Ali Ufki Bey Ve Müzik Devrimi

İnternette eski tabirle sörf yaparken rastladığım bazı besteler gerçekten beni benden aldı. Çoğu kişinin de bildiği “Uyan Ey Gözlerim Gafletten Uyan” ilahisi başta pek bilmediğim lakin aslında oldukça yakından dinlediğim bir bestekarı keşfettim. Size hem bu bestekarı tanıtmak hemde araştırırken rastladığım ilginç bir noktayı da paylaşmak istedim.

Yazımı III.Murad’a ait olan bu eserin bestekarı Ali Ufki Bey 17.yy.’ın ortalarında yaşamış. Asıl adı Wojciech Bobowski olan Polonyalı bestekar 30’lu yaşlarında Osmanlı tarafından esir alınmış. Türk musikisini ilk defa batı tarzında notalara dökerek “Mecmua-i Saz ü Söz” isimli bir de kitap meydana getirmiştir. Bahsettiğimizi eserini de bu kitaptan bulan araştırmacılar da şu anda dinlediğimiz şekle getirdi diyebiliriz. Bir çok yabancı dili ve müzik türünü bilen bestekarın zenginliği dönem sonrası gelen Itri’ye de büyük ilham olmuş gibi görünüyor. Yazılan kitabın bazı bestelerinin çalışmasını ise Bezmara müzik gurubu derleyerek ilgilenenler için seslendirmiş.

Bunlar hakkında bilgi arar iken şans eseri yine bir şekilde önderimiz Mustafa Kemal’in yaptığı müzik devrim hareketine rast geldim. Daha doğrusu onun ile ilgili olarak yapılan röportaja ulaştım.

Anlatın Paşam

Mustafa Kemal, Vossische Zeitung gazetesi muhabirine 1930 yılında verilen röportajda milli egemenlik, liderlik, din ve müzik devrimi ile ilgili bazı demeçler veriyor. Röportajın bazı kısımlarını kısaltarak buraya koyuyorum;

…..

– (Mustafa K.) Amaçlarımızın kişisel olmaması gerekir. Yerli olmayan bir kimse, ait olmadığı bir ülkeyi yükseltmek istediği zaman, kişisel isteklerden kendisini kurtaramaz. Kendini eski yasalara bağlayıp geçmiş ile yakınlığını korumak isteyen bir kimse, modern bir devlet de kuramaz. Napolyon, Polis Bakanı “Fouchet” nin yaşamını bildiği hâlde, onu görevinde bırakmıştır, bundan başka kendisinin en büyük düşmanlarına güvenmesi, çılgınlıktan başka bir şeyle yorumlanamaz. Napolyon, temel bir düşünceye dayanmadan işe başlamış ve kendisine bir fırsat yaratacağını sandığı olayların gelişimine uymuştur. Onun bu biçimde davranışı, demokrasiciliğin durumunun altmış yıllık gecikmesine neden olmuştur, diyebiliriz. Napolyon hakkında yayınladığınız kitabın Türkçe çevirisini altı ay önce gazetemde (Hâkimiyet-i Millîye) yayınlanmasını buyurmuştum. Bunun nedeni nedir biliyor musunuz? İşte bunun nedeni şudur ki, bir taraftan onun kahramanlığından ve güçlü sabrından asker bir ders alsın, diğer taraftan yerli olmayan bir kimsenin, diğer bir ülkeye girmesiyle, o ülkede hainlik etmekle, sonun neye varacağını millet anlasın.

(Gazeteci) Gazi’nin bu açıklaması, onun kendisi için çizdiği programı bize gösteriyor. Dine karşı durumunu şöyle anlattı:

– (Mustafa K.) Sonradan Kuran’ı Kerim’in Türkçe’ye çevrilmesini buyurdum. Bu da ilk kez olarak Türkçe’ye çevriliyor. Muhammed’in hayatına ait bir kitabın çevrilmesi için de emir verdim. Halk yinelenmekte olan bir şeyin var olduğunu ve din ileri gelenlerinin derdi ancak kendi karınlarını doyurup, başka bir işlerinin olmadığını bilsinler. Camilerin kapanmasına hiçbir kimse taraftar olmamasına rağmen, bunların bu biçimde boş kalmasına şaşıyor musunuz? Çobanlar, güneş, bulut ve yıldızlardan başka bir şey bilmezler. Yeryüzündeki köylüler de ancak bunu bilirler. Çünkü, ürün havaya bağlıdır. Türk yalnız doğayı kutsal sayar.

……

(Gazeteci) İlâhiyat konusundan “kader” konusuna geçtim. Ve “kaza ve kader” denilen bu iki kelimenin arasındaki farkı açıkladığını ve bunların anlamı “şans ve rastlantı” kelimelerinin anlamına yakın olduğunu söyledim. Kelimeleri duyduğu zaman, biraz durduktan sonra bu iki kelimenin Arapça olduğunu ve Türkleri ilgilendirmediğini söyledi:

– (Mustafa K.) Alın yazısını soruyorsunuz. Alın yazısının temeli, uygulaması mümkün olan sorunlarda düşündükten sonra işe başlamaktır. Komutan bir kimsenin büyük bir kararlılıkla fırsatları elden kaçırmaması gerekir. Aynı zamanda, akla uygun olan şeyleri izlemesi gerekir. Değişikliklerin sabit ve belirgin durumları yoktur. Şu kadar var ki, bu değişiklik durumunda ve çalışmasında bulunan kimseler için de bir kolaylık verir.

(Gazeteci) Gazi, ordu komutanlarının liderlerden sayılmasını ve kendisine bir asker gözüyle bakılmasını istemez. Hatta, Avrupa’daki insanların, böyle bir asker komutanı iken, Gazi’nin nasıl bir hükümet başkanı olduğunu görünce, kendilerinde şaşkınlık ortaya çıktığını Gazi’ye söylediğim zaman birdenbire cevap vermeyip biraz sonra şöyle demiştir:

– (Mustafa K.) Gerçekten bir komutan, hükümet başkanı olduğu zaman, bir tehlike duyulur. Çünkü, onun bir asker komutanlığından başka üstünlüğü yoktur. Bundan başka onu hiçbir kimse kontrol altına alamaz. Bunu elbette Almanya denemiştiniz. Savaş zamanında başkanınız kimdi?

–  (Gazeteci) Loudendorf.

–  (Mustafa K.) Bozgun gününde kaçan adam başkan değildir.

…….

(Gazeteci) Gazi, bana karşı sorgulayıcı bir gözle baktı ve şöyle dedi:

– (Mustafa K.) Daha önce ihtiras konusunu anmıştınız. Gerçekte onsuz büyük bir iş oluşturulamaz. Ancak, onun herhalde millet yolunda bir görev amacına yönelmiş olması gerekir. Başkan olan kimsenin, milletin ülküsüne göre çalışması ve milletin psikolojisine hâkim olduktan sonra milletin eğilimine bağlı olması gerekir. Ben de, padişahlardan kurtuluşumuz tamam olmadan önce, hemen Meclis’i seçime çağırdım. Ve başkanlık hukukundan vazgeçerek, af bile kabul ettim. Egemenlik tamamen milletindir. Yani, seçilen millet vekillerinindir. Yönetim işlerine sizin sandığınız kadar karışmıyorum. İşte bakanlardan birisi karşınızda bulunuyor. İsterseniz kendisinden sorunuz ki, ben onun görevine karışıyor muyum? Ben bugün  başkanlıktan ve hatta ordu komutanlığından çekilmeye ve kendi araştırmalarım için bir köşeye çekilmeye hazırım.

(Gazeteci) Gazi’nin yaşamı çok basit bir biçimdedir. Öteden beri yanında, ancak onun büyük işlerinden korkması sonucunda uzak kalan ve geri dönüşünden sonra ölen (sevgili annesi) bulunuyordu. Gazi, eşinden boşandıktan sonra, bütün mallarının Halk Partisi’ne kalmasını önermiştir. Kendisinde gösteriş ve büyüklenme eseri görülmez, Rüşvete karşı şiddetli mücadelede bulunur. Bu nedenden, onun eski dostu Deniz Bakanı’nı hapse mahkûm etmekten geri kalmamıştır. Mustafa Kemal’in demokrasiye taraftarlığını kendisinin demokrat olduğu düşüncesiyle göstermektedir.

Gazi söylüyor: 

– (Mustafa K.) Kapıda duran nöbetçi bile benden korkmaz. İsterseniz kendisinden sorunuz. Korku üzerine egemenlik kurulamaz. Toplara dayanan egemenlik sürekli olmaz. Böyle bir egemenlik ve hatta diktatörlük, ancak ayaklanma çıktıktan sonra geçici bir zaman için gerekli olur. Üyeleri çok fazla olan komisyon, büyük işler ortaya koyamaz. Ülkemize bakınız, sessizlik içindedir. Sürekli güven ve huzura taraftarız, asıl toprağımızdan başka bir metre kare toprakta gözümüz yoktur. Çünkü, toprağımız geniş olup, kendi oturanlarına dar değildirBütün devletlerle rahatlık ve kurtuluş antlaşmaları imzaladık. Ancak yeni saldırılarla karşı karşıya gelmemiz durumu düşünerek orduyu bulunduruyoruz…

……

Gazi’nin Avrupa’ya karşı tutumu:

(Gazeteci) Gazi, Batı yolunda durabilmesi için, Türk’ün bütün gereksinimlerini yine batıdan almak gereğini duyuyor. Milliyet ülküsüyle Avrupa’dan aktarma sorunu arasında bir karşıtlık görüp görmediğine dair kendisine sorduğum soruya şöyle bir cevap vermiştir:

– (Mustafa K.) Asla… Çünkü modern olan milliyet ilkesi milletler arası genelleşmiştir. Biz de Türklüğümüzü korumak için çabayla özeneceğiz. Türkler uygarlıkta soyludurlar. Yunan’dan önce İzmir, taraflarında oturan eski bir millet olduğumuzu bilimsel bir biçimde kanıtlamaya çalışıyoruz.

Müzik inkılâbı:

– (Mustafa K.) Montesquieu’nun: “Bir milletin müzikte eğilimine önem verilmezse, o milleti ilerletmek mümkün olmaz” sözünü okudum, onaylarım. Bunun için müziğe çok önem göstermekte olduğunu görüyorsunuz.

(Gazeteci) Biz batılılara göre doğu müzikçiliğinin kulaklarımıza gelen tuhaflığından söz ettim ve dedim ki, “Doğunun tek anlayamadığımız bilimi varsa, o da onun müzikçiliğidir.” Gazi, karşı çıkarak şöyle demiştir:

– (Mustafa K.) Bunlar hep Bizans’tan kalma şeylerdir. Bizim gerçek müziğimiz Anadolu halkında duyulabilir. Bu ezgilerin iyileştirilmesiyle ilerletilmesi mümkün değil midir? Batı müziği bugünkü durumuna gelinceye kadar, ne kadar zaman geçti? 

(Gazeteci) Dört yüz yıl kadar geçti.

– (Mustafa K.) Bizim bu kadar zaman beklemeye zamanımız yoktur. Bunun için batı müziğini almakta olduğumuzu görüyorsunuz. 

Uzun röportajının biz müzik ile olan kısmını ele alacağız (Elbette başkanlık ve din ile ilgili kısımları da önemlidir). Bildiğiniz gibi müzik devrimi amacıyla yurt dışından müzisyenler getirilip dinletilmiş ve bunun ile ilgili raporlar alınmıştı. (Merak edenler Yakın Kültür Tarihi yazılarımızı okuyabilir) Sonuçta bir süre Türk sanat müziği radyolarda çalınması bile yasaklanmıştı (6 aya yaklaşık). Sonradan bu saçma uygulamadan vazgeçilerek geri dönülse de uzun bir süre bazı müzik aletlerinin okullarda okutulmadığını biliyoruz (Mehmet hocaya selam olsun).

Bizans Müziği Derken?

Burada dikkat çekmek istediğim nokta Mustafa Kemal’in yaptığı müzik devriminin çıkış argümanlarını görebiliyoruz. Yani masada otururken “müziği yasaklayalım da millet dinlemesin” tarzından ziyade her zamanki gibi belli bir proje doğrultusunda niçin yaptığını anlatıyor (Montesquieu’ya katılarak).

Ve devamında Bunlar hep Bizans’tan kalma şeylerdir. Bizim gerçek müziğimiz Anadolu halkında duyulabilir.” diyerek bir şey söylemekte ve hedef göstermektedir. Ben ilk başta cümlenin ne demek istediğini tam anlayamayıp araştırmaya devam ettim. Türk sanat müziği ile Bizans müziği ne alakaydı?

Dinlediğinizde göreceksiniz ki geleneksel Bizans ezgileri veya Ermeni Ortodoks kilise ilahileri inanılmaz bir şekilde bizim arada rastladığımız müzik makamlarına benzemekte hatta benzemekten öte aynı denilebilir.

Yani Mustafa Kemal’in kafasındaki müzik yapısı artık Bizans, Ermeni ve Osmanlı cemaatinin harmanlandığı müzikten ziyade (çünkü yüzlerce yılda iç içine geçmiş) farklı bir Türk müziği yaratmaya yönelik. Neyse ki uygulamanın yani müzik kültürünün yıllar geçmesi gereken süreçle şekillendiği anlaşılmış olacak sonradan yasakları kaldırıp serbest bırakıyorlar. Elbette yine batı müziği destekli eğitim devam ediyor.

Efendim bu uzun ve dallı budaklı yazımızı bitirip sizi büyük üstat Ali Ufki Bey’in Mecmuay-ı Saz ü Söz besteleriyle baş başa bırakıyorum. Hoşçakalın..

XIV.-XV. y.y. Osmanlı-Bizans İlişkileri

Önceki yazıya buradan

XIV.-XV. Osmanlı-Bizans İlişkileri

1) 1261’de latinlerden geri kalan İstanbulda durumlar pek iyi değildi. Vergilerden halk bunalmış, Anadolu ve rumelideki yerler elden çıkmıştı. Denizde Venedik ve Cenevizliler kontrolüyle geçiyordu. Karada da soldan Macarlar, sağdan türkler kan kusturuyordu.

2) 1282’de imparator yardım için İlhanlılara kardeşini veriyor biliyorsunuz. İlhanlılar da, batı kıralı o sırada ölünce “kızı alırım gerisine karışmam” diyerek olaya noktayı koyuyor. Bu sırada katalan denilen denizcileri çağırıyorlar. Fakat bunlar genelde hırsızlardan oluşan serseri bir birlik.

3) Not atmamışım sanırım, İspanya kralı işi bitince bunları Bizansa gönderiyor. Oda bunalmış zaten. Katalanlar başarılar kazanıyorlar Türklere karşı. Fakat adamlar ele geçirdikleri yerleride yakıp yıkmaya yağmalamaya başlamışlar heh heh. Bizans iparatoruda Türklerden çok “ulan bunlar banada saldıracak mnkym” diyerek tırsmaya başlamış. Komutanlarını çağırtıp öldürtmüş. Bunu haber alan Katalanlarda trakyayı yakıp yıkmış, Atinayı ele geçirip burada Askeri Demokrasiyi kurmuşlar 1311

4) Latinlerin tekrar işgal tehlikesinin yanında, Papa da Venediklileri ve Fransa kralını İstanbulun fethi için iknaya çalıştı (ulan bu papa varya). Böyle bir ortamda batıdan destek alamayan Bizans impratoru Osman gaziye karşı direniş gösterememiş. {yani Osmanlı daha yeni yeni yayılırken Bizans çok zor durumda}

5) Daha öncede örnek verdiğim yer. İmpratorun torunu genç Andonigos taht kavgasını kazanıp tahta geçmiş. İznike yardım için Orhan gazinin üstüne yürümüş. Fakat Palekenon savaşını kaybetmiş. Bizansta moraller sıfıra inerken, Genç Ando hüngür hüngür ağlamış deniyor 1329

6) 1337’de İzmit kaybediliyor. Büyük bir gelir kaynağı olan izmitin gelirlerinin kesilmesi çok koymuş.

7) Baktıki olmıcak “napalım lan” demiş imparator. Kızını Orhana, diğerinide Bulgar kralına vermiş. “Bari demiş müttefikim yapayım”.{bilmeyenler için, Bizans bu tarihlerde bizim müttefikimiz olmuş. Demek ki, bizim filmlerdeki gibi müslümanları kazığa oturtup, şarap içip, et yiyerek dansöz seyretmekten başka geçmişte bir süre müttefiklerimizmiş}

8) Sırp kralı Duşan bakmış iş yok Bizansta, yardırmış rumeliden 1340

9) Genç Ando 1341 de ölmüş. Yine taht kavası çıkmış.

10) Taht kavgasında Kantakuzen’e Aydınoğlu Umur bey yardım etmiş. Fakat kıyılarına saldırı olduğu için artık yardıma gelemeyeceğini söylenince Kantakuzen ümitsizliğe kapılmış.

11) 1345 te Umur bey Kantakuzene “amcoğlu Orhan bey mert adamdır git ondan yardım iste daaaa” demiş. Oda yardım istemiş.

12) Orhan gazi 5-6 bin asker ile Bizansa yardım edip, Edirneyi geri almış ve Bizansa geri vermiş. 1346’da daha önce genç Andonun kızıylada evlenen Orhan, Kantakuzenin Teodora isimli kızıylada evlenmiş.

13) Orhan gazinin askerleriyle beraber istanbulu kuşatıp imparatorluğunu ilan ediyor Kantakuzen. Yine Orhan gazi 1347 de beraber sırplara karşı savaşıyorlar.

14) Fakat “müttefik ayağı, göt ayağı” (bknz. Benan Pastacı: “kardeş ayağı, göt ayağı”) diyen Kantakuzen, Papadan yardım istemiş 1353. Tabi yine başı sıkıştıkça kayınpeder Orhandan da yardım istemiş. Bulgarlarla savaşta yardımlarından dolayı Geliboludaki Çimbi kalesini Orhana vermiiiiiş.{ilk defa rumeliye çıkıyoruz böylece}

15) Kantakuzen “ulan ben bunlara bu kaleyi verdim ama, bunlar yarın birgün bana saldırır allahım neyapayım” diyerek Orhandan kaleyi geri istemiş. “Anadoludan başka yeri vereyim demiş, para vereyim demiş.” Orhan gazi “kaleyi sen hediye ettin amcoğlu tamam vereyim, ama Geliboluda biz savaştık burdan çıkmam” deyince Kantakuzen hemen topuk yapıp Bulgarlardan ve Macarlardan yardım istemiş. Onlarda “ulan lavuk daha 6 yıl evvel sen bunlarla beraber olup bizle savaştın sikerağğ ulan” deyince öyle kalmış Kantakuzen.{Burda notumu atayım, gördüğünüz gibi bizim ilerlemizin yönünün neden Bizans olduğu. Orhan gazi yine iyi bir komutan ve diplomat olduğu için nerdeyse Bizansla hiç kılıç savaşı yapmadan onun yanında yeralarak “biz size yardım ediyoruz” “biz size bişey yapmıcaz baaaaak aldık edirneyi size verdik baaak” diyerek kobrayı hazırlamışlardır. Bizansında taht kavgalarından dolayı büyük kozlar verdiklerini I.Murada kadar görüyoruz. Sonrasında aynı avantajı Fetret devrinde bize kullanmışlardır onuda yazacağız}

16) Kantakuzen bu şekilde alenen sıçıp, rumeliye türkleri kendi eliyle sokunca, öbür varis Yuannis halkı ayaklandırıp imparator oluyor. 1355

17) Bununda papucu yemeyince Orhanla iyi geçineyim diyor 10 yaşındaki kızını Orhanın oğlu Halil’e nikahlıyor

18) Türkler geliboludan “ulan buraları bize tehlikelidir” diyerek Çorluya doğru yayılıyorlar.

19) Yuannis yine kederlen latinlerden yardım istiyor. Papa ya gidiyor. Papa tabi anasının gözü olduğu için pek yüz vermiyor. “Tamam, mezhebinizi değiştirin yardım edelim” diyor (şerefsiiiiz). {tabi burda Bizans nekadar çaresiz görüyorsunuz. Ortadokslara acıyorum açıkçası hep eziliyorlar bu dönemde. Düşenide kullanıyorlar tabi} 1361

20) Macar kralının yardımıyla geliboldan türkleri atıyorlar. Fakat burda da yine mezhep çatışması yaşanıyor (1367) Yuannis yapacak bir şey olmadığını görünce Papanın yanına gidip Katolikliği kabul ediyor 1369. {şimdi bilmeyenler için yazalım yazdıkmı lan yoksa. O dönemde din kavramı çok farklı arkadaşlar. Toplumlar liderleri hangi dine mensupsa o dini kabul ediyorlar. Yani kral “ben taşa tapıyorum” deyince, halk “yaşa kralım taşa tapıyoruz” diyerek onun benimsediğini hemen olmasada benimsiyorlar. Yani papa, “Bizans impartorunu Katolik yapayım da, gerisi gelir” diyor, tabi kazın ayağı öyle olmuyor}. Fakat İstanbuldaki halk buna itaat etmemiş ve şiddetle karşı çıkmış. Neden karşı çıkıldığını yazdık biliyorsunuz. Katolik nefreti iliklerine işlemiş ozaman. {Efendim tabi Yuanniste neyapsın. Türklerle iyi geçinsemde, bunlar az çok bana yine saldırıp topraklarımı alacak diyor, yardım arıyor ümitsizce}. Avrupada sürekli yardım için dolansada bişey elde edemeyince gerisin geri gelip Osmanlı hakimiyetini tanımış ve asker vermeyi kabul etmiş (I.Murad zamanı 1373)

21) {Hah burasına dikkat, kuvvetli liderin zayıf rakibine karşı yaptığı hareketi görüyoruz, burda ondan faydalanıp nasıl bir damla kan dökmeden neyapıyor bakın I.Murad}. Yuannisin oğlu Andronikos ile I.Muradın oğlu Savcı bey buluşup “dayıoğlu biz neden imparator değiliz, bizim neyimiz eksik” deyip muhtemelen birbirlerini adabazarlı gibi gaza getirerek isyan ediyorlar. Tabi, I.Murad üzerlerine yürüyüp bunları yeniyor ikisinide ele geçiriyor(1375). I.Murad şehzade Savıcının ve Yuannisin gözlerine mil çektiriyor. (mil çektirmek, yani kızgın demir bağlı kişinin gözlerinin önüne getirilir. Büyük oranda su olan gözler, ısı sonucu kurur ve belli bir süre sonrada eriyip akar) Tabi bir farkla, Bizans prensini tam kör yapmayıp istanbula gönderiyor. Savcıyıysa daha sonra hemen öldürtüyor. Neden? belki ilerde kullanırım diye  yazacağım ehehe

22) Venediklilere borcu olan Yuannis ödeyemeyince karşılığında Bozca adayı ve Tenedosu onlara veriyor. Tabi Cenevizliler ayar oluyor buna, hemen plan yapıp gözlerine mil çekilen (tek gözü gören Andronikosu) kaçırıyorlar. Oda imparatorluğunu ilan edip Bozca adayı Cenevizlilere veriyor (1376). {bakın şimdi}. I.Murad, Andronikosu destekleyip asker gönderiyor tabi bir miktar toprak karşılığında. O da imparator olmak için tamam diyerek yardımı kabul ediyor. Yönetimi ele geçirip babasını ve kardeşini hapse atıyor, I.Murada da istediklerini veriyor. Tabi Venedikliler bu olaya kızıyor hemen plan yapılıp 1379 da Yuannisi ve oğlunu kaçırıyorlar. Bunlarda I.Murad a gidiyorlar. I.Murad istekleri doğrultusunda onlara busefer destek olarak onu imparator yapıyor Smiley Tabi vergi ve askerde var. Yıldırım daha sonra körü ve oğlunu Selanik valisi yapıyor ilerde (1390)

23) 1390 Ekimde Yıldırım anadolu seferine çıkmış, yanında Bizans imparatorun oğlu Manuel ve askerleriyle. Sefer dönüşü Yuannisin ölüm haberini duyan Manuel, hemen istanbula geçmiş. Yıldırım kendisinden de izin istenmeyince sinirlenip istanbulu kuşatmış. Kuşatma 7 ay sürmüş. O zamanda sur yıkacak topların daha kullanılmadığını düşünürsek açlıktan şehrin alınması planı işlevsel görünüyor

24) Avrupadan yardım isteyen Manuele yardım eden çıkmamış. Napacaz falan derken Timurun gelişi ortaya çıkıyor. Timurun gelişinin sebepsiz olduğunu söyleyen muhafazakar tarihçilerin dedikleri tabiki doğru değil. Hindistan ve dolaylarını zapteden doğunun türk impratoru Timur, Osmanlının büyük ilerlemesini görmüş, ilerde kendisinede tehlike yaratabileceğini düşünmüş, İstanbulunda alınmasıyla dahada tehlike yaşanacağını anlayıp şehir ele geçmeden anadoluya girmiştir. Amacı, Osmanlıyı dağıtmaktı. Neyse, Timur doğudan gelince Yıldırım mecburen anlaşıp askerleriyle doğuya yöneldi. Bizans imparatoruyla ağır şartlarda anlaştı. Asker ve vergi ile beraber, 700 evlik bir müslüman mahallesi, müslümanların haklarının korunması, şeriat mahkemesi için kadı tayini, 2 cami konularındaki anlaşmaları kabul ettirdi. {tabi ilginç, osmanlı zayıflayınca aynı azınlık haklarını avrupalılar istiyor hatta şimdi bizden isteniyor}

25) 1425’e kadar Manuel imparatorda Bizans bu tarihe kadar ayakta kalıyor. Timur çöküşü yarım asır geciktiriyor yani

26) İmparator, Ankarada Yıldırım esir düşünce hemen istanbuldaki türkleri kovdu, islam mahkemesini kapattı ve Timuru tanıdığını ilan etti.

27) Tekrar nefes alan Bizans, Osmanlıdaki taht kavgalarını iyi kullanmışlardır. Çelebi Mehmeti, rumelideki Musa çelebiye karşı kışkırtmıştır. Mustafa çelebiye yardım etmiş vs. çelebi mehmetin oğlu II.Murad imparator olunca bu sefer Mustafa çelebiyi rumeline gndererek ortalığı karıştırmıştır. Mustafa çelebi Edirne ve gelibolu dolaylarını almış, fakat sözünde durmayıp Bizansa geliboluyu vermemiştir. Bunun üzerine Bizans, II.Murada başvurmuş, rumeliye geçmesi ve yardım için iki oğlunu rehin istemiş kabul edilmemiş tabi. Cenevizliler fırsat bu fırsat deyip II.Murad ile anlaşımışlar (vergi alınmaması, imtiyazlar) ordusunu rumeliye geçirmişler. Rumelide zafer kazanan II.Murad tam rahatladık derken, Bizans elindeki öbür Mustafayı anadoluya geçirmişler. Onuda yenen II.Murad sonunda olaya noktayı koymuş. Bu haberi alan Bizans kralı kalp krizi geçirmiş ve ölmüştür ehehe 1425

28) Yeni imparator, II.Murad ile vergi ve asker verme karşılığında anlaştı

29) Macarlar ve haçlıara karşı Varna savaşı kaybediliyor, sebebi yardıma gidememeleri. Osmanlı askerini Bizans ve Venedik gemileri karşıya geçirmiyor. { ya burası tam net değil bilen açıklayabilir yani kafam gitmiş sanırım. Ama burda boğazda bir engelleme var. Birde Osmanlının anadolu ve rumeliye geçişlerdeki bu taşıma olayına rağmen denizlerde bişeyler yapmamaları yine çok ilginç. Tabi çok daha eski ülkelerden çekinip onları kiralamışlardır ama kardeşim yani orduyuda geçirecek kadar donanma yapılır daaa}

30) Artık istanbulu almak isteyen Fatih, 1453 29 mayısta şehri alıyor. İmparator XI. Konstantin kendi devlet adamlarının bin türlü hıyanetine rağmen sonuna kadar şehri savunmuş ve askerlerinin başında ölmüştür.

Bunlar genel bir yazıdır, ayrıntıları ilerde yazıcam.

Sonraki yazı için buradan