Yılbaşı Kutlamaları

Arkadaşlar geçen yılbaşında yazacaktım ama fırsat bulamadığım için yazamadım. Bu sene de her zamanki gibi bir kaç yerde saçma sapan şeyler okuyunca yılbaşı kutlamaları ile ilgili bazı bilgiler vermek istedim. Noel nedir, yılbaşı kutlamaları nedir, ne zaman kutlanır, günaha mı giriyoruz vb. sorularınızın yanıtını alacağınıza eminim.

İlkönce son 10 yılda hortlayan “ben yılbaşı kutlamıyorum” ile başlayan ve kutlayana yadırgarcasına bakışlar atan kişiler için önden cevabımızı verelim; Yılbaşını kutlamanın din ile ilgisi yoktur! Dolayısıyla kutlama yapmanız sizi günaha sokmayacaktır hiç merak etmeyin.

Bazı basit tabirleri bir birine karıştırarak toplumsal olarak ayrışma gerçekleştirmek amacıyla uydurulan şeyler olduğunu düşünüyorum. Günümüz bilgi çağı olsa da bilgiyi bulmak ve anlayabilmek için nasıl bulunacağını bilmek gerekmekte. Sosyal medya saçmalıklarında gördüğünüz bir çok şey doğru değildir. En basitinden Noel nedir mesela?

Noel bir hristiyan bayramıdır. Müslümanlık gibi farklı farklı mezheplerin farklı tarihlerde kutladığı bayramın adıdır diyelim. Peki neyi kutluyorlar? Hristiyanlar için son peygamber olan İsa’nın doğumunu “Noel Bayramı” olarak kutlarlar. Noel latince “Natalis” kelimsinden gelmektedir ve anlamı “doğum” dur. Başta ABD bir çok ülkede de bu güne “Christmas” denmektedir. Benzer şekillerde anlamı “gönderilen” veya “kutsal gün” olarak kabul edilmektedir. Bildiğiniz takip ettikleri dinin peygamberinin doğumunu ve kendilerine getirdiği vahiyler için kutlama yapmaktadırlar.

mere-noel-pere-noel-sexy-fetes.jpg

Tarihte Noel ilk olarak Batı Roma İmparatorluğunun hristiyan olmasından sonra gerçekleştirilen İznik Konsülü’nde (M.S.325) İsa’nın doğumu için kabul ettikleri tarih olan 25 Aralık’ta kutlanmıştır. Doğu kiliseleri ise bu tarihi kabul etmeyerek 6 Ocak’ta Noel Bayramı’nı kutlamayı tercih etmiştir ki bunun asıl sebebi Batı-Doğu kiliseleri arasındaki çatışmadan ileri gelmektedir. Onuda yakın bir zaman sonra yazacağım Papalık Tarihi serimde okuyacaksınız.

Bunlaaaar Hristiyanların Oyunlarııııı

Sermaye dünyası 1850’lerden sonra kapitalizm ile birlikte Noel Bayramı’na da elini atmıştır. Tarihte pagan geleneği olan “çam ağacı süsleme” geleneksel hale getirilmiştir. Peşi sıra bu gün için efsanevi bir kişilik (Noel Baba) yaratılarak bayram uzatılmış yok şekerleme, yok duvar süslemesi, yok efendim herkese oyuncak ve hediye vay efendim “Noel Baba’nın geyiklerine süt bırakalım acıkmışlardır” türü saçmalıklar vs. bunların hepsi “Noel Bayramı” düşüncesini daha tüketime yönlendirmek için yapılmış şeylerdir.

Yine Noel Bayramı, kapitalist ekonomi için tüketim çılgınlığı ile birleştirilerek anlamının yitirlmesine muhafazakar Hristiyanlar tepki göstermiştir. Yani şaşıracaksınız ama muhafazakar Hristiyanlar “kardeşim bu dini bir bayram ağaçtı, geyikti Noel Babaydı maymun ettiniz başka dindekilerde bizim yaptığımızı yapıyor bu bizim bayramımız yapmayın değerlerimizi yozlaştırmayın” demiştir. (Ya sadece muhafazakar Müslümanlar söylemiyor bunu hacı amca). En büyük eleştiri “Noel Baba” simgesinin İsa’nın önüne geçirildiğidir. Neyse biz gavurları kendi tartışmaları ve sıkıntılarıyla başbaşa bırakalım.

“Yılbaşında O Güne Özel Malzeme Alıp Kutlama Yapan Dinsizdiiiir!”

Cami İmamı

Evet Noel Bayramı’nı anladık sanıyorum arkadaşlar. Şimdi Yılbaşı Kutlamasını anlatalım;

Yılbaşı Kutlaması hemen hemen bütün toplumlarda “Kullandıkları Takvime Göre” yıl bitiminin “Son Günü” kutlanan geleksel (dini değil) bir gündür.

Bir çok ülke kendi takvimlerine göre yılbaşını çeşitli etkinliklerle kutlar, eğlenir ve yeni yıla iyi dileklerle girer. Çin’de Ocak sonu gibi “Yeni Ay” gününde kutlanır ve eğlenceler düzenlenir. İran’da ve bazı türklerde “Nevruz” olarak ilkbaharın başında kutlanır. Tayland mesela Nisan ortasında kutlar ve geleneksel kutlama yapar.

Bunların dışında “Dini Takvimlere Göre” yeni yılda kutlanır. Yahudiler kendi takvimlerine göre Eylül sonu yeni yılını kutlar. Müslümanlarda ise Hicri takvime göre bu tarih başlangıcı “Hicret” ile başladığından bu günü kutlamazlar. Aslında günümüz müslüman ahalisinin “yılbaşında hicret oldu nasıl eğlenelim” düşüncesi de buradan gelir. Lakin şunu belirtelim kullandığımız Miladi Takvim olduğu için Hicret çok nadir yıllarda 1 Ocak gününe denk gelecektir. Yani 1 Ocak günü Hicret olmadı arkadaşlar Hicri Takvim’e bakacaksınız.

Best-Happy-New-Year-Pictures.jpg

Peki Osmanlı Devleti’nde bu nasıldı. Kısaca bunuda anlatıp konuyu kapatalım. Osmanlı Devleti’nde ay yılına göre düzenlenen Hicri Takvim 1840 yılına kadar kullanıldı. Lakin bu yıldan sonra bir takvim daha kabul edilerek iki takvimli siteme geçildi (Güneş yılına göre Rumi Takvim). 1700’lerden itibaren ise resmi belgeler ile Osmanlı Devleti’nde yılbaşının hafif eğlenceler ile karşılandığını görmekle beraber 1850’lerden itibaren kuvvetle büyük şehirlerde eğlenceler dünzenlenmekte ve yeni yıl karşılanmaktadır.

Artık geçtiğimiz takvime göre yeni yılın başı zaten Hicret’e denk gelmemektedir. Zaten gelseydi Ramazan’ı hep aynı aylarda kutlardık arkadaşlarım güzel kardeşlerim.

Toparlarsak yeni yıl kutlamaları ile Noel Bayram’ı farklı şeyler olduğunu anlattık. Birisi dini bir bayram iken diğeri Yeni Yıl kutlamasıdır.

Sorulması gerek soru neden son 10 yıldır bunu kutlayanlara karşı böyle garip bir tepki verilmektedir. Bunun sebebi muhtemelen geçilen Miladi Takvime verilen bir tepki midir artık geri zekalılık mıdır bilmiyorum. İsteyen kutlar istemeyen kutlamaz arkadaşlar. Sen Kuran okuyarak gir bırak ötekisi dansöz oynatarak girsin berikisi noel babaya sarılsın. Bırakalım artık şu saçma sapan şeyleri lütfen.

Ha kültür yozlaşması yaşıyoruz diyorsanız kıçınıza giydiğiniz kotta, çocuğunuzun makarnasına sıktığınız ketçapta, ailecek gittiğiniz sinemada batı kültürüdür zaten. Din bir günde yıpranacak veya kurtarılacak bir olgu düşünce de değildir. Geniş çaplı felsefik bir kavramdır. Yaşam ile iç içedir. Bu tür şekilci uygulamalar ile yıpranacak ise anladığınız dinde bir sıkıntı var demektir.

Sen medeniyeti elinde tutaydında onlar deveye bineydi elince hurma yiyeydi güzel kardeşim.

Herkese yeni yılında sağlık ve mutluluk diliyorum hoçakalın..

Seküler Devlet ve Tarikat-Vakıf-Ticaret İlişkisi – III

Bir önceki yazıya buradan

Kısacası bile 3-4 yazı sürüyor ama ne yapalım arkadaşlar. Okumayanlar gitsin televizyonda kutu falan açsın birilerine karı bulsun. Ne diyorduk? Martin Luther…

Bu Alman soylusu okuduğu incilin kilise öğretileriyle uyuşmadığını söyleyerek kiliseyi eleştiriyor arkadaşlar (ayrıntıya girmiyorum). Kısaca Luther;

“Eyyy kilise, din adamları ve Papa; Siz diyorsunuz ki İncil tanrının buyruğudur ve bizim söylediklerimiz tanrının sözleridir. Ben bu kitabı okudum ve sizin söyledikleriniz ile bir ilgisi yok! İnsanlara İncilin Almanca veya İngilizce veya herhangi bir dilde olamayacağından bahsettiniz ve dediniz ki; “Siz İncili anlayamazsınız çünkü din adamı değilsiniz”. Ben bir çok bilimsel çalışmayı yaptım ve hala yapıyorum. Merak ediyorum? Tanrı insanlara bir din gönderdi ve kitap haline getirildi. Neden ortalama üstü zekam ile bunları anlayamayayım? Niçin tanrı kendisini takip etmesini istediği insanların anlayamayacağı bir kitap göndersin? Tanrı neden bir Almanın anlaması için incili almancaya çevirtmesin ve başka bir dile? Siz insanları kandırıyorsunuz!”

Luther bu suçlamaları yapınca uyarıldı ve sonrasında da afaroz edildi (dinden çıkartıldı yani). Luther ise kiliseye savaş açtı, düşünce ve fikirleriyle yeni bir mezhebin yani Protestanlığın doğuşunu sağladı.

Avrupa tarihine çok derinlemesine girmeden bakacak olursak; Osmanlı devletinin yükseldiği ve sağı soğu maymun ettiği yıllarda Luther bu zaferlerin suçlusu olarak Papalığı hedef tahtası haline getirdi. Çünkü ona göre Papa dahil din adamları kralların köpeğinden farksızdı. Papa’lık kendisine karşı olanları afaroz ederek büyük bir iç savaşın meşalesini böylece yaktı. Avrupa’nın neredeyse her noktası uzun yıllar büyük mezhepsel iç savaşlara sahne oldu.

Sonunda Papa’lık Protestanlığı kabul ederek savaşı kaybetti. Protestanlar ve geçmişten gelen düşmanlıklarıyla ortaya çıkan ortadokslar artık devlet mekanizmasını yeniden şekillendirmek, sömürülen halkın refahı ve kendi çıkarları için çalışmasını istiyordu. Bu düşünce tarzı ve sonraki devrimsel gelişmeyi Modern Fransa Tarihi serisinde anlatmıştım.

philippoteaux_lamartine

Yıkılan monarşi imparatorlukları yerine yine binbir iç savaş ve çatışmalar ile Demokratik Cumhuriyet rejimleri kuruldu. Bu rejimlerin belkide en keskini Fransa’da kurulan devlet yapısıdır. Bu devlet yapısı yüzyıllar süren kral ve halkı din adamlarıyla sömürge maşası haline gelmiş kişilerden/kurumlardan tam bir temizleme gayreti içinde oldu. Avrupa’da bir çok devlet Fransa kadar keskin olmasa da anayasal düzlemde devlet yapılarını “Laik” sistemler içerisinde bulundurdu. Bu olay bilim/sanayi patlamaları ve neticesinde kendi halkından başka halkları sömürge sistemine geçiren yapıya dönüştüler ki adına vahşi kapitalizm diyoruz. 

Ha devrimi gerçekleştiren burjuva kesimi sonradan kendi halkını sömürmedi mi? Sömürdü ama o başka konu girmeyelim.

Yani konu Avrupa’nın başka devletleri sömürmesi değil aslında. Konu devlet yapısıdır. Yoksa Avrupa kendi vatandaşını zamanla tanır ve korur oldu bu sistemde. Başka ülkeleri fazla önemsemez (mümkün mertebe öyle görünür). Kendi halkının refahını, kalkınmasını ve güvenliği öne alır vs.

Yazının Avrupa ayağını burada noktalarken “Laiklik nasıl çıktı? Neden Avrupa devletleri laik ve seküler sistemi tercih ediyor?” sorularına ışık tuttuğumu düşünüyorum. Önümüzdeki yazı ile bizdeki din ve toplum bakışını masaya yatıracağız.

Hoşçakalın…

Sonraki yazıya buradan