Propaganda Nedir Cu?

Tarihin bize öğrettiği en acı derslerden biri şudur: Eğer yeterince uzun bir süre kandırılarak bir şeye inandırılmışsak, bu kandırılmışlığın kanıtlarını reddetmeye yatkınlaşırız. Artık doğru olanı bulmakla ilgilenmez oluruz. Yapılan kandırma bizi eline geçirmiştir. Bunu kendimize bile itiraf etmek artık fazlasıyla acı verici olacaktır. Bir şarlatana böylesi bir gücü sizin üzerinizde kullanmak üzere bir kere verdiğinizde bir daha onu neredeyse hiç geri alamazsınız.”                                                                                                                                                     Carl Sagan

Hep denir ya “tarihini bilmeyen toplumlar, geleceklerine yön veremezler” diye. Aslında “tarihten ders almayan toplumlar, geleceklerine yön veremezler” şeklinde düzeltelim…

İşte hazırda cumhurbaşkanlığı seçimleri yeni bitmiş ki beklemediğim bir şekilde ikinci turda değil birinci turda kazandı Recep Tayyip ERDOĞAN. Geleceğe doğru gidiyoruz bakalım. Karanlık mıdır aydınlık mıdır nedir ne değildir göreceğiz. Ha bana göre kötü dönemlere gidiyoruz da sizi bilemem. Konuyu “bu insanlar salak olmalı bu adama oy verdikleri için” ekseninden daha ileriye taşımak istiyorum. Uzun konuşmalar yazılar falan sonrasında, karşımızdaki kişiye hakaret etmeden aşağılamadan bu peşinden gitme muhabbetini incelemek lazım diye düşünüyordum. Hani oy verme mesele değil, mesele takım tutar gibi bir şeye sarılmakta, yapılan haksızlıklara, din, mezhep ayrımcılığı yapan düşüncelerin bile eleştirilmemesinde, hırsıza “çalsın abi yeter ki çalışsın” düşüncesinde vs.

Ha çok kısa sayılabilecek (8-10 yıl falan) çalışma hayatımda gördüğüm başka şeylerde var. Çıkarı olan insanların desteklediği şeyler yani. Bunlar sivil toplum örgütleridir, derneklerdir, takımlardır ve elbette siyasal parti teşkilatlarıdır. Bunları “peşinden neden koştukları?” argümanına dahil etmeyelim mümkünse. Çünkü bu adamlar bal gibi neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlayabilecek adamlardır. Bundan nemalanan ve hırsıza çaldığını bile bile “hırsız” diyemeyen, dolandırıcıya insanları kandırdığını bile bile “dolandırıcı” diyemeyen vs. kişilerdir. Bunlar en aşağılık, en pislik yapıda insanlar olup bu gün MHP bayraklarıyla vatan sever, yarın sol elleri yukarıda devrimci liderler, öbürsü gün jöleli kafalarıyla liberal olabilirler. Çizgisini bozmaz bu adamlar nerede ne durumda olurlarsa olsun bukalemun gibi dönüşüm geçiriverirler. Bunlar işte o soyguncuların, yalancıların, düzenbazların yanındaki kaymağı yiyen tabaka insanlarıdır. Bu adamlarda bazen bahsedeceğimiz propagandadan etkilenseler de nispeten uyanık olup dönen dolapları bilirler ve yakınları hariç yapılan pislikleri kimseye anlatmazlar.

Neyse bizim hedef kitlemiz yani yapılanları göremeyen daha doğrusu görmesi engellenen kesimin durumu olmalı. Muhalefetin beceriksizliği gibi bu işi de karşı tarafı cahil, eğitimsiz ve aptal görerek yapılan tespitlerin yararının olmadığını da iyi anlamalıyız. Çünkü cahil, eğitimsiz ve aptal kesim dediğiniz insanlar genel geçer çevremizi oluşturmakta zaten. Bu sadece AKP tabanında sabitlenen bir şey değildir. Aynı taban CHP ve MHP’de de vardır zaten. Bunun iyi anlaşılmasını istiyorum.

Mesele Aptallık Değil Ustam

Meseleeee başka arkadaşlar. Dediğim gibi düşündüm, kafa yordum ve buldum sanırım. Aslında kelime ve bilgi karmaşasında duran bir şey gibi. Hani okudukça “lan zaten biliyoruz bunları” diyorsunuz ama bir yandan da “e abi adamlar yine seçiyorlar batsın ulan o zaman bu ülke ne yapalım” demekten de kendinizi alamıyorsunuz ya hani… İşte buldum yani bana göre böyledir olay.

AKP’nin salak ve cehaletten oluşan bir ekibi olduğu savı yalan bir kere. Evet içlerinde sanırım sağını solunu bilmeyen adamlar da bulunabilmekte. Bazıları bakan bile oldu ama önemli değil onlar bu sistemde. Yani yaratılan kontrollü yönetim adımlarında baya baya iyiler.

Bir kere olay toplum yönetimi ve desteği haliyle. Bunları sağlamanız lazım. Yeni bir şey yapmadığınız için geçmişte toplumu bu şekilde destek ile yöneten insanların araştırmasını yapayım dedim. Hani geçmişe bakalım da geleceği şeyapalım diyerek… E bir dayanak ta daha doğrusu ateşleyici bir olayda bulmak lazımdı yine. Buda en etkili olarak savaş ile gerçekleşen şeyler. Hani savaş çıkar ve uluslar bir liderin etrafında toplanır genelde. İşte bunun en yakın tarihi dünya savaşları oluyor genel itibariyle. II.Dünya Savaşı ve yarattığı liderlerin nasıl yükseldiği, nelere dikkat ettikleri ve nasıl ayakta kalmaya çalıştıklarını araştırdım bu uzun süre zarfında. Notlar aldım cart curt onları paylaşıcam işte. Ve yola devam ettikçe farklı toplumlardan olsa da aynı sonuca ulaştım; Suçlu Propaganda

Çeşitli şekilleri var bu işin. Günümüzün metodlarını değilde, geçmişte bu işin ilk adam gibi yapıldığı dönemden başlamak daha doğru olacaktır. Böylece çocukluktan artık ergene dönen propagandanın nasıl işleyen bir canavar olduğunu daha iyi kavrayacağız. Ve yine günümüze orantılamasını ve uygulama şekillerini siz kendiniz değerlendireceksiniz.

Genel Olarak Propaganda

Birçok tanımı olmakla beraber anlaşılabilir bir biçimde bunları özetlemek gerekirse; Kaynağı ve hedefi insan olan, bireyin veya grubun çıkarları için başka bir birey veya gruba karşı bilinçli bir şekilde yapılan eylemler bütünüdür.

Propaganda genel olarak grupları temsilen bir lider tarafından yapılmakla beraber bazı gerekçeleriyle ve olguların peşi sıra gelmesiyle yapılmaktadır. Birçok teokratik ülkede liderler tarih boyunca benzer olguları kullanmakla beraber zamanla bunu mükemmelleştirmişlerdir.

Propaganda efsanelerden, ırksal, dinsel, mezhepsel farklılıklardan vs. yararlanır. Kamuoyunu etkilemek için dikkat edici bir şekilde çoğunlukla gerçeklerden, bir miktarda çarptırılmış gerçekten ve yalandan faydalanılmaktadır. Propagandist söylediği şeyin yalan veya gerçek olduğunu önemsemez. Önemli olan “doğru söylediği” izlenimini vermektir. Bazen doğruyu söylemektense yalan söylemek daha etkili olmaktadır. Bunun için konuşma sırasında seçilen gerçekler dikkatlice ayarlanmalıdır.

Propagandanın sağlıklı olabilmesi için mutlaka kitle iletişim araçları baskı altına alınır, bağımsız sanatçı,yazar ve bilim adamlarına çalışma ortamı bırakılmaz. Bunların yerine kendi yandaş sanatçıların, yazarların ve bilim adamlarının oluşturulmasına yönelinir. Bunlarda kullanılan yöntemleri örneklemeler ile ülkesel bazda ayrıntılı olarak açıklayacağım.

Propaganda teriminin Avrupa’da yaygın kullanımı ilk kez Katolik kilisesinin misyonerlik çalışmaları sonucunda oldu. 1622 yılında Papa XV.Gregory Roma’da “İmanın Propagandası” topluluğunu kurdu. Görevleri başka kiliselerden gelen raporları ve propaganda yapan kuruluşların yapılarını araştırmaktı. Çünkü protestan hareketiyle katolik kilisesi güç durumda kalmıştı. Tarih bölümümüzde de hafiften anlattığımız bu protestan oluşumunun karşısında silahla ve güç ile bir birlik sağlanamayacağı anlaşılmış ve bizzat Papa tarafından topluluk kurulmuştu.

22 Haziran 1622 yılında, Sacra Congregatio Cristiano Nomini Propaganda (İnancı Yayma Cemaati) kuruldu. İlk defa bu örgüt ile toplumu kontrol etmek ve denetlemek için somut propaganda adımları atılmıştır. Neyse fazlada derinlemesine girmeyelim tarihe.

1789 Fransız ihtilali ile katolikliği sistemli bir şekilde yaymak için oluşturulan ve dinsel bir kurumun eylem alanı olan propaganda, Fransız devrimi ile dinsel alandan siyasal alana geçmiştir. Bu çok önemli sonuçlara yol açacak farklı bir dönüşümdür. Amerika ve Fransa’daki devrimler bireyin bilinçli olarak siyasal geleceğini değiştirebileceğini kanıtlayarak geleneksel anlayışı derinden sarsmıştır. Bu gelişme ile siyasal ilişkiden tanrı değil bireyin sorumlu olduğu bilincine geçilince, yöneticilerin gtü tutuşmaya ve sorgusuz sualsiz egemenliklerini kabul ettirmekte zorlanmaya başlamışlardır. Yöneten ile yönetilenler arasındaki farklar ortadan kalkmaya, yönetenler, yönetilenlerin rızasını almaya ve iktidarlarını meşru kılmaya mecbur kaldılar. Yönetenler bu yeni süreçte yeni ilkeler, programlar ve vaatler geliştirerek kendilerini halka kabul ettirme ihtiyacı içinde siyasal propagandanın desteğine gereksinim duydular. Bunlar içinde ilk önce ortaya çıkan kitle iletişim araçlarını kontrol etmeye yöneldiler.

Tarihte toplumu daha iyi yönetmek için efsanelere ve beraberinde simgelere yönelmişlerdir. İlerleyen dönemlerde sanat, tiyatro, radyo, gazete, internet vs. kullanılsa da insanların geçmiş simge ve efsanelerden hala uzaklaşamadığı bilinmektedir. Stereotip denilen, her toplumda olan insanların hakkındaki yerleşmiş basmakalıp fikirler ve inançları oluşturan düşüncelerin ortaya çıkartılması ve canlı tutulması sağlanmıştır.

Stereotiplerin geçmiş yüzyıllarda yaygınlaşması kabul edilebilir bir şeydir. Bilimle, gerçekle bağdaşmayan çoğu zaman da gerçekle ilgisi olmayan bu basma kalıp yargılar toplumların birbirlerini çok az tanıyabildiği, kitle iletişim araçlarının gelişmediği dönemlerde kolaylıkla etkili olabilir. Ancak günümüzde desteklenen aşırı milliyetçi, ırkçı, kökten dinci ve mezhepçi ön yargılardan kaynaklanan stereotipler bunların bilerek ve isteyerek siyasal arenada kullanıldığı savını güçlendirmektedir. Siyasal iktidarlar ya da liderler ekonomik ve sosyal dengelerin bozulduğu zamanlarda halkın dikkatini başka yönlere çekmek ya da böl ve yönet taktiklerine destek olsun diye stereotipleri sürekli gündeme getirmişlerdir.

Ne yazık ki günümüzde bile sırf bir kısım siyasi çıkar çevreleri yüzünden ülkemizde de bu tip düşünceler ile karşı karşıya kalmaktayız. İşte temel eksende sürekli belirttiğimiz faşizme, din ve mezhep ayrımcılığına, kadın erkek eşitliğine karşı mücadelede zorlanmamızın sebebi budur. Geçmişte bunun pislikleriyle halkın üstünden beslenen ve hala da beslenen bu siyasetçiler sebebiyle kıramıyoruz bu şeyleri. Hadi geçmişi boş verin okumadıysanız yakın siyasi liderlerin konuşmalarını. Günümüz siyasi hayatında kim ırkçılık yapıyor ise, hangi lider dediğiniz adam karşısındakinin dini ve mezhebi hakkında konuşuyorsa işte o adam toplum içerisindeki bu stereotiplere seslenerek hedef saptırmakta ve kendi pisliklerini örtmektedir. İşte bunlara genel olarak propaganda denmektedir.

Ordular İlk Hedefiniz Kitle İletişim Araçları

Modern zamanlar ile beraber kitlelerin kontrolü için her noktadan insanlara ulaşan iletişim araçlarına yoğunlaşıldı. İlk önce gazete, sonra radyo, afişler, sinema ve tiyatro ile televizyonlar… sırayla bu araçların en önemlileri oldular.

Kitlelere bu araçlar ile neleri yapmaları veya yapmamaları, neleri satın alıp almamaları hatta nelere inanıp inanmamaları söylendi. Halkı bilinçlendirmek ve ona doğruyu bulmak adına seçenekler sunmak yerine tam tersi istenen yönde koşullandıran mesajlar gönderilmeye başlandı.

Elbette iletişim araçlarından evvel toplum bilimcileri kitlelerin nasıl yönlendirildiğini araştırmış ve o ülkenin toplum yapısına göre uygun propaganda silahlarının kuşanılmasını sağlamıştır. Bunlar ile ilgili birçok tez falanda vardır. Karmaşık şeyler olduğundan pek yazmayacağım. Örneğin Pavlov’un köpeği deneyi bunlardan bir tanesidir. Köpek ile kitle ne alaka diyorsanız adamlar marsa üst kurduğuna göre alakayı orada arayabilirsiniz. Neyse burada amaç basitçe; belli bir simgesel hareketle canlının aslında yapmadığı bir hareketi zamanla yaptırmak.

Pavlov, köpeğe et gösterip ağzını sulandırıyor. Yine et gösterdiği zaman bir zile de basıyor. Bu durum defalarca tekrarlanıyor. Belli bir süre sonra et gösterilmeden zile basıldığı zaman köpeğin ağzının sulandığını görmüş. Fakat bu etki sürekli olmuyormuş. Zamanla köpek zil sesine tepki vermemeye başlayınca yine et gösteriliyor ve tekrar hatırlaması sağlanarak deney tekrarlanıyormuş.

Kitle yönetiminde de iş köpeğe gösterilen et ve basılan zil misali yaratılan simge, afiş, sloganlar vs. ile empoze edilen fikirler bilinçaltından çıkartılıyor ve “koyun sürüsü gibi” dediğimiz olguların yaşanmasına fırsat tanıyor. İstemden bağımsız olan bu tepkiler toplumun iyi analizleriyle ortaya çıkartılan genelde geçmişte yaşanan haksızlıklara, iftiralara ve baskılara dayanan temellerle yaratılıyor. İleride dünya liderlerinin örneklemelerinde göreceğiniz gibi hemen hemen hepsi “geçmişte yaşanılan haksızlıkları” sürekli tekrarlayarak kitlelere sesleniyor.

Ele geçirilen işte bu kitlenin dışına ise sürekli “ya toplumun koşullarını kabul edersiniz, ya da yok olursunuz” şeklinde bir önerme gönderilmektedir.

Yine değişik düşüncelere sahip olsalar da bu liderler kendi toplumlarının sorunlarının sebeplerini, rakip gördükleri ideoloji veya muhalif liderlerin üstlerine sürekli atmışlardır. Örneğin Lenin işsizliğin, yoksulluğun, adaletsizliğin sebebini kapitalist yapıya ve batının kötü ahlakına bağlamıştır. Aynı şekilde Hitler işsizliğin, yoksulluğun, adaletsizliğin sebebini komünizm ve yahudi para babalarına bağlamıştır. Aslında bu iki liderin de amacı tabandan ezilen toplumun desteğini alarak ülkelerini yönetmek ve gücü ele geçirmektir.

Bu siyasal propagandayı kullanan ülkelerin neler yaptıklarını ise diğer yazımızda ayrıntılarıyla anlatacağız. Okurken anlamanız gereken; yapılan şeylerin günümüzle neredeyse paralel yapıda olduğunu farketmek olmalı. Liderlerin nasıl toplumları ölümüne peşlerinden sürüklediğine şahit olacaksınız. Yazılarımı peşi sıra hızla yazmayı düşünüyorum hazır yazmak isterken. Görüşmek üzere arkadaşlar..

Yazının devamı için buradan