Görmek Lazım

Ünlü ressamlarımızdan Şevket Dağ cumhuriyetin ilk yıllarında Ankara’da bir resim sergisi açıyor. Mustafa Kemal bu ünlü ressamın eserlerini bütün vekillerin görmesini istiyor ve bizzat gidilmesini söylüyor. (Gerçi şimdilerde okullara bu tip yazılar geliyor Tayyip Erdoğan’ın mitingi için yürüyüşe katılın falan diye bunun gibi bir şey işte. O yıllarda tabi resim sergisi için çağırıyorlar). Neyse sergiye katılımlar oluyor kalabalık falan filan Mustafa Kemal’de bir müddet sonra iştirak ediyor.

Sergideki resimleri gezen ve çok beğenen Atatürk hiç bir resmin satılmadığını öğreniyor. İsim vererek gelenlerin sergiyi gezdiklerini fakat bir resim almadıklarını üzülerek anlıyor. Şevket Dağ’a dönüp “Peki baktılar da hiç biri görmediler mi? Bu resimlerin hepsini biz alıp götürelim de bu güzelliği uzun uzun biraz daha seyredelim” diyor. Dünyaca ünlü ressamımız bu sözlerden sonra çok duygulanıyor ve aslında içten içe Cumhuriyeti kurmasından dolayı kızgın olduğu Mustafa Kemal’in saygı duyulacak bir lider olduğunu anlıyor.

Sevket_dag_ayasofya.jpg
Ayasofya

Bazılarımız Mustafa Kemal’in ressama hava atmak için tabloları satın aldığını düşünüyor olabilir. Tam tersine resimden de anlayan Mustafa Kemal dönem içinde değeri anlaşılamayan resimleri bilerek satın almıştır. Örnek vermek gerekirse Şevket Dağ’ın yukarıda gördüğünüz “Ayasofya” isimli tablosu 2010 yılında 2 milyon 150 bin liraya açık artırmayla satılmıştır.

Ne diyelim? Kimisi sadece bakar, kimisi de güzelliğini görür.

Demokratik cumhuriyete bakan fakat göremeyen toplumumuz bu değerleri geri satın almak için çok çalışması gerekecek galiba.

Hoşçakalın.

Reklamlar

Fausto Zonaro

Açıkçası bu yazıyı yayınlamayı unutmuşum kusura bakmayın. Gerçi bir çok yazıyı yayınlamak için bekletiyorum bazen. Sakarya’da yayınlanan bir edebiyat dergisi için yazdığım küçük yazıyı yine kendi bloğuma koymak istedim;

19.yy. başlarının ünlü İtalyan ressamlarından, II.Abdülhamid’in saray ressamı ve değerli bir sanatçı olan Fausto Zonaro yazımızın ana konusu olacak.

Zonaro 19.yy. başlarında aslında oldukça sıkıntılı geçen hayat mücadelesinden bunalıp İstanbul’a geliyor. Öyle ki İtalya’da yoğun bir sanatçı patlaması var efendim. Kısmet bir şekilde II.Abdülhamid ile tanışan ve ona bahsedeceğimiz ünlü “Hücum” adlı eseri yapan ressamımız bu sayede saray ressamı oluveriyor.

Peşi sıra ara ara verilen siparişler ile eserlerini sergileyen ve oldukça iyi bir geçim aylığı alan sanatçı ilerleyen dönemde ittihatçıların II.Abdülhamid’i devirmesiyle zor durumda kalıyor. Zaten kısa bir süre sonra işinden kovulup İtalya’ya ünlü bir ressam olarak geri dönüyor.

Zonaro dönem İstanbul’unda yaşamış ve gördüklerini hatıratına yazmıştır. Bu yazıları kitap olarak YKY tarafından basılmış bulunmakta. Merak edenler okuyabilirler.

fausto_zonaro_-_the_daughter_of_the_english_ambassador_riding_in_a_palanquin

Güzel birçok resmi olan Zonaro’nun yaptığı Hücum tablosu 1897 Osmanlı-Yunan savaşına aittir. Resimde atağa kalmış olan Osmanlı askerleri görülmekte olup önlerinde ölmüş olan Yunan askerleri yerde kanlar içinde yatmaktadır.

Cumhuriyet kurulduktan sonra Mustafa Kemal resmi 1927 yılında görme fırsatı bulmuş. Zaten eserlerini beğendiği bu resimdeki ölü Yunan askerlerinden üzüntü duyuyor.

Mustafa Kemal “Zonaro iyi bir ressam, fakat resme zarar vermeden şu yerde yatan yunan askerlerinin üstünü örtün” diyor. “Efendim isteseniz kaldıralım” denilince dönüp “Ben burada Yunan halkının ölü çocuklarıyla mı bir arada yaşayacağım?” diyor.

İşte Zonaro’nun bu eserinde ölen Yunan askerlerinin üzeri böylece örtülüyor…

Zonaro.jpg

Elbette savaş ve kan sanatı tekrar ele geçiriyor. 1975 yılında Kıbrıs savaşında Yunanistan ile tekrar savaşa tutuşmamız neticesinde üzeri örtülen bu Yunan askerlerindeki örtü tekrar alınıyor ve askerler yine kanlar içerisinde tablodaki yerlerini alıyorlar.

Hayatında okuduğum kadarıyla dünya vizyonu ve görüşü olarak bu denli öngörülü ve sanattan anlayan bir lider tarihte pek nadir bulunmaktadır arkadaşlar. Kimi liderler yaşadığı savaşlardan ders alıp yıllarca kendi vatanına saldıran tablodaki ölü Yunan askerlerinin bile üzerini örtmek isterken kimi liderlerde hayatlarında hiç görmedikleri savaş ortamının çığırtkanlığını yaparak henüz yaşamının baharında binlerce genci gözünü kırpmadan ölüme gönderebilmekte.

Barışta dostça kalalım arkadaşlar. Size kim savaştan, kandan ve öldürmekten bahsediyor ise ya temiz milliyetçilik duyguları ile oynanmış kandırılmış bir arkadaşımız yada bu savaştan maddi/siyasi çıkarı olan onursuz bir vatan hainidir.

Herkese sanatın ve bilimin takipçiliğinde barış dolu bir ömür yaşamasını diliyorum. Hoşçakalın.

Mutluluğu Resmi

Hep tarih, hep siyaset midenizin bulanmasına sebep olacağında arada bir iki şiir koysak, bir iki karikatürle ortamı şenlendirsek hoş olmaz mı?

Ünlü şairimiz Nazım HİKMET, yakın dostu yine tarihimizin en ünlü ressamı diyebileceğimiz Abidin DİNO’ya sormuş “sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin? diye. Aslında sormamış tabi 🙂 bir şiiridir bu Nazım HİKMET’in. Buyurun okuyalım;

Saman Sarısı

Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?  İşin kolayına kaçmadan ama  Gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil  Ne de ak örtüde elmaların  Ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolaşan kırmızı balığınkini  Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?  1961 yazı ortalarındaki Küba’nın resmini yapabilir misin?  Çok şükür çok şükür bugünü de gördüm  Ölsem gam yemem gayrının resmini yapabilir misin üstad? Nazım HİKMET

Ünlü ressam Abidin DİNO’da yakın dostunun bu yazdığı şiire cevabını sanıldığının aksine “Mutluluğun Resmi” isimli tablosunu yaparak değil yine çok güzel bir şiirle vermiştir. Yukarıda gördüğünüz resim Dianne Dengel isimli bir ressama aittir. İşte DİNO’nun şiiri;

Mutlulugun Resmi  Kokusu buram buram tüten  Limanda simit satan çocuklar  Martıların telaşı bambaşka  İşçiler gözler yolunu.  İnebilseydin o vapurdan  Ayağında Varna’nın tozu  Yüreğinde ince bir sızı.  Mavi gözlerinde yanıp tutuşan  Hasretle kucaklayabilseydim  Seninle, bir daha.  Davullar çalsa, zurnalar söyleseydi  Bağrımıza bassaydık seni Nazım,  Yapardım mutluluğun resmini  Başında delikanlı şapkan,  Kolların sıvalı, kavgaya hazır  Bahriyeli adımlarla düşüp yola  Gidebilseydik meserret kahvesine,  İlk karşılaştığımız yere  Ve bir acı kahvemi içseydin.  Anlatsaydık  O günlerden, geçmişten, gelecekten,  Ne günler biterdi,  Ne geceler…  Dinerdi tüm acılar seninle  Bir düş olurdu ayrılığımız,  Anılarda kalan.  Ve dolaşsaydık Türkiye’yi  Bir baştan bir başa.  Yattığımız yerler müze olmuş,  Sürgün şehirler cennet.  İşte o zaman Nazım,  Yapardım mutluluğun resmini  Buna da ne tual yeterdi;  Ne boya…  Abidin DİNO