Sevmek

Seven âşık sevdiğine kavuşamayınca ne yapsın?

 

Kimi konuşamaz lal gibi,

İstese de haykıramaz, bağıramaz artık,

Bin bir beste çalınır da,

Duyar ama dinlemez, işitir ama anlamaz olur.

 

Kimi gezinir âmâ gibi,

Gideceği yeri bilemez,

Rengârenk bir cümbüşte yaşar da,

Bakar ama görmez olur.

 

Kimi yürüyemez çolpa gibi,

Ayakları gitmez kalır,

Her yere koşarak gider de,

Aslında hareket etmez taş olur.

 

Kimi de yollara vurur kendini Mecnun gibi,

Dağ bayır gider arar Leyla’sını,

Ağaçlara, toprağa sayıklasa da adını,

Kavuşamaz,

Ozanların dilinde efsane olur…

 

ŞEKER

Reklamlar

Dünyada Tükenmez Murad Var İmiş – Aşık Veysel

Dünyada tükenmez murat var imiş,
Ne alanı gördüm ne murat gördüm sevdiğim,
Meşakketin adın murat koymuşlar,
Dünyada ne lezzet ne bir tad gördüm.

Ölüm var dünyada yok imiş murat,
Gün be gün artıyor türlü meşakkat,
Kalmamış dünyada ehl-i kanaat,
İnsanlar içinde çok fesat gördüm.

Nuşveran-ı adil nerede tahtı vay tahtı sevdiğim,
Süleyman mülkünü kime bıraktı,
Resul-i ekrem’in kanunu haktı de haktı sevdiğim,
Her ömrün sonunda bir feryat gördüm.

Var mıdır dünyada gelip de kalan,
Gülüp baştan başa muradın alan,
Muradı maksudu hepisi yalan de yalan sevdiğim,
Ölümü dünyada hakikat gördüm.

Dönüyor bir dolap çarkı belirsiz,
Çağlayan bir su var arkı belirsiz,
Ceysel neler satar narkı belirsiz,
Ne müşteri gördüm ne hesap gördüm.

AŞIK VEYSEL

Derdim Türlü Türlü

Derdim türlü türlü, yoktur ilacım
Hiçbir türlü bulamadım dermanı
Bir dost bulup dem sürmekti amacım
Gam gasavet çevreledi her yanı

Kalemi kırılsın bunu yazanın
Söyler söyler derdi bitmez ozanın
Çağır bağır emir onun söz onun
Yazan katip böyle yazmış fermanı

Bir bahtı karayım gülmedi yüzüm
Neşeli görünür kan ağlar özüm
Kış misali geçti baharım yazım
Kaldırmadı başımdaki dumanı

Dünya dedikleri bir büyük handır
Veysel durmaz ağlar bunca zamandır
Az yaşa, çok yaşa sonu verandır
Bir gün göçüm çeker ömür kervanı

Aşık Veysel

23 Sentlik Askere Dair

Mister Dallas,
sizden saklamak olmaz,
hayat pahalı biraz bizim memlekette.
Mesela iki yüz gram et alabilirsiniz,
koyun eti,
Ankara’da 23 sente,
yahut bir kilodan biraz fazla mercimek,
elli santim kefen bezi yahut,
yahut da bir aylığına
yirmi yaşlarında bir tane insan
erkek,
ağzı burnu, eli ayağı yerinde,
üniforması, otomatiği üzerinde,
yani öldürmeye, öldürülmeye hazır;
belki tavşan gibi korkak,
belki toprak gibi akıllı,
belki gençlik gibi cesur,
belki su gibi kurnaz,
(her kaba uymak meselesi)
belki ömründe ilk defa denizi görecek,
belki ava meraklı, belki sevdalıdır.
Yahut da aynı hesapla Mister Dallas,
(tanesi 23 sentten yani)
satarlar size bu askerlerin otuzbeşini birden
İstanbul’da bir tek odanın aylık kirasına,
seksen beş onda altısını yahut,
bir çift ıskarpin parasına.
Yalnız bir mesele var Mister dallas,
herhalde bunu sizden gizlediler.
Size yirmi üç sente sattıkları asker,
mevcuttu üniformanızı giymeden önce de,
mevcuttu otomatiksiz filan,
mevcuttu sadece insan olarak,
mevcuttu,
tuhafınıza gidecek,
mevcuttu
hem de çoktan mı çoktan
daha sizin devletin adı bile konmadan.
Mevcuttu, işiyle gücüyle uğraşıyordu,
mesela Mister Dallas,
yeller eserken yerinde sizin New York’un,
kurşun kubbeler kurdu o,
gökkubbe gibi yüksek,
haşmetli, derin.
Elinde Bursa bahçeleri gibi nakışlandı ipek.
Halı dokur gibi yonttu mermeri
ve nehirlerin bir kıyısından öbür kıyısına
ebem kuşağı gibi attı kırk gözlü köprüleri.
Dahası var Dallas,
sizin dilde anlamı pek de belli değilken henüz
zulüm gibi,
hürriyet gibi,
kardeşlik gibi sözlerin,
dövüştü zulme karşı o,
ve istiklal ve hürriyet uğruna
ve milletleri kardeş sofrasına davet ederek
ve yarin yanağından gayri her yerde,
her şeyde,
hep beraber
diyebilmek için,
yürüdü peşince Bedrettin’in;
O, tornacı Hasan, köylü Memet, öğretmen Ali’dir,
Kaya gibi yumruğunun son ustalığı,
922 yılı 9 Eylül’üdür.
Dedim ya, Mister Dallas,
Herhalde bütün bunları sizden gizlediler.
Ucuzdur vardır illeti.
Hani şaşmayın,
yarın çok pahalıya mal olursa size
bu 23 sentlik asker,
yani benim fakir, cesur, çalışkan milletim,
her millet gibi büyük Türk milleti.

Nazım Hikmet Ran

Severim Ben Seni Candan İçeri

Severim ben seni candan içeri
Yolum vardır bu erkandan içeri

Beni bende deme bende değilim
Bir ben vardır bende benden içeri

Nereye bakar isem dopdolusun
Seni nere koyam benden içeri

O bir dilberdurur yoktur nişanı
Nişan olur mu nişandan içeri

Beni sorma bana bende değilim
Suretim boş yürür dondan içeri

Beni benden alana ermez elim
Kadem kim basa sultandan içeri

Tecelliden nasib erdi kimine
Kiminin maksûdu bundan içeri

Kime didar gününden şu’le değse
Onun şu’lesi var günden içeri

Senin aşkın beni benden aliptir
Ne şirin dert bu dermandan içeri

Şeriat, tarikat yoldur varana
Hakikat, marifet andan içeri

Süleyman kuş dilin bilir dediler
Süleyman var Süleyman’dan içeri

Unuttum din diyânet kaldı bende
Bu ne mezhebdürür dinden içeri

Dinin terkedenin küfürdür işi
Bu ne küfürdür imandan içeri

Geçer iken Yunus şeş oldu dosta
Ki kaldı kapıda andan içeri

Yunus Emre

Bize Didar Gerek Dünya Gerekmez

Bize didar gerek dünya gerekmez
Bize mânâ gerek dâvâ gerekmez

Bize Kadir gecesidir bu gece
Sabahlar olmasın seher gerekmez

Bize aşk şerbetinden sun ey saki
Bize uçmakta Kevser gerekmez

Kadehler dolu dolu içelim biz
Biz sarhoş olmayız humar gerekmez

Eğer bu dert ile hasta düşer isem
Sefalık vermesin ilaç gerekmez

Gerekmez yar 
Gerekmez can 
Gerekmez

Bize didar gerek dünya gerekmez

Yunus sarhoş olup düştü sokakta 
Çağırır Taptuk' unu âr gerekmez

Yunus Emre