Bizim Evlatlarımız

Bildiğiniz gibi I.Dünya savaşı içinde 1915-16 yılları arasında gerçekleşen Çanakkale Savaşı tarihte eşine az rastlanır bir mücadeleye sahne olmuştur. Savaş sonunda toplam yarım milyona yakın insanın öldüğü ve bir çok insanın da sakat kaldığı unutulmaz mücadele sonucunda Osmanlı birlikleri tarihin en büyük donanmalarından bir tanesini deniz ve karadan geçirmeyerek tarihte dönüm noktalarından bir tanesini gerçekleştirmiştir.

Ayrıntılı olarak savaşı anlatmamıza artık bu bilgi çağında gerek yoktur diye düşünüyorum. Çanakkale savaşında daha da sivrilen ve yurt içi-dışı bütün gazeteler tarafından “Çanakkale Kahramanı” olarak ün salan unutulmaz önderimiz Mustafa Kemal Atatürk daha sonra yine bildiğiniz gibi savaş sonrası Anadolu topraklarında kurtuluş savaşını başlatarak özgür ve tam bağımsız bir Türk Cumhuriyeti kurma şerefine nail olacaktır.

Cumhuriyet kurulduktan sonra çeşitli günler bayram olarak kutlanmakla beraber tarihe damga vuran bu savaşta unutulmamış ve anma etkinlikleriyle günümüze kadar gelecek şekilde yadedilmiştir.

18 Mart 1934 tarihinde gerçekleşen Çanakkale Anma etkinliklerinde ise Mustafa Kemal Atatürk’ün neredeyse yeniden tarihe damga vuran şu sözleri, savaşı anmanın ötesinde büyük bir devlet adamının, liderin ve belki de “Örnek Deha” olarak nitelendirebileceğimiz önderimizin insanlığa bıraktığı hediye olmuştur.

Sadece ülkemizin değil bütün Dünya devlet adamlarının kulağına küpe olması gereken sözleri tekrar hatırlamak ve gerekli dersler çıkarmak hepizin borcu gibi duruyor. Her sözü ve düşüncesi ile çağın ilerisindeki dehasını gözler önüne seren Gazi Mustafa Kemal Atatürkü bir kez daha minnetle anıyorum.

Saygılarımla;

“Bu memleket topraklarında kanlarını döken kahramanlar! Burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler, mehmetçiklerle yanyana koyun koyunasınız.

Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahta rahat uyuyacaklardır. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”

Mustafa Kemal Atatürk – 18 Mart 1934

Yakın Tarih Genel Değerlendirme II

Bir önceki yazı için

13) Mesleki eğitime çok önem vermiştir. Fakat ölümünden sonra bu alana yatırım zamanla azalmış. Meslek okulları imam hatip okullarına dönüştürülerek dini eğitim temelli yapıya dönüştürülmüştür.

14) 1950 yılından sonra cumhuriyet “bütünsel kalkınma” yani Siyasal/İktisadi/Kültürel modernizasyon hamlesini terk etmiştir. Kalkınmanın arap coğrafyası gibi sadece inşaat, köprü, yol ve fabrika kurmak değil, eğitimsel ve kültürel hamleler içeren bir olgu olduğu kavranamamıştır. Kültür ve eğitim alanına yatırım yapılmadığı gibi modern eğitim sistemine giriş olarak yapılan hamleler engellenmiş hatta bilerek geriletilmiştir.

15) Ülke yöneticileri (kim olduğunu tahmin ediyorsunuzdur artık) yol, köprü, hastane, baraj vb. yapmayı sürekli dile getirip bunu halka dikta etmişlerdir. Bunun yanında resim, heykel, beste yapmak vb. diğerlerine nazaran daha değersiz gösterilmiş ve önemsenmemiştir. 1950’li yıllardaki toplumda sanattan uzaklaşma hala bu şekilde devam etmektedir. Pikniğe gidince doğanın güzelliklerine bakıp beste veya resim yapmak değil de yiyip içip yediğimiz şeyleri sağa sola atmamızın temeli de sanatın ne olduğunu bilmemizden kaynaklanır.

dem

16) Yurt dışından getirilen kendi alanında uzman bilim adamlarıyla oluşturulan modern eğitim ve kültür adımlarının 1950’li yıllardan sonra terk edilmesi aniden zenginleşen insanları/siyasetçileri ortaya çıkartmıştır. Yine toplumda eğitim ve sanatın eksikliği kendini ahlaki bozulma ve her zaman dinin kullanılarak farklı bir sömürü düzeni kurulmasına yol açmıştır. Bu yola giren toplumlar mutlaka yok olmaya mahkumdur. Tarih affetmez çünkü.

17) Hümanist/evrensel/pozivitist eğitim politikası daha sonraları daha milli ve dini bir eğitim sistemine dönüştürülmüştür. Topluma milliyetçiliği ve dindarlığı bilerek çarptırarak anlatarak kavram karmaşası içerisinde boş bir milliyetçilik, islami değerlerden uzak ve yine boş bir muhafazakar nesil yetiştirilmiştir. Yetiştirilen nesil emperyalist şirketlerin istekleri doğrultusunda “ben” merkezli, kendini ve kuracağı çekirdek aile yapısını düşünen, rüşveti/hırsızlığı veya haksızlığı normal karşılayan, eleştirmeden yoksun ve söylenene inanan bir yapıdadır. Çok ilginç bir şekilde bu şekilde yetiştirilen nesil bütün bankalarını, şirketlerini, markalarını satan emperyalist destekçilerini destekleyip benim gibi bunları dile getirenlerin söylediklerine inanmamaktadır. Bu bahsettiğim uşaklığın sebebini Mustafa Kemal göstermektedirler. Ne diyeyim ne söyleyeyim bilemiyorum.

18) Eğitim sistemi bilerek ezbere dayalı, test ve diploma düzeneği üzerinden yaratıcılığı, eleştiriyi ve anlama yeteneğini kaybettirici yapıda şekillendirilmiştir. Bu biraz Kemalist ve laik eğitim sistemine tepkiden, bir miktarda bilinçli olarak eğitimsiz/itaatkar bir dindar neslin yetişmesi istendiği içindir.

19) Üniversiteler bilerek özerk yapılarından arındırılarak niteliğini kaybetmiş ve kalitesini düşürmüştür. Keza giriş sınavları neticesinde gençler heves ettikleri ve ilgi duydukları bölümlerdense ya para kazandıran yada yeni çıkan bir mesleğe rastgele yerleşip kendilerini köreltmektedirler.

Ali-Demir-Tatminatör1.jpg

20) Ülkede yetişen en zeki kişiler bu sistem çerçevesinde doktor veya mühendislik mesleğine yönelmişlerdir. Kendisini yönetim veya eğitim alanında kontrol edecek olan sosyal bilimlere ise yeterince yatırım yapılmamıştır. Felsefe dersini bile eğitim alanından çıkartarak okumayan ve sorgulamayan toplum yeniden şekillendirilmektedir.

Arkadaşlar uzun soluklu bir yazı dizisi olan Yakın Türkiye Siyasi/İktisadi ve Kültürel hamlelerini bazı yerlerini ayrıntılı bazı yerlerini hızlı geçerek anlatmaya çalıştım. Yazılarımı ve kaynaklarımı uluslararası geçerliliği olan kişilerden seçmeye gayret ettim. Yine arada yaptığım yorumlarda kendi düşüncelerimi yazıya ister istemez eklemek ile beraber mümkün olduğunca tarafsız yazmaya ve olayları açıklamaya çalıştım.

Bütün yazıları okuduysanız kurulan cumhuriyetin temel anlamda bağımsız bir eksende yeniden yapılanmaya çalıştığını ve bunda şehirsel anlamda başarılı olduğunu görüyoruz. Lakin sonraki süreçte ki özellikle Mustafa Kemal’in ölümü ile bu ilerleme hareketi tam anlamıyla devam ettirilmeyerek ülkemiz yeniden eski bataklığına çekilmiştir.

Burada birey olarak yapacağınız en önemli şey Osmanlı Devletinin son yıllarında düştüğü ekonomik parangaların  sebeplerini bilmek olmalıdır. Ekonomisi borçlar ile ipotek altına alındıktan sonra özgür bir siyaset güdemeyince dünyada yaşanan milliyetçi akımlara boyun eğerek yıkılmıştır. Boşuna suçu yahudide, İngilizde aramaya gerek yoktur. Nasıl ki Fatih Sultan Mehmed İtalya’nın en büyük sanatçılarını ülkeye davet edip resimler heykeller yaptırıp, mühendislerle ve bilim adamlarıyla sohbetler etmesiyle devlet yükselişe geçtiyse, sonraki dönemde bilimden sanattan uzaklaşıldığı için aynı şekilde çökmüştür.

01532210.jpg

Biz yeniden tarihimizde belki de ikinci bir Sultan Mehmed bularak Mustafa Kemal önderliğinde yeni bir oluşuma girdik. Fakat olmadı çünkü modern devlet adımlarında kültürel ve sanatsal hamleler sivil halktan gelmedikçe yürümedi. Bize düşen görev bilinçli olmak ve çocuklarımız var ise onlara bunları anlatmaktır. Hiç bir yazımda reklam veya beğeni değerlerimi düşünmedim. Lakin bu yazıları okuyor iseniz kendi paylaşım pencerelerinizden bu tarih yazılarını lütfen paylaşın. Lise/üniversite dengi çocuğunuz arkadaşınız var ise yazıları kısa bölümler halinde okutun. Muhtemelen kendinize de yalan söylemeyin sizde bilmiyorsunuz sizde tekrar okuyun. Özellikle eğitim sistemi çok kötü durumda ve daha kötüye gitmekte. Tarihinizi bilmek ve bunu gençlere doğru bir şekilde anlatmak sizin görevinizdir. Yukarıda ki resme bakın ve yüzüne “anlatmayı beceremedik deyin” bakalım ne diyecek?

Tarihi yazıları okuyan ve eleştiride bulunmak isteyen/düzeltme isteyen arkadaşlar mesaj atabilirler. Yanlış yazdığımız yerler (yorumlarım hariç) olabilir. Eleştiriye açık bir blogdur 🙂

Türkiye bundan sonraki dönemde aynı 100 yıl evvel cumhuriyet kurulurken Mustafa Kemal’in söylediği gibi cehalet ile savaşmak zorundadır bunu aklınızdan hiç çıkartmayın.

Bundan sonraki dönemde yarım kalan Osmanlı Tarihi kısmına yazılar yazmakla beraber farklı konular ile yerimizi güzelleştireceğiz inşallah.

Saygılarımla.

Aramıza Yeni Askerler Katılmış..

Ülkemiz yakın siyasi tarihinde “en fazla Atatürkçü” görünen kişi kim diye sorsanız değişik görüşler ortaya atılır;
 
“İsmet Paşa efendim” der bazısı Mustafa Kemal tarafından meclisin son yıllarında memleketine gönderildiğini bilmeden.
 
Birisi çıkıp “Bülen Ecevit ve CHP tabii ki” diyebilir. Evet Bülent Ecevit sonraki dönemlerde sürekli bazı devrimlere değinmiş ve organizasyonunu bu şekilde yapmıştır. Fakat geçmiş ve şimdiki olsun CHP örnek bir Atatürk partisini temsil edebilmiş midir?
 
CKMP yeni adıyla MHP ve Alparslan Türkeş temelini İslami Türkçülük ve Mustafa Kemal’den alır. Ne yazık ki bu temel bir miktar ırk faşizmine ve sorgusuz sualsiz itaat eden milliyetçi gençler yaratmaktan öteye gidememiştir.
 
Yakın siyasi tarihimiz boyunca en çok Atatürkçü olan, en fazla Mustafa Kemal’in yolundan giden, en Kemalist, en devrimci kişi lafta; Süleyman Demirel’dir!
 
Sonuç itibariyle bunu en çok dile getiren ve bu yolda yürüdüğünü iddia eden kişi eğer Mustafa Kemal’i anlayabilseydi haliyle Süleyman Demirel anlardı.
 
Diyeceğim arabalara Türk bayrağı dikme ile “Vatansever”, binalara Mustafa Kemal resimleri asma ile “Atatürkçü”, kafaya sarık bağlayıp sakal uzatma ile de “Dindar” olamazsınız.
 
İlk önce neyin ne olduğunu öğrenmeli buna göre fikirleri ve anlayışları tartışmalısınız. Geçmişten ders almıyorsan istersen dağı taşı Atatürk resmi ile donat bir anlam ifade etmeyecektir.

Yakın Kültür Tarihi II

Bir önceki yazıya buradan

Düşünce Akımları

1) İslamcılık; II.Mahmud zamanında ortaya çıkan “Osmanlı Milleti” anlayışı tutmamış sonrasında adı “İslam Birliği” olan anlayışa geçilmiştir.

2) Panislamizm Abdülhamid’in resmi politikasıdır. Mehmet Akif Ersoy, İsmail Hakkı bu düşüncenin takipçileridirler.

3) Müslümanlığı yaşama biçim veren, kurallarını belirleyen, halkçı ve demokratik bir din olarak görüp böyle yaşanmasını isteyenler.

4) Batıcılığa karşıdırlar, Avrupa’nın tekniği alınmalı, kültür ve ahlak anlayışı alınmamalıdır. Ayrıca Türkçülüğe de karşıdırlar.

5) Bilimsel buluşlar kuran ayetlerine göre şekillendirilir ve ona dayandırılır. Bu düşünce akımına mensup olanların bazıları sonradan ulusçu olmuştur (Mehmet Akif Ersoy), bazıları da modern İslamı bilim ile harmanlamıştır.

6) Batıcılık (Garpçılık yani); İslamcılıktan daha eskiye dayanır. III.Ahmed döneminde başlayan III.Selim döneminde pekişen bir anlayıştır.

7) Bu düşünceye göre batı uygarlığı tümüyle alınıp uygulamaya geçilmeliydi. Din toplumsal gelişmede engel olarak görülüyordu. Yeni bir etik yani manevi ve ahlaksal bir dünya görüşü yaratılmalıydı. İslamcılığa karşı olup aşırı Türkçülüğü eleştirirlerdi.

8) Balkan savaşları zamanında işte bu iki ana düşünce toplum entellektüelleri tarafından tartışılmaktaydı. Bir kısmı batının her şeyini almak isterken bir kısmı da belirli bir kısmının alınması taraftarıydı. Dikkat ederseniz kimse “batı kimmiş akıllı olsunlar” demiyordu. Çünkü batı dünyayı ele geçirmiş ve kontrolü elinde tutuyordu.

9) Türkçülük; 1860’larda tam anlamıyla ortaya çıktı (elbette türklük bilinci çok daha eskidir bu türk milliyetçiliği farklı yani). Bu tarihte Osmanlı öncesi türk kültürü ve tarihi araştırılıp öne çıkarıldı. Ziya Gökalp ve Fuat Köprülü en önemli temsilcileridir.

3-mayıs-türkçülük-bayramı_768093

10) Balkan savaşlarında toprakları kaybedince türkçülük akımı kuvvetlendi. Keza siyasi tarih bölümünde anlattım 1.Dünya savaşında arapların destek vermektense bağımsızlığa soyunması yine türkçülük akımını güçlendirdi (İttihatçılar içinde)

11) Türkçülük isteyen düşünürler dilde sadeleştirme ile türkçe kelimelerin kullanımını istiyorlardı. Ömer Seyfettin ve Ziya Gökalp bunların başıdır.

12) Dilde sadeleştirmenin yanı sıra arapça harflerin kullanımına devam etmeyi, Turan kültürünü, İslam/Türk sentezini yine kabul etmişlerdir. Bazılarımız bilmiyor ise yine söyleyelim. Osmanlı Devletinde insanlar “Türkçe” konuşurlar arkadaşlar. “Osmanlıca” dediğiniz şey eski kelimeler ile konuşulan türkçedir aslında. Arap harfleriyle Türkçe yazılır metinler. Elbette arap/fars kelime kökenlerinin yanında son dönemde baskın kültür sebebiyle bolca Fransızca kelime kullanılırdı. İşte bunda bir sadeleştirme isteniyor alfabeye devam deniyor.

13) Marksist/Leninist düşünce 1921 yılında geliyor lakin yeşerecek bir işçi sınıfı ülkede bulunmuyor. Zaten 1926 yılında solcu hareketler ülkede yasaklanıyor.

Burada kültür hareketleri ile ilgili bir bilgi verelim arkadaşlar. Cumhuriyetin kurulduktan sonra yaptığı hemen hemen bütün hamlelerinin dünyada konusunda uzman kişiler tarafından yaptırılmaya çalışıldığını tekrar söyleyelim. Kısım kısım inceleyeceğimiz bu hareketlerde artık hangi alanda modern bir yapı isteniyor ise onun uzmanı yurt dışından getirtilip rapor hazırlatılmış, üniversitelerde kalması için çalışılmış, öğrenciler büyük üniversitelere eğitim için gönderilmiş vs. Yani Mustafa Kemal Atatürk sandalyesinde oturup “ezanı türkçe yapıyorum lan!” dememiştir veya “harfleri değiştireceğiz çünkü ben öyle istiyorum” diye bir şey yoktur. Bütün hepsi bu raporlar ve tartışmalar sonucu alınan kararlardır. Mustafa Kemal fikir vermiş veya bunların ışığından bir tercih yapmıştır sadece. Tarihsel süreçte verdiği kararların doğru/yanlış olmasının sorumluluğu aslında hepsine aittir (uzman kişilere). Ayrıntısıyla anlattığımda daha iyi anlayacaksınız. Yani diyor ki Mustafa Kemal “bale okulu kuracağız dünyada en iyi hoca kim? Kim bize bunu kurabilir araştırın bana getirin”. “Bunun tanıdığı iyi adamdır edebiyatı götürür” diye bir şey söylemiyor. “Uzmansan gelirsin” diyor ve çok fazla kitap okuduğu için (yaklaşık 4000 kitap civarı) hemen hemen bütün konular hakkında fikir sahibi değilse gidip okuyor. Yeterliliği olan uzmanların yardımıyla ülke temelini sağlam atmasındaki sır bu sanırım.  Şimdi bunları adım adım anlatalım.

Sonraki yazıya buradan

Yakın Kültür Tarihi I

Bir önceki yazıya buradan

Siyasi ve peşi sıra yazdığımız iktisadi tarih kısımlarından sonra son olarak fazla ayrıntıya girmeden kültür hareketlerini işleyeceğiz arkadaşlar. Peki neden kültürel bir harekete ihtiyaç duyulmuştur?

Pek çok kez belirttiğimiz gibi amaç toplumun değiştirilerek farklı bir kimliğe büründürülmek istenmesi diyebiliriz. Günümüzde bu toplumsal dönüşümler için yapılan kültürel hamlelerin Siyasi ve İktisadi tarihten çok daha eleştirildiğini belirtmek gerekiyor.

Çünkü bağımsız iktisadi politika çizgileri ile tam olarak ortaya konulup anlaşılabilir keza siyasi hareketlerde. Lakin kültürel değişim çok zordur. Toplumların temelini oluşturan kültür dediğimiz şey bir çok farklı kolun birleşmesiyle meydana gelmektedir. Geçmişten gelen geleneksel devlet yapısı, din, etnik köken çeşitliliği, yaşanılan toprak, çevredeki farklı yapıda olan toplumlar ile savaş/ticaret sonucu gerçekleşen kültürel etkileşim vs. bahsettiğimiz “kültür” hareketinin ağaç dallarını oluşturur.

Bizim kültürümüz aşağılık ve geri kalmış bir kültür mü ki değiştirilme ihtiyacı duyulmuştu? Aslında hem hayır hem evet diyebiliriz. Teorik olarak geri kalmış bir kültür yoktur aslında. Her kültür oluşturulan etkenler ile beraber özgündür ve saygıyı hak eder. Fakat anlattığımız tarihi süreçte artık yeniden inşa edilecek olan Anadolu topraklarında temel alınan prensipler genel anlamıyla batının siyasi ve iktisadi düzeni olduğu için (çünkü modern devlet yapısı ve teknoloji onların elindeydi) toplum yapısını da bu doğrultuda dizayn etmeye karar verdiler.

Bu yeniden dizayn alkışlanacak hamleler kadar eleştirilecek değişimleri de elbette beraberinde getirmiştir. Bazı yanlışlardan dönülmüş bazılarında ise bağnazca buna devam edilmiştir. Burada dikkat etmemiz gereken bu değişim hareketleri yapanların amacının ne olduğudur.

1445856783_ErisUlger.081.jpg

Yapılan siyasi hamleler ki özellikle iktisadi hamleler cumhuriyetin bağımsız bir devlet olma yolunda adımlar atarak savunma prensibiyle hareket etmesinin ana düşünce felsefesi olduğunu ortaya koymuştur. Bu hareketin boşa gitmemesi adına yani yapılan siyasi/iktisadi hamlelerin devamı için kültürel bir hareketin yapılması elzem olmuştu.

Yeni kurulan cumhuriyet bize pek anlatılmasa da aslında kültürel birçok devrim hamlesini döneminin en iyi kişilerinin ülkemize getirilmesi veya öğrenci olarak dönemin en iyi okullarında kişilerin okutulması sayesinde ilk adımlarını atmaya çalışmıştır. Bu hareketler sanıldığının aksine yeni bir dünyanın keşfi de değildir.

Tarihte bir çok medeniyet ve toplum benzer değişimler yaşamıştır. Bazı devlet adamları topluma gerekli adımları attırmaya çalışırken tahtından veya canından olmuştur. Bazı devlet adamları ise bu dönüşümü başarıyla gerçekleştirerek ya geri kalmış toplumunu çağın hızına ulaştırmış yada ötesine atıp lider ülke haline getirmiştir.

Yakın tarihte buna benzer bir çok devlet adamı olmakla beraber en çok benzeyenler sanırım Rusya için Büyük Petro (Deli Petro denir bizde aslında alakası yoktur I.Petro yani) ve Hindistan için Mahatma Gandi örnek gösterilebilir. Özellikle I.Petro şehirler kurmuş, heykel ve sanata önem vermiş, üniversiteler açtırmıştır. Peki nasıl yapmıştır? Ülkesinde mesela düzgün ameliyat yapılamadığı dönemde yetenekli öğrencileri alıp Avusturya’ya gitmiş orada tıp derslerinde ameliyatları seyretmiştir. Fransa ve İtalya’ya yine öğrenciler göndermiş ve bu şehirleri gezmiştir. Mimarisinden esinlenip mimarlara şimdiki St.Petersburg’u yaptırmıştır. Hocalar, sanatçıları üniversitelerde ağırlamıştır. Kitapları tercüme ettirmiştir, modern askeri yapıları incelemiş orduyu bu nizamda yeniden şekillendirmiştir. Kısaca bilimi ve teknolojiyi bulup getirmiş ve toplumunu kalkındırmıştır. Ne zaman? 1700’lü yıllarda. İşte bu yıllarda yani bizim “Deli Petro işte ahıhıhı” diye eğlenip birbirimize lale ikram ettiğimiz yıllardan adamlar kalkınmış 60 yıl sonra gelmiş üzerimize oturmuştur. Bilimden, ilimden uzaklaşıp geyik yaparak tarihi zaferlerle övünmek “ne İslam alimleri yetiştirdik Avrupa bizim sayemizde buralarda” gibi boş muhabbetler bize bir şey kazandırmamaktadır. Yerinde sayarsan geriden gelir seni geçer bitiriş noktasına gelmeden birde tur bindirip gerçekleri suratına şırrak diye yapıştırırlar.

atatürklü-cumhuriyet-yılları-13.jpg

Ne diyordum hah işte bunlar misal örneklerdir uzatmayalım. Osmanlı padişahlarının hepsi ne karı kız kovalayıp şarap içmiş ne de hepsi namaza durup seferden sefere gitmemiştir. Bazıları devlet bilimde geri kalmış iken bu gelişimleri görmüş ve devlette uygulamaya çalışmıştır. Mesela I.Abdülhamid peşi sıra III.Selim veya II.Abdülhamid bunlardan bazılarıdır. Lakin bunda geç kalınmış atı alan Üsküdar’ı geçmiştir. Tarih bizi yok edecek tarzda bir dünya savaşı ortaya çıkartmışken bir dahi askeri de yani Mustafa Kemal’i bize kazandırmıştır. Reçete geçmişte yapılmaya çalışılan devrimleri yapmaktır bu kadar basit. Yani dedim ya adama uzaydan haber falan gelmiyor tarihte yapılan şeyler bunlar zaten. Mustafa Kemal sadece uygulamaya geçiriyor bunları. Muhtemelen etkilendiği devrimci I.Petro’dur. Mesela Mahatma Gandi ise Mustafa Kemal’den etkilenmiştir. Yine yakın zamanda ölen Venezuela lideri Hugo Chavez yine Mustafa Kemal’den esinlenmiştir devlet yönetiminde.

Elbette eldeki imkanlar, toplum yapısı ve ortaya çıkarttığı sonuca baktığımızda Mustafa Kemal bu kişilerden çok daha başarılı bir lider olduğu rahatlıkla söylenebilir. Siyasi ve İktisadi hamlelerin yanında (bağımsız bir siyaset için yaratılan bağımsız/borçsuz bir iktisadi anlayış) kültürel devrimlerin yapılarak bunun tamamlanması gerektiğinden bahsetmiştik.

Şimdi kısaca Osmanlı devleti içerisindeki son duruma giriş yaparak serimizin son kısmına başlayalım arkadaşlar.

Sonraki yazıya buradan

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

Neredeyse 5 yıldır blog yazıyorum bir tane bayramımızı kutlamamışım. Millete laf anlatmaktan sıra gelmedi belkide. Özellikle saltanatın resmi kaldırılışı ve cumhuriyetin kuruluşu olduğu için çok önemli bir yere sahipti.

Aslen tarihte bu günün çocuk bayramı yapılmasının sebebi savaşta babası ve akrabaları ölen yani yetim/öksüz kalan çocukları mutlu etmekti. İlk başlarda bunun ile ilgili yardım kampanyaları düzenlendi ve daha sonraki dönemlerde bu iş büyüdü ve ülke genelinde kutlanmaya başlandı biliyorsunuz.

23 Nisan bayramında gelenektir çocuklar devlet büyüklerinin makamlarına temsili olarak oturtulur. Şimdi düşünüyorum da çocukların makamlara oturtmasında bile bürokrasi işlem arkadaş. Ben bütün 23 Nisanlarda bir yerlere götürülmüştüm. En iyi hatırladığım Sivas Suşehri ilçesinde DSİ genel müdürlüğünün makamına oturmuştum. Masada mal gibi beni bırakıp çıkmışlardı. Bir isteğim var mıydı? Yahu ne isteyeyim 8 yaşında? “Bağlayın Jandarma komutanını” dedim.

20150813_154400

Karşılıklı “alo” cümleleri sonucunda Jandarma komutanı diye beklediğim babam yok karşı tarafta. Bir tane çocuk bağladılar. İlk makam görüşmesini böylece ikimiz yapmış olduk. Çocuk bakmak için silah istemiş vermemişler tabi. Baktım babamdan ne yapacağıma dair bir bilgi alamayacağım “hoşçakalın” deyip kapattım telefonu.

Koskoca oda arkadaş. Tabi canım sıkılıyor. Aradım sekreteri hemen. “Ben süt ile çikolata istiyorum” dedim. “Elbette efendim” falan. Baya ciddi bir 23 Nisan geçiriyorum. Baktım vitrinde değişik taşlar var. Renk renk, mat parlak koleksiyoncuymuş müdürü. Odaya geldi sonradan. Taşları anlattı ama tabi hiç bir şey anlamadım. Siyah cam gibi bir taşı beğendim. Benim için kırdırıp hediye etmişti sağ olsun. O taş ananemlerdeki oyuncak sandığımda duruyordur. 20 yıl geçti sanırım sandığı açmayalı. Ne misketler ne oyuncaklar çıkar içinden.

Neyse efendim hepinizin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını en içten dileklerimle kutluyorum. Bayramlarımıza sahip çıkalım değerlerimizi unutmayalım lütfen.

Hoşça kalın.

Yakın İktisadi Tarih IV

Bir önceki yazı için buradan

Korumacı – Devletçi Sanayileşme 1930-1939

1) 1929 yılında bütün Dünya’da yaşanan ekonomik buhran sebebiyle ithal edilen malların ve hammaddelerin fiyatları düşmüştü.

2) Büyük oranda hammadde ihracatçısı olan Türkiye bu durumu kullanarak ithalata karşı cari açığını kapatma ve kara geçme olarak kullandı.

3) Bağımsız siyasi kanada sahip olan ülkemiz 1930 yılı sonrası iktisadi olarak da özgürlüğüne kavuşmuştu. Çıkarılan yasalar ile ithal ürünlerin ticaretine sınırlamalar getirdi. Amaç yerli üretimi artırmak ve ithal ürünler ile rekabetini sağlamaktı.

tmbb.jpg

4) Yerli devlet destekli ve milli bir sanayi kalkınma hareketine böylece başlanmış oldu.

5) Dış sermaye girişi bu tarihten itibaren istenmemiştir. Osmanlı devletinin borçları dolayısıyla sattığı veya el konulan yabancı şirketler tek tek geri alınmaya başlandı. Yine satılan enerji, ulaşım ve haberleşme ağları tekrar millileştirildi.

6) O zaman ki tarım bakanı şimdiki gibi “et pahalı ne yapacağız dışarıdan ucuzunu getireceğiz böylece halkımız ucuz et yiyecek efendim” diye salak saçma açıklama yapmamış, dış ticaret ile ucuza getirilip yerli üreticinin batmasına sebep olan yabancı ithal mallara kotalar ve fiyat sınırları vergiler ile konulmuştur.

7) Ekonomik yük böylece sanayi ve tarım arasında bölüştürüldü. Pamuk, buğday başta tarım ürünleri yaklaşık 10 yıl boyunca sabit fiyatlara satıldı ve dünyadaki büyük buhrana böylece direnebildi.

8) Reel ürünler sabit gibi görünse de sanayinin ve dolayısıyla memur/işçi sayısındaki artış eski işçi maaşlarının yükseldiğini göstermektedir.

ikk 2.jpg

Yani 1929 yılı sonrası devlet Lozan anlaşmasıyla tam olarak destekleyemediği ve kotaları koyamadığı iktisadi politikalarında bağımsızlık kazandığı gibi gerekli hamleleri yapmıştır. Kapitalist ülkeler sanayi devrimlerini yaparak çok ucuza mal edilen emperyalist ürünlerin açık pazarlarda yine çok ucuza satılarak yerli ekonominin çökmesi ve akabinde borçla kendine köle etme ilkesi bu sayede kırılmıştır.

Borç almanın olmadığı, ithal ürünlerin yerli üreticiyi ezmemesi için kotaların konulduğu, yerli üretimi için devlet desteğiyle bir türk burjuvasının yaratıldığı, sanayileşmeyi amaçlayan ama bunun yanında tarıma da oldukça destek verilen 1929-1940 yılları cumhuriyetin altın çağı olmuştur.

Çözüm basittir aslında. Bu yukarıda yapılanların dışında iktisadi olarak ülkeyi borç batağına sürükleyen, “yerli malı neymiş o devirler geride kaldı artık” diyen şerefsizlerin peşinden gidip ithal mallara saldıran, tarımsal alanda üretimi bitirip krizlerde yerli üreticinin sorunlarından ziyade “nereden daha ucuza mal alırım’ın” derdine düşen hükümetlerin gelişiyle bu hale düştük.

“Efendiler, ekonomik alanda düşünür ve konuşurken, sanılmasın ki dış sermayeye karşıyız; Hayır bizim memleketimiz çok geniştir. Çok emek ve sermayeye ihtiyacımız var. Kanunlarımıza uymak şartıyla dış sermayelere gerekli olan teminatı vermeye her zaman hazırız. Yabancı sermaye, çalışmalarımıza eklensin ve bizim ile onlar için yararlı sonuçlar versin.

…Geçmişte Tanzimat Devrinden sonra yabancı sermaye, üstün hakları olan bir yere sahipti. Devlet ve hükümet, dış yatırımların jandarmalığından başka bir şey yapmamıştır. Her yeni millet gibi Türkiye bunu uygun bulamaz. Burasını esir ülkesi yaptırmayız!”

İzmir İktisat Kongresi

Mustafa Kemal Atatürk

Ülkemizin iktisadi politikalarını anlatmaya devam etmekle beraber Cumhuriyet tarihi hiç bir dönem boyunca 11 yıllık iktisadi büyüme ve kalkınmayı yapamamıştır. Ne acıdır ki ülkemizi, Osmanlı devletini emperyalizmin kucağına düşüren borç alma ve ithal ürün tuzağına takılmaktan yine kurtaramadık. Kurtaramadık derken kurulan çok partili hükümetler döneminde yeniden borç almaya, yeniden ithalata dayalı, markalaşmadan, kaynakları satarak yönetildik ve hala öyle yönetiliyoruz.

İnsanlar “vatan hainliği” kavramının sadece dağda askere, polise veya sivile ateş açmayla oluşabileceğini sanmaktadır. Tam tersine asıl vatan hainliği yukarıda anlattığım iktisadi kalkınma politikalarını terk edip yeniden borca, ithalata, satmaya yönelerek sözde büyüme gerçekleştiren ve ülkenin bütün geleceğini satan yöneticilere biçilecek bir kelimedir. Bu yöneticiler/askeri paşalar yakın siyasi tarihimizde bu yönelmeleri sayesinde amerikan/ingiliz/israil şirketlerine yönetici/müdür/ortak olarak zenginleşmişlerdir.

Genel olarak orta sağ dediğimiz felsefeye ait olan bu düşünce anlayışı aslında liberal ekonomik büyüme kisvesinde görünür. Gerçekte ise kendini ve yakınlarını zengin etme üzerinden ülke insanlarının geleceğini ve geri dönülemez yıllarını satar. Ortak özellikleri genel anlamda muhafazakar geçinen, camii yapan, yeri gelince milliyetçilik üzerinden yeri gelince Atatürk üzerinden prim sağlamaya çalışan, geçmişin etnik/dini/mezhepsel kutuplaşmalarını körükleyerek kendisine yöneltilen suçlamaları karşısındakini dinsizlik/yahudilik/komünistlik/siyonistlik ile suçlayan kişi/grup ve organizasyonlardır. Seslendiği taban genel anlamda az eğitimli, dini muhafazakar, sorgulamayan, itaatkar ve kolay yönlendirilebilir kişilerden oluşmakla beraber bundan nemalanan ve durumu bilen kişilerin üst tabakayı ile beraber yapı tamamlanabilir.

MerinosAtaturk2
Atatürk’ün İktisat Bakanı Celal Bayar Ne Acıdır Ki 1950’li Yıllarda DP İle Savunduğu Milli İktisat Düşüncesini Terk Ederek Ülkemizi ABD’nin Uydusu Yapanlardan Birisi Olmuştur

Yine ortak olarak çocukları askere gitmez ama halkı vatan millet edebiyatı ile savaşa götürür, birden zengin olurlar olamayanı salaklıkla suçlarlar, dindar görünürler, sürekli Allah derler ve islamın takvasından hoşgörüsünden dem vurup ilk fırsatta rakibinin boğazını sıkarlar, yahudileri/ABD veya Rusyayı sevmezler ülkede bir sıkıntı varsa suçu bu “kökü dışarıda dış mihraklara” atarlar ama büyük oranda kendi şirketleri aracılığıyla onlarla ticaret yaparlar, şirketleri/evleri/yatları/rezidansları/çiftlikleri vardır.

Paşalar ise askeri anlaşmalar peşi sırasında yabancı şirketlerde müdürlük veya danışmanlık alırlar, bakanlar ise öncesi veya sonrasında yine yabancı şirketlerde yöneticilik/müdürlük veya danışmanlık alırlar. Bakanlar genel olarak yasal olmayan bu döngüde kolay kullanılması için yakın akrabalardan seçilir.

Bu yazdıklarım neticesinde hala olayı idrak edemeyip ülkemizin şimdi borcunun olmadığını, ithalata dayalı ekonomik büyüme politikasıyla kocaman cari açığa sahip olmadığını, eğitimin düzeldiğini, markalaşmanın arttığını, yabancı şirketlerin geri alındığını vs düşünüyor ise buyur yol senin arkadaşım.

İktisadi politikaları ayrıntılarıyla değil bu şekilde genel olarak yazmayı daha uygun gördüğüm için kısa tutuyorum. Zaten yazılarımız oldukça uzun oluyor.

Sonraki yazıya buradan