Osmanlı Tarihinde Bilimin Katli – Piri Reis/Dünya Haritacılığı ve Takiyüddin Efendi – III

Bir önceki yazımızda Piri Reis’in haritasını kısım kısım incelemiş ve tuttuğu notları yorumlarımızla bilginize sunmuştuk. Kendi notlarıyla bile haritanın nasıl yapıldığı anlatıldığı halde günümüzde hala bir gizemin, perinin, cinin, hurafenin ve yalanın devam ettirildiği gerçeğini görmek insanı hayrete düşürmektedir. Hatta açık bir şekilde diyebiliriz ki; Piri Reis muhtemelen dönem içerisindeki diğer büyük haritacıların bilgilerinden de yararlanmış fakat dönem içinde bile kabul edilebilecek yeni bir çizim ortaya koyamamıştır. Kendisinden çok daha eski haritalar (kendisinin ki 1513) günümüzde müzelerde veya kütüphanelerde orjinal halleriyle beraber bulunmaktadır. Bazı Adabazarlı arkadaşlarımız “Sen ne anlatiyun?” demiş olabilir. Şimdi isterseniz kısaca bahsettiğimiz kişilerin haritalarını ve yapım tarihlerini inceleyerek bizim efsanemizi daha yakından tanıyalım;

1500_map_by_Juan_de_la_Cosa_rotated.jpg
Juan De La Cosa Haritası – 1500

İlk haritamız Madrid Deniz Müzesi’nde bulunan ve 1500 yılında Juan De La Cosa tarafından yapılan eserdir. Haritacı ve denizci olan De La Cosa elimizde bulunan en eski Amerika Kıtasını gösteren haritadır.

İspanya sahillerinden dünyayı dolaşmak için yola çıkan Kristof Kolomb dönem içinde bu ve benzeri haritaların varlığını biliyor, bunlara dayanarak yola çıkıyordu.

1200px-Cantino_planisphere_(1502).jpg
Cantino Haritası – 1502

İsmini Portekizli denizci Alberto Cantino’dan alan Cantino Haritası zamanla Papa tarafından koruma altına alınmıştı. Lakin 1859 yılında korunduğu saray yağmalanmış. Modena Estense Kütüphanesi müdürü Guiseppe Boni şans eseri bir kasapta haritayı görmüş ve kütüphaneye götürmüştür. Şu an hala aynı kütüphanede saklanmaktadır.

1502 yılında çizilen bu haritada Amerika Florida kıyılarını ve Karayipler çok güzel bir hassasiyetle resmedilmiştir. Keza Brezilya kıyıları ve Avrupa’nın oldukça detaylı ve güzel çizimi görülmektedir.

Caverio_map_medium_res.jpg
Nicolay De Caveri Haritası – 1504-1505

Nicolay De Caveri tarafından çizilen bu harita Bibliothèque Nationale De France yani Fransa Ulusal Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. Harita hemen önce çizilen haritalardan biraz daha fazla ayrıntı ve renklendirme içermektedir.

Bu haritanın en önemli özelliği ise Piri Reis’in haritası ile neredeyse aynı olmasıdır. Öyle ki haritada yapılan bazı hataları Piri Reis kendi haritasında da tekrarlamıştır.

1200px-Waldseemuller_map_2.jpg
Martin Waldseemüller Haritası – 1507

Alman kartograf Martin Waldseemüller tarafından meydana getirilen bu harita Wolfegg Şatosu’nda bulunmaktadır. Devasa boyutlarda ve oldukça ayrıntılı çizilmekle beraber Kuzey Amerika kıyıları resmedilmemiştir. Haritada ilk defa Amerika ismi kullanılmıştır.

Sadede Gelir İsek

Sanırım bu kadar örnek harita yeterli arkadaşlar. Verdiğim haritalar Piri Reis’in 1513 yılında çizdiği haritadan 6-15 yıl daha eski haritalar olduğu gibi son çizilen Martin Waldseemüller haritasından da daha hatalı ve eksik durumdadır. Muhtemelen Piri Reis çizilen bu haritadan ve yeni coğrafi gelişmelerden (son 10 yıl içinde) habersiz olmalıdır. Çünkü bir önceki yazımızda belirttiğimiz gibi (9.Madde) yaptığı haritanın “Eşinin Olmadığını” söylemektedir. Piri Reis iyi bir bilim adamı olup yalan söylemeyeceğini de düşünürsek gelişmelerden habersiz olması en güzel cevap olacaktır.

Peki habersiz olması Piri Reis’in suçu veya beceriksizliği midir? Elbetteki hayır. Bahsettiğim gibi amcasının öldürülmesi dolayısıyla biraz dışlanmış ve itibar edilmemiş bir kişidir. Bu sebeple dönem tarihini masaya yatırmamız ve neler yaşandığını gözlerimizde canlandırmamız gerekiyor. Şimdi kameralarımızı 1513 yılına çevirelim bakalım neler yaşanmış;

Piri Reis 1513 yılında çizdiği bu haritayı ancak 1517 yılında o da Mısır’ın fethinde İskenderiye’yi düşürdüğü için huzura alındığından Yavuz Sultan Selim’e takdim edebilmiştir. Mısır’ın zenginliklerini ele yeni ele geçirip (neredeyse hazineyi ikiye katlayan) gücünün doruklarına sıçrayan padişah için uzak diyarlarda ki fetihler pek bir anlam ifade etmemiştir (1513 harita notlarında Kolomb’un bu diyarlardaki bahislerinden ve madenlerin zenginliğinden bahsetmiştir halbuki).

Fakat çalışkan bir bilim adamı olan Piri Reis elindeki imkanlar ile dönem için oldukça değerli bir eseri olan Kitab-ı Bahriye isimli çalışmasını 1521 yılında tamamlasa da kimseye sunamamıştır! 1524 yılında İbrahim Paşa yanına Mısır fethine seferci olarak atandığında kitabını gösterme fırsatı bulmuştur. Kitabı beğenen İbrahim Paşa çoğaltılmasını ve yararlanılması gerektiğini söyleyince heveslenip daha ayrıntılı ve güzel nüshasını 1526 yılında tamamlamıştır. Ne yazık ki padişah Kanuni Sultan Süleyman’a sunulan bu eserin her hangi bir heyecan veya hedef göstermediği görülmektedir.

Çünkü Piri Reis 30 yıl daha yaşadığı halde her hangi bir ek girişim (coğrafi anlamda) yada keşiflere ilgi görülmemiştir. Peki niçin hedef göstermemiştir? Çünkü bu tarihler zaten Osmanlı devletinin bilimden uzaklaştığı, adam kayırma ve rüşvetin yaygınlaşmaya başladığı yıllardır. Onunda tarihi gidişatını anlatalım isterseniz. Ayrıntılı olarak Kanuni Sultan Süleyman döneminden okuyabilirsiniz. Buraya kısa bir özetini geçiyorum;

Kanuni Sultan Süleyman Dönemi Olayları

1553 yılından hemen önce Osmanlı iç ilişkileri karıştı. Bir yandan Hürrem Sultan çocuklarını geleceğin sultanı yapmak için entrikalar kuruyorken diğer yandan diğer Sultan çocukları hayatta kalma adına mücadele veriyordu. 1553 yılında saraydan uzaklaştırılan en kuvvetli oğlan Şehzade Mustafa satın alınan adamlar ile beraber Hürrem Sultan komplosuyla öldürüldü. Öldürme sorumlusu olan veziri azam Rüstem Paşa (Sapanca^da camisi olan zatı muhterem) Mısır’a sürüldü (2 yıl sonra bir Ramazan etkinliğine çağırtılıp Hürrem’in Kızı Mihrimah Sultan ile evlendirilecek ve (burada da başka bir efsane vardır; Mimar Sinan) tekrar veziri azam yapılacaktı). Peşinden 1553 yılında diğer şehzade Cihangir komployu öğrenince hastalanıp öldü. Yani Hürrem’in çocuklarından başka güçlü kimse kalmadı, 1554 yılına gelindiğinde hepsi öldürüldü!

Piri Reis 1554 yılının buhranlı döneminde böyle bir ortamda harcanacaktır. Hürmüz adasını ele geçirmek için yaptığı savaşta, kalesi iyi korunduğu ve ada halkı da bu korumaya destek verdiği için kaleyi alamayacağını anladı. Yardım ettiği için ada halkına askerleri saldırttı ve mal/kadınların bir kısmını alıp götürdü. Bu sebeple şikayet edildi. Sığındığı limana Portekiz gemilerinin geldiğini geç öğrenince gizlice kaçıp Süveyş’e asıl donanma merkezine gitti.

Bu iki olay dolayısıyla bahane edilerek 1554 yılında öldürüldü ve sanki hırsız gibi bütün mallarına da el konuldu. 1554 yılı Saray’da elle tutulur devlet adamlarının artık yavaş yavaş temizlendiği yıllardır. Şehzade Mustafa’ya arkadan saldırıp boğan sıradan bir ağa (Hürrem’in adamı) Zal Mahmud ağa mesela saraya vezir yapıldı! Ehil kişiler saraydan uzak yerlere sürgüne gönderilirken yerlerine Hürrem Sultan’ın yandaşları doldurtuldu.

Peşi sıra Osmanlı Devleti bilimden uzaklaşarak çöküş sürecine doğru rotasını çevirecekti. Bunun ile alakalı olarak Seküler Devlet Tarikat-Vakıf-Ticaret yazılarımıza bakabilirsiniz.

Bir sonraki yazımızda buna da değinelim ve artık Takiyüddin Efendi’nin durumunu inceleyerek serimizi sonlandıralım.

Hoşçakalın.

Sonraki yazıya buradan

Sultan Süleyman Hükümdarlığı 2.Bölüm

Önceki yazıya buradan

Kanuni Devrinde Türk Denizcileri

1) Oruç ve Hızır Reisler ilk etapta etrafı korsanlıkla kavuruyorlar. Sağa sola derken Cezayir’i alıp İmparatorluklarını ilan ediyorlar. Fakat Oruç reis bir saldırıda öldürülünce, kardeşi Hızır reis Cezayir sultanı oluyor.

2) Bu adam işte meşhur Barbaros Hayrettin Hızır Reistir. Yavuz, buna müracaat edip yardım ediyor. Daha sonradan Kanuni yanına çağırıp Osmanlı Kaptanı Deryası yapıyor {hiç bir dönemde güçlü bir deniz kuvvetimiz olmamakla beraber bu güçlü dönemlerimizin temeli müslüman korsan denizcilerin devlete katılmasıdır. Elbette denizciler çok iyi orası ayrı}

3) Birçok başarı elde eden Barbaros’un en büyük zaferi Preveze deniz savaşıdır. Müttefik donanmalarının 3’te biri olduğu halde onları yenmiştir. {nasıl yenmiştir? Müttefik gemilerin hepsi yelkenlidir. Bizimkiler ise eski kürekli gemilerden oluşuyor. Rüzgar kesilince ehehe}

Barbaros

4) Zaferler falan Fransa’ya da arada yardım gönderiliyor {tarihte bize eskiden söylenen şeyler varmış “edebi alman dostluğu” diye halbuki almanlarla hep savaşmışızdır edebi bir düşmanlığımız vardır. Eskiden bize dost olan devlet Fransadır. Irksal olarakta Yahudilere çok yardım etmekle beraber, diğer ülkelerden ziyade bize ayrı şükranları vardır. İşlerin zamanımızda tersine dönmesi ilginç tabi. Aslında ilginç olan, bu tersten tarih bilincinin topluma nasıl empoze edildiği, nasıl genel kabul gördüğüdür. Bunun nasıl yapıldığını da toplum bilimine meraklı arkadaşlar anlayacaktır. İnsanları doğru olmayan bir şeye sürü halinde şartlandırmanın yolları vardır, bunlar uygulanmıştır. Mesela şu belgeler, tarih olmasa kimse size inanmaz, sürekli bir yahudi oyunundan bahseder, yunan pususundan falan neyse}. Fransızlara yardıma giden Barbaros, barutlarının ve silahlarının yetersizliğini görünce, ordudaki disiplinsizliklerini görünce çok şikayet etmiş ve onlara kızmıştır {nereden nereye ha}. 1544’te geri dönen Barbaros artık sefere çıkmıyor. Çünkü bütün deniz devletleriyle barış yapılıyor. 1546’da da ölüyor. Piyal, Turgut vs. birçok komutan yetiştirmiştir.

5) Yine ümit burnunun keşfiyle Portekizliler ticaret yollarının öbür tarafını ele geçirmişlerdir. Onlarla Hint denizlerinde çarpışmalar yapmışız. En ünlü adamımız Piri Reis, bir savaşta muhasarayı kaldırıp gemileri zamanında yola çıkartmadığı için 80 yaşında başı kesilerek öldürülmüştür. {ünlü denizcinin sonunu pek anlatmazlar heh heh. Efendim şu haritadan da bahsedelim. Piri reisin haritası şimdi her yerde gezen harita gibi değildir. Parçalar halinde (4/5) yapılmış olup yaklaşık yarıya yakını kayıptır. Dünya haritasını yaparken göklere ruhuyla yükselip dünya haritasını çizdiğinden, yok antartikanın derin dehlizlerini gördüğünden falan bahsedilse de aslında haritasının dönemin en sağlam haritalarından birisi olduğunu kabul etmek gerekir fazlası değil. Haritasını kendi sözleriyle yakalanan esirlerden, diğer haritalardan ve komutanların seferlerinden yararlanarak birleştirip çizimini yapmıştır ben demiyorum kendisi böyle demiştir. Haritasında çok büyük yanlışlıklar olmasa da yanlışlıklar şimdiki haritalara nazaran oldukça fazladır. Lakin dönemin ilk haritalarından olduğunu kabul etmek lazım. Olayı dini vecibelere bağlayıp “gitmediği yerleri çizmiş” gibi saçma sapan şeylere oturtmaya gerek yoktur. Öyle bir harita meydana getirmiştir. Yavuzun hazırlanan haritaya bakıp “dünya bir imparator için iyi, fakat iki imparator için küçük” demesi efsanedir. Piri reisin öyle el üstünde tutulduğu falanda yoktur. İyi bir denizcidir sadece, zaten 80 yaşında bir gemi batırdığı için ayrıntılarına bakın, kellesini kesmekte kanuni sakınca görmemiştir. Tabi kellesini de, yine kendisini çekemeyenler kestirmiştir.} {ya aklıma geldi, hani o zamanlar çekemeyince entrika yapıp kele kestiriliyormuş ya. Hala aynı be. İş yerinde sizi çekemeyen orpu çocuğu müdürler oluyor ya bazen, sizi karalayarak bir şeyler yapmaya çalışıyor, sonrada kovuyorlar sizi veya siz istifa ediyorsunuz işte o hesap sadece kelle gidiyor burada. Size o hareketi yapanlar 400 yıl evvel kellenizi gözlerini kırpmadan kestireceklerdi sanırım}

Buhran Dönemi Şehzadeler Vakası

1) Şimdi Kanuni dönemi hep en tepede gösterilse de, aslında birçok ekonomik buhranın yaşandığını da anlatmak lazım. Tahmin edileceği üzere Sultan Süleyman 1553’te henüz 60 yaşındayken {aslında bir padişah için oldukça yaşlıdır} oğullarıyla sorunları çıkmıştır. En büyüğü Mustafa olarak Selim, Beyazid ve Cihangir isminde dört oğlu hayattaydı {diğer 4 oğlu öldü. İkisi Belgrad seferi dönüşünde 2 ve 9 yaşlarındaki çocukları (veba sanırım ama tarihte kendi çocukları olmadığı için Hürrem sultanın zehirlettiğinden de bahsedilir)}.

Şehzade Mustafa (Dizideki Haliyle)

2) En büyük oğlan olan Şehzade Mustafa, Dedesi Yavuz Selim’e benziyordu karakter ve yapı olarak. Asker tarafından çok sevilen cengaver bir adamdı. Padişahlığına kesin gözle bakılıyordu. Fakat padişahın karılarından olan daha öncede yazdım Hürrem sultan oğlu Beyazid’in başa geçmesini istiyordu. Çünkü Mustafa başkasının çocuğuydu. Bu sebeple entrikalarda bulunmuş, ilk önce kendisine muhalefet eden veziriazam İbrahim Paşayı boğdurttmuştur. İran seferine çıkılacağı zaman şehzade Mustafa’nın, padişah çok yaşlı olduğu için askerlerle tahta çıkacağı söylentisini yaydırdı. Bunun üzerine şehzadelerin sancaklarının yerleri değiştirildi. Padişah orduyla sefere katılacağı zaman şehzadelerde katılacaktı tabi ki. Şehzade Mustafa orduya birlikleriyle katıldı. Vezirler adet olduğu üzere çadırına gelip elini öptüler. Oradan da padişahın çadırına götürüleceğini sanan Mustafa’yı, yedi dilsizin olduğu bir çadıra sokup kaçtılar. Şehzade Mustafa babayiğit bir adam olduğundan bunların elinden kurtuldu. Fakat kaçarken son anda arkadan atılan saray hademelerinden Zal Mahmud ağa, takatsiz kalan şehzadeyi orada boğdu(1553). {Orspu çocuğunun en önde gideni olan Zal Mahmud Ağaya ne oldu peki? Ve olaylar nasıl gelişti? Bir bk olmadı, öylesine bir soruşturmadan sonra olay örtpas edilip kapatıldı. Halk katilinin, kimin yaptırdığının ve nasıl öldüğünü öğrenmiş ve çok rahatsız olmuştu. Söylendiğine göre Yavuz gibi cengaver bir adam olan Mustafa yaşasaydı İtalya’yı alırmış bilemiyiz tabi. Efendim neyse yeniçeriler şöyle bir ayaklanınca olay üstüne vezir Rüstem paşa (ki onunda parmağı var ibnenin) görevden alınıp Ahmed paşa başa geçti. Zal Mahmud ağaya ne oldu ilerde anlatayım mı lan neyse ya bu adam sonradan beyliklerden birisinin başına geçirildi ve ilerde de veziri azam yapıldı, neden battık şöyle bir gözünüzde canlandı mı? Bir oluşum varmı arkadaşlar. Genelde bu tip adamlar birilerinin pis işlerini yaparlar, dürüst, güvenilir insanları temizleyip sıfırdan soytarılıklarla zengin olurlar. Ne dediniz? Günümüzde siyasetçilerde aynısına benziyormu? Daha benzeyen birşey görmediniz devam edelim}

3) En küçük kardeş şehzade Cihangir abisinin bu şekilde ölümüne dayanamamış ve peşinden ölmüştür (1553). Cihangir, çok zayıf, kambur bir adam olup çok hassas ve duygusal bir insandı. Yaşı geldiğinde sancağa yollanmamış ve babası Kanuni’nin yanında kalmıştı. {Cihangir, abisinin ölümünü ve durumunu öğrenince içine kapanmış ve her gün ağlamış}

4) Artık iki çocuğu kalmıştı. Selim ve Beyazid. İkiside Hürrem sultanın çocuğuydu. Şehzade Beyazid babasına ve anasına benziyordu. Bu şehzade çok yakışıklı, ahlaklı, kültürlü bir adamdı. Annesi küçüklüğünden beri onun padişah olmasını istediği için çok çalışmıştı üstünde. Artık kendisi de iyice padişah olacağına inanmıştı. Hürrem sultan iki kardeşide iyi geçindirmeye çalışıyordu. Beyazid’i açık bir şekilde destekliyordu tabii ki. Şehzade Selim ise olayı tam anlamıyla “Allaha havale etmişti”. Çünkü anasının karşısında kendisinin bir şansı yoktu. Derken Hürrem Sultan 1558’de öldüüü…

5) İki kardeş arasında çekişmeler başlayınca, Selim Konya’ya gönderilirken, Beyazid Amasya’ya gönderildi. Beyazid uzağa yollanınca kıllanıp gitmek istemesede gimek zorunda kaldı. Ha söylemeyi unuttum, şehzade Mustafa’nın ölümünü Hürrem’le planlayan Rüstem paşa {Sapanca’da camisi olan| isyan sebebiyle azledilmişti ya, işte Hürrem Sultan yine bir ara pası atarak onun yerine geçen Ahmed Paşa’yı öldürtüp yerine Rüstem paşayı yine vezir yaptı {ya ayrıntıları yazmıyorum, merak edenler baksınlar diye. Mesela ortalıkta mesajlar geziyor Kanuninin kızı Mihrimah sultan efendim Mimar sinan’ı seviyormuş, Kanuni gitmiş Rüstem’e vermiş kzını. Mimar sinan’da yapıtlarında efendim onu imgelemiş falan bu efsanedir arkadaşlar. İşte Rüstem Paşa azledilince vezirlikten yerine kendisine muhalefet Ahmed paşa geliyor vezir. Onun hakkında rüşvet aldığı iddialarını ortaya attırıyor. Onu öldürtünce Rüstem’i geri getirmek lazım. Kızıyla beraber planlayıp Rüstem paşaya nişanlanıyor. Böylece Rüstem paşa tekrar saray geliyor bu vesileyle. Ordanda hafif padişaha yönelerek “sultanım şansa bakınki vezir öldü, işte geçmişte isyanla hiçbir suçu olmayan Rüstem paşa’da hazır burada ne tesadüf değil mi?” demişlerdir. Olay budur yani. Zaten Ahmed paşanın idamında Hürrem’in kadar kızı Mihri-i Mah sultanında parmağı vardır. Millette sallamaya ne meraklı yav}

6) Şehzade Selim anasıda ölünce {herhalde işi “Allaha bırakırsak kelle gidecek” diyerek} Lala Mustafa Paşa’yı satın almıştı. Lala, öğrencisi Şehzade Beyazıd’la yazışan adamdı. Beyazid çok rahat yazışıyor ve herşeyi anlatıyordu. Sahte mektuplarla ondan mektuplar alarak padişaha gösteriyorlardı. Padişah birçok mektup yazıp, Beyazid’a kısaca akıllı olmasını söylese de kar etmedi {etmedi çünkü mektupları yolda Lala Mustafa Paşa alıp imha ediyordu}. Vezir olmak için yanıp tutuşan Lala Mustafa’nın kışkırtmaları ve mektuplarla fişeklenen Kanuni bir orduyu üstüne gönderdi.

7) Beyazid yenilip Amasya ya ordanda dört küçük erkek çocuğunu alıp İran’a kaçtı. Kendisine oyun oynandığını sonradan anlamış, padişaha haber yollamışsa da bunlarda Lala tarafından ele geçirilip imha edilmişti.

8) İran şahı vermek istemese de {para ve vergi indirimini görünce} onları gelen heyete teslim etti. Teslim alınır alınmaz şehzade Beyazid ve dört küçük oğlu boğduruldu 1561

Son Sefer Ve Ölümü

1) Kanuni uzun bir aradan beri (13 yıldır) ihtiyarlığından sefere çıkmıyordu. Vezir Sokullu, daha önce yapılan Malta bozgunundan sonra padişahın orduyla Sigetvar seferine çıkmasını istedi. 73 yaşında, yürüyemeyen bir adamdı. Hastalıklar ve oğullarının yaptıkları kendisini çok yormuştu. Sigetvar kalesinin alınmasından bir gece evvel öldü 6 eylül 1566

Zigetvar Kalesi

2) Padişahın seferde ölümü isyana sebebiyet vereceğinden saklanmış, Vezir Sokullu seferi çok iyi yönetip Şehzadeyi beklemiştir.

3) Padişah ölüm haberi yaklaşık iki aya yakın saklanmıştı. Şehzadeye haber verilmiş o Belgrad’a gelince otağa çağrılmamıştı. Askerler arada bir huzursuzluğa düşse de kurnazca hareketlerle {mesela dedikodular artınca “padişahımız cuma namazına çıkacak” diyerek ilan yaptırılmış, namaz vaktide “padişahımız rahatsız çıkamayacak” denmiş. Yine ortalık kızışınca “divan var” denmiş vs. Bir arada padişaha çok benzeyen birisi tahta oturtulup gezdirilmiş} isyan engellenmiş {isyanın sebebi padişah değiştiği zaman askerlere verilen bahşiş. Fakat hazinede para yok o zaman, padişahta yok işte al sana isyan} Sonunda ordu Belgrad’a getirilince yeni padişah açıklanmış. Osmanlı askerinin ve halkının en sevdiği padişahlardan olan Kanuni akıllı, babası yavuz gibi cengaver değil ama yine haşin bir hükümdardı. Toprak reformları, asker düzen ve silahlanma, denizcilikte Osmanlı dünyada bir numaraydı döneminde. Yine devrinde bir çok yapılar inşa edilmiş, ilim adamları yetişmiştir.

Sonraki yazıya buradan