Osmanlı Tarihinde Bilimin Katli – Piri Reis/Dünya Haritacılığı ve Takiyüddin Efendi – I

Gerek arkadaşlar arasında olsun gerek genel televizyon tartışma programlarında olsun veya gerekse de internet ortamında olsun anlatılan efsanelerden bir tanesi olan ünlü bir Türk denizcisi akabinde de ünsüz bir Türk astronomdan bahsetmek istiyorum. Ayrıca Osmanlı Devleti’nin kırılma noktası olan bilimin ölümünü anlatacağım. Yazı başından da tahmin edebileceğiniz gibi konumuz ilk olarak Piri Reis haritası ve dönem için önemi, efsaneleri ile beraber dünya haritacılığında yeri bakımından gösterilen yanlışlar olacak. Yani Piri Reis ve dönemini merak edenler buyursun başlasın bakalım;

Piri Reis Kimdir? Nasıl Denizci Olmuştur?

Osmanlı Devleti’nde bildiğiniz üzere denizcilik pek yapılan bir uğraş değildir. Bu hem Türk’lerin denizci bir millet olmamasından, hem denizcilik yatırımlarının maliyetinden, hem de denizci korsan devletlerin gücünden (Venedik örneğin) kaynaklanmaktadır.

Örnekte verdiğimiz Venedik Cumhuriyeti sadece deniz ticaret ağlarını ve korsanlığı kullanarak küçücük bir devlet olduğu halde çok uzun süreler ayakta kalmayı başarmıştır. Çünkü şehri alsan bile deniz hatlarını ellerinde tuttuklarından bu fetih bir işe yaramayacağı gibi devletlerin ticaret hatlarını yağmalayarak daha fazla zarar görülmesine sebebiyet verecektir. Bu nedenle Venedik Cumhuriyeti gibi korsan ülkeler ile her daim iyi geçinilir anlaşılmaya çalışılırdı.

Gerek gemi yapım tekniği gerekse yetişmiş denizci kuvveti bakımından Müslüman denizciler ancak 1400’lü yılların sonlarına doğru korsanlıkta kendilerini göstermeye başlamışlardır. Bunların en ünlüsü ise Türk bir denizci olan Kemal Reis’tir.

711 yılında Kuzey Afrika’dan şimdiki İspanya güney topraklarına yayılan Müslümanlar yöre şehirleri ele geçirmiş ve burada krallıklar kurmuşlardır. Bu topraklardaki Müslümanlara Endülüslüler denir. Hızla yayılan Müslümanlık ve Hristiyan toplumunun aciz durumda olduğu bu orta çağ yıllarında Endülüs Devleti yükselmiş ve bölgeyi hakimiyetine almıştı.

Fakat kendi iç çekişmeleri ve krallık çatışmaları sonucunda zayıflayan devlet 1090 yılında yıkılmıştır. Yerine daha zayıf ve çeşitli krallıklar kurulsa da zamanla bunlarda zayıflamış ve kuzeyden gelen Hristiyan akınlara daha fazla dayanamayarak 1492 yılında yıkılan Granada krallığı ile bu topraklara veda etmiştir.

800 yılı aşkın süredir İspanya topraklarında yaşayan Müslümanlar toplu göçler ile Kuzey Afrika veya Mısır dolaylarına kaçmaya başlamıştır. Bu büyük Müslüman buhranı denizlerde saldırılar ile perçinlenirken imdada ünlü Türk Korsanı Kemal Reis yetişmiştir.

b1cce4e7d50568b79ffe17703d706e66.jpg
II.Beyazıd Döneminden Bir Osmanlı Gemisi (1481-1512)

Kemal Reis dönem içinde kaçan Müslümanlara yardım ettiği gibi bölge Hristiyan denizcilere karşı da oldukça başarılı zaferler kazanmıştır. Haliyle bu başarıları sebebiyle Sultan II.Beyazıd tarafından huzura çağrılarak kendisine Paşalık verilmiş ve Osmanlı Donanmasına katılmıştır.

Kemal Reis İspanya’dan kaçan, katliama uğrayan Müslümanları/Yahudileri böylece Osmanlı topraklarına getirmeye başlamıştır. Özellikle sanat-bilim adamı bakımından dönemin zengin gücü olan Müslüman ve Yahudi kişilerin devlete katılımı bu sayede hızlanmıştır. Bundan sonraki 100 yıl süresince Yahudilerin en güvenilir vatanı Osmanlı toprakları olacaktır. (Muhafazakar siyasilerin Yahudi nefreti ise kesin olarak propagandadan ibarettir arkadaşlar. Yahudiler bu yardımlarımızdan dolayı Osmanlı devletine minnet borçlulardır. Bu iyi ilişki hala geçerliliğini korumaktadır. Siz bakmayın siyasi palavralara)

Kemal Reis’in Bilerek Ölüme Gönderilmesi

Osmanlı Donanmasına yeni tarz gemiler kazandıran ve bölgede zamanla güç haline gelen Kemal Reis ise haliyle kendisini çekemeyen şerefsizlerin hedefinde bulunmaktadır. Sürekli gemilere saldıran Rodos Şövalyeleri’ni yenmek maksadıyla 1511 yılında sefere çakan Kemal Reis’e dönem için eski bir gemi verilmiştir. Bunu planlayan Kaptan Paşa’nın amacı parlayan Kemal Reis’in başarısız olmasını sağlamaktı. Yolda hafif bir fırtınada gemisi batan Kemal Reis ne yazık ki boğularak ölmüştür.

İşte başarılarıyla anlattığımız Kemal Reis’in yeğeni günümüzde sürekli övgü ile bahsettiğimiz denizci; Piri Reis’tir. Piri Reis, amcası Kemal Reis’in yanında denizciliğin ayrıntılarını öğrenmiş, pişmiş ve oldukça zeki bir bilim adamı olmuştur.

Elbette neden bu kadar ayrıntılı dönemi anlattığımı merak etmişsinizdir. Anlattım çünkü denizciliğin temelini atan Kemal Reis adeta bilerek öldürülünce, diğer hedef Piri Reis olmuştur. Bu maksatla amcasının hemen ölümü peşi sıra donanmadan ziyade arka saflarda bırakılarak seferlere çıkılmıştır.

Arkada kalıp çalışmalarını haritacılık ve araştırmaya ayıran Piri Reis için belki de bu yıllar çok daha hayırlı olmuştur diyebiliriz. 2 yıl sonra 1513 yılında çalışmalarıyla ortaya çıkarttığı “Dünya Haritası” efsanelere ve bugün bile konuştuğumuz bazı hurafelere adanan bir eser olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bir sonraki yazımız ile devam edeceğiz arkadaşlar.

Hoşçakalın.

Sonraki yazı için tıklayın

Sultan Süleyman Hükümdarlığı

Önceki yazıya buradan

Sultan Süleyman

1) Sultan Selim’in tek oğlu ve altı kızı vardı. Süleyman 26 yaşındayken padişah oldu.  Kardeşi olmadığı için imparatorluk herhangi bir sarsıntı yaşamadı. “Neden tek oğlu var ulan?” diyenler gitsin okusun, onları da buraya yazacak değiliz. Bazı padişahlar kısırlığa, bazıları da iktidarsızlığa yakındı onu söyliyelim. Tabi azgın olanlarda vardı küçültmek için söylemiyoruz. Kendi sülalenize bakarsanız onlarda da vardır.

2) Gazze beyi ayaklandı. Aklı alınıp {gerçek anlamda} getirildi. Yine gtü kalkan Dulkadir beyininde kellesi alındı. (1522) {merak edenler için yazalım bari “efendim Gazze’deki adamın kellesi alınmış, padişaha getirilmiş yahu o sıcakta kurtlu kelleden nasıl taşınırmış?” falan diyenler olabilir. Uzun mesafeler için böyle kelle kesme durumunda kelleyi bal dolu bir sandığa koyarlarmış. Sonuçta havayla teması kesilen kelle de yolculukta hasar görmez, padişaha getirilince kelle baldan çıkarılır gösterilirmiş}

3) Büyük bir vezir olan Piri Paşa, genç hükümdara Belgrad’ın alınmasını, burasının avrupa açılımı için kritik öneme haiz olduğunu anlatmaya çalışıyor. Fakat Piri Paşa’yı çekemeyen üçüncü Vezir Ahmed Paşa (Hain Ahmed diye geçer) Budin’i alalım diye kafasını çeliyor padişahın. Fakat Süleyman “Belgrad’ı alayım” deyip oraya sefer yapıyor. Burası gerçekten de uzun yıllar Osmanlıya üs yeri olmuştur (1522)

Sultan Süleyman

4) Belgrad’ın alınmasıyla Rodos’a yöneldiler. Tutuşan Rodos şövalyeleri erzak falan yığsa da dönemin eniyi topları, birlikleri ve 700 gemisiyle gelen Osmanlıyla anlaşarak teslim oldular. Sultan Süleyman, Cem Sultan’ın hristiyanlığa geçen oğlunu buldurttu {bknz. eski yazılarımıza}. Evlendiğini ve çocukları olduğunu da tespit ettiler. Onları huzuruna çağıran padişah “müslüman mısınız yoksa hristiyan mısınız?” diye sordu. “hristiyanız” deyince erkek çocuklarının hepsini ve Cem’in oğlunu orada öldürttü. Kızı ve karısını da İstanbul’a göndertti. {neden öldürttü? sanırım taht iddiası yapacağından değilde hristiyanlığı seçmelerinden, utandığı da düşünülebilir}

5) Mısır’da sular durulmuyordu bu arada. Rodos muhasarasında üçüncü vezir Ahmed paşa, muhasaranın uzaması dolayısıyla padişahı fişekleyip ikinci vezir Mustafa Paşa’yı Mısıra vali yaptırdı (ibnelik çanları çalmaya başlıyor). Fakat oralardaki kanunların halka uymaması hep sorun yaratıyordu. Halk, Memlüklü dönemindeki yasaları istiyordu.

6) İkinci vezir olan Ahmed Paşa, veziri azam Piri Paşa’yı da rüşvet aldığı iddiasıyla tepeden indirtti. Lakin Süleyman gidip Rumeli beyini baş vezir yaptırınca, çok üzülüp Mısır’a vali gitmek istediğini söyledi (ulan ne adamlar yaşamış değil mi tarihte). Mısır’da teşkilatlanan paşamız hükümdarlığını burada ilan ettirip parada bastırdı.(yuh) Sonradan kellesi kesilip hakkından gelindi. Mısar’a tecrübeli İbrahim Paşa gönderildi. Oraların sorunlarını düzenleyerek vergileri yeniden tasarladı. Sistemi kurup geri döndü 1525

Macar Seferi

1) Artık doğu seferindeyken Osmanlıyı taciz eden Macarlara sıra gelmişti. Mohaç’ta savaş yapıldı 1526

2) Macar süvarileri birbirlerine zincirle bağlıydı. 50-60 bin süvari bu sebeple çok tehlikeliydi. (birbirlerine zincir ile bağlanarak atlılara karşı önlem alınıyor) Bu savaşta, Osmanlı değişik bir taktikle savaş manevrası uyguladı. Sonuçta savaş kazanılıp kralda öldürüldü.

3) Yeni kral Yanoş Zapolya ilan edilip Osmanlı hakimiyeti tanınsa da Macar beyleri Ferdinand diye bir beyi kral ilan edip, Yanoşu’da dinden çıkardılar {ne güzel çıktın deyip ahahha}

4) Ferdinand birlikleriyle, Osmanlı askerleri sonbaharda geri dönünce saldırı yapıyordu. Askerler yazın gelince toz oluyordu. Kaybedilen yerler alındı/verildi vs. İlk Viyana kuşatması yapıldı. Fakat tarih olarak burasının kuşatması zaten planlanmadığı için vakit kışa gelince vaz geçildi 1529

V.Karl Şarlken Carlos

5) Üçüncü Macar seferi Alman impr. Şarlken saldırınca yapıldı. Ordu 200 bin civarında olup, son sistem silahlar, zırhlar ve toplarla ilerliyordu. Şarl cesaret edemeyip kaçtı. Ordu amaçsızca bazı şehirleri yağmalayıp esir ve ganimetlerle geri döndü. Al ver derken Macarları sonra komple alıyoruz 1562. {tabi yine ekleyelim bu 7-8 yıllık seferler sonucunda adam gibi bir ganimet ve sonuç elde edemiyoruz. Buda mali olarak Osmanlıyı çok sarsıyor. Çünkü ordu çok büyüdü, imparatorluk kontrolü zorlaştı vs. Bizim tarih hocası lisedeki “Kanuni zamanında para verecek dilenci bulamazlarmış, hazine o kadar doluymuş ki yeni hazineler açılmış keh keh” diyip bize anlatırdı bizde gururlanırdık ama görünen o değil. Evet, devletin ilk Kanuni yılları zengin bir yapıda olsa da bu seferlerde sonuç alınamaması, plansız seferler vs. devleti ekonomik buhrana götürüyor. Bu isyanları peşinden getiriyor. Yençeriler, mezhep, ırk vs. İsteyen ayrıntılarını okuyabilir}

İran Seferi

1) Osmanlı yönünü macarlara döndüğü zaman Anadoluda değişik yerlerde bazen kendiliklerinden, bazen adaletsiz vergilendirmeden, bazen dış etmenlerden dolayı kızılbaşlar (aleviler) ayaklanıyordu. Bu ayaklanmalar değişik tarihlerde bastırılmıştır {Şah İsmail’le beraber artık Osmanlı alevileri, İsmail’in tarafını tutuyor. Öldükten sonrada, yine Osmanlıya karşı ayaklanmalar gerçekleşmekte. Tarihte Osmanlı ve T.C. de bu tip ayaklanmalar sıkça yaşanmış ve ne yazık ki bazı dönemlerde bu ayaklanmalar oldukça kanlı bastırılmıştır. Osmanlı hiçbir dönemde alevilere güvenmemiştir. Yine cumhuriyet ilk kurulduğunda bir çok isyan çıkmakla beraber (genelde kürt-islam ayaklanmaları) alevilerde bazı bölgelerde kışkırtılıp isyan ettirilmiştir. Bir iki kişinin yüzünden de devletler artık isyan çıktıkça daha sert ve kanlı önlemlere doğru kaymıştır. Bu sebeple sanırım bir dönem nüfusun yaklaşık yarısını meydana getiren alevi mezhebi hor görülmüş, bu mezheple ilgili çirkin iddialar ortaya atılmıştır. Ülkemizde alevilerin bir baskı gördüğü çok açıktır geçmiş 1000 yılda. Cumhuriyetteki son isyanlarla beraber artık aleviler gizlenmiş veya mezheplerini değiştirmiş/yerlerinden göç etmişlerdir. Gördüğüm kadarıyla aleviliği ülkemizde farklı yaşayan insanlar (yöreler) ortaya çıkmıştır. Bu gruplar genelde “asıl alevi bizleriz” dese de mezhebin yıprandığı çok açıktır. Kendisini ayrı bir din olarak görenler olduğu gibi, kurana inanmayıp (bazı ayetlerine) yinede mezhep olduğunu söyleyen, bazı peygamberlerin kabul edilmemesi (sevilmemesi veya) görülüyor. İlginçtir, müslümanlığı tam anlamıyla yaşayan aleviler de vardır. Bu gerçekten böyle yaşadıkları için mi, yoksa eskiden korkup mezheplerini değiştirme zorunluluğundan mı bilinemiyor tabi ki. Bir diğer gözlemimde, toplumdaki eğitim yetersizliği sebebiyle alevilerin dinden uzaklaşmalarıdır. Sığır toplumlarda görülen “benim gibi değilsen ırkımdan değilsin, dinimden değilsin” tepkilerinin zıt tepkisi oluşuyor insanlarda yine. Yani “onlarda evlerini sarıya boyattıysa ben artık boyatmam veya onlar müslümansa ben değilim” yaklaşımı var bir nevi. Etrafınızdan görebilirsiniz. Yine şunu ekliyim tanıdığım aleviler başka mezheplerle ilgili çok fazla ayrıntı ve kötüleme sergilemezken, alevi mezhebiyle ilgili yalan yanlış çok ağır ithamlar gördüm ki yemin billahla anlatılıyor bunlar. Tarihte buraya da yazıyoruz hep söylüyoruz en ağır zulmü insanlar başka dinden olanlara değil, kendi dininden olup farklı mezhepten olanlara yapıyorlar. İnsanlar kendi mezheplerini “mutlak doğru” kabul ettikleri için amaçları karşı tarafı yok etmek. Gücü ele geçirirlerse ilk yapacakları da bu olacak sanırım}

2) İran’a sefere çıkılıyor. Bağdat seferinde kışın yola çıkılınca çok kayıp veriliyor {tabi neden? imparatorluk büyüdüğü için artık entrika ve rüşvetler başlıyor tabi. Yani en yetenekliler değil, entrikayı en iyi yapan, rüşveti veren yükseliyor. Sonuçta ilerde kokuşan sistemde bu adamların adaleti ve yönetimi ülkeyi çökertiyor.} Buna sebep olan İskender Çelebi asılıyor. Veziri azam İbrahim Paşa’da ülkenin yönetimini tamamen ele geçiriyor. Tersten anlattık İbrahim paşa, Süleyman’ın çocukluk arkadaşı {kankası yani} olup, kardeşiyle de evli. Devleti çok iyi yöneten İbrahim paşa’ya, 1529 da seraskerlik veriliyor. {Yani padişahın bir nevi yetkileri} Neyse, sonradan mevki sahibi olunca gtü kalkan İbrahim paşa, kendisine bazı fermanlarda sultan lakabını da ekletince İskender çelebi bunu yasaklatıyor. İskender çelebi bu sebeple çekişiyor. Bağdat dönüşünü yanlış planlayınca da kelle gidiyor tabi. Onun Bağdat dönüşü asılmasıyla İbrahim Paşa rahatlıyor iyice.

Pargalı İbrahim (Diziden Alınma)

3) Eden bulur mu? Kanuni’nin güzel zevcesi ünlü Hürrem Sultan (Mahmud, Selim ve Beyazıd anası) padişahın sevgisini kazanmıştı. Çocuklarından Beyazıd’ın hükümdar olmasını istiyordu. Sonuçta Hürrem sultan vezirin ayağını kaydırmaya karar verdi. {burada da bir bilgi verelim. Padişahın eşleriyle ilgili kitaplar var okuduysanız. Bunlar fantazi ürünlerdir. Karıların öyle padişaha yumurta pişirip sohbet eden tipte insanlar olmadığını biliyoruz. Yani nasıl diyim padişah ulan bu. “Süleymaaaannn hadi as veziri aşkıııuom” tarzı konuşmalar olamazdı. Padişah fazla iplemezdi zaten devlet işlerinde kadınları. Haaa diğer yandan, nüfuzu ele geçiren kadınlar çocuklarının padişah olması için entrikalar düzenlerlerdi o ayrı. Bunlar rüşvet, dedikoduyla ilgili, anlatırız arada}

4) İbrahim paşa Bağdat dönüşünden 2,5 ay sonra ramazanın 22. gecesi boğduruldu. Devlete düşman olduğu, dinsiz olduğu, padişah olmak istediği, çok para harcadığı vs. söylentileri halk arasında konuşuluyordu. İbrahim paşa kendisini padişaha çok yakın görmekle beraber hepsi dedikoduydu. Çünkü Hürremin oğlunu desteklemiyordu İbrahim paşa. Sonuçta aldı kafayı eline ne diyelim.

5) İran seferi yapıldı. Varna, Tebriz falan alındı. Tomnaso ile savaşıldı. Fakat savaşta onun kardeşi fırsatı değerlendirip taht kavgasına girmesin mi hehe hehe. {aman ne şaşırdık} Osmanlıya kaçtı, İranlılar dayanamayıp 1555 te anlaştılar. Osmanlı böylece iyice batıya yöneldi.

Sonraki yazıya buradan

II.Beyazıd Dönemi

Önceki yazıya buradan

Tarih yazılarımıza ara vereli 1 yıl olmuş tam olarak. Yeniden bir iki yazı yazalım. Malum, seçimlerden sonra pek siyasi yazıları yazmak gelmiyor artık içimden çok önemli olmadıkça. Tarih severler hadi yaşadınız lan;

II.Beyazıd Dönemi

1) Boğdan 1485 ve Lehistan alındı 1489

2) Arada Aşık Paşazadenin rüya olayına da girelim. Neden derseniz bu tarihlerde tarih yazılmaya başlandı ve vakıflar kuruldu vs. Özellikle dini efsaneler ve hikayeler başladı. Hala bazılarını duyarız, bize anlatılır veya okuruz. Şimdi, Fatih döneminden evvel söyledik vezirler mallarını kurtarmak için vakıflar, dergahlar, tarikatlar kurmuş, desteklemişlerdir. Fatih, bunlara el atıp gelirleri kesmiştir. Olayda burada çıkmıştır. “Ne anlatıyorsun anlamadık” dediğinizi duyar gibiyim anlatıyoruz ya lan. Dönemin dervişlerinden Aşık Paşazade tarihi kaleme alanlardan. Erken kaynaklardan olan bu adamın eserlerin de bir çok efsane yer alır ve çoğu bu zamanda çıkmıştır. Misal, eserlerinde Osman bey zamanındaki olaylardan bahsedilmiştir. Dokundurduğu nokta ise Osman beyin rüyasıdır. Yazdığına göre Osman bey rüyasında imamın evine girmiş, kuranı görmüş, okumuş(Arapça birde) ve sabaha kadar ayakta durmuştur. Bunu imama anlatan Osman beye işte Allah’ın işaretini gördüğünü, üç kıtaya hakim olacağını söylemiş. Aşık paşazade zamanında, devletin kuruluşu ve devamını sürekli dini motiflere bağlamasının sebebi vakıflara, dergahlara parasal anlamda dönemde el koyulmasıdır. Yani “devletin temeli din ile kuruldu, işte rüyası da burada” diyerek bir efsane yaratılmıştır. Doğru mudur? Yorum sizin tabi, sadece bu tip efsaneleri tarihe muhafazakar gözle bakan insanların inandıklarını söyleyelim. Ben inanmıyorum çünkü benzer dini efsaneleri, motifleri Fransa, İngiltere, Macarlar, Papa, Selçuklu, Moğol vs. kişi/kral/beylerde görmüştür. Genelde “tanrının işareti/kutsal devlet” halkı ve devleti kolay yönetme aracıdır. Asırlar evvel bütün dünyada kullanılan, halkları uyutma, yönetme aracı olan dini efsaneler, ilerleyen yıllarda milliyetçilik akımlarıyla beraber etnik temele kaymıştır. Fark nedir? Artık gelişmiş devlet ve toplumlarda bu motiflerle toplumu yönetmek mümkün değildir. Özellikle dinin yönetimsel bir araç olarak kullanılması ve doğurduğu sonuçları geçmişte görüyoruz. Papanın bazı açıklamalarını buraya yazdım, okuyorsunuz. Geçmişten ben kişisel olarak öğrendiğim bu tip efsanelerden, hayallerden, hurafelerden toplumun ve siyasetin uzaklaşması bilimsel, mantıksal bakış açısının oturması devletleri kalkındırdığı, yolsuzlukları, çıkar ilişkileri, kaçakçılığı azalttığıdır. Yine bu tip toplumlarda halk zincirlerini kırıp, eleştirel, hak arayan, özgürlükçü yapıya kavuşmuş, tepelerindeki kişilerin kendilerini kandırmalarına izin vermemiş, bu meseleleri önlerine koyanlara itibar etmeyip götlerine tekmeyi vurmuştur. Bütün toplum olmasa da, çoğunluğun bu kişilerden oluşması ülke geleceğini şekillendirecektir, şekillendirmektedir zaten.

3) Memlüklüler ile çeşitli savaşlar yapılmış, 1491 de barış imzalanmıştır

4) Tunus ile aralar iyi olmakla beraber, akkoyunlu Yakup dostumuzdu. Şah İsmail ise karışıklıklardan yararlanıp bir Safevi devleti kurmak istiyordu.

5) Macar kral Korvan ölünce, yeni kralla 30 yıllık bir barış yapıldı. Venedik, Papa,  Milan, Floransa, Piza vs. krallıkları birbirleriyle savaştığından onlarla da sorun yoktu aralar iyiydi yani

6) Napoli krallığı Fransayla baş edemeyince Osmanlıdan yardım istemiş lakin sonradan Fransa’nın işgaline uğramış ve tarihten silinmiştir. 1498

7) Venediklilerin çift taraflı siyasetleri ve açgözlülükleri sebebiyle kimseyle arası iyi değildi. Bu duruma iyice sinire bozan Avrupa krallıkları Osmanlıyı kışkırtıyordu. Venedikliler kokuyu alıp Osmanlıya verdiği vergiyi artırıyorlar.

8) Endülüsler 711’de kuzey afrikayı geçip İspanya’ya gelmişlerdir. 1492 yılına kadar buralarda küçük büyük Müslüman krallıklar vardı. Endülüsler 1090 da patlarken, kendi aralarındaki çekişmeler birbirini zayıflatmış, yöre Müslümanları azalmıştır. En son Granada devleti de 1492’de çökmüştür. Bu arada Osmanlıdan yardım isteyen bu ülkelere gerekli yardım donanmanın yetersizliğinden yapılamamıştır. Bir kere Beni Ahmed hükümdarına gelen donanma buradan Yahudi ve Müslümanları Türkiye’ye getirmiştir. {Yahudilerin Osmnalıya sığındığını duymuşsunuzdur. 1505’te başlayan bu himaye, hem vatanı olmayan Yahudilere bir yurt vermek, dinlerini yaşama özgürlüğü ve ticaret yapma özgürlüğü sağlamaktı. Çünkü Osmnalıda Fatih döneminde anlattım türk ailelerinin ticaret yapıp çok zengin olmalarındansa, yabancıların ticaretle zengin olması yeğlenirdi. Çünkü kuvvetli bir Müslüman zengin aile padişah için tehlikeydi (ha birde günümüzde yayılmaya çalışılan “Yahudi nefreti” ni anlayamıyorum. Aslında belli kesimlerin, neden habire Yahudi nefreti körüklediğini çok iyi anlıyorum da buraya yazmak uygun değil. Birincisi insan hayatı en tepe noktadadır yaşamda. Hangi ırktan, mezhepten, dinden renkten olursa olsun herkes eşittir. Eğer bir ülke veya kurum, kişi neyse artık haksız bir şekilde uygulama yapıyorsa, veya katliam, zulüm hep beraber karşısında olmamız lazım. Fakat ülkemizde, insani yardımlar bile göstermelik ne yazık ki. İnsani yardımları yaparken ırksal, mezhepsel veya neyse ülkesel kriterler koyuyoruz. Kaldı ki bunları bile aynı dinden olsalar da sınıflandırıyoruz. Ayıptır, istenilen yere yardım yapana “neden” diyecek halimiz yok tabî ki, Allah kabul etsin razı olsun, ama “öbür tarafa da yardım edilmeli” denildiği zaman cevabı “onlar Müslüman/türk değil” olmamalı. Tabi diğer boyutu da işte bu dediğim Yahudi düşmanlığının tavan yapması. İnsanlar ülke politikalarını, yaptığı yanlışlıkları, ülkedeki bütün kişilere indirgeyip tepki veriyorlar. Kaç Yahudi ülkemizde, az olan birkaç yöreyi çıkaralım rahat rahat gezebiliyor? Farklı mezheplere bile tahammülü olmayan, kendi mezhebinden olmadığı için adamı hristiyanlardaki gibi “dinsiz” ilan eden kafa yapısı değişir mi? Değişmez, bunlar öğretilen şeyler olabilir ama kişinin kendisi merak edip araştırırsa, geçmişe günümüze değerlendirmelerini yaparsa ancak o “demokrasiye” kavuşabiliriz. Konu nereden nereye geldi kusura bakmayın artık} Bütün Müslüman devletler çökertilmiş, müslümanlar ise sanatçı, ilim adamı olduğu için genelde gitmelerine de izin verilmemiş. 16y.y. da birçok Müslüman afrikaya geçirilmiş, anadoluya yerleştirilmiştir.

9) Osmanlı denizciliği Kemal Reis ile 1505’lerde coşmuştur. Venedik gemilerinden örnek alınarak gemiler yapılıyordu. II.Beyazıd, bir türk korsanı olan Kemal Reisi çağırmış ve paşa yapmıştır.{Burda yine kusura bakmayın şerefsizin biri ki kendisi prof tur, geçen sene “Osmanlı kendisine karşı ayaklananların başını paşa yapardı, bizde Abdullah Öcalan’ı paşa yapalım ne var bunda” demişti. Verdiği örnekler ise bunlardı galiba. Kişisel olarak soygun, yağma, haksızlıktan dolayı ayaklanma küçük çaplı yapılıyorsa bazen ele başları paşa yapılmıştır ki özellikle de denizcilikte. Fakat devletin hukuk ve yönetimini yıkmak için örgüt kurmak, adam yetiştirip entrikalar düzenleyen kişileri de bir güzel kazığa oturtuyorlardı. Bu ikisi arasındaki farkı anlayamayan hocanın prof olması üzücü. Aslında bal gibi anlıyor da işte. Çaldıkları mallarla canlı canlı yakılmasından, boğazlarına erimiş kurşun dökülmesine kadar yapılanlara bakabilirsiniz. İbneliğin lüzümu yok hocam}. Kemal Reis donanmayı toparlamış işte o dönemler altın dönemlerdir. Kemal Reis piri reisin amcasıdır söyleyelim.

10) Kemal Reis Rodos şovalyelerinin tacizlerine ayar olmuş, oranın alnmasını istese de izin verilmemiştir. Birçok başarının yanında bir kez daha tacize uğrayan Osmanlılar, Rodos seferine çıkmıştır. Çıkmıştır da memlekette o…çocuğu bitmiş midir, bitmemiştir. Kendisinin bu başarılarını çekemeyen Kaptan paşa, reis gemisi olarak kötü bir gemi vermiş, gemide hafif bir fırtınada batmıştır, Kemal Reiste ölmüştür 1511

11) Neyse, Rumeli ve Bosna tarafına saldırılar yapıldı, Venediklilerle İnebahtı zaferi kazanıldı 1499, Mudon 1500 vs. alındı. Venedikliler Papadan sıkışınca yardım istediler. Haçlılar küçük çapta kurulsa da bir şey olmadı ve sulh yapıldı. Osmanlı aslında verecekti ayarı da doğuda Akkoyunlu tehlikesinden sonra Şah İsmail vardı ve yine şehzadeler padişahlık için entrikalara başlamışlardı.

12) Şah İsmail arada bir piyasayı yoklayıp saldırılar düzenlemiş, Osmanlıda oldukça fazla olan Alevileri kışkırtmıştır. Yine İsmail’den evvel Osmanlı kendi içindeki sorunlarla boğuşmaktaydı.

13) Ağustos 1509’da İstanbul’da, 15 gün sonrada aynı şiddette yine yakınlarında bir deprem daha oluyor. Yer yerinden oynarken, çok büyük yapılar yıkılıyor. Edirne’ye giden Beyazıd, 9 ay sonra aynı şiddete yakın burada da sarsılıyor. {buradan ne anlıyoruz? Sakarya, Gölcük depremlerinin birbirine benzediğini. Bunun geçmişte yaşanması ilginç, yetkilileri ise Allaha havale ediyorum}

14) II.Beyazıd’ın 8 (veya yedi) oğlu var. Üçü hariç diğerleri ölüyor sağlığında. En büyükleri Şehzade Ahmed’in tahta geçeceği tahmin ediliyor. Ortanca olan Korkud bir ara amcası Cem sultana özenip başkaldırıyor ve Memlüklülere gidiyor. Memlük sultanı onu kullanmak istediyse de sonradan pişman olup özür mektubu yolluyor. En küçük olan ise Sultan Selim. Selim, Trabzon taraflarına akın yapmış, gürcistana saldırmış, arada Şah İsmaile’de saldıran cengaver, savaşı seven, çok agresif ve acımasız bir sultan. Kardeşi Şehzade Ahmed’in padişahlığa yakın olduğunu casuslarıyla anlayıp rumeliden sancak istemişti. İsteği red edilince hızla rumeliye geçti ve orada birlikler topladı. Onun cengaverliğini duyan askerler yanında yer alıyordu. Yine yeniçerileri içerden bağladığı için işi işti. Sultan Ahmed bu iki kardeşini davranışlarından dolayı öldürtmek istediyse de babası izin vermedi.

15) Selim, Rumeliye gidip oldukça asker topluyordu. Üzerine gönderilen paşa saldırıya cesaret edemeyip Edirne’ye çekildi. Bu sefer II.Beyazıd gidiyor. Fakat Selim babasıyla savaşmak değil elini öpmek istediğini söylüyor. Elini öptüren Beyazıd, Selimin ordusunu görünce ağlamıştır {çokluğundan sanırım} Selimle mecburen anlaşıp rumelide bir sancak veriliyor, bir ahidname imzalayıp yaşamında hiçbir kardeşi diğerine tercih etmeyeceğini de ilan ediyor.

16) Şahkulu savaşında veziri azam Ali Paşaya {kendisine muhalif olduğu için} yardım etmeyen Selim onun ölümünü seyrediyor bir nevi. İyice Selime ayar olan II.Beyazıd, sevdiği diğer oğlu Şahinşahın da ölümünü haber alınca Edirne’ye gidip saltanattan çekilmeyi düşünüyor. Devlet erkanı görüşüp şehzade Ahmed’te karar kılıyor. Sadece veziri azam ahid nameyi hatırlatsa da sonuç değişmedi. Ahmed çağırıldı İstanbul’a. Tabi bunu haber alan Selim hemen askerleriyle Çorlu’ya geliverdi.

17) II.Beyazıd mecburen savaşa girişti. Savaşı kaybeden Selim Kefe’ye kaçtı. Artık şehzade Ahmed başa geçiyor denirken, yeniçeriler ayaklandı. Ahmed taraftarı olan üst mevkidekilerin evleri basıldı talan edildi. Sultan Selim istendiği söylendi. II.Beyazıd o zaman Korkud olsun deyince o çağırıldı. Korkud geldi, yeniçeriler saygı gösterseler de Selim’i isteriz deyince Korkud “canımı bağışlayın bir kenarda yaşayayım o zaman” deyince kabul edildi.

18) Mecburen Selim çağırıldı. II.Beyazıd tahtı ona vermek istemiyordu. Onu orduyla Şah İsmail’e göndermek istediyse de Selim “ordu başında hükümdar gider” demiştir. II.Beyazıd mecburen tahttan çekildi (nisan 1512)

19) II.Beyazıd yıllık 2 milyon akçe maaşla Dimetoka’ya gönderildi. Fakat yola çıktıktan hemen sonra hastalanıp öldü {Yine benim arkadaşa göre “kaderi böyleymiş” olsa ve tarihte bu kalp krizi falan dese de, yabancı kaynaklar ve kardeşi Ahmed’in mektuplarında babasının zehirlenerek öldürüldüğü yazıyor. Kesin olmamakla beraber bende Yavuz tarafından zehirletildiğini düşünüyorum hemen zaten padişahlıktan sonra yaptıklarını ve öncesi yatıklarına bakınca babasını da, kardeşlerini de gözünü kırpmadan silebilecek hükümdarlardan bir tanesi bana kalırsa. Neden zehirledi? Çünkü babasının hangi koşullarda tahtı kendisine verdiğini biliyordu. Gittiği yerde ordu toplayıp üstüne gelmesini kaçınılmaz görüyordu. Dedesi Fatih Sultan Mehmet in, babası tarafından iki kez tahttan indirildiğini de bildiği için, çıkılacak bir doğu seferinde arkasında kimse bırakmak istememişti. Budur dayı işte, zehirletmiş mnkym bunda öyle gücenecek, üzülecek bir şey yok taht bunun adı}

20) II.Beyazıd gençliğinde esrar ve uyuşturucu kullanır, çok fazlada alem yaparmış. Fatih, bunu uyardıktan sonra kendisine çeki düzen veriyor. Padişah olunca yine hafiften aleme dalsa da sonradan içkiyi, karıyı kızı bırakıyor dine dönüyor. İyi bir hükümdar olup, cengaver birisi değildi. İlim ve şiir adamıydı.

Sonraki yazıya buradan

Beyazıd ve Cem Sultan

Önceki yazıya buradan

Beyazıd Ve Cem Sultan Mücadelesi

1) Fatih ölünce iki oğlu kaldı; Beyazıd (34) ve Cem (23). Fatih, daha sevimli ve sanatçı ruhlu olan Cem’i daha çok seviyordu. Beyazıd daha sefahete düşkün olduğundan uyarıda almıştı. Veziri azam ve devlet erkanı Cem’i, yeniçeriler ise Beyazıd’ı istiyordu.

2) Vezir Mehmet paşa Beyazıd’a haber verdiğinde gizlice Cem’e de elçi gönderdi. Lakin elçi yakalandı. Yeniçeriler ayaklanıp veziri öldürdükleri gibi şehirde de terör yarattılar. Şehre gelen Beyazıd’a, “eğer yapılanların hesabı sorulmazsa seni tanırız” denildi. Beyazıd gelip hükümdarlığını ilan etti (1481) Cem de Bursay’a gidip kendi imparatorluğunu ilan etti. {yine taht kavgasını görüyoruz, ayrıntıları merak ederseniz okuyabilirsiniz. Fakat Beyazıd çok öncelerden yeniçerilere rüşvetler verdiği biliniyor. Daha uyanık olan Beyazıd tahtı kapıyor tabi İstanbul’da. Yeniçerilerde ne ibneymiş kardeşim, isyan çıkarıp kendi şehrini yağmalar mı insan, halkına saldırır mı?}

3) II.Beyazıd, Bursay’a yürüyüp Cem’i mağlup etti. Kritik nokta Cem’in lalası, akıl hocası Yakup beyin önceden satın alınmasıydı. Cem Suriye’ye kaçtı {ve o eski türk filmlerinde olur ya kız kaçar, bir kamyoncu tecavüz eder, bir otelci, bir bakkal o hesaba gidiyor Cem de heh heh}. {tabii yine görüyoruz ki yeniçeriler kuvvetli ve onları rüşvetle bağlayan avantajlı, ayak oyunları ve entrikalar artık tam anlamıyla başlıyor}

4) Cem, Karaman soyundan gelen Kasım beyden yardım istiyor. Eğer padişah olursa Karaman’ı vermeyi taahhüt ediyor. Yine Beyazıd’a devleti ikiye bölelim teklifi reddedildi.

5) Kasım beyle bazı yerler alınmaya çalışılsa da başarılı olunamayınca başka yollar arandı. Kasım bey “rumelide çalışma yapalım amcoğlu” teklifini yaptı. Aslında amacı onu oraya gönderip ortalığı karıştırmak, II.Beyazıd ile anlaşıp toprak almaktı. {Cem’in türk filmi tadındaki hikayesi devam ediyor}

6) Gemiye binip Rodos’a giden Cem, buradan Fransa yoluyla rumeliye gönderileceğini düşünerek gemiye biniyor {evet Cem evet amcoğlu gideceksin:)} Amaç tabi Beyazıd’dan fidye almaktı. Kutsanmış Rodos şovalyeleri, yine fidye istediler {geçmişte de hatırlayın istemişlerdi} 1482

7) Rodos şövalyeleri padişah olması kaydıyla Cem ile anlaştı {tabi II.Beyazıd’la da anlaşıp para alıyorlardı, temiz altın iki yolda da kardasın}

8) Şehzade Cem Fransa’ya giderken, Frenk Süleyman onu “şovalyelere güvenme amcoğlu” diye uyardı. Cem dinlemeyip, Rodos şovalyelerinin dini ve onurlarına güvendi 1482. {peheeey ne yemini, aslında Cem kalede şiir yazarken, II.Beyazıd Rodos şovalyeleriyle anlaşmış ilk taksidi de bonus karda 12 taksit yaparak 45 bin altınla ödemişti}

9) Şovalyeliklerine tanrının yemini ve onuruyla bağlı olan Rodos şovalyeleri, tanrılarından aldıkları güçle olsa gerek Cem’i o kaleden bu kaleye kaçırıp durdular. Onun kaçırılıp gelen altınların kesilmesinden korkuyorlardı tabiî ki. Bu sırada avrupada veba yaygınlaşmıştı ve herkes kırılıyordu. Papa, “yıkanmak tanrıya ihanettir, kir bizdendir amcoğlu” açıklamasından beri zaten bokun içindeki Avrupa birde vebayla tanışmıştı. Tabii Papa sonradan bir bomba daha patlatıp “halk içindeki cadılar yüzünden” diyerek kızıl saçlı kadın, çocuk kıyımının da önünü açacaktı ilerde. “Ne oluyor ulan” diyenler “dinsiz” ilan edilerek işkenceyle öldürüldü. 2010 yılında bile, bundan 600 yıl sonra bile bazılarının birilerini dinsiz ilan etmesine şaşırmamak gerekiyor yani. Geçmişten gelen bir şey bu. {Böyle ph kağıdı falan var galiba dokunduruyorsun koyulaşma dinsizliğe gidiyor}. Papa yaşadığı katedralinde “ne yapalım ulan bu Türklere, hmmm ehe haçlı yapalım” deyip bunu da kullanmak için Cem’e yöneldi. Tabi kutsal Rodos şovalyeleri burada hem Beyzıd’dan, hem Cem’in karısından, hem papadan iyi para kopardı.{buradan ne anlıyoruz hem dindar, hem onurlu, hem şovalye ise adam korkacaksın dayı}1489

10) Papa VIII.Inosan, Cem’e rumelide Macar kralıyla takılmasını, birde küçük dilekle hristiyanlığa geçmesini istemiştir. “Yüzünü yıkarız, iki çan çalarız alışırsın” dese de Cem nuh demiş, kutsal ruh dememiştir. {papada nasıl küfretmiştir var ya eheheh}

11) 1492’de, Papa ölünce yerine IV.Aleksandır Borjiya geçmiştir {heriflerde ne isim var arkadaş}. Cem’e daha rahat yaşam sağlayan Papa, II.Beyazıd’a elçi gönderip “her yıl para verilmeye devam edilmesini” veyahutta “300 bin altına dört ay ötelemeli taksit ödemeyle zehirletilmesini” teklif etti {tabi o sırada kilisenin eli çok sıkıştı galiba para lazım}

12) Bu sırada Fransa kralı VIII.Şarl, Napoli krallığına saldırmak için yola koyuldu. Amacı Cem’i alıp Kudüs’e getirmekti. Bu sırada elçi geri gelmiş, eğer Cem zehirletilirse paranın verileceğini Papaya bildirmişti. Fransa kralı da {ki kendisi adabazar kökenlidir delikanlı adamdır} bunu öğrendi ve Cem’i istedi. Papa istemese de karşı gelemeyip Cem’i verdi. Fransa kralı aslında dediğim gibi Cem’i Kudüs’e götürmek ve kullanmak istiyordu. Fakat hayatını öğrenince ona acıdı ve özgür olduğunu, karısına dönebileceğini söyledi. Onurlu bir şovalye gibi davranıp, isterse kendisiyle gelebileceğini söyledi. Lakin, iki gün sonra ağzı boynu şişti {çünkü papa zehirletip teslim etmişti}. Yolda 36 yaşındayken öldü. Cesedini Napoli’ye götürdüler 4 yıl orada kaldı. Daha sonra Bursa’ya götürüldü ve gömüldü 1495

13) Cem’in üç oğlu vardı. Bunlardan Ali’ye ne olduğu bilinmiyor, Murat Rodos’a gidip {paranın tadını aldı galiba} Katolik olmuştur. Oğuz ise ne olur ne olmaz diyerek II.Beyazıd tarafından öldürülmüştür 1483 {yazmıyacaktım da yazayım hadi. Daha önceki vezir Mahmud paşa, hani Fatih’in oğlu Mustafa karısına tecavüz etmişti ya hatırlayın. Sonradan Mustafa ölünce, diğer iki vezir Gedik Ahmet paşa ve İshak paşa yükselmek için “yoksa Mahmud paşamı öldürtü” diyerek onu Fatih’e öldürttürmüşlerdi gaza getirerek. Sonradan veziri azam olan Gedik Ahmet, Fatih’in ölümünden sonra Cem tarafını tutmuştu ve oğlu Oğuz’u severdi. Fakat II.Beyazıd kontrolü alınca, Gedik Ahmet paşayı rumeliye sefere gönderiyorum ayağı yaparak, Oğuz ile beraber öldürttü. Bunu da beraber Mahmud paşayı devirdikleri adam yaptı; yani İshak paşa. Yeniçeriler bu oyunu öğrenip ayaklansa da altınları görünce yatışıvermişlerdir. İshak paşada vezir oldu. Bu kadar pislik karşısında da benim midem bulandı dayı, saray entrikaları tam anlamıyla başlıyor artık.}

Son olarak hazır Cem Sultan demişken bir şiirini de paylaşmamak olmayacak sanırım. Büyük bir şair olan Cam Sultan, uzun gurbet yıllarında oldukça fazla vatan hasreti çekiş bir insan. Şiirlerini bulursanız okumanızı tavsiye ederim;

Bu gurbet câna gâyet kâr kıldı
Ki âlemden beni bî-zâr kıldı

Ne kılam gerdiğ-i eyyâm beni
Belâ vü derd ile bîmâr kıldı

Ne nahs olur aceb bu tâli’im kim
Beni âlem içinde zâr kıldı

Gülistân yerine ni’me’l-bedeldir
Felek yerimi ğimdi hâr kıldı

Görün gerdûn-ı dûnun himmetini
Bu gurbetde Cem’i bîmâr kıldı

 

Sonraki yazıya buradan