Osmanlı Yanlısı İngiliz Dış İşler Komiteleri – Hüseyin Çelik

Şaşırdınız mı? Şaşırmayın sakın. Bu ülkede gün geçmiyor ki bir şeye bakılıp şaşırılmasın. Ülkemizin düştüğü ahval ve şerait bizi kedere boğmasın.

Hüseyin Çelik’i tanıyorsunuz. Soruduğunuz zaman herkesin küfürler ettiği Süleyman Demirel’in partisinden olan, sonradan AKP ile Milli Eğitim Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı görevlerinde çalışmış zatı muhterem öğretim üyesidir. Uzatmayalım kim olduğu çok önemli değildir fazla. Bu muhteremin yazdığı kitaptır konumuz.

Kitap David Urquhart isimli aslen İngiliz olan Türk dostunun Osmanlı devletini nasıl sevdiğini, efendime söyleyeyim nasıl uyarılarda bulunduğunu falan anlattığı bir yapıt. Sevgide kurulan “Foreign Affairs Committe” ile yapılıyor ve bunlar böylece ülkemizi çok seviyormuş diye anlatılıyor. Peki bunu nereden anlıyor muşuz efendim? Çünkü David Urquhart iktisadi politikalarında uyarılarının yanında “Sakın Batı’ya güvenmeyin; size reform adı altında sunulan paketler sizin idam fermânınızdır. Sizin tek kurtuluşunuz, size Kur’ân-ı Kerim ile indirilen hükümlere sadakatle bağlı kalmanızdır” diye yazıyormuş.

Güler misin ağlar mısın arkadaş? Geçmişin vatan hainlerini, casuslarını, düzenbazlarını günümüzde överek iktidarda oturan adamlar ve yalaka/yalancı yazarların ağzından dökülen pisliklere gün geçmiyor ki bir yenisi daha eklenmesin.

Şimdi konuyu bilmeyenler için çok derin olmayan bir bilgi girişi yapalım ilk önce. “Ne alaka?” falan diyenler olmuştur. Başlayalım;

Osmanlı İktisadi Tarih kısmında da ileride ayrıntılarıyla anlatacağım bir dönemden bahsetmemiz gerekiyor. Osmanlı İktisadi olarak sanayi devrimlerini kaçırdığı ve yeterli iktisadi atılımları yapamadığı için 1800’lü yıllardan itibaren çok büyük bir kıskaç içerisine girmiştir. Toplanamayan vergiler, artan devlet giderleri, yapılması gereken reformların parasızlıktan yapılamaması, rüşvet ve vakıf-ticaret-tarikat üçgenleri vs. dolayısıyla bazı bölgelerde büyük isyanlar ve toprak kayıpları artmaya başladı.

Bu isyankarlardan birisi 1800-1828 yılına kadar Mısır gibi zengin bir vilayette valilik yapan Kavalalı Mehmed Ali paşaydı. 30 yıl içerisinde nüfusunu kuvvetlendiren, askeri disiplin ile birlikleri modern bir düzeye getiren Kavalalı 1828 yılında Osmanlı’ya asker göndermeyi kabul etmedi. Dolayısıyla isyan ederek sonraki yıllarda kendisine gönderilen orduları da yendi.

134282_137617.jpg
Kavalalı Mehmet Ali Paşa

1830’lu yıllarda Kavalalı isyan edip büyük bir gelir kaynağından devleti mahrum edince zaten gelir kapısı kısıtlı olan Osmanlı Devleti ne yapacağını şaşırdı. Osmanlı devleti ülke içinde alabileceği kadar verigiyi almaya çalışsa da iç kesimdeki rüşvet ağlarını çökertemediğinden para bulamıyordu. Diğer yandan kurtlar sofrasındaki Osmanlı Devleti’nin parçalanarak ele geçirilmesi kesin olduğundan bunu ilk kimin yapacağı ile ilgili büyük bir mücadele vardı.

Sanayi devrimlerini tamamlamış ve açık pazar arayan emperyalist ülkeler Osmanlı Devleti’nin dışa açılarak ülkeleri adına konulan gümrük verigilerinin kaldırılması, borç alınması ile imtiyazlar için savaşıyordu.

Bu yıllarda gelecek dönem için değerli görülen “Siyah Altın” topraklarına sahip olan Osmanlı’nın zor durumu İngilizler’in dolayısıyla bütün emperyalist ülkelerin ağzını sulandırdı. İngilizler borç almamakta direnen, ülkesini yabancı sermayeye açmamakta ısrar eden, kendi ülkesindeki vergiler ile iktisadi politikasını toparlamaya çalışan Osmanlı Devletini ve toplumunu kandırmak zorundaydılar. Bu sebeple çeşitli gazete ve yazılar ile dönem toplantılara katılarak saray ve ahvali ile temas kuruldu. Bu temas kuran kişiler “İktisadi Casuslar” olarak nitelendirilebilir.

Bunların en kuvvetlilerinden olan David Urquhart ülkemize gelerek birden Türk dostu kesiliverdi! (Hüseyin Çelik’te ne güzel anlatmış kitabında). Eğer İktisadi Politikalar düzgün yapılmaz ise krizler yüzünden ülke çözülür efendimler, kadim İngiliz dostluğuna methiyeler, kendisinin hristiyan olduğuna bakmadan Osmanlı Devletini “Kuran hükümlerine sadakatle bağlanmanız lazım” falanlar…

osmanli-ekonomisi.jpg

Urquhart sadece İngiliz İktisadi Casusluğu yaparak ekonomik politikaları “Osmanlı Devleti” yanındaymış gibi göstererek aslen İngiliz ekonomisinin çıkarları doğrultusunda adımlar atılmasını istiyordu. Yaptığı bütün girişim, yazı ve görüşmeler neticesini vermiş ve 16 Ağustos 1838 yılında Balta Limanı Ticaret Anlaşması İngiltere ve Osmanlı Devletleri arasında imzalanmıştır. Bunun en büyük getirisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’ya karşı kullanmak üzere borç alınması ve bankaların kurularak Osmanlı Devleti’ne krediler sağlanmasıdır. Hani “o yapıldı bu yapıldı” diye ortada gezenler var ya. Yabancı bankalardan krediler alıp boruları döşeyen arkadaşlarımız için ek açıklama yapayım dedim.

Elbette karşılığında dış ticaret tekeli Osmanlı Devletinden alınarak dışardan gelen ürünlerden ek vergiler alınması yasaklandı. İhraç ürünlere %12, ithal ürünlere ise %5 vergi kondu ki ileride bu borçlar sebebi ile %1(bir)’e kadar düştü. Şehirler arası ticaretten %8 vergi alınırken yabancılar bu vergiden de muaf tutuluyordu.

İşte “İktisadi Politikanın” tapusu David Urquhart’ın İktisadi Casusluk çalışmaları sayesinde İngilizlere verilmiş oldu.

Özetlersek ülke yabancı sermayeye kapılarını gümrüksüz açtı, serbest dolaşım vergilerini yabancılara kaldırdı, tekellerini yabancılara sattı ve büyük bir borca girdi. 1881 yılında ise iktisadi olarak 43 yıl içerisinde de battı. İngilizler “Mısır ile savaşın böylece elinizde kalsın” denilen Mısır’a 1869 yılında borçlara karşılık II.Abdülhamid zamanında el koydu! Komik değil mi yaşananlara yıllar sonra bakınca.

Yani borca sokup ücuza ürettiği malı sana satıyor. Sonra yerli malı ne kadar ürünün var ise satın alıp ülkenin iktisadi olarak ele geçiriyor. Peşinden borç verdiği parayı isteyip alamayınca ilk bocu almana sebep olan olaylardan biri olan Mısır’a el koyuyor.

Şimdi dönelim Hüseyin Çelik muhteremimize. Dönelim derken sırtınızı dönün ve hızla uzaklaşın arkadaşlar. Çünkü bu adamlarda ne yüz var ne astar biliyorsunuz. Osmanlı Devletinin İktisadi Tapusunu imzalatan adamı “Türk dostu aslında efendim dinimizi övüyor” diyerek savunan kişilerin politikalarında bir değişiklik görüyor musunuz?

Bu ülke size kalmaz Allah’tan korkunuz yok bu kesin. Yeniden yaptığınız İktisadi Casusluk sebebiyle yarattığınız ekonomik buhranı, satılan geleceğin hesabını bir gün vereceksiniz.

Hadi dağılın..

Yakın İktisadi Tarih II

Bir önceki yazıya buradan

Savaş Yılları 1908-1923

1) Osmanlı devleti toplumsal, iktisadi ve ekonomik olarak dış ithalata bağımlı yarı sömürge bir sistem içerisinde debelenmekteydi. Eski defterleri çok karıştırmayayım ilk dış borcun alınmasından sonra geçen kısa sürede emperyalizmin kucağına oturmakta gecikmedi.

2) Peki ilk dış borcu almadan veya aldıktan sonra baştaki padişahların hepsi dümbük müydü de bunları göremedi ve ülkeyi iflasa götürdü? Hayır elbetteki değildi. Dünya gerçekleşen sanayi hamlelerini yapamadıkları için gerekli iktisadi yatırımları sonuçsuz kaldı.

3) Milliyetçi ayaklanmalar, dış borcun hızla artması ve sonrasında iflas ile beraber Diyun-u Umumiye’nin kurulması ülkenin yarı sömürge sistemden kurtulmasını engellemiştir. Sürekli bahsedilen bir şey var biliyorsunuz. II.Abdülhamit’in Osmanlı Devletinin dış borçlarını ödediği, okullar açtığı, fabrikalar yaptırdığı falan filan anlatılıyor. Bir çok kez yine söylediğim gibi bu yaratılan Osmanlı ütopyasının hayal ürünü şeyleridir. II.Abdülhamit Yakın Siyasi Tarihte belirttiğim gibi milliyetçi akımları engelleyerek çok uluslu olan Osmanlı Devletinin dağılmasını engellemeye çalışıyor. Elbette bunun için sansürü, ajanları, baskıyı vs. kullanıyor gerçi hangi hükümet kullanmıyor ki değil mi? İktisadi olarak alınan dış borçların “faizlerinin” ödenemediği 1881 yılında yine padişah olan kendisidir. Özellikle dağılma sürecini görüp ithalata dayalı ekonomik buhranı iyi bildiğinden bazı iktisadi atılımlar yapmaya çalışmış fakat elini kolunu bağlayan dış borç miktarı, ordunun düzensizliği, iç isyanlar, kaçırılan sanayi hareketleri yüzünden ülkenin emperyalist sermaye için tam bir pazar oluşturması (yani ithal ürünün ucuza gelmesi) gibi bir çok etken sebebiyle çıkış yolu bulamıyor. Ekonomik olarak bağımsızlığın kaybedilmesi (1881 iktisadi iflas) sadece ölümü uzatan adımlar oluyor.

4) Ülkedeki büyük burjuva sınıfını oluşturan ermeni/yahudi/rum kesimi dış ticaretin hakimi konumundalar. Daha az olan müslüman kesim küçük esnaf kıvamında. Yani ekonomik sarsıntı ilk önce müslüman ve türk kesimi etkiliyor çünkü bunlar emekçi (köylü veya asker). Hani atıyor ya arkadaşımız “ecdadı osmanlının ekonomisi” falan diye işte o ekonominin temeli yine bu sözleri söyleyenlerin diliyle “ermeni dölü” veya “yahudi siyonist mihraklar” tarafından yönetilmekte. İnsanlar cumhuriyet kurulduktan sonra ülkeden giden ve mallarını gömen/saklayan bu insanların hazinelerini yıllarca aramıştır. Elbette insanımız “nereden geliyor bu ermenilerin, yahudilerin veya rumların altınları” diye sormamıştır. Buradan geliyor işte; işverenler tüccarlar bu kısımdan oluşuyor.

altın-gömüleri.gif

5) Peki türk esnaf gerizekalı da ondan mı ticaretle uğraşmamış? Hayır salak değil. Bunu da bir çok kez tarih yazılarımız da dile getirdim arkadaşlar. Eğer sebebini merak ediyorsanız tarih yazılarında Fatih Devrini okumanız gerekiyor. Kısaca Fatih çok kuvvetlenen vezirinin kendisi için ve krallığı için tabii büyük tehlikesini fark etti. Bu sebeple çıkarttığı yasalar ve yönetim sistemiyle beraber “Türk” soyundan kişilerin devlette yüksek kademelere gelmesine ve ticaret ile uğraşıp zenginleşmesine nüfus sahibi olmasına engel olmaya çalıştı. Peşinden gelenler de bunu destekledi. Bu kişiler böylece çok nüfus sahibi olsalar da gavur soyundan geldiklerinden padişahlığı tehdit etmeyecekti. Fakat zamanla devleti ve ticareti ele geçirdiler. Türkler daha doğrusu müslümanlar küçük esnaflık veya köylülükle olmadı askerlik yaparak yaşar oldular.

6) Selanik, İzmir, İstanbul gibi büyük metropollerden iç kesimler ile iletişim rezalet boyuttaydı. Anadolu’dan İstanbul’a buğday sevkiyatı, New York’tan sevkiyata göre %75 daha pahalıya geliyordu!

7) Bunu düzeltmeye çalışan ve iktisadi programlar geliştiren padişahlar ise emperyalizmin elinden kurtulamıyorlardı. Çünkü hem padişahlığın korunması hem de borçsuz ve özgür bir ülke yapılması bu konjektürde artık mümkün değildi. (etnik köken ve din ayrımından dolayı). Dış borçlara (elbette ithalat sayesinde) sokulan Osmanlı devletinin iktisadi yapısı ele geçirildikten sonra topraklarına, madenlerine falan el koyuyorlar sürekli. Bu el koymalar 1881 yılından hemen biraz önce başlayıp bütün bir II.Abdülhamit dönemi boyunca devam etmiştir. Örnek vermek gerekirse borçlardan dolayı Fransa 1881’de Tunus’u, İngiltere ise Mısır’ı 1882’de işgal etti.

8) İttihatçılar padişaha hem meclis için hem de daha çok bu ekonomik özgür ülke için karşı geliyorlardı aslında. Fakat II.Abdülhamid’in devrilmesinden sonra bile bu ekonomik politikaları gerçekleştirememişlerdir.

9) Dış borcu ipotek altında olmasından dolayı bu ekonomik hamleler ancak I.Dünya Savaşında gerçekleştirilmeye çalışıldı. Bunuda Yakın Tarih kısmında anlattım.

10) Özetlersek 1908-1914 arasında Osmanlı devleti; tarıma dayalı (verimsiz), son derece geri sanayi ve dış ticarete bağımlı bir yapıdaydı.

11) Büyük kentlerin beslenme ve diğer ihtiyaçları büyük oranda ithalat ile sağlanıyordu (Çünkü daha ucuzdu. Hani siz şimdi sığır alıyorsunuz ya Arjantin’den hah işte o zamanda benzerdi). Madeni, yolları, rayları, limanları, haberleşmesi, iktisadi yaşamı, şirketleri vs. bir çok alan zaten ya yabancıların tamamen elinde yada büyük bir kısmına sahiplerdi. Yetişmiş nitelikli insan yok ve her şey ithal ediliyor.

osmanli.jpg

12) 1915 yılında 255 sanayi kuruluşu vardı ve bunlar son derece geriydi. Madem öyle istatistikleri verelim. 1908 yılında yani II.Abdülhamid zamanında yerli şirket yüzdesi %3 (üç) iken! 1918 yılında hızla yerli şirketleşme kanunları ve teşvikleri çıkartılıyor ve yerli şirket yüzdesi %38 civarına getiriliyor.

13) 1913’te toplam üretimin %83,5 ve 1915’te yine toplam üretimin %82,3’lük kısmı gıda ve dokuma sanayisiydi.

14) Bu kadar dokuma oranına rağmen dikkatli okuyun lütfen; pamuk dokuması ülke ihtiyacının %9,5 ve pamuk ipliği ise ülke ihtiyacının %20,5’luk kısmını ancak karşılayabiliyordu. Geriye kalan kısım diğer ülkelerden ithal ediliyordu. Yani ülkenin %82’si dokumacılık yapıyor, ondan ürettiğin senin %10-15’lik kısmına ancak yetiyor! Varın siz hesap edin durumu.

15) Savaş yıllarında memur maaşları %50 düşürülüyor. Anadolu’da ticaret yapan tüccar/ağalar kara borsa sayesinde savaş zamanı zenginleşiyorlar. Anadolu’nun fakir erkekleri cephelerde ölürken arkada kalan ağlar/tüccarlar/çeteler halkın kalanlarını ele geçiriyor. Feodalite dediğimiz toprak ağalığı savaşlarda böylece daha da keskinleşiyor.

16) Eyyy koca kafalı insanoğlu! Savaşlarda çığırtkanlık yapanların şirketleriyle ticaret yaparak daha çok zengin olduğunu hala görmez misin? Ölenlerin fakir köylü garibanlar olduğunu bilmez misin? Bilmiyorsan öğren artık, biliyorsan ve hala konuşuyorsan sen de bu ticaretin ya içerisindesin yada geri zekalısın git öl mal oranı azalsın birazcık.

Sonraki yazı için buradan