Yakın Kültür Tarihi VI

Yakın Tarih serisinin üç ayrı dizisi bulunmaktadır. Yakın Siyasi Tarih – Yakın Kültür Tarihi – Yakın İktisadi Tarih

Yakın Kültür Tarihi yazıları 6 yazıdan oluşmaktadır;

Yakın Tarih Giriş

Yakın Kültür Tarihi I, Yakın Kültür Tarihi II, Yakın Kültür Tarihi III, Yakın Kültür Tarihi IV, Yakın Kültür Tarihi V

ve genel değerlendirme için son 2 yazımızı okuyabilirsiniz;

Yakın Tarih Genel Değerlendirme I

Yakın Tarih Genel Değerlendirme II

Ünlü Sanatçıların Getirilmesi

14) Çok uluslu bir topluluk olan cumhuriyet birleştirici bir çatı olması amacıyla “Türklük” ilkesine yöneliyor. Osmanlıdan ziyade eski Türk devletleri araştırılmaya başlanıyor. Bu amaçla Türk Tarih Kurumu kuruluyor. Bu Türklük bilinci ırkçı bir birliktelikten ziyade çok uluslu bir toplumun tek bir dil/kültür ekseninde bir araya tutulmasını sağlamak. Toplum farklı etnik unsurlardan oluştuğu için gelecekte zayıf bir devlet yapısında bunlardan birisi hortlayarak bağımsızlık istenmesin diye bu uygulamaya geçiliyor.

15) Musiki ve sanat oyunları için okullar açılıyor. Elbette yine batı temelli kurulum olduğu için doğu tarz musiki kaldırılmıştır.

16) Bu yöneliş alaturka müziği bile etkilemiştir. Eski müzik ritimleri modern olmadığı için batı müziği adına kenara itilmiştir. Bu müzik tarzının öğrenilmesi için bir çok öğretmen yurt dışına gönderilmiştir. Medeniyetin bu şekilde gelişeceği düşünülüyor (elbette oldukça saçma geliyor şimdi)

17) Hal böyle olunca 1934 yılında müzikte nasıl bir devrim yapılabileceği tartışılmaya başlanıyor. Uzmanların fikir ve büyük tartışmalarından sonra geçte olsa Berlin Filarmoni Orkestrası Şefi Wilhelm Furtwängler davet ediliyor. O gelemeyeceğini belirtip bunun yerine besteci Paul Hindemith‘i öneriyor.

maxresdefault

Wilhelm Furtwängler

18) Ünlü müzisyene bizim bütün eserler dinletiliyor. Halk musikisini çok beğeniyor. Geniş bir rapor hazırlayarak eksiklikleri belirleyerek iyi müzisyenler yetiştirmek için yapılması gerekenleri anlatıyor. Böylece konservatuar, öğretmen ve tiyatro bölümleri ayrı ayrı kuruluyor.

19) Tiyatro için Alman tiyatro yönetmeni Carl Ebert getirtiliyor. Almanya’da Berlin ve Frankfurt tiyatrolarını kuran bu büyük sanat adamı tiyatro, dans, piyano, opera vb. alanlarda organizatör oluyor. Ebet yurt dışına bir iki kişinin gönderilerek zirve müzisyenler yetiştirilmesinin bir anlam ifade etmediğini bunun yerine genel kalitede bir müzik eğitim sisteminin yerleştirilmesi gerektiğini belirtiyor. Çünkü tiyatro ve müzik kendi kültürü ile şekillenen bir gelenektir.

20) Aynı Alman sistemi bu eğitime yerleştirilmeye çalışılır. Eğitime alınmak ve devam çok zordur. Çıkan adam çok kaliteli oluyor.

21) Bale ise 1949 yılına kadar açılamıyor ne yazık ki. 1947 yılında İngiltere Kraliyet Bale yöneticisi Ninette De Valois getirtilip rapor alınıyor. Bu doğrultuda çalışmalar yapılıyor.

22) 1937 yılında Halk musikisi derleme ve folklor çalışmaları için ise ünlü Macar besteci Bela Bartok getirtilmiştir.

23) Kurulan bütün bu sanatsal yapılarda bir müddet sonra yabancı öğretmenlerin elinde çok kaliteli ressam, müzisyen, besteci, opera, tiyatro sanatçıları ortaya çıkmıştır.

24) İlk senfoni orkestramız 1826 yılında kurulmuştur (II.Mahmud zamanında). Bunun da düzenlenmesi için 1938 yılında yine bir Alman Dr.Ernst Praetorius getirtilerek halka açık turneler ile konserler verdirilmiştir.

25) Çıkan sanatçılar dedik. Bunların eser sayıları bellidir. Cumhuriyetin ilk yıllarından sonra mezun olan bu yerli bestecilerimiz yılda yaklaşık 10 eser vermişlerdir. Sonraki yıllarda sayı katlanarak artarken beste sayısı azalarak 8 civarına inmiştir.

26) Bazı yetenekli çocuklar tespit edilip bursla yurt dışına gönderilmiştir (İdil Biret örneğin)

27) Tiyatro yıldan yıla artarak oldukça gelişmiştir. Bunu da belirtelim.

28) Mimari ve heykel çalışmaları için ise dönem dönem Almanya’daki faşist rejimle anlaşamayan hocalar ve sanatçılar getirtildi.

haertel

Rudolf Belling

29) Hadi bir iki isim verelim madem. Ünlü heykel sanatçısı Rudolf Belling, resim için Fransa’dan Leopold Levy getirtildi ve okullarda eğitime başlatıldı. Levy beklenen kaliteyi yakalayamaz yalnız söyleyelim.

30) Tarihi eserler için Arkeoloji Müzesi açılıp koruyucu kanunlar çıkartıldı. Kaçakçılık yasaklanırken, bir çok tarihi eser için yurt dışı araştırma projelerine başlandı, sit alanları belirlendi ve müzelerde değerlendirildi. Yine tarihi eserlerin restorasyonu yapılsa da bu onarım ve restorasyonlar oldukça kalitesiz ve özensizdir.

31) Kütüphanecilik anlamında da bir çok çalışma yapılıyor. Osmanlıcadan kalma eserler toplatılıp belli merkezlerde arşivliyoruz. Ne yazık ki bu eserler dönem yöneticilerinin ilgisizliğine ve bakımsızlığına da “eski harfli” denilerek tahrip olmasına izin verilmiş. Yurt dışına atma falan iddiaları bunlara dayanmaktadır. İyi bakılmamıştır kabul etmek gerekir.

32) Kitap okuma alışkanlığı geri kalınca tercüme eserlere ağırlık verilmiş. 1944 yılına kadar Hasan Ali Yücel önderliğinde 400 cilt eser yayınlanmıştır. 1966 yılına kadar 1947 eser yayınlanıyor ki yeterli denilebilir.

33) 1950-66 arası kitap yayını ise oldukça azdır (200 cilt) Burada ise yine Adnan Menderes’e teşekkürü bir borç biliriz.

Sonraki yazıya buradan

Memleketimden İnsan Manzaraları II

Önceki yazıya buradan

Efendim memleketimde dediğim gibi öyle çok fazla yer yok ama olan tarihi bölgeleri çektim hafifte anlatıyorum. Bedesten yazımızdan sonra hemen yanı başındaki Köprülü Mehmed Paşa camisini gösterelim.

Köprülü Mehmed Paşa Cami
Köprülü Mehmed Paşa Cami

Köprülü Mehmed Paşa ilçenin hemen yanında bulunan gümüş madeninin sahibiymiş o zamanlar. Maden bölgesinde Gümüş isimli kasabanın ve ahalisinin kullanması içinde buraya bu camiyi ölümünden hemen bir yıl evvel yani 1660 yılında yaptırmış.

İlk yazımızda belirttiğim gibi yanına da kervansaray ve mektep yaptırmışsa da onlar şu an ayakta değiller.

20150816_150931

Cami dışında merkezde çok güzel bir park var. Park içerisinde eski bir büstü yıkmayıp “Özgürlük Anıtı” projesiyle tekrar revizyona tabi tutmuşlar. Böylece hem heykel yıkılmamış hemde çok daha güzel bir eser kazandırılmış.

Özgürlük anıtı üstüne yörede yaşayan ve bulunan en eski şehit askerlerin isimleri tek tek işlenmiş. Baba adları, lakapları ve hangi cephede öldükleri kayıt altına böylece alınmış. Kayıt altına alma konusunda yörenin belediye başkanı, komutanı, öğretmenleri ve kütüphane müdürü oldukça yoğun bir çaba göstermişler. Ne diyelim herkese insan böyle yöneticiler nasip etsin.

20150813_115830

Anıtın arkasında çok güzel bir park var. Yine heykellerle süslenmiş ve oldukça dinlendirici bir yer. Merkezde hemen çocuk bahçesi, park ve çay bahçesi yan yana. Akşamları ve gündüzleri oldukça kalabalık.

Yine belirtmeden geçilmeyecek olan Gümüşhacıköy kütüphanesi gerçekten mükemmel. Kütüphane müdürüyle tanışma fırsatım oldu. Yapılanlar ve yapılacaklar ile ilgili bilgi verdi. Koordineli bir şekilde beraber çalıştıklarını, halktan para almadan işlerin yürütüldüğünü, herkesin parti farkı gözetmeden yardımlarının olduğunu söyledi. Sanırım kütüphane ve eğitim kurumlarının görevi de bu olmalı.

Gördüğünüz gibi oldukça geniş ve çok kaliteli bir kütüphaneye sahipler. 10 bin kişinin yaşadığı şehrin yarısı kütüphaneye üye! Aylık yayınlara ve gazetelere üyeler, son çıkan kitaplara sahipler, engelliler için kütüphaneyi yeniden restore etmişler. Onlara kitaplar ve özel yazıcılar tahsis edilmiş (görme engelliler için). Bitmedi; konferans salonu yapılmış, Silverline fabrikasıyla temasa geçilmiş bütçesi onlardan olmak üzere bir toplantı/sunu odası yapılmış burada eğitimler veriliyormuş. Alt katta müzik eğitimi başlamış; Keman, saz, violin, dans bile var hemde kızlı erkekli…Bitmedi; bir yere komple bilgisayar koymuşlar. Bedava çık okulundan geç otur yap ödevini, araştırmanı. Çıktı alacaksan al bedava. Ana sınıfı için bir bölüm yapmışlar. Oyuncaklar, legolar falan var bildiğin kreş olmuş.

Bitmedi; Okul müdürleriyle temasa geçilmiş. Her okuldaki her sınıf en az bir saatini kütüphanede kitap okuyarak geçiriyor burada. Ayrıca filmler/belgeseller izletiyorlarmış sunu odasında. Bitmedi; Orman ilçe müdürü “ohhh ne güzel Anadolu’nun kıyak yerine geldim yatayım alayım maaşımı” dememiş gitmiş Kütüphane müdürüne. “Ben dolap tarzı ağaçlar yaptırayım dışarıya koyalım. İçine kitap yerleştirelim isteyen gelsin okusun” demiş. Gitmiş kendisi yaptırmış. “Bu ağacın meyvesi kitaptır” diye de bir etkinlik yapmışlar.

İşte mesela yukarıda resimde gördüğünüz zemin çim değilmiş. Gitmişler ikili ilişkiler ile Ankaragücü başkanından rica etmişler. Ankara’dan çim getirtmişler ve sermişler kütüphanenin bahçesine. Şimdi yalıtım için bütçelerini ayarlamışlar onu yaptıracaklarmış nasip olursa.

Tabi sormak lazım benim yaşadığım şehir olan Sapanca kaymakamı, belediye başkanı, kütüphane müdürü, okul müdürlerine; “Nüfusu 10 bin olan bu küçük Anadolu kasabasında bile bir yerlerden bütçe ayrılıp parklar, kütüphaneler, şehir anıtları, etkinlikler vs. yapılırken siz ne yapıyorsunuz?” diye. Şimdi ortada bütçe var hemen “bizde kaldırımı döşedik” diye gelmeyin. Araplara Dibektaşı’nı komple sattı mı Sapanca? Sattı. Peki bundan bir para kazandı Belediye falan nerede bilader bu paralar? Kırkpınar tarafı su fabrikası dolu. Etrafta çok büyük fabrikalar var ne yaptı bu fabrikalar sapancanın kültür ve park işleri adına? Sapancalının gireceği halk plajı yok! Ya birilerine satılmış, ya verilmiş kafeler, parklar vs. Arabayı park edince koşa koşa para istemeye geliyorlar kime gidiyor bu paralar? Şehir Marsilya’da bizim mi haberimiz yok arkadaşlar?

Neyse ya nereden geldim şimdi bu konuya. İşte böyle küçük ama bir şeyler yapmaya çalışan insanlardan oluşuyor burası. Kurtuluş savaşı zamanında da böyleymiş. 100 yıl evvel Yunanlılar’a karşı savaşan kesim işte buradaki Anadolu insanıymış. Yiyip, içip sıçmadan başka bir şey bilmeyen genel büyük şehir insanları bayrağı çekip İngiliz’e Yunanistan’a domalırken buradaki köylü garibanlardan toplamışlar işte askerleri.

ilce-kutuphanesinin-coban-mudavimi-7519276_757_m

Ha kayıtlara göre en çok kitap okuyan kim biliyor musunuz? Okulu maddi imkansızlıklar sebebiyle bırakıp çobanlık yapan bir genç arkadaşımız. Ya bunları görünce de insan yine ülke için ümitleniyor bazen be kardeşim

Sonraki yazı için buradan