Sıra Sana Geldiği Zaman

Zaman gazetesini sevmem gerçi hiç bir gazeteyi sevdiğim söylenemez. Lakin Zaman gazetesinin yeri ayrı. Attığı saçma sapan manşetler ve iftira haberlerini gazete okuduğum zamanlardan biliyorum unutmadım. Manyak bir subayın eline bomba vererek beklettiği asker haberine “işte ordunun hepsi böyle” demeye getirmesi, balyozlar havada uçuşurken her gün bir askeri rezaleti habere yer vermesi, askerlerin hepsini ve ailelerini neredeyse dinsizlikle eş değerleyen bunu da muhalifin bütün kanadını katarak yapan gazetemiz. Yargıya ve polise yerleşerek atamaları ele alan, üniversite sınav sorularını çalıp şifreleyip tatmin olan başbakan ve cumhur ile ve albette AKP ile yürüyen gazete.
 
Fakat yine inandığımız insani değerler daha önemlidir. Haklı/haksız protesto eylemi yapanlara bu tarz bir müdahele haliyle kabul edilmemelidir. Polis şiddeti beslendiği saray zihniyetinden dolayı bu haldedir.
12800262_10154172446393812_8169067257753515603_n.jpg
 
Ben ülkemin din, dil, ırk, mezhep ve cinsiyet ayrımı yapmayan bir yer olmasını arzu ediyorum. Görünen o ki hükümetin yetkili polisleri bu konuyu yanlış anlamış olacaklar ki mevzu bahis “şiddet” olduğu zaman hiç bir ayrım yapmadan saldırmakta bir sakınca görmüyor.
 
Polislik kolay değil elbette. Fakat size saldıranla uğraşmak ile gösteri özgürlüğünü iyi ayrıt etmek zorundalar.
 
Bu resimlere bakıp içten içe sevinenler ve oh olsun diyenler. Yapmayın lütfen bu muameleyi kimse hak etmez. Ne olursa olsun ne yaparsa yapsın böyle davranılmaz. Allah bu millete akıl versin.
Reklamlar

İslamda Barış Ve Şeriat Yönetimi

Yazmayayım yazmayayım diyorum ama arkadaş o kadar çok duyuyorum ki bu lafları çevremden. İster istemez bunların anlatılmasının gerekliliğini hissediyorum artık. Son günlerde ne yazık ki iki üç kişinin sosyal ortamda tehdit ve saldırısına maruz kaldım. Saldıranların yazdıklarımı yanlış anlaması veya tam okumadan hakaret etmesi ortak özellikleri oldu.

Aslında bir tanesi sonradan özür diledi ama bu genel bir sorun halinde. Neyse ya konu bu değil aslında. Saldırıda bulunanların yakın çevrede yaşaması ve “islami muhafazakarlıklarının” yukarıda olması ortak noktaları. Yani arkadaşlar muhtemelen cumaları kaçırmayan, selam veren alan, içki içmeyen ve aslında büyüğe veya olaya saygılı insanlar. Fakat son zamanların gergin ortamından kaynaklanmasının yanında eğer istedikleri cevap ve yorumları alamazlar ise oldukça sert tepki gösterip saldırabiliyorlar insana. Bunu genellemeyelim falan diyeceğim ama yok kusura bakmayın ama saldırgan bir yapıya sahipler.

36679

İslami hoşgörü diyerek sürekli dile getirilen ve bu temeller üzerine inşa edilmek istenen “İslami Devlet” yapısı işte bu tezatı da içinde barındırmakta. Benim anladığım islami veya dini diyelim değerleri hayatın önüne koyan insan dünya malına ve hayatına önem vermeyen, karşısındakini kırmadan konuşan, saldıranı Allah’a havale eden kişidir. İntikam ve cezalandırma tanrıya bırakılarak adalet için mücadele edilir. Başka dinden/mezhepten/ırktan olanlara saygı gösterilir. Baskı yapılmaz, aşağılanılmaz “ben dinim ile gurur duyuyorum” denilebilir ama “benim dinim doğru sen cehennemde yanacaksın şerefsiz köpek” denmez. Çünkü müslümanlığa göre gayri müslim her insan potansiyel bir müslüman adayıdır ve ona göre yaklaşım sergilenmelidir. Bu sebeple bir lafınız ile dininize belkide kalben yakın olan bir kişi uzaklaşır bunun sorumlusu da siz olursunuz.

Elbette bu yukarıda anlattığım işin kağıt üstünde olanı veyahutta benim için kişisel bazda kalanını teşkil etmektedir. Ne yazık ki iş uygulamaya gelince kişiler hiçte yukarıdaki hoşgörü ve saygıyı sergilememekte, karşısındakine hakaret etmeye ve hatta saldırıya geçmekte bir sakınca görmemekteler. Yaşadığımız çevremizde (toplumda) ve yönetilen dini devletlerde (her hangi bir din) de ne yazık ki böyledir. Burada halktan bazıları kendi inanışının yapay iyi niyetindeki aldanmacılığa kapılarak yukarıda belirttiğimiz hoşgörü devletinin kurulacağına inanmaktadır. Bunu samimi bir şekilde kalbinden söylemektedir. Peki söylediğimiz bu hoşgörü tarihsel süreçte yapılabilmiş midir?

Geçmiş dönem İslam odaklı devletlerdeki yönetim ve devlet anlayışları kutsal kitabın hoşgörüsü ve dirayetinden ziyade çok daha sert ve baskıcı iktidarlar ortaya çıkartmıştır. Bunun sebebi bir çok noktayı içermesiyle beraber ana hatlarıyla karşımıza iki unsuru çıkarmaktadır; Eğitim ve İnsanın Doğal yapısı.

islam-hosgoru

Bu tarz Dini devlet yapısını isteyen ve gerçekten yukarıda belirttiğimiz tarzda yaşayan iyi niyetli insanların bir kısmı kurulacak devlet yapısının zamanla daha iyi bir toplum yapısına doğru kayacağını ve bunun da dini eğitim ile sağlanacağını düşünmektedirler. Diğer kısmı ise mevcut laik eğitim sisteminin zaten islama aykırı olduğunu söyleyerek her türlü değişikliğin şimdiki yapıdan iyi olacağını belirtmektedirler.

Elbette kendi düşüncelerine saygı göstermek ile beraber bu söylenenlere katılmadığımı belirtmek istiyorum. Çünkü elimizdeki en büyük örneklemeler tarihte bulunmaktadır. Bir kere bahsi geçtiği gibi yönetilen bir devlet yapısı tarihte hiç bir zaman kurulmamış ve uygulanamamıştır. Ne İslam ne Hristiyanlık ne Yahudilik ne diğer dinler hiç biri bunu uygulayamadığı gibi dini devlet yapısı zamanla iktidarın halkı sömürüde ve ezmede kullandığı bir araç haline gelerek toplumun dinden uzaklaşmasına, dinin yıpranmasına, dinin amacından uzaklaşmasına ve iç karışıklıklara yönelmesine sebep olmuştur. 

Yukarıda yaptığım saptamaların ayrıntılarını zaten tarih yazılarımda bulabileceğiniz için onlara çok girmeyeceğim. Fakat yine belirttiğim gibi iktidarını dini yönetimsel sisteme geçirerek halkı geçmişteki gibi kandırıp siyasete alet etmek isteyen çevreler, günümüz iyi niyetli müslüman toplumunu kandırmak için bir çok yola başvurmaktalar;

Bunlardan en önemli argümanları elbette “Yeni Bir Tarih” yazıcılığı. Türkiye devlet tarihinin laik temelle kurulduğunu ve geçmiş yazılanların yalan olduğunu bazı “doğru örneklemeler” ile anlatarak kendilerine uygun bir tarih yazma girişimleri en büyük silahları. Bunun için hükümete yakın kolların sivil toplum örgütleriyle çalışarak kendi neferlerini üretme çabalarını görmekteyiz.

cuma-hutbesi-tövbe

İkinci büyük argümanları ise laik demokratik hukuk devletinde olmaması ve yapılmaması gereken gerek tek parti gerekse çok parti döneminde muhafazakar kesime yapılan baskılar ve engellemeler. Yine bunları tekrar tekrar dile getirerek propaganda ekseninde beyinler yıkanmaktadır. En çok anlatılanları örneğin; asılan İskilipli Atıf, Harf Devrimiyle cahil kalma, evlerin basılıp kuran yakılması/toplanması, camilerin ahıra çevrilmesi, laikliğin dinsizlik olarak tanımı, din derslerinin eğitimden çıkartılması, başörtüsü ile okumanın engellenmesi vb. bazıları doğru bazılarının yalan olduğu şeyler…

Üçüncü argüman ise ilki gibi “Yeni Bir İslam” anlayışı. İslam tarihini yeniden yazmaya cesaretleri olmadığından (çünkü ilk 500 yıla yakın dönem kalıplaşmış ve artık öyle kabul edilmiştir) kendilerinin çıkarları doğrultusunda yaratılan dini yapıdır. Bu dini yapıda İslamın bütün değerleri aynen kabul edilir fakat bazı şeyler görmezden gelinir veya öne çıkartılmaz. Bir nevi kendi kendini kandırmaktır aslında. Bu yapı düzeni Osmanlı Devletini bitirmiş ve yıkılışa giden sürece sebep olmuştur. Nasıl anlatayım? Adamın biri banka soydu diyelim ve 10 milyon doları çaldı. Çaldığı bu para ile kendine ev alıp birde fabrika açtı hemen yanına da cami yaptırdı. Fabrikaya insanları aldı onlara ekmek verdi geçimlerini sağladı iş adamı oldu. İşte bu durum için bana göre müslüman bir kişi “helal olmayan yolla” kazanılan bu parayla yapılan işin doğru olmayacağını düşünmeli ve bunu yapanı cezalandırmalıdır. Fakat yaratılan “Yeni Bir İslam” anlayışı çerçevesinde bu olay yadırganmaz hatta tebrik edilir. Bunun açıklaması da “müslümanlara hizmet” ile veyahutta “dinsizliğe karşı savaşta yapılanların kabul edilebileceği” düşüncesine doğru kayar. Bunu sadece banka soygunu ile düşünmeyin; avanta, rüşvet, ihalenin bağlanması, yine bir ihale almaya karşılık vakfa bağış vs. hepsini tabii olarak kapsamaktadır. Bu iddiaların temellerini ise yaratılan yeni “Osmanlı Devletine” atıf yaparak çözmeye çalışıyorlar.

ottoman_jerusalem

Yazdığım üç argümanın kullanılmasıyla beraber aslında olmayan bir tarihsel süreçte, aslında uygulamada bazı yanlışlıkları olan olmayan bazı tarihi şeylerin kullanılmasıyla, aslında dinde olmayan şeylerin “varmış tabi” denilerek “İslami Devletin” temelleri atılmaya çalışılıyor. Hakikat halktan gizlendiği gibi kamuflaj olarak da sürekli “İslamın Kardeşliği” argümanı kullanılıyor.

Aslında sürekli bahsedilen “İslam Kardeşliği” tarihini okursanız öyle olmadığını çok iyi anlayacaksınız. Başta söylediğim İnsan Doğası sanırım İslam Tarihinde devreye girmekte. Neden bu tarihi anlatıyorum? Çünkü kendini müslüman olarak gören arkadaşlarımın bana göre bunlara dikkat etmesi gerektiğini düşünüyorum. Ne diyorduk İslam Tarihi okullarımızda Hz.Muhammed’in ölümünden sonra hızlıca geçilen, kısa iki üç paragraf ile hemencecik Anadolu’ya Türklerin girişiyle müslümanlığı keşfetmesi şeklinde anlatılır. Hani diyorlar ya “Laik cumhuriyet bize tarihi yalan anlatıyor” diye. Aslında “Laik Cumhuriyet” tarihi anlatmıyor(eksik anlatıyor daha doğrusu). Osmanlının ayrıntılarını ve müslümanlık dönemini anlatsa ne vatanseverler ne dindarlar belki itikatlarını yitirir bundan çekiniyor belkide. Neyse bu başka konu şimdi. İslam, Hz.Muhammed’in ölümünden sonra ballandıra ballandıra anlatılan dört halife döneminin iktidar mücadeleleri, suikastler, katliamlar, köle/cariyelik sisteminin kullanımı ve zulüm dönemine giriyor. Kısa bir sürede yaşananlar ve tarihi gelişim anlatılan ütopik anlayışın olmayacağının çok iyi bir kanıtı aslında.

Çok ayrıntılarıyla anlatmamakla beraber özetle  ikinci bölümde Halifelik zamanında gerçekleşen olayları anlatacağım. Hoşçakalın efendim…

Bir sonraki yazıya buradan

İdam

İki gün evvel bildiğimiz gibi insan olan herkesin içini burkan ve tüylerini diken diken eden bir olay yaşandı. Hani bir sürü olay yaşanıyor da işte bu biraz daha öne çıkarıldı ve toplumumuzda haklı tepkilere vesile oldu.

Olayı yeni duyanlar için kısa okulundan evine gitmek için akşam 7 gibi bir dolmuşa binen Özgecan, otobüsün şoförü tarafından kaçırılıp tecavüze yeltenilmiş mücadele edince bıçaklanıp yumruklanarak öldürülmüş. Sonradan cesedi yok etmek için arkadaşını ve babasını çağıran şahıs öldürdüğü Özgecan’ı yakmış ve bir yere atmıştır. Sonradan cesedin bulunması, tutuklanmaları ve itirafları olduğu söyleniyor. Peki haberleri takip etmesem de muhtemelen suçlular bunlar gibi görünüyor.

Elbetteki bu ülkemizdeki diğer bir çok kadın cinayetinden sadece bir tanesi. Bunun gibi öldürülen bir çok kimsesiz insan ve elbette daha savunmasız olan kadın/çocuklar en büyük tehlikede olan grup. Ülkemizde toplumumuz dediğim gibi çok solcu, çok milliyetçi ve çok muhafazakar ama değerlerimiz kağıt üzerinde olduğu için çakma insancıklığımızla övünmekten öteye gidemiyoruz. Okuma araştırma çok olmadığı için de “nasıl oluyor neden yapıyorlar?” gibi sağa sola sorular sorduktan sonra unutuyoruz gidiyor.

Hani sanırsın aylardır bir kadın ölmüyordu, birisi tecavüze uğramıyordu veya aşiret tarafından sokak ortasında öldürülmüyordu da yeni bir olay oldu. Bunlar her gün zaten olmakta arkadaşlar yapmayın etmeyin. Medyada biraz üstüne gidince sesimizi çıkartıyoruz hafiften ki oda sahte bir ses oluyor. Çünkü ölene insan olarak değil, hangi dinden mezhepten kökenden veya cinsiyetten ise ona göre tepki gösteriyoruz. İdeolojiyi de elbette bunun içine rahatlıkla koyabiliriz.

Yani birisi yaralandı, öldürülüyor bakıyor bizim insanımız medyada yada çevresinde. “Adamın birisi ölmüş vah yazık kimmiş transeksüelmiş. Heaaa sktiret o zaman ya” diye tepki veriyoruz. Birisi sokakta silahını çıkartmış tak tuk ateş ediyor öldürüyor dükkanda birisini yoldan geçen olay ile hiç alakasız biriside yaralanıyor. Adamın kimden, ölenin kimden ve olayın ne olduğu üzerinden birde haklı çıkarılıyor. “Borcunu vermediyse demek ki” diye ateş etme yetkisi oluyor. Daha önceden tekrar tekrar yazdığımız; insanlar toplumsal adalete güvenmezler ise kendi adaletlerini uygulamaya başlarlar.

Bir insanın ölmesi, tecavüze uğraması, işkenceye maruz kalması, kaçırılması, yakılmasına üzülmek için illaki sizin renginizden mi olması lazım arkadaşlar? Başörtülü kadın “benim ktüme ellediler” deyince ortalığı ayağa kaldırıyoruz ama mini etekli kadın tecavüze uğrayınca ise “ee hacı azdırmayacaksın insanları” deyiveriyoruz. Kendi dininden adam başka dinden birisi tarafından öldürülünce “hesap verecekler” diyoruz ama kendi dininden adam alışveriş merkezinde bombayı patlatıp milleti öldürdüğü zaman “ya onlar zaten bizden değil” deyip sıyrılıyoruz aradan. Ne güzel değil mi kendi değer yargılarıyla dünyaya bakmak ve herkesi mal zannetmek? En güzeli de kendini haklı zannediyor olmak ama insanlığın ne olduğunu bilmemek. Tayyip Erdoğan’ın hep söylediği bir söz vardır; hiç kimse kusura bakmasın diye. İşte hiç kimse kusura bakmasın “insan” olmak ile “insan gibi görünmek” farklı şeylerdir. Bizimki “insan gibi görünmek” bölümünde. Birisi ölünce çakma bir “protesto” yapılır o da kendi ideolojisinde falansa yoksa umursanmaz. Ya bir bırakın arkadaş soğutmayın kendinizi bu kadar…

Diğer bir konu son yaşanan olaylar ile ilgili internet ortamında ve çevremde beliren tepkiler. Dikkat edin lütfen; Herkes üzgün neredeyse, birbirlerine “bunu bir insan nasıl yapar?” veya “ben kan göremem bunlar yakmışlar inanamıyorum” vs. dedikten ve toplu olarak şoke olup anlayamadıktan sonra verilebilecek cezalardan bir bahsediyorlar ki akıllara zarar. Artık adamı vites koluna yağsız oturtup türkiyenin bir ucundan bir ucuna seyahat edenden, direğe bağlanıp toplu tecavüzden sonra canlı canlı yakılmalarına kadar… Vallahi pes dedim.

Aramayın ve nasıl olduğunu sormayın sakın. Canilik ve vahşet insanın genetiğinde var zaten. Kendi isteklerinizle belkide imkan olur ise yapılabileceklerden bahsetmek ürkütücü. Tabii bu bir tepki ile söylenmiş ve “hadi yapalım” dense yapamayacak olanları çoğunlukta ama yinede ürkütücü. Ve istenen idam talebi. Yakın bir zaman da bu konu ile ilgili bir yazı yazmıştım daha doğrusu bir kitap Victor HUGO’nun; Bir İdam Mahkumunun Son Günü diye Sefiller yazımın içinde

İdam ve uygulamaları ile ilgili tarih boyunca bir çok uygulama vardır. Araştırılmanın olmadığını bildiğim için ben araştırdım. Eskiden “olm asıcaksın ikisini bak yapıyorlar mı!” ekibindendim. Lakin araştırmamdan sonra ve tarih bilgim geliştikçe öyle asmanın, kesmenin veya işkence etmenin bir anlam ifade etmediğini görmüş oldum. Tarih boyunca son derece sert yönetimler gösteren ve ağır işkence/idamlar gerçekleştiren liderlerin gerçekten de belli bir süre bu tip hırsızlık/tecavüz ve adam öldürme olaylarını azalttıklarını görüyoruz. Ama sadece belli bir süre kontrol edebiliyorlar fazla değil. Ve bu liderin peşi sıra bu sefer tepki gibi daha fazla tecavüz/hırsızlık veya cinayet gerçekleşiyor.

Yani öyle boş kafayla “eskiden asarlarmış kimse yapmazmış hacı” diye bir şey yok. Osmanlı devletinde misal “ibreti alem” cezası verilirdi. “Hırsızın eli kesilirdi!” kısmı zurnanın son deliğidir. Korsanlık ve haramilik yapanlar meydanda ucu sivriltilmiş kazığa yağlanarak bildiğiniz canlı canlı oturtulurdu ve öyle bırakılırdı. Bir çok var; kafası kesilip koltuk altına verilerek kahvehanede bırakılan, meydanda asılıp bırakılan vs. idamların yanında isyan çıkaranların diri diri toprağa gömülmesi (kendi mezarı kazdırılarak), yine sapık görülen mezhep mensuplarının canlı canlı yakılması, isyanlara katkısı olduğu düşünülen köylerin yakılması, ihanet eden Karamanlıların bir şehrine toplu tecavüz edilmesi falan ohhoo. Sonra işkenceler var konumuz değil yazmıyorum. Ha mesela bir idam çeşidi var işkence tarzında büyük kesik bir ağaç kökü içi oyulur ve mahkum ne ayakta dikilebileceği nede tam oturabileceği derinlikte bırakılığı içine konulduktan sonra üstten zincirlenir. Mahkum bol su ve yemek ile beslenir. Zaman ile mahkum kendi pisliği içerisinde yavaş yavaş çürüyerek ölür…

Nasıl adam öldürme deyince ceddimizi hafife almamak lazım. Elbette asyayı ve bir ödül verilmesi gerekiyor ise Vatikan klisesini unutmamak lazım bu ceza ve işkenceler adına. Peki ne olmuş en azından bizim için Osmanlı devletinde korsanı veya haramiyi bağırta bağırta yağlı kazığa oturtmuşlar, isyan edeni canlı canlı gömmüşler de Devleti Cihanda artık korsanlık bitmiş, kimse cinayet işlememiş, hırsızlık yapmamış veya tecavüze yeltenmemiş midir? Yani daha ne yapılabilir bir insanı caydırmak için? Cevabı ben vereyim; Caydırmamıştır!

Bunun sebebi ise yine insanın doğasındaki açgözlülük, para ve mevki hırsıdır. Bunu elde etmek için yani gücü elde edebilmek için en yakınlarına ihanet etmekten, kendi kardeşlerini öldürmekten veya bebekleri boğazlamaktan vazgeçmemişlerdir ve hiç bir zaman bazı insanlar vazgeçmeyecektir…

Toplumsal statü şu şekilde işlenmektedir; Bir hırsız, tecavüzcü, katil, rüşvetçi vs. yakalanır ve öldürülür. İbret için bunları yapmamaları için halka idamlar seyrettirilir. Lakin bu başka katil veya rüşvetçi davranışları engellemez. Çünkü önlerindeki muhtemel rakiplerinden bir tanesi gitmiş yeni bir mevki boşalmıştır. Yani mahallenin hırsızı ölür ise muhtemelen kolay yoldan zengin olacak başka bir hırsız yerini alacaktır. Özellikle devlet görevlerinde gücün ve paranın çekiciliğini hiçbir güç engelleyememiştir. Bu sebeple soygun girişimleri ve koltuk sevdası siyasetçilerimizde hala görülmektedir. Hayatları boyunca kazanamadıkları paraları kazandıkları halde o güç ve ihtirası terk edemezler. Bu insanın doğasıdır ve açgözlülüğüdür.

Bu sebeple demokratik toplumlar ve bilim adamları tarihsel veri ve bulgulara dayanarak suç işleyen ve suça meyilli insanları öldürmeyip rehabilite etmeye çalışmaktadır. Ne yapalım adamları serbest mi bırakalım? Hayır öyle bir şey demedim. Son derece caydırıcı cezalar ile bu durumu düzeltmeye çalışmalıyız. Bilimsel araştırmalar bize göstermiştir ki; Büyük caydırıcı cezalar ve yakalanma korkusu bu tip olaylarla mücadelede çok daha etkili olmaktadır. Daha doğrusu olayın sonucuna değil, gelişimine ve sebeplerine odaklanmalıyız. Gerçi toplumumuzda bu sebep algısı genelde kadınlıktan tabir ettiğim sebeplere gidiyor ne yazık ki. İşte mini etek, kot pantolon, tayt artık aklınıza ne gelirse sebep olarak gösterilebiliyor..

Kadına yönelik şiddet ve daha doğrusu şiddetin toplumda yerleşkesi çok eskiye dayanıyor bizim kültürümüzde. Kadın türk kültüründe ve müslümanlık algısında “bacı” kavramında görülse de ikinci sınıf vatandaş muamelesine maruz kalmakta. Arkadaşımla konuşurken içinde bulunduğumuz toplumsal algıların değişkenliğini konuşmuştuk. Mesela kadına şiddet vardır ülkemizde lakin sokakta tartıştığınız ve tanımadığınız bir kadına vurmak kolay değildir. Çünkü kadına yönelik bu saldırı tepki çeker bu bilinir. Fakat tartışan kişi kendi kızı, karısı veya aileden birisi ise bu fiziksel şiddete büyük ihtimal karışılmaz. Bunun aile içerisinde olduğu kabul edilir. Diyeceğim toplumumuzun doğası gereği kadın ikinci sınıftadır ve belli tabu/kültürler üzerinden bu tip olaylar değerlendirilir.

Gelişme döneminde kendi ailenizden de gördüğünüz kadının ev içerisinde hizmete odaklı yaşaması (temizlik, yemek, çamaşır, çocuk bakımı, çalışmamak vs.) ve kapalı toplum yapısına uygun bir şekilde erkekten daha aşağıda görülmesi tarihimizden ve kültürümüzden gelen bir anlayışın ürünüdür. Bunun kırılması ve erkek egemen toplumun değişmesi son derece zordur. Son olaydaki gibi toplumsal tepkilerin, eğitim hayatında, dini ve siyasi hayatta söz sahibi kişiler tarafından tekrar tekrar dile getirilmesi ile bu yapı değiştirilmeye çalışılmalıdır.

Siz ne aile yapısını, ne kültürel kalıtımı, ne dini gelenekleri, nede eğitim yapısını değiştirmeye çalışmadan bu şiddet olaylarını engelleyemezsiniz. İster idamı getirin, ister kazığa oturtup çıkartın değişmeyecektir. Şiddet yüklü toplumlarda zayıf olan kanattaki kadınların daha çok ezilmesi de son derece normal oluyor haliyle.

Balık baştan kokar derler. Siyasi arenadakiler her gün hakaret ve küfürler ile kavga eder, içindeki stresi atmak için seyredilen futbol maçında kavga ve küfür edilir, ailesinde anne baba sokakta çocuklar kavga eder, okula gider hocası döver falan yani ne bekliyorsunuz?

Bir insana tecavüz edilmesi sebep değil sonuçtur. Bu sebeplerin ortaya konulması ve bilimsel çözüm yollarıyla sonuçların değiştirilmesine çalışılmalıdır. Kolay değildir fakat takip edilmesi gereken yol kesinlikle budur.