Sultan İbrahim

Bir önceki yazı için buradan

Efendim baya ara verdik Osmanlı tarihine. En son IV.Murad ülkenin kötü gidişini çok sert tedbirler alarak düzelttiğini ve bunun için tarikatlar aracılığıyla şeyhülislamı ve din adamlarını da kullandığını ayrı ayrı anlatmıştık. Dinin siyasete en şiddetli bu zamanlarda karıştırılması ileride çok daha büyük zararlara yol açacaktı. Fakat dirayetli bir padişah olan IV.Murad ülkeyi toplamış, rüşvetçilerin kökünü kazımış, ne kadar üçkağıtçı kabadayı varsa silmiş süpürmüştü. Peki ülke huzura erdi mi? Rüşvetçiler ve hırsızlar ne yazık ki tarihimizde sadece iyi komutan ve liderler geldiğinde bir süre yer altına saklanmaktadır. Uygun ortamda hemen tekrar filizlenerek yolsuzluklara ve ayak oyunlarına başlayıp kendilerini tekrar zengin ediyorlar. Bunun çözümü halkın bilinçlenmesidir. İşte ölümünün peşi sırası yaşananları okuyalım;

1) IV.Murad zamanında Silahtar Mustafa paşa hasmı olan Kemankeş Kara Mustafa paşayı öldürtmeye çalışmıştır {padişaha gazı vererek}. IV.Murad sürpriz yapıp ölünce, veziri azam Kemankeş olmuş, silahtarı sürgün ettirip mallarına da el koymuştur {eee bu işler böyle amcoğlu}

2) Tabi sürgüne giden Silahtar Mustafa Paşa, Sultan İbrahim’in annesi Kösem sultanla çalışıyordu. Bu sebeple onu İstanbul’a getirmek için ölen padişahın kızı Kaya sultanı bunun ile evlendirmeye çalıştılar. Lakin, anasının gözü olan Kemankeş Kara Mustafa paşa, şeyhülislamdan silahtarı öldürtme izniyle ilgili fetvayı rüşvetle alarak onuda öldürtmüştür. Tabi bu olay Kösem ile arasını açmıştır ki bu hiçte iyi değildir {buradan şunuda görüyoruz arkadaşlar; imparatorlukta yandaş devletler ve rakip devletler arasında ilişki kurmak için gelin alma ve verme uygulanmıştı hatırlarsanız. Yine yandaş adamı saraya yakın tutmak için kızların evlendirildiğini görüyoruz. Misal bunlardan biriside Mimar Sinan’ın sözde aşık olduğu Mihrimah sultandır. Etrafta gezen hikaye doğru değildir, yani yok gece oradan batarken minareden düşen gölge öbür tarafa vururmuşta zartmışta zurtmuş. Mihrimah annesiyle işbirliği içinde olan bir kızdı, o sebebeple başka bir adamla evlendi Kanuni zorla evermedi yani}.

Sultan İbrahim

3) Sultan İbrahim ölüm korkusuyla yaşadığı için (çünkü kardeşleri her an padişah olabilir ve onu öldürtebilirdi) hafif paranoyak cinnetli bir adam olmuştu. Bazen saçma sapan kararlar verir ve haliyle uygulanırdı. Kemankeş bu sebeple padişahla çok zıtlaşırdı. Hasımların ikisini de divana alınca işi iyice zorlaşmıştı. Devleti toparlayan, çeki düzen veren veziri azam bunun üzerine yeniçerileri hafif bir ayaklanma çıkartması için rüşvet vermiş fakat bunu da eline yüzüne bulaştırınca öldürülmüştür.

4) Çok uzadı Girit alınmaya çalışıyor

5) Kemankeş’in öldürülmesinden sonra yerine Mehmed paşa vezir oldu. Oda Hanya kalesini alan Yusuf paşayı kendisine hasım görüyordu. Padişaha onu kötüleyip duruyordu. Birilerini habire şikayet edince padişah sinirlendi ve veziri azledip yerine Salih paşayı vezir yaptı. Artık devlette otorite kalmamıştı, yeniden rüşvet gün yüzüne çıkmış, mal mal hareketler devam etmişti. Bir gün padişah yine gazla Hanya kalesini başarıyla alan Yusuf paşayı çağırtıp “gidin alın Giriti” demiş, Yusuf paşa şaşırıp “deniz mevsimi geçti padişahım zamanı değildir” deyince “ben anlamam banane banane alın Giriti” demiş Yusuf paşada “gidemeyiz padişahım” demiş, padişahta kızıp “sayıyla mı verdiler sizi bana boğun lan bunu” demiştir. Boğdurunca cesedinin başına çömelip pişman olmuş, yanaklarını sıkıp “ne güzel elma gibi al al yanakları da vardı” demiştir {evet hafif manyak olduğunu söylemiştik ve ne yazık ki bu olay gerçektir deli işte}

Sunay Akının bir çift ayakkabı kitabında bu Yusuf paşadan bahsedilmiş arkadaşlar. Ekleme yapıyorum, kendisi Dalmaçyanın Nadin kentinde kimsesiz gezen bir çocuk. Maria adındaki bir dul kadın bunu görüp acımış ve kocasının ayakkabılarını vermiş. Bir gün kapıcı başı gelip çocuğu görmüş. Büyük ayakkabılarıyla çok çalışan Joseph Maskoviç adlı bu çocuğu da götürüp devşirmeye almış. Orada başarılı olan elemanımız adını Yusuf yapmış, Silahtar olmuş. Yükselmiş kaptanı derya olmuş görüldüğü gibi. Ama hasımlarından dolayı, bu büyük adam boğduruldu bir anda deliye çatarak. Ölmeden evvel, ona kocasının ayakkabılarını veren Maria denilen dul kadına kendisine verdiği ayakkabıları içleri altın dolu olarak göndermiş.

1414076373_ib

6) Haaa birde Cinci hoca var tabi arkadaşlar. Söyledim ya tarikatlar ve din adamları kuvvetlendi diye. İşte bunlara Allah bu dönemde “yürü ya kulum” demiş olsa gerek çok zenginleşiyorlar. Herkesi bir güzel okuyup üfleyen bu hocamız çok ünlü tabi. Kadı atamalarından alımlarına bunun rüşvetleriyle dönmeye başlamış. Ona sonra döneceğiz ama durun. Padişah bir gün yolda giderken araba yolu tıkayınca “şehirde at ve araba dolaşmasın beklemicem bir daha bu ne canım yani koskoca padişah kırmızı ışıkta mı beklesin devletin işi gücü var arkadaş” demiş ve “yasaklıyorum lan atı arabayı falan artık” diyede emir buyurmuş. Hemen peşi sıra yakın bir zamanda yine bu cinciye gittiği sırada yolda arabaya rastlayınca vezire “ne ayak lan” diyerek kükremiş, çağırtıp kellesini orada vurdurmuştur. Yerine de Girit’ten Musa paşa veziri azam yapılmıştır. Musa paşa güle oyanaya “ehehehe veziri azam oldum lan şaka maka” diyerek İstanbul’a doğru yola çıkarken onun yerine vekaleten bakan Ahmed paşa katakulli rüşvet ve padişahı kafalayarak “burada benim kalmam daha doğru olur efendim” demiş gelen Musa paşayı da ikinci vezir yaptırmıştır {ahahaa ulan nedir bu ya}

7) Birde veliaht fazla olmadığı için habire cariye, hatun getirilen padişahın asabı bundan da baya bozulmuştu. {azı karar dayı çoğu zarar işte karının}. Kadınlar, bu saf/deli adamı kullanmaya, paraları harcamaya başladılar. {daha öncede söyledim kadınlar padişahları öyle kontrol edemiyordu yazıldığı gibi. Fakat tabi ayak oyunları vardı ve basiretsiz, deli vs. padişahlar geldiğinde çıkarlarını kullanıyorlardı}

8)  Sivas valisi Varvar Ali paşanın bu durumlardan iyice kafası bozulmuştu. İşler rüşvetle döner olmuş, dürüst çalışan adamların atamaları yapılmıyor ve paraları da ellerinden alınıyordu. Fazla para istenince artık gönderemeyeceğini söyleyen Ali paşaya padişah, “o zaman maiyetindeki İbşir paşanın karısı güzel onu gönder de tadına bakayım” diye yazı göndermiştir. Ali paşa da “her şeyi yaptık pezevenkliğe mi soyunalım artık yok artık lebron ceyms” demiştir. “Başkasının nikahlı karısını gönderemeyeceğini” usturubuyla söyleyince Sultan İbrahim sinirlenmiş, karısı istenen İbşir paşaya Ali Paşayı öldürmesi için haber ve asker gönderilmiş. İbşir paşa da “bu adam benim karımı ve onurumu korudu” demeyerek askerler ile Ali paşaya saldırmış ve öldürdükten sonra Sivas valisi olmuştur (senin ben kalıbına sçayım emiş şerefsiz herif) Karısını göndermiş midir bilmiyorum ama göndermiştir bu köpek.

9) Artık iyice tozutan padişahın birde samur merakı vardı. Samurlar toplatıldı çok para harcandı. Yine etraftaki ağalardan falan samur isteniyor vermeyenden yüksek para talep ediliyordu. {şunu ekleyelim Rusya devletleri bu yıllarda ekonomik olarak büyümüştür samur ticaretiyle yani}. Ağalardan birisi param yok veremem deyince diğer ağalarda rahatsızlıklarını dile getirdiler. Vezir bunları ortadan kaldırmaya çalışınca ağalar toplantı yapıp vezirin işini bitirelim dediler.

10) Padişaha ayaklanan askerler veziri istediler. Yerine de Sofu Mehmed paşayı vezir istediler. Padişah veziri azledip Sofu’yu vezir yaptı. Eski veziri vermek istemedi lakin askerler kabul etmedi. Padişahta kızıp Sofu’yu bunu planladığı için yumrukladı “sana sorarım” diyerek. Ocak ağaları da “bu padişah bitmiş dayı, bunu da postalayalım” dediler. Bunun üzerine yedi yaşındaki şehzade IV.Mehmed padişahlığa geçirildi. Korkmasın diyede sadece devletin ileri gelenleri törende biat etti 1648

11) İbrahim bir odaya hapsedilse de yerine geçen oğlu küçük olduğu için bazıları onun geri getirilmesini istemişti. Lakin vezir Sofu Mehmed, geri getirilirse kellesinden olacağını bildiğinden hapsedilen İbrahim’i hemen boğdurttu. 35 yaşındaki İbrahim, Beşiktaşlı dünyaca ünlü sol bek İbrahim Üzülmez’in akrabası olduğu düşünülüyor.

Gördüğünüz gibi IV.Murad ile düzene giren devlet ölümünden hemen ertesi senelerde karmaşa içerisinde bir rüşvet/tarikat/entrika ayağına düşüveriyor. Deli padişah ve peşi sıra gelen 7 yaşındaki oğlu (ki muhtemelen Sultan İbrahim kısırdı ve bu çocuğun babası değildi) IV.Mehmed ülkedeki buhranın körüklenmesini sağlıyor ne yazık ki. Haliyle 7 yaşında altına işeyen çocuk değil ayak oyunlarını en iyi yapan ve sarayı kontrol eden kişi ülkeyi yönetecekti.

Devam edeceğiz arkadaşlar..

II.Selim

Önceki yazıya buradan

II.Selimin Tahta Çıkışından 1699 Karlofça Anlş. Kadar

1) Belgrad’a gidince yeniçerilere cüluslarını ödemişlerdi fakat hepsini ödeyememişlerdi. Bunun üzerine çeriler toplanmış, İstanbul’da sarayın kapılarını kapatmayı planlamışlardı {buralarda bile, yeni dünya hakimi ve zengin toplumda bile çerilerin isyanını görüyoruz}. Edirne girişinde ilerlemeyip vezirleride tartaklarlar. Önlerine de katarak saraya geldiler. Padişah “paraları verilsin” deyince ancak saraya girebildi.

2) Sakız adası 1568’de alındı ve gözler Kıbrıs’a çevrildi.

3) Venedik elinde olan Kıbrıs, akdenizde alınmayan büyük bir adaydı. Veziri azam Sokullu Mehmed Paşa bu saldırı ilerde batıda guruplaşma yapacak diye çekincedeydi. Ona aleyhtar olan Lala Mustafa paşa ve yahudi Yasef Nasi teşvikleriyle fetva alınıp, şarabıyla meşhur Kıbrıs’a girildi. Venedik papa ya yardım için gitti, Osmanlıyı da yoklayıp barış yaptı fakat saldıracaklarını anlamıştı.

II.Selim

4) Alman imparator Maksimiliyan yeni barış anlaşması yapmıştı. Ayrıca Papa, Floransa dukasına “büyük duka” ünvanı verince küsmüştü. Bu sebeple “Ben karışmıyorum amcoğlu, işim var” dedi. Fransa kralı ise “sksen saldırmam” modundaydı. Zaten Osmanlıyla dostluğunu pekiştirmesi lazımdı {almanlar sebebiyle}. Katılmayı reddettiği gibi, olanları Padişaha anlattı. {burada Osmanlı Fransa’yla ilişkilerini iyi tutup bazı tavizlerde vermişti, çünkü çıkarları bunu gerektiriyordu}. İran’la da anlaşma sağlanamadı, çünkü Şahkulu Han Osmanlıyla anlaşmıştı {burada dikkati çeken nokta İran’la da görüşülmesi. Tarihte çıkarları gereği haçlılarla, daha doğrusu hristiyanlarla birçok görüşme yapılmıştır. Yani çıkar neyi gerektiriyorsa o görüşülüyor müslüman hristiyan denmeyip. Osmanlı zayıfladığında ise isyan veya saldırı yapmışlardır neyse anlatırız inşallah}.

5) İspanya, Papa, Malta bir kuvvet oluşturup gemilerle yardıma gelseler de fırtınaya yakalandılar ve geç kalıp çekildiler. Magosa kalesi bir yıllık kuşatmadan sonra alındı. Konya, Kayseri vs. tarafından göç aile getirildi, yine buradakiler (300 aile) anadoluya nakledildi.

6) Bu olaydan sonra Papa gayretle donanma yapmaya çalıştı. 278 gemiden oluşan donanma ile yine 240 gemiden oluşan Osmanlı donanması İnebahtı’nda savaştı. Savaşı kaybeden Osmanlı donanması dağıldı. Ulu Ali paşa gemileriyle kaçtı. Savaşı kazananlar törenlerle Roma da karşılanırken, abideler, gösteriler düzenlendi. Tekrar sefer için toplantılar yapılsa da anlaşamadıklarından dağıldılar {kazanılan zaferden sonra bile anlaşamıyorlar hala hristiyanlar dikkat}

İnebahtı Savaşı

7) Mağlubiyetten sonra bir nevi gaza gelen Osmanlılar, altı ayda 200 gemi yapıverdiler. Savaştan sonra salınmayan Venedik elçisi “acaba barış imzalanır mı” diye Vezir Sokullu’yu yakalamış, oda tarihi “biz sizden Kıbrıs’ı aldık kolunuzu kestik, siz bizim donanmamızı yenerek sakalımızı kestiniz. Kesilen kol bir daha çıkmaz, lakin traş edilmiş sakal daha gür çıkar” demiştir. {venedik elçisi de altına sçmıştır herhalde heh heh ve Osmanlı döneminin nasıl kuvvetli ülkesidir ki 6 ayda bir donanma daha yapmıştır görüyorsunuz}

8) Yazın gelmesiyle 250 gemiyle yola çıkan kaptanı derya, Venedik taraflarına gitti. Bir yıl evvel Osmanlı donanması yokolduğu için vur patlasın çal oynasın takılan Venedikliler, 6 ay sonra 250 gemiyle limanda Osmanlı gemilerini görünce şaşırmışlardır. Kaçıp donanmayı toplayıp gelseler de, saldırmak için büzük yememiş ve “bunları yine yensek, seneye 750 gemi gelirler mnkym” diyerek barış için elçi göndermişlerdir. Barış ile Kıbrıs alınmış, vergilere de devam edildiği gibi Zanta’nın vergisi de beş misli artırılmıştır. Arnavut sahilindeki Sobot, Sopota kaleleri toplarıyla, Kilis etrafındakiler madenleriyle beraber alınıyordu. Tarihçi Hammer “bu muahedenin şartları nazar-ı dikkate alınacak olunursa, İnebahtı muharebesini Türkler kazanmış zannolulur” demiştir. {yine burada son dönemde “Osmanlı savaştı, ama masada kaybetti” vb. sözleri duyuyoruz. Bunun salaklıkla, beceriksizlikle pek ilgisi yok. Dünya konjüktüründeki yerin neyse ona göre sen kazanıyorsun. İnebahtında kaybeden Osmanlı, gücünü kullanarak kazanmış gibi anlaşma yapıyor. İlerde tersi olacak tabiki. Kazanırken sırıtarak milletin adasını madenlerine el koyarsan, ilerde zayıflayınca ülkene yabancılar üs kurar işte bu işler böyle hacı}

9) Yemende bir ayaklanma oluyor. Aslında Yemen işi biraz karışık. Özetlersek, Yemen alınıp Rıdvan paşa beylerbeyi yapıldı (1565). Daha önce araları açık olan Mahmud Paşa, para dökerek (rüşvet ile yani) Mısır beylerbeyi olduktan sonra buranın büyük olduğunu söyleyerek ikiye ayırıyor. Başına da başkalarını getiriyor. İşte fırsattan istifade isyanla buralar elden gidiyor falan. İbnelikler diz boyu, o onun adamı, bu bunun adamı derken Sinan Paşa torpille buraya geliyor, düzeni sağlayıp bu sayede divana 7. vezir oluyor. Çok karışık ve rüşvetler döndüğünden yazmıyorum merak eden okuyabilir {allah belanızı versin emi}

Rüstempa Camii Sapanca

10) İnebahtında yenilince İspanyol amiral Don Juan Tunus’a geçti. Daha önce Turgut reis, son Tunus sultanı Mevlay Hasan’ı maymun edip buraları almıştı hatırlarsanız. İşte, daha önce tahta geçmek için babasının gözlerini oyduran Mevlay Hasan, İspanyollarla işbirliği yapıp buralara saldırdı. Lakin, Don Juan “buna güven olmaz lan” diyerek onu ailesiyle beraber Napoli’ye gönderdi, yerinede kardeşini kral yaptı. Sonraki sene buralara saldırılıp geri alınmış, başada Ali Paşa getirilmiştir (1575)

11) Osmanlıda bu dönemde kanal açma çalışmaları yapılmıştır. {ki bu çalışmalardan anlıyoruz ki tepedeki bazı adamların kafaları cidden çalışıyor}. Portekizlilerle hint okyanusunda dalaşmalar sebebiyle Akdenizdeki donanmanın oraya geçirilmesi projesi yapıldı. Suveyşte incelemeler yaptıran sokullu Mehmed paşa sonradan destek göremeyip projeyi iptal etti. Aslında birde Don-Volga arasındaki bağlantıyı yapmaya çalışan Sokullu, burada da Kırım hanının ayak oyunları sebebiyle vazgeçti. (Sokullu döneminin çok ilerisinde bir vezirdi) Padişah hatta bir sonuç elde edilemeyince “paralarını senden almalı” diyerek çıkıştı. Yine 1591 yılında ciddi olarak Marmara-Karadeniz birleşmesi düşünüldü. Koca Sinan Paşa oraları inceledi, rapor edip birleşmesi gerek noktaları tespit etti, taşınacak köyleri tespit ettirdi. Fakat vazgeçildi, çünkü Koca Sinan paşayı çekemeyenler padişahı sürekli fitleyip vazgeçirdiler. Yine ondan önce Mimar Sinan da buralarda çalışmıştır. Hatta Sapanca’da bir yaz kalmış camide yapmıştır. Ben ilkten inanmamıştım ama meğerse bu sebeple gelip camide yapmış adam ve sapancalılar bunu bilmez. {şu sonuç çıkıyor, birisi söylemişti sanırım Atatürk “tarihte en çok kahraman, en çokta hain çıkaran millet biziz” diye, aynen doğrudur. Muhakkak başka ülkelerde de vardır, fakat tarihsel konumumuz ve şimdiki yerimiz haklı çıkarıyor cümleyi. Yakın tarihe ben bir geleyim zaten, nasıl yardırıcam okursunuz burdan}

Sonraki yazıya buradan

Sultan Süleyman Hükümdarlığı 2.Bölüm

Önceki yazıya buradan

Kanuni Devrinde Türk Denizcileri

1) Oruç ve Hızır Reisler ilk etapta etrafı korsanlıkla kavuruyorlar. Sağa sola derken Cezayir’i alıp İmparatorluklarını ilan ediyorlar. Fakat Oruç reis bir saldırıda öldürülünce, kardeşi Hızır reis Cezayir sultanı oluyor.

2) Bu adam işte meşhur Barbaros Hayrettin Hızır Reistir. Yavuz, buna müracaat edip yardım ediyor. Daha sonradan Kanuni yanına çağırıp Osmanlı Kaptanı Deryası yapıyor {hiç bir dönemde güçlü bir deniz kuvvetimiz olmamakla beraber bu güçlü dönemlerimizin temeli müslüman korsan denizcilerin devlete katılmasıdır. Elbette denizciler çok iyi orası ayrı}

3) Birçok başarı elde eden Barbaros’un en büyük zaferi Preveze deniz savaşıdır. Müttefik donanmalarının 3’te biri olduğu halde onları yenmiştir. {nasıl yenmiştir? Müttefik gemilerin hepsi yelkenlidir. Bizimkiler ise eski kürekli gemilerden oluşuyor. Rüzgar kesilince ehehe}

Barbaros

4) Zaferler falan Fransa’ya da arada yardım gönderiliyor {tarihte bize eskiden söylenen şeyler varmış “edebi alman dostluğu” diye halbuki almanlarla hep savaşmışızdır edebi bir düşmanlığımız vardır. Eskiden bize dost olan devlet Fransadır. Irksal olarakta Yahudilere çok yardım etmekle beraber, diğer ülkelerden ziyade bize ayrı şükranları vardır. İşlerin zamanımızda tersine dönmesi ilginç tabi. Aslında ilginç olan, bu tersten tarih bilincinin topluma nasıl empoze edildiği, nasıl genel kabul gördüğüdür. Bunun nasıl yapıldığını da toplum bilimine meraklı arkadaşlar anlayacaktır. İnsanları doğru olmayan bir şeye sürü halinde şartlandırmanın yolları vardır, bunlar uygulanmıştır. Mesela şu belgeler, tarih olmasa kimse size inanmaz, sürekli bir yahudi oyunundan bahseder, yunan pususundan falan neyse}. Fransızlara yardıma giden Barbaros, barutlarının ve silahlarının yetersizliğini görünce, ordudaki disiplinsizliklerini görünce çok şikayet etmiş ve onlara kızmıştır {nereden nereye ha}. 1544’te geri dönen Barbaros artık sefere çıkmıyor. Çünkü bütün deniz devletleriyle barış yapılıyor. 1546’da da ölüyor. Piyal, Turgut vs. birçok komutan yetiştirmiştir.

5) Yine ümit burnunun keşfiyle Portekizliler ticaret yollarının öbür tarafını ele geçirmişlerdir. Onlarla Hint denizlerinde çarpışmalar yapmışız. En ünlü adamımız Piri Reis, bir savaşta muhasarayı kaldırıp gemileri zamanında yola çıkartmadığı için 80 yaşında başı kesilerek öldürülmüştür. {ünlü denizcinin sonunu pek anlatmazlar heh heh. Efendim şu haritadan da bahsedelim. Piri reisin haritası şimdi her yerde gezen harita gibi değildir. Parçalar halinde (4/5) yapılmış olup yaklaşık yarıya yakını kayıptır. Dünya haritasını yaparken göklere ruhuyla yükselip dünya haritasını çizdiğinden, yok antartikanın derin dehlizlerini gördüğünden falan bahsedilse de aslında haritasının dönemin en sağlam haritalarından birisi olduğunu kabul etmek gerekir fazlası değil. Haritasını kendi sözleriyle yakalanan esirlerden, diğer haritalardan ve komutanların seferlerinden yararlanarak birleştirip çizimini yapmıştır ben demiyorum kendisi böyle demiştir. Haritasında çok büyük yanlışlıklar olmasa da yanlışlıklar şimdiki haritalara nazaran oldukça fazladır. Lakin dönemin ilk haritalarından olduğunu kabul etmek lazım. Olayı dini vecibelere bağlayıp “gitmediği yerleri çizmiş” gibi saçma sapan şeylere oturtmaya gerek yoktur. Öyle bir harita meydana getirmiştir. Yavuzun hazırlanan haritaya bakıp “dünya bir imparator için iyi, fakat iki imparator için küçük” demesi efsanedir. Piri reisin öyle el üstünde tutulduğu falanda yoktur. İyi bir denizcidir sadece, zaten 80 yaşında bir gemi batırdığı için ayrıntılarına bakın, kellesini kesmekte kanuni sakınca görmemiştir. Tabi kellesini de, yine kendisini çekemeyenler kestirmiştir.} {ya aklıma geldi, hani o zamanlar çekemeyince entrika yapıp kele kestiriliyormuş ya. Hala aynı be. İş yerinde sizi çekemeyen orpu çocuğu müdürler oluyor ya bazen, sizi karalayarak bir şeyler yapmaya çalışıyor, sonrada kovuyorlar sizi veya siz istifa ediyorsunuz işte o hesap sadece kelle gidiyor burada. Size o hareketi yapanlar 400 yıl evvel kellenizi gözlerini kırpmadan kestireceklerdi sanırım}

Buhran Dönemi Şehzadeler Vakası

1) Şimdi Kanuni dönemi hep en tepede gösterilse de, aslında birçok ekonomik buhranın yaşandığını da anlatmak lazım. Tahmin edileceği üzere Sultan Süleyman 1553’te henüz 60 yaşındayken {aslında bir padişah için oldukça yaşlıdır} oğullarıyla sorunları çıkmıştır. En büyüğü Mustafa olarak Selim, Beyazid ve Cihangir isminde dört oğlu hayattaydı {diğer 4 oğlu öldü. İkisi Belgrad seferi dönüşünde 2 ve 9 yaşlarındaki çocukları (veba sanırım ama tarihte kendi çocukları olmadığı için Hürrem sultanın zehirlettiğinden de bahsedilir)}.

Şehzade Mustafa (Dizideki Haliyle)

2) En büyük oğlan olan Şehzade Mustafa, Dedesi Yavuz Selim’e benziyordu karakter ve yapı olarak. Asker tarafından çok sevilen cengaver bir adamdı. Padişahlığına kesin gözle bakılıyordu. Fakat padişahın karılarından olan daha öncede yazdım Hürrem sultan oğlu Beyazid’in başa geçmesini istiyordu. Çünkü Mustafa başkasının çocuğuydu. Bu sebeple entrikalarda bulunmuş, ilk önce kendisine muhalefet eden veziriazam İbrahim Paşayı boğdurttmuştur. İran seferine çıkılacağı zaman şehzade Mustafa’nın, padişah çok yaşlı olduğu için askerlerle tahta çıkacağı söylentisini yaydırdı. Bunun üzerine şehzadelerin sancaklarının yerleri değiştirildi. Padişah orduyla sefere katılacağı zaman şehzadelerde katılacaktı tabi ki. Şehzade Mustafa orduya birlikleriyle katıldı. Vezirler adet olduğu üzere çadırına gelip elini öptüler. Oradan da padişahın çadırına götürüleceğini sanan Mustafa’yı, yedi dilsizin olduğu bir çadıra sokup kaçtılar. Şehzade Mustafa babayiğit bir adam olduğundan bunların elinden kurtuldu. Fakat kaçarken son anda arkadan atılan saray hademelerinden Zal Mahmud ağa, takatsiz kalan şehzadeyi orada boğdu(1553). {Orspu çocuğunun en önde gideni olan Zal Mahmud Ağaya ne oldu peki? Ve olaylar nasıl gelişti? Bir bk olmadı, öylesine bir soruşturmadan sonra olay örtpas edilip kapatıldı. Halk katilinin, kimin yaptırdığının ve nasıl öldüğünü öğrenmiş ve çok rahatsız olmuştu. Söylendiğine göre Yavuz gibi cengaver bir adam olan Mustafa yaşasaydı İtalya’yı alırmış bilemiyiz tabi. Efendim neyse yeniçeriler şöyle bir ayaklanınca olay üstüne vezir Rüstem paşa (ki onunda parmağı var ibnenin) görevden alınıp Ahmed paşa başa geçti. Zal Mahmud ağaya ne oldu ilerde anlatayım mı lan neyse ya bu adam sonradan beyliklerden birisinin başına geçirildi ve ilerde de veziri azam yapıldı, neden battık şöyle bir gözünüzde canlandı mı? Bir oluşum varmı arkadaşlar. Genelde bu tip adamlar birilerinin pis işlerini yaparlar, dürüst, güvenilir insanları temizleyip sıfırdan soytarılıklarla zengin olurlar. Ne dediniz? Günümüzde siyasetçilerde aynısına benziyormu? Daha benzeyen birşey görmediniz devam edelim}

3) En küçük kardeş şehzade Cihangir abisinin bu şekilde ölümüne dayanamamış ve peşinden ölmüştür (1553). Cihangir, çok zayıf, kambur bir adam olup çok hassas ve duygusal bir insandı. Yaşı geldiğinde sancağa yollanmamış ve babası Kanuni’nin yanında kalmıştı. {Cihangir, abisinin ölümünü ve durumunu öğrenince içine kapanmış ve her gün ağlamış}

4) Artık iki çocuğu kalmıştı. Selim ve Beyazid. İkiside Hürrem sultanın çocuğuydu. Şehzade Beyazid babasına ve anasına benziyordu. Bu şehzade çok yakışıklı, ahlaklı, kültürlü bir adamdı. Annesi küçüklüğünden beri onun padişah olmasını istediği için çok çalışmıştı üstünde. Artık kendisi de iyice padişah olacağına inanmıştı. Hürrem sultan iki kardeşide iyi geçindirmeye çalışıyordu. Beyazid’i açık bir şekilde destekliyordu tabii ki. Şehzade Selim ise olayı tam anlamıyla “Allaha havale etmişti”. Çünkü anasının karşısında kendisinin bir şansı yoktu. Derken Hürrem Sultan 1558’de öldüüü…

5) İki kardeş arasında çekişmeler başlayınca, Selim Konya’ya gönderilirken, Beyazid Amasya’ya gönderildi. Beyazid uzağa yollanınca kıllanıp gitmek istemesede gimek zorunda kaldı. Ha söylemeyi unuttum, şehzade Mustafa’nın ölümünü Hürrem’le planlayan Rüstem paşa {Sapanca’da camisi olan| isyan sebebiyle azledilmişti ya, işte Hürrem Sultan yine bir ara pası atarak onun yerine geçen Ahmed Paşa’yı öldürtüp yerine Rüstem paşayı yine vezir yaptı {ya ayrıntıları yazmıyorum, merak edenler baksınlar diye. Mesela ortalıkta mesajlar geziyor Kanuninin kızı Mihrimah sultan efendim Mimar sinan’ı seviyormuş, Kanuni gitmiş Rüstem’e vermiş kzını. Mimar sinan’da yapıtlarında efendim onu imgelemiş falan bu efsanedir arkadaşlar. İşte Rüstem Paşa azledilince vezirlikten yerine kendisine muhalefet Ahmed paşa geliyor vezir. Onun hakkında rüşvet aldığı iddialarını ortaya attırıyor. Onu öldürtünce Rüstem’i geri getirmek lazım. Kızıyla beraber planlayıp Rüstem paşaya nişanlanıyor. Böylece Rüstem paşa tekrar saray geliyor bu vesileyle. Ordanda hafif padişaha yönelerek “sultanım şansa bakınki vezir öldü, işte geçmişte isyanla hiçbir suçu olmayan Rüstem paşa’da hazır burada ne tesadüf değil mi?” demişlerdir. Olay budur yani. Zaten Ahmed paşanın idamında Hürrem’in kadar kızı Mihri-i Mah sultanında parmağı vardır. Millette sallamaya ne meraklı yav}

6) Şehzade Selim anasıda ölünce {herhalde işi “Allaha bırakırsak kelle gidecek” diyerek} Lala Mustafa Paşa’yı satın almıştı. Lala, öğrencisi Şehzade Beyazıd’la yazışan adamdı. Beyazid çok rahat yazışıyor ve herşeyi anlatıyordu. Sahte mektuplarla ondan mektuplar alarak padişaha gösteriyorlardı. Padişah birçok mektup yazıp, Beyazid’a kısaca akıllı olmasını söylese de kar etmedi {etmedi çünkü mektupları yolda Lala Mustafa Paşa alıp imha ediyordu}. Vezir olmak için yanıp tutuşan Lala Mustafa’nın kışkırtmaları ve mektuplarla fişeklenen Kanuni bir orduyu üstüne gönderdi.

7) Beyazid yenilip Amasya ya ordanda dört küçük erkek çocuğunu alıp İran’a kaçtı. Kendisine oyun oynandığını sonradan anlamış, padişaha haber yollamışsa da bunlarda Lala tarafından ele geçirilip imha edilmişti.

8) İran şahı vermek istemese de {para ve vergi indirimini görünce} onları gelen heyete teslim etti. Teslim alınır alınmaz şehzade Beyazid ve dört küçük oğlu boğduruldu 1561

Son Sefer Ve Ölümü

1) Kanuni uzun bir aradan beri (13 yıldır) ihtiyarlığından sefere çıkmıyordu. Vezir Sokullu, daha önce yapılan Malta bozgunundan sonra padişahın orduyla Sigetvar seferine çıkmasını istedi. 73 yaşında, yürüyemeyen bir adamdı. Hastalıklar ve oğullarının yaptıkları kendisini çok yormuştu. Sigetvar kalesinin alınmasından bir gece evvel öldü 6 eylül 1566

Zigetvar Kalesi

2) Padişahın seferde ölümü isyana sebebiyet vereceğinden saklanmış, Vezir Sokullu seferi çok iyi yönetip Şehzadeyi beklemiştir.

3) Padişah ölüm haberi yaklaşık iki aya yakın saklanmıştı. Şehzadeye haber verilmiş o Belgrad’a gelince otağa çağrılmamıştı. Askerler arada bir huzursuzluğa düşse de kurnazca hareketlerle {mesela dedikodular artınca “padişahımız cuma namazına çıkacak” diyerek ilan yaptırılmış, namaz vaktide “padişahımız rahatsız çıkamayacak” denmiş. Yine ortalık kızışınca “divan var” denmiş vs. Bir arada padişaha çok benzeyen birisi tahta oturtulup gezdirilmiş} isyan engellenmiş {isyanın sebebi padişah değiştiği zaman askerlere verilen bahşiş. Fakat hazinede para yok o zaman, padişahta yok işte al sana isyan} Sonunda ordu Belgrad’a getirilince yeni padişah açıklanmış. Osmanlı askerinin ve halkının en sevdiği padişahlardan olan Kanuni akıllı, babası yavuz gibi cengaver değil ama yine haşin bir hükümdardı. Toprak reformları, asker düzen ve silahlanma, denizcilikte Osmanlı dünyada bir numaraydı döneminde. Yine devrinde bir çok yapılar inşa edilmiş, ilim adamları yetişmiştir.

Sonraki yazıya buradan