Dört Güvercin – Nazım Hikmet

Geldi dört güvercin
suda yıkanmak için.
Su mahpusane yalağındaydı.
Ve güneş
güvercinlerin
gözünde, kanadında, kırmızı ayağındaydı.
Girdi dört güvercin
yıkanmak için
suyun içine.
Ve kederli toprakta dört insan
baktı dört güvercine.
Güvercinler hep beraber
güneşi taşıyıp kırmızı ayaklarında
uçabilirler.
Durdurmaz onları demir ve duvar.
Güvercinlerin yumuşak kanatları var.
Ve kanatlar
Şimdi burda, şimdi damın üzerinde.
İnsanların kanatları yok
İnsanların kanatları yüreklerinde.
Dört güvercin,
güneşe varmak için,
yıkandı, uçtu sudan.

Reklamlar

Aşkın Aldı Benden Beni – Yunus Emre

Aşkın aldı benden beni
Bana seni gerek seni
Ben yanarım dün ü günü
Bana seni gerek seni

Ne varlığa sevinirim
Ne yokluğa yerinirim
Aşkın ile avunurum
Bana seni gerek seni

Aşkın aşıklar oldurur
Aşk denizine daldırır
Tecelli ile doldurur
Bana seni gerek seni

Aşkın şarabından içem
Mecnun olup dağa düşem
Sensin dünü gün endişem
Bana seni gerek seni

Sufilere sohbet gerek
Ahilere ahret gerek
Mecnunlara Leyla gerek
Bana seni gerek seni

Eğer beni öldüreler
Külüm göğe savuralar
Toprağım anda çağıra
Bana seni gerek seni

Cennet cennet dedikleri
Birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene Ver anları
Bana seni gerek seni

Yunus’dürür benim adım
Gün geçtikçe artar odum
İki cihanda maksudum
Bana seni gerek seni

Yunus Emre

Sizin Hiç Babanız Öldü Mü?

Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum

Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim lambanın biri söndü
Gözümün biri söndü kör oldum
Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
Şöylelemesine maviydi kör oldum

Taşlara gelince hamam taşlarına
Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
Taşlarda yüzümün yarısını gördüm
Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
Yüzümden ummazdım bunu kör oldum

Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?

Cemal Süreya

Beni Hor Görme Gardaşım

Beni hor görme kardaşım
Sen altınsın ben tunç muyum
Aynı vardan varolmuşuz
Sen gümüşsün ben sac mıyım

Ne varise sende bende
Aynı varlık her bedende
Yarın mezara girende
Sen toksun da ben aç mıyım

Kimi molla kimi derviş
Allah bize neler vermiş
Kimi arı çiçek dermiş
Sen balsın da ben çeç miyim

Topraktandır cümle beden
Nefsini öldür ölmeden
Böyle emretmiş yaradan
Sen kalemsin ben uç muyum

Tabiata Veysel aşık
Topraktan olduk kardaşık
Aynı yolcuyuz yoldaşık
Sen yolcusun ben baç mıyım

Aşık Veysel

Palyaçonun Dizeleri

Meçhul’e Doğru
Karanlığın sesini dinliyorum
Yalnızlığın üstünde
Bulutlar dem vuruyor geceye, boyalı bulutlar
Palyaço, bilsen ne kadar yalnızım
Uykumun arasında yüzündeki boyaları anımsıyorum
Bilsen, kaç fersah dipte öldü duygularım
Ah palyaço! Sen benim yalnızlığımsın
O kadar büründüm ki yalnızlığa
Zamanın sesini duyar oldum
Beni uçan balonlarınla al götür palyaço
Buralar çok yalnız, biraz da sen
Alkol kokuları bulaşıyor geceye
Çocukça düşlerimi kirletiyorlar
Beni ancak sen temizlersin palyaço
Ancak sen tutarsın ellerimi, bir de boyalı balonları
Balonlar yükseliyor ellerinden geceye
Biraz farklılar sanki palyaço;
Hayallerimi mi sığdırdın içine?
Annemin bana seslendiğini duyuyorum;
”Haydi! Yatma vakti”
Yatma vakti çoktan geçti palyaço
Ölüm vakti yaklaşıyor
Umutlarımla gömün beni
Bir de yükselen balonlar olsun
Tabutum şekerden olsun.

Gel Palyaço…
Tut ellerimi palyaço, lütfen
Hiç sevmem tabutları
Hele ki şekerler korkulu rüyamdır
Gözlerime bak derin derin, lütfen
Çünkü palyaço, gözlerine değince
Menzilime girince uzaklaşıyorum ölümden
Boyalı suratında bir meçhulluk gözlerin
Kelebek çizmiştin gözlerinin etrafına, hatırlar mısın?
Kelebek olmuştum, geceye uçmuştum
Sen gülmek için varsın
Geceyi aydınlatmak için
Sakın ha ağlama palyaço
Boyaların akarsa nasıl şiir yazarım sana?
Aman ağlama, gözlerinin rengide akar belki
Meçhullüğü bozulursa nasıl kurtulurum ölümden
Belki ağlarsan renkli yağmurlar yağar
Her damlası öldüresiye saplanıyor yüreğime
Buralar çok sessiz yokluğunda palyaço
Çok renksiz buralar; bir de bulutlar
Derin bir çukuru anımsıyorum
Yanaklarındalar sanki, çok derin
Ölmek vakti demiştim ya palyaço
Ölürken yaşamak vaktiymiş saçlarında
Sen büyük bir cinayetsin
Meçhulluğün çok derin
Buralarda öyle
Gel artık palyaço, gel, lütfen…

Umutların Med Ceziri
Geldin sonunda yağmurlardan
Yağmurlar renkli yağıyor palyaço
Acıtmıyor bu sefer ama, mutluluk saçıyor
Bıkmıştım karanlığın sesinden
Senin sesin gökkuşağı yaratıyor geceye
Eski şarkıları anımsatıyor
Nasıl da mutluyum bir bilsen
Yanımdasın, bir çocuk gibiyim
Gözlerinden geçmişim yansıyor sanki
Hayallerim can buluyor her zerrende
Kelebekler var çehrende palyaço
Gözlerinden kopup dünyamda dolaşıyorlar
Meçhul renkli kelebekler bunlar
Hiçleşmek istercesine bir bağlılık bu
Hiçleşmek istiyorum balon tutan ellerinde
Hiçleştir beni balonlarının içinde
Zaman artık senin için var
Ayrılıklar görüyorum etrafımda, ama sen geldin
Geldin palyaço, daha ne isterim ki
Gitme, sen gidersen… düşünmek bile istemiyorum
Sen yorulma diye döndüğün yere dönüyor dünya

Ruhuma dokunuyorsun, ama ellerin değmiyor
Gözlerin değiyor palyaço
Gözlerin ruhumda eriyor
Ruhuma karışıyor, bende meçhul oldum
Gözlerin gibi,
Ve bir veda nağmesi

Rüzgarların Med Ceziri
Gece çekiyor dünyama
Biliyorum geleceksin yine
Şimdilik elimden ayla yarışını izlemek geliyor
Gidiyorsun palyaço, kelebeklerini bana bırakarak
Med ve cezir gibisin
Gidiyorsun ve geliyorsun
Bunu genelde denizler yapar
Ama sen rüzgarların medcezirisin palyaço
Sen ufak denizleri değil, yüce dağları seversin
Sen mi yarattın onları?
Ne zaman baksam seni görüyorum
Göklere bakınca orada olmuyorsun ama
Çünkü gökler çok uzak bana
Sen olma, sen dağları sev
Onlar yakın ve yeşiller, gözlerin gibi
Belki de maviler, bilmiyorum palyaço
Çünkü garipler, çok garipler
Meçhul gözlerin var senin
Etrafında kelebekler uçuşan
Bilmem bilir misin o kelebekleri ve balonları çok severim
Yalnızlığı da.
Yalnızlığım sensin benim palyaço
Ellerinde, gözlerinde hiçleşiyorum
Çünkü sen, baktığımda gördüğüm dağların en tepesisin
Ve ben oraya hiç çıkamadım
Korkardım çünkü, karanlıkta kaybolmaya
Ve sen beni karanlıktan kurtardın palyaço
Beni sen kurtardın…

Talat ÇELİK