağıldı, kaçıyor” diye bağırıyor iyimi! Kaçan Osmanlı ordusu toparlanıyor bu sayede. (direkten dönüyoruz bir nevi) Hücum edip zafer kazanılıyor. Böylece hezimet birazda şansla Osmanlıya dönmüştür. Fakat padişahımız durur mu? Öteden beri saraya dönmek isteyen “yahu ne yapıyoruz sarayın uzağında oktu baltaydı” diyen III.Mehmed ordusunun moralini bozmuş galibiyeti de hiçe indirmiştir (aferim III.Mehmed)

14) Kanije kaleside alınmıştır fakat sonraki yanlış hamleler çok canda mal olmuştur. Hasan paşa kalede bırakılan bir kısım askerle kuşatılıyor hemen zaten. Yardım istese de, veziri azamımız “benim başka planım var, döncem sana” babında mesaj atıyor. Mesajı “biiiip,biiip” diye telefonuna gelen Hasan paşa ne yapsın? Yazık işte, askerlerin morali bozulmasın diye sahte bir mektup yazıyor mektupta genel anlamda “yettik geliyoruz” yazıyor diye askerlere ve kale halkına moral veriyor. Herkes mutlu oluyor, gülüyo falan. Halbuki gelen falan yok. Çünkü vezir-i azam oldukça yiğit bir paşa olan Hasan Paşa’yı çekemiyor. Orayı ele geçirsinler öldün diye ümit ediyor. (piç Sinan paşa şerefsiz it)

Kanije Kalesi

15) Madem öyle Kanije kalesi kuşatmasını anlatmadan olmaz. Efsanevi Kanije kalesi, Hasan paşanın çabalarıyla  ve muhteşem savunmasıyla hatırlanmaktadır. Kalede üç bin asker ve 200’e yakın atlı birlik vardı. Kalenin önemini bilen Arşidük Ferdinand, 50 bin kişi ve 42 büyük top ile veriyor ayarı. İşte bu kuşatmayı yiyince kale için yardım isteniyor. Vezirimizin ipinde olmadığından “başka yere yardımdayım diyor”, gerçi oraya da yetişemiyor dangalak sığır Sinan Paşa. (Eee hacı sen beceriden yoksun adamları bir yerlere getirirsen, aleme dalıp verilen rüşvetleri adam kayırmayı önemsemez isen olacağı budur) Sonuçta sahte mektupla halkın/askerin morali bozulmasın diye çabalıyor Hasan Paşa. Bu kadar mı? Değil tabi ki ulan anlatıyoruz. Hasan paşa, kaleye girmek için nehir üzerinde yapılan köprülerden birini yaktırıyor, diğerini de çengellerle çektiriyor yıktırıyor. Çamdan da gemiler yapıyor küçük ani baskınlar için. Kale altından yakalanan iki tutsağı sorguladıktan sonra, öldürülmeleri için ağa Ömer beye veriyor. Tabi Ömer beyle daha önce anlaşan Hasan paşa, çakalın adabazarlının en önde gideni. Ömer bey, iki tutsağa “kalede çok asker olduğunu, yardıma gelindiğini” anlatıp hemşeri oldukları için onların eline ekmek verip salıyor. Tutsaklar sevinçle (sazanlar) kaçıp Ferdinand’a durumu açıklıyorlar. Ferdinand duyduklarına hayret edip morali bozuluyor (ulan ne anasının gözüymüş Hasan paşa ama daha durun dahası var)

16)Bu arada İstoni Belgrad düşman eline geçmiş, oranın komutanı Mehmed paşanın kellesi getirilip kale halkına gösterilmişti {burada araya girelim ne oluyor lan falan demeyin. Kale kuşatmalarında çok az bir birlik bile inanılmaz savunma yapabilir arkadaşlar. Önemli olan savaşlarda askerin moralini yüksek tutmaktır. Korku, kaybeden tarafta daha yüksektir genellikle. İşte bu korkuyu yenmek için veya düşmanda bu korkuyu yaratmak için çeşitli yollar hep denenmiştir ve Osmanlının aslında bunu yaratma konusunda üstüne yoktur. Mehter takımının savaş alanına girmeden evvel müziği bağıra çağıra çalması düşmanın kemiklerine işlemiştir. Mesela Osmanlıda Deliler vardı, en önde giden saçlı sakallı iri yapılı kimselerdi, bunlar boynuz boya falan kullanır düşmana sanki yaratıklar geliyor şeytanlar saldırıyor imajını yaratmak içindi. Ve savaşta toparlanması en zor şey dağılan bir ordudur. Ordu, geri çekilmeye başlarsa önünü ancak çok büyük komutanlar alır. Neyse, burada da kale halkına “aha bilmem kimin kellesi, aha kaçanların kolu” diyerek moralini bozmaya, içeride isyan çıkartmaya çalışıyorlar.}. Hasan paşa kelleyi tanımış, fakat onun olmadığını kale halkına açıklamıştı. Fakat bu moralsizliği bir top atışıyla gidermiş, kellelerin asılı olduğu yeri vurup suya düşürmüştü.

17) Belgrad’ı alan Matyas’ta, askerleriyle beraber kaleye takviye olarak geldi. Kaledekilere teslim olmalarını, yardım gelmeyeceğini söylese de teslim olunmayınca şiddetle saldırdı. Lakin moralli kale askerleri iyi karşı koydu, açılan gedikler gayretle geceleri kapatılıyordu. Kale burçlarına kadar gelen düşman askerleri, bir sonuç alamadan döndü. 18 bin asker ve papanın kardeşi de burada yaralanmış ve ölmüştü. Saldırılar durduruldu. Ferdinand kaleyi almak istiyordu, kışında devam edecekti saldırı.

II.Ferdinand (Kutsal Roma İmparatoru)

18) İşte bir taraf canı için ne gerekiyorsa yaparken, saray taraflarında ise “vezir olmalıyım, benim olmalı” diyen adamların iç entrikaları ve padişahın “bugün sarışına mı, esmere mi gideyim yaw?” tercihleri tartışılıyordu. Kalede ise barut sıkıntısı vardı tabi. Hasan paşa düşmandan kalan kibrit ve güherçileri (bir nevi kara barut ham maddesidir) kullanarak barut yaptırdı. Bu arada Hasan paşanın iç oğlanlarından aslen Macar olan iki tanesi kaçtı. Halk “kalenin durumunu anlatacaklar ve saldırı yiyeceğiz” diye çok moralsizleşti. Tabi Hasan paşa ulan bu. “telaş etmeyin ben ders almam, ders veririm” diyerek birilerine atıfta da bulunuyor muydu? Bir düşmanın yakalanmasını emretti, yakalanan askere “iki adam gönderdim kralınızla konuştu mu?” deyince askerde “evet, kalede az asker olduğunu, saldırı zamanıdır” diye söylediklerini anlattı. Çakal Hasan paşa “vurun kellesini” diyerek ağa Ömer beye verdi yine askeri. Ağa Ömer bey askere “bundan evvelki askerleri kendisinin bıraktığını, gönderilen askerlerin yalan söylediğini, askerin çok olduğunu, mühimmatında bir yıl yetecek kadar bulunduğunu” söyleyerek bir ekmek verip gönderdi. Sevinçle geri dönen asker Ferdinand’a durumu anlattı. Arşidükün canı sıkıldı tabi iyice heh heh. Hasan Paşa, birde mektup yazıp, güya serdara gönderecekti. Haberciye mektubu “uygun yerde düşürmesini, haberi de ağızdan göndermesini” söyledi. Mektupta kısaca “düşmana iki güvenilir iç oğlanımı gönderdim, güya asker barut az dedirterek saldırmalarını ve kayıp vermelerini sağlayacağım. Yemekte, barutta bol bol var acele etmeyin amcoğlu” diye yazıp göndertti. Elçi mektubu düşürüp {heh heh} düşman eline geçmesini sağladı. Mektubu okuyan ve tongaya gelen Arşidük, bu kaçan iki iç oğlanın kellerini kestirip “aha işte mesajınızı da yakaladık, ajanlarınızın da kelleri burada” diyerek kale halkına gösterdiler. Tabi kale halkı inanılmaz neşelenmiş ve gülmüştü.

19) Hasan paşa, bir sahte mehtup daha yazarak aynı yolu izledi. (nasıl bir adammışsın olm sen Hasan Paşa) Mektupta “gönderilen erzak ve mühimmatın geldiğini, düşman ordusundaki Macarlarla anlaşıldığını, yakın bir zamanda çift taraftan saldırılacağını vs.” yazıyordu. Arşidük iyice yusuflamış, kafayı yeme noktasına gelmişti. Yanındaki Macarlara güvenmiyordu artık. Sürekli yağmur yağıyor, askerleri firar ediyordu. Ağa Ömer bey, birde donmuş nehirden 300 kişiyle gizlice geçip sert bir baskın yapınca, aynı anda kaledeki topları da Hasan paşa ateşleyince düşman “aha geldiler, aha taraklara geldik dayı” diyerek panikleyerek kaçışmaya başladı. Hasan Paşa kalede 500 kişiyi bırakıp elindeki 3500 yakın askerlere baskına devam etti {yalnız dikkat edin, 3500 kişilik askeri var düşman 70 bin kişi falan ahahhaha} Düşman ordugahı bırakıp kaçtığından barut, top vs. her şeyi bir kısmı da kaleye taşıdı. Kelle getirene ödül deyince de 18 bin kelleyi önüne yıktılar. 1601

20) Bitmedi eheheh, düşman kaçıştı falan fakat bir süre sonra “ne oluyor ulan, takip eden yok bizi bu nasıl baskın” diyerek uzaktaki Ferdinand’ın etrafında toplandılar. Hala şokta olan Ferdinand askerleri toplayıp saldırttı. Hasan paşa yine ele geçirdiği topları çok iyi kullanarak düşmanın anasını ağlattı, hepsini perişan etti. Önüne bu sefer 30 bin kelle yığdılar.

Tiryaki Hasan Paşa Mezarı (Ünye) Orada Da Kanije Kalesi Fatihi Yazıyor Hey Allahım Aklıma Mukayet Ol

21) Ferdinand çadırına askerlerini sokmadı Hasan paşa, oraya top atışı yaptırıp biraz dövünce, Ferdinand zaten meyilli tam topuk yaparak bütün hazinelerini, silahlarını vs. bırakarak kaçtı. Hasan paşa ganimete düşmanı tam temizlemeden dokunulmamasını emretmişti. {haçovadan ders} Sonuçta temizlenen düşman dağıtıldı. Askerler hiçbir ganimete dokunmaması da ayrı bir ayrıntıdır {normalde askerin ele geçirdiği ganimetler hakkıdır, fakat hepsi eşit bir şekilde dağıtılmasını beklemiştir. Buda komutana duyulan güvenin önemini göstermekte}. Bu galibiyet Hasan paşayı vezir yapmıştır. {bu efsanevi savaş gerçektir arkadaşlar. Belki film tadında okudunuz ama gerçek olması inanılmaz yani. Korkuyla yoğurduğu savaşı, mükemmel oyunlarla kontrol eden Hasan paşa inanılmaz bir galibiyet almıştır ve ben bunu kimseden dinlememiştim mesela. Neden anlatılmaz, işlenmez tam filmlik işte ne biliyim al sana 4000 osmanlı filmi. Salak saçma filmler yapacaklarına efsanevi bir şekilde gerçeği neden çekilmez bilinmez anlamak mümkün değil}

22) Baya uzattık sonunda Avusturya’yla savaşlar devam etmiş (14 yıl) sonunda da anlaşma yapılmıştır. Bu savaşlar Osmanlının gücünü yitirmeye başladığı savaşlardır. Ekonomik buhranları ve isyanları beraberinde getirmiştir.

Sonraki yazıya buradan

Reklamlar

III.Murad

Önceki yazıya buradan

II. Selim Ve Oğlu III.Murad

1) II.Selim, sefahata düşkün olup pek devlet işleriyle ilgilenmemiştir. Veziri Sokullu Mehmed Paşa’ya işleri bırakmış, kendisi de alemlere dalmıştır. Ordusu başında hiç sefere katılmamıştır. Avdı, karı kızdı dolaşırken bir gün hamamda cariye kovalarken kayıp düşmüş sonrada ölmüştür {ciddiyim ulan ne adammış eheh hayat sana güzel Selim}{ha birde yeni çıktı padişahın aslında hamamda koşarken ölmediği falan resmi kayıtlarda vardır ekranlardaki şarlatanlara bir şey diyemeyeceğim. “Sultan Selim’in tevekkülü” falan anlatıyorlar ama arkadaş adamın tahta çıkmasından yaşantısına kadar karı kız hacı hangi birini hangisini “yok öyle bir şey” diyeceksiniz. Ama onun ile ilgili de bir yazı yazacağım söz en kısa sürede. Neden tarih tekrar yazılıyor? diye}(1574)

2) II.Selim 57 yaşında ölünce, büyük oğlu Murad’a haber salındı. Hızla gelen Murad gereğince kardeşleri Mustafa, Osman, Süleyman ve diğer iki küçük kardeşini bağdurtmuştur. Kardeşlerin öldürülmesi halkı üzmüştür, 29 yaşında başa geçmiştir.

II.Selim

3) Saraya ilk girdiğinde kardeşlerinden birisinin ondan önce geldiğini düşünen Murad, Sokullu’yu görünce elini öpmeye çalışır, fakat Sokullu ayaklarına kapanınca rahatlar. Lakin bu davranışından dolayı sonradan pişman olur. Devlet işlerine lüzumsuzca karışıp, olumsuz sonuçlara sebebiyet verir. Annesi Nurbanu sultan ile kardeşinin annesi Venedikli Bafa ailesinden Safiye Sultanın rekabeti ve tesirinde kaldığı söylenir. Yine alemi seven, her gece değişik kadınlarla beraber olan ve sekse düşkün bir padişahmış.

4) Fas ve dolaylarında Portekizlilerle mücadele ediliyordu. Fas kralı ilk önce babasını, sonrada kardeşlerini öldürmek istemişti. Kardeşleri Osmanlı’ya sığındı. Kralda kah Portekizlilerden, kah İspanyollardan destek alarak gücünü korumaya çalışıyordu. Bir miktar kuvvetle kardeşler Fas’a gönderilip buraları alındı. Portekizlilere sığınan kral, Portekiz kralıyla Fas’a saldırsa da öldürüldüler. Böylece Fas, Osmanlıya bağlandı. Portekiz ise, ilerde kanlı iç çatışmaların yaşanacağı bir döneme İspanyolların kontrolüne girdi, çünkü ölen kralın varisi yoktu. {şunuda dile getirelim, birincisi haritada gördüğümüz büyük topraklar bizde görünse de aslında bir kısmı yabancı dilde vassal dediğimiz durumda artık neyse tükrçesi boyunduruğumu deriz. Yani askerini kontrol ediyorsun, manda devlet gibi birşey. İkincisi daha önce bahsettiğimiz soy meselesi. Kralın çocuğu olmayınca devam etmiyor. Çünkü “seçilmiş” ve “asil” kana sahip değiller}

III.Murad

5) Gelelim ünlü veziri azam Sokullu Mehmed Paşa’ya. Kanuni’den beri işlerin içinde olan Sokullu, zamanla ki özellikle III.Murad’ın hükümdarlığında birçok sorunla uğraşmıştır. Çok başarılı bir vezir olduğundan, çekemeyenler sürekli ona ayak bağı oluyordu. İsimleri İstanbul’a yol olan bu kişilerin amacı tabi ki şerefsizlik, yükselme, para, hırs ve bilimum ibnelikti. Sarayda gittikçe nüfuzu azaltılan Sokullu’nun yinede işleri yürütmeye çalıştığını görüyoruz. Ölümüne yakın habersiz kararlar alınmış, atamalar yapılır olmuştu. Adamları öldürüldü veya azledildi. Örneğin Amcoğlu ki Budin beylerbeyi olan ve Fülek kalesini zapt eden başarılı komutan Mustafa Paşa, Budin sarayına ve barut mahzenine yıldırım düşünce suçlu bulunmuş (?) idam edilmiştir. {tabi bizim için bu olaylar çok saçma gelse de, o zamanlar bu tip olaylar bir ilahi sebebe bağlanıp masum insanların öldürülmesine vesile oluyordu. Hristiyan ve müslümanlarda da benzer şeyler görülmüştür. Ülkenin refah seviyesi yükseldikçe bu tip bağnazlıklar azalmıştır. Yine tarihsel süreçte görülen hristiyan batı toplumunda bağnazlık azalıp refah yükselirken, Osmanlı toplumunda ise bağnazlık artıp refah seviyesi düşmüştür. Çevrenizde eğitimli ve eğitimsiz bir çok örnek görebilirsiniz. Mesela bir arkadaşımdaydım, bulaşık makinasından çıkardığı bardağı durularken bardak çatlayınca “nazarda çatlamış oldu” dedi. Ben “sıcak, soğuk su” ikilemi yapma gereği duymadım mesela. Burada da, yıldırımın düşüşünü buna bağlamışlardır. Tabi buna bağlayanlar dinsel bağnazlıklarından değil, dini araç olarak kullanıp halkı oyalamak, kandırmak, mevki sahibi olmak için kullanıyorlar. Burada Sokullu’nun zayıf düşmesi bir amaçtır. Misal vebanın sebebi avrupada yıkanmanın papa tarafından bir dönem yasaklanması değil, tanrının işidir ve içlerindeki kızıl saçlı cadı kadınların suçudur. Orta çağda, şimdi götümüzle güldüğümüz bu bahanelerle yönetici kesimi kendi beceriksizliklerini örtmüş, halkı oyalamıştır. Günümüzde ise yine benzer, yine insanları kandırmaya yönelik girişimler devlet tarafından halka sunulmaktadır. Mesela ülkemizde çoktan unuttuğumuz tren kazasının sorumlusu, eski trenlerle hız artırımı yapan bunun sonuçlarını değerlendiremeyen, gerekli güvenlik önlemlerini almayan ulaştırma bakanı değil makinisttir. Mesela madenciler içeride göçükten ölürken suçlu orayı denetlemeyen devlet, iş güvenliğini almayan patron değildir, suçlu lambasıyla içeri giren işçidir. İşte bu bahanelere bir Fransız vatandaşı eminimki götüyle gülüyordur, bizde ise mantıklıdır ve yeterli görülür. Refah ve eğitim seviyesinin yükselmesiyle bunlar aşılacaktır. Eğitimi üniversite bitirmek, refahı da kısa yoldan köşeyi dönmek yada kendini kurtarmak olarak gördüğümüz sürecede daha çok yol almamız gerektiği görülüyor. Bu sebeple bazı tartışmalarda insanlar geçmişi veya günümüzü yorumlarken suçluyu “din, ırk, mezhep, atatürkçülük, laiklik vb.” eksenine oturtarak konuşuyor. Asıl suçlu bu söylenen yapıları kendi çıkarları için kullanan insanlardır. Yoksa temel anlamda hiç bir kuram bir diğerini çok fazla tehdit etmez. Kullanılan bu argümanlar kötü niyetli insanlar tarafından sürekli kullanılır ve bu değerlere de zarar verir}. Neyse Sokullu bir ikindi namazı sadaka vermek için eğildiğinde {her zaman sadaka verdiği adama} kalbinden bıçaklanır ve ölür. Ölümüyle devlet başsız kalmıştır, çöküş dönemine yaklaşılmıştır. Soyu iki koldan günümüze kadar gelmiştir Sokullunun

6) Pek bir sefer görmediğimiz bu yüzyılda İran’la didişiyoruz. Oradaki savaşlar falan ayrıntısına girmeyelim, fakat paşalar arasında “sen gitme, ben gideyim” şeklindeki saray oyunları oldukça fazla.

7) Batıda ise 1590 yılına kadar Avusturya sınırında sorun çıkmamıştır. Karşılıklı haydutluklar falan… taki Bosna valisi cengaver Hasan paşa ağır saldırılar yapana kadar. Padişah III.Murad, paşayı uyarsa da onu başka bir yere almamış, olayların büyümesine sebep olmuştur. Avusturya bu ağır saldırılara karşı vergi vermeyeceğini söyleyip, Erdal, Eflak, Boğdan beylerini de el altından isyana teşvik etmiştir. 1593’te Hasan paşa bir kaleye saldırırken birçok beyiyle beraber köprünün çökmesiyle ölmüştür.

8) Sadr-ı azam Sinan Paşa, rakibi Ferhat Paşa İran’da önemli işler yapınca çekemeyerek atılıp batı tarafına sefere çıkılmasını istedi. Fakat saraydan çıkmayan salak herif, Avusturya’nın diğer beylerle birleştiğini bilmiyordu! Ferhat paşaya geçirsinde ne olursa olsundu zaten şerefsiz pezevenk. Papa teşvikiyle Alman imparatoru ve diğer beyler hep beraber haçlılarla birlikte hareket ettiler 1595

9) Aslında haçlılara Osmanlıya bağlı beylerin kaçış sebebi çok ağır vergiler, bozulan devlet düzeni ve rüşvetti. Yine celali isyanlarında anlatıcam. Ölülerden bile vergi alınır olmuştu nerdeyse. Çevredeki müslüman ahali kesilirken III.Murad ölmüş, yerine oğlu III.Mehmed geçmişti. Ferhat paşa İran’da güzel işler yapınca veziri azam olmuş, fakat ona muhalif damat İbrahim paşa sayesinde beş gün sonra azledilip yerine Sinan Paşa veziri azam olmuştur. Nihayet saraydaki bu karmaşa bitince ancak yönler Avusturya taraflarına çevrilmiştir.Voyvoda Mihal üstüne yapılan akında başarılı olunmuş, lakin esir vergisi almak için bir an tedbirsizlik yapılınca baskın yenmiş, ordu gerisindeki akıncıların hemen hemen hepsi ölmüştür. Bundan sonrada akıncı birliği bir daha neredeyse hiç kurulamamış ve kapanmıştır 1595

Sonraki yazıya buradan