Osmanlı Tarihinde Bilimin Katli – Piri Reis/Dünya Haritacılığı ve Takiyüddin Efendi – III

Bir önceki yazımızda Piri Reis’in haritasını kısım kısım incelemiş ve tuttuğu notları yorumlarımızla bilginize sunmuştuk. Kendi notlarıyla bile haritanın nasıl yapıldığı anlatıldığı halde günümüzde hala bir gizemin, perinin, cinin, hurafenin ve yalanın devam ettirildiği gerçeğini görmek insanı hayrete düşürmektedir. Hatta açık bir şekilde diyebiliriz ki; Piri Reis muhtemelen dönem içerisindeki diğer büyük haritacıların bilgilerinden de yararlanmış fakat dönem içinde bile kabul edilebilecek yeni bir çizim ortaya koyamamıştır. Kendisinden çok daha eski haritalar (kendisinin ki 1513) günümüzde müzelerde veya kütüphanelerde orjinal halleriyle beraber bulunmaktadır. Bazı Adabazarlı arkadaşlarımız “Sen ne anlatiyun?” demiş olabilir. Şimdi isterseniz kısaca bahsettiğimiz kişilerin haritalarını ve yapım tarihlerini inceleyerek bizim efsanemizi daha yakından tanıyalım;

1500_map_by_Juan_de_la_Cosa_rotated.jpg
Juan De La Cosa Haritası – 1500

İlk haritamız Madrid Deniz Müzesi’nde bulunan ve 1500 yılında Juan De La Cosa tarafından yapılan eserdir. Haritacı ve denizci olan De La Cosa elimizde bulunan en eski Amerika Kıtasını gösteren haritadır.

İspanya sahillerinden dünyayı dolaşmak için yola çıkan Kristof Kolomb dönem içinde bu ve benzeri haritaların varlığını biliyor, bunlara dayanarak yola çıkıyordu.

1200px-Cantino_planisphere_(1502).jpg
Cantino Haritası – 1502

İsmini Portekizli denizci Alberto Cantino’dan alan Cantino Haritası zamanla Papa tarafından koruma altına alınmıştı. Lakin 1859 yılında korunduğu saray yağmalanmış. Modena Estense Kütüphanesi müdürü Guiseppe Boni şans eseri bir kasapta haritayı görmüş ve kütüphaneye götürmüştür. Şu an hala aynı kütüphanede saklanmaktadır.

1502 yılında çizilen bu haritada Amerika Florida kıyılarını ve Karayipler çok güzel bir hassasiyetle resmedilmiştir. Keza Brezilya kıyıları ve Avrupa’nın oldukça detaylı ve güzel çizimi görülmektedir.

Caverio_map_medium_res.jpg
Nicolay De Caveri Haritası – 1504-1505

Nicolay De Caveri tarafından çizilen bu harita Bibliothèque Nationale De France yani Fransa Ulusal Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. Harita hemen önce çizilen haritalardan biraz daha fazla ayrıntı ve renklendirme içermektedir.

Bu haritanın en önemli özelliği ise Piri Reis’in haritası ile neredeyse aynı olmasıdır. Öyle ki haritada yapılan bazı hataları Piri Reis kendi haritasında da tekrarlamıştır.

1200px-Waldseemuller_map_2.jpg
Martin Waldseemüller Haritası – 1507

Alman kartograf Martin Waldseemüller tarafından meydana getirilen bu harita Wolfegg Şatosu’nda bulunmaktadır. Devasa boyutlarda ve oldukça ayrıntılı çizilmekle beraber Kuzey Amerika kıyıları resmedilmemiştir. Haritada ilk defa Amerika ismi kullanılmıştır.

Sadede Gelir İsek

Sanırım bu kadar örnek harita yeterli arkadaşlar. Verdiğim haritalar Piri Reis’in 1513 yılında çizdiği haritadan 6-15 yıl daha eski haritalar olduğu gibi son çizilen Martin Waldseemüller haritasından da daha hatalı ve eksik durumdadır. Muhtemelen Piri Reis çizilen bu haritadan ve yeni coğrafi gelişmelerden (son 10 yıl içinde) habersiz olmalıdır. Çünkü bir önceki yazımızda belirttiğimiz gibi (9.Madde) yaptığı haritanın “Eşinin Olmadığını” söylemektedir. Piri Reis iyi bir bilim adamı olup yalan söylemeyeceğini de düşünürsek gelişmelerden habersiz olması en güzel cevap olacaktır.

Peki habersiz olması Piri Reis’in suçu veya beceriksizliği midir? Elbetteki hayır. Bahsettiğim gibi amcasının öldürülmesi dolayısıyla biraz dışlanmış ve itibar edilmemiş bir kişidir. Bu sebeple dönem tarihini masaya yatırmamız ve neler yaşandığını gözlerimizde canlandırmamız gerekiyor. Şimdi kameralarımızı 1513 yılına çevirelim bakalım neler yaşanmış;

Piri Reis 1513 yılında çizdiği bu haritayı ancak 1517 yılında o da Mısır’ın fethinde İskenderiye’yi düşürdüğü için huzura alındığından Yavuz Sultan Selim’e takdim edebilmiştir. Mısır’ın zenginliklerini ele yeni ele geçirip (neredeyse hazineyi ikiye katlayan) gücünün doruklarına sıçrayan padişah için uzak diyarlarda ki fetihler pek bir anlam ifade etmemiştir (1513 harita notlarında Kolomb’un bu diyarlardaki bahislerinden ve madenlerin zenginliğinden bahsetmiştir halbuki).

Fakat çalışkan bir bilim adamı olan Piri Reis elindeki imkanlar ile dönem için oldukça değerli bir eseri olan Kitab-ı Bahriye isimli çalışmasını 1521 yılında tamamlasa da kimseye sunamamıştır! 1524 yılında İbrahim Paşa yanına Mısır fethine seferci olarak atandığında kitabını gösterme fırsatı bulmuştur. Kitabı beğenen İbrahim Paşa çoğaltılmasını ve yararlanılması gerektiğini söyleyince heveslenip daha ayrıntılı ve güzel nüshasını 1526 yılında tamamlamıştır. Ne yazık ki padişah Kanuni Sultan Süleyman’a sunulan bu eserin her hangi bir heyecan veya hedef göstermediği görülmektedir.

Çünkü Piri Reis 30 yıl daha yaşadığı halde her hangi bir ek girişim (coğrafi anlamda) yada keşiflere ilgi görülmemiştir. Peki niçin hedef göstermemiştir? Çünkü bu tarihler zaten Osmanlı devletinin bilimden uzaklaştığı, adam kayırma ve rüşvetin yaygınlaşmaya başladığı yıllardır. Onunda tarihi gidişatını anlatalım isterseniz. Ayrıntılı olarak Kanuni Sultan Süleyman döneminden okuyabilirsiniz. Buraya kısa bir özetini geçiyorum;

Kanuni Sultan Süleyman Dönemi Olayları

1553 yılından hemen önce Osmanlı iç ilişkileri karıştı. Bir yandan Hürrem Sultan çocuklarını geleceğin sultanı yapmak için entrikalar kuruyorken diğer yandan diğer Sultan çocukları hayatta kalma adına mücadele veriyordu. 1553 yılında saraydan uzaklaştırılan en kuvvetli oğlan Şehzade Mustafa satın alınan adamlar ile beraber Hürrem Sultan komplosuyla öldürüldü. Öldürme sorumlusu olan veziri azam Rüstem Paşa (Sapanca^da camisi olan zatı muhterem) Mısır’a sürüldü (2 yıl sonra bir Ramazan etkinliğine çağırtılıp Hürrem’in Kızı Mihrimah Sultan ile evlendirilecek ve (burada da başka bir efsane vardır; Mimar Sinan) tekrar veziri azam yapılacaktı). Peşinden 1553 yılında diğer şehzade Cihangir komployu öğrenince hastalanıp öldü. Yani Hürrem’in çocuklarından başka güçlü kimse kalmadı, 1554 yılına gelindiğinde hepsi öldürüldü!

Piri Reis 1554 yılının buhranlı döneminde böyle bir ortamda harcanacaktır. Hürmüz adasını ele geçirmek için yaptığı savaşta, kalesi iyi korunduğu ve ada halkı da bu korumaya destek verdiği için kaleyi alamayacağını anladı. Yardım ettiği için ada halkına askerleri saldırttı ve mal/kadınların bir kısmını alıp götürdü. Bu sebeple şikayet edildi. Sığındığı limana Portekiz gemilerinin geldiğini geç öğrenince gizlice kaçıp Süveyş’e asıl donanma merkezine gitti.

Bu iki olay dolayısıyla bahane edilerek 1554 yılında öldürüldü ve sanki hırsız gibi bütün mallarına da el konuldu. 1554 yılı Saray’da elle tutulur devlet adamlarının artık yavaş yavaş temizlendiği yıllardır. Şehzade Mustafa’ya arkadan saldırıp boğan sıradan bir ağa (Hürrem’in adamı) Zal Mahmud ağa mesela saraya vezir yapıldı! Ehil kişiler saraydan uzak yerlere sürgüne gönderilirken yerlerine Hürrem Sultan’ın yandaşları doldurtuldu.

Peşi sıra Osmanlı Devleti bilimden uzaklaşarak çöküş sürecine doğru rotasını çevirecekti. Bunun ile alakalı olarak Seküler Devlet Tarikat-Vakıf-Ticaret yazılarımıza bakabilirsiniz.

Bir sonraki yazımızda buna da değinelim ve artık Takiyüddin Efendi’nin durumunu inceleyerek serimizi sonlandıralım.

Hoşçakalın.

Sonraki yazıya buradan

Reklamlar

Sultan Süleyman Hükümdarlığı 2.Bölüm

Önceki yazıya buradan

Kanuni Devrinde Türk Denizcileri

1) Oruç ve Hızır Reisler ilk etapta etrafı korsanlıkla kavuruyorlar. Sağa sola derken Cezayir’i alıp İmparatorluklarını ilan ediyorlar. Fakat Oruç reis bir saldırıda öldürülünce, kardeşi Hızır reis Cezayir sultanı oluyor.

2) Bu adam işte meşhur Barbaros Hayrettin Hızır Reistir. Yavuz, buna müracaat edip yardım ediyor. Daha sonradan Kanuni yanına çağırıp Osmanlı Kaptanı Deryası yapıyor {hiç bir dönemde güçlü bir deniz kuvvetimiz olmamakla beraber bu güçlü dönemlerimizin temeli müslüman korsan denizcilerin devlete katılmasıdır. Elbette denizciler çok iyi orası ayrı}

3) Birçok başarı elde eden Barbaros’un en büyük zaferi Preveze deniz savaşıdır. Müttefik donanmalarının 3’te biri olduğu halde onları yenmiştir. {nasıl yenmiştir? Müttefik gemilerin hepsi yelkenlidir. Bizimkiler ise eski kürekli gemilerden oluşuyor. Rüzgar kesilince ehehe}

Barbaros

4) Zaferler falan Fransa’ya da arada yardım gönderiliyor {tarihte bize eskiden söylenen şeyler varmış “edebi alman dostluğu” diye halbuki almanlarla hep savaşmışızdır edebi bir düşmanlığımız vardır. Eskiden bize dost olan devlet Fransadır. Irksal olarakta Yahudilere çok yardım etmekle beraber, diğer ülkelerden ziyade bize ayrı şükranları vardır. İşlerin zamanımızda tersine dönmesi ilginç tabi. Aslında ilginç olan, bu tersten tarih bilincinin topluma nasıl empoze edildiği, nasıl genel kabul gördüğüdür. Bunun nasıl yapıldığını da toplum bilimine meraklı arkadaşlar anlayacaktır. İnsanları doğru olmayan bir şeye sürü halinde şartlandırmanın yolları vardır, bunlar uygulanmıştır. Mesela şu belgeler, tarih olmasa kimse size inanmaz, sürekli bir yahudi oyunundan bahseder, yunan pususundan falan neyse}. Fransızlara yardıma giden Barbaros, barutlarının ve silahlarının yetersizliğini görünce, ordudaki disiplinsizliklerini görünce çok şikayet etmiş ve onlara kızmıştır {nereden nereye ha}. 1544’te geri dönen Barbaros artık sefere çıkmıyor. Çünkü bütün deniz devletleriyle barış yapılıyor. 1546’da da ölüyor. Piyal, Turgut vs. birçok komutan yetiştirmiştir.

5) Yine ümit burnunun keşfiyle Portekizliler ticaret yollarının öbür tarafını ele geçirmişlerdir. Onlarla Hint denizlerinde çarpışmalar yapmışız. En ünlü adamımız Piri Reis, bir savaşta muhasarayı kaldırıp gemileri zamanında yola çıkartmadığı için 80 yaşında başı kesilerek öldürülmüştür. {ünlü denizcinin sonunu pek anlatmazlar heh heh. Efendim şu haritadan da bahsedelim. Piri reisin haritası şimdi her yerde gezen harita gibi değildir. Parçalar halinde (4/5) yapılmış olup yaklaşık yarıya yakını kayıptır. Dünya haritasını yaparken göklere ruhuyla yükselip dünya haritasını çizdiğinden, yok antartikanın derin dehlizlerini gördüğünden falan bahsedilse de aslında haritasının dönemin en sağlam haritalarından birisi olduğunu kabul etmek gerekir fazlası değil. Haritasını kendi sözleriyle yakalanan esirlerden, diğer haritalardan ve komutanların seferlerinden yararlanarak birleştirip çizimini yapmıştır ben demiyorum kendisi böyle demiştir. Haritasında çok büyük yanlışlıklar olmasa da yanlışlıklar şimdiki haritalara nazaran oldukça fazladır. Lakin dönemin ilk haritalarından olduğunu kabul etmek lazım. Olayı dini vecibelere bağlayıp “gitmediği yerleri çizmiş” gibi saçma sapan şeylere oturtmaya gerek yoktur. Öyle bir harita meydana getirmiştir. Yavuzun hazırlanan haritaya bakıp “dünya bir imparator için iyi, fakat iki imparator için küçük” demesi efsanedir. Piri reisin öyle el üstünde tutulduğu falanda yoktur. İyi bir denizcidir sadece, zaten 80 yaşında bir gemi batırdığı için ayrıntılarına bakın, kellesini kesmekte kanuni sakınca görmemiştir. Tabi kellesini de, yine kendisini çekemeyenler kestirmiştir.} {ya aklıma geldi, hani o zamanlar çekemeyince entrika yapıp kele kestiriliyormuş ya. Hala aynı be. İş yerinde sizi çekemeyen orpu çocuğu müdürler oluyor ya bazen, sizi karalayarak bir şeyler yapmaya çalışıyor, sonrada kovuyorlar sizi veya siz istifa ediyorsunuz işte o hesap sadece kelle gidiyor burada. Size o hareketi yapanlar 400 yıl evvel kellenizi gözlerini kırpmadan kestireceklerdi sanırım}

Buhran Dönemi Şehzadeler Vakası

1) Şimdi Kanuni dönemi hep en tepede gösterilse de, aslında birçok ekonomik buhranın yaşandığını da anlatmak lazım. Tahmin edileceği üzere Sultan Süleyman 1553’te henüz 60 yaşındayken {aslında bir padişah için oldukça yaşlıdır} oğullarıyla sorunları çıkmıştır. En büyüğü Mustafa olarak Selim, Beyazid ve Cihangir isminde dört oğlu hayattaydı {diğer 4 oğlu öldü. İkisi Belgrad seferi dönüşünde 2 ve 9 yaşlarındaki çocukları (veba sanırım ama tarihte kendi çocukları olmadığı için Hürrem sultanın zehirlettiğinden de bahsedilir)}.

Şehzade Mustafa (Dizideki Haliyle)

2) En büyük oğlan olan Şehzade Mustafa, Dedesi Yavuz Selim’e benziyordu karakter ve yapı olarak. Asker tarafından çok sevilen cengaver bir adamdı. Padişahlığına kesin gözle bakılıyordu. Fakat padişahın karılarından olan daha öncede yazdım Hürrem sultan oğlu Beyazid’in başa geçmesini istiyordu. Çünkü Mustafa başkasının çocuğuydu. Bu sebeple entrikalarda bulunmuş, ilk önce kendisine muhalefet eden veziriazam İbrahim Paşayı boğdurttmuştur. İran seferine çıkılacağı zaman şehzade Mustafa’nın, padişah çok yaşlı olduğu için askerlerle tahta çıkacağı söylentisini yaydırdı. Bunun üzerine şehzadelerin sancaklarının yerleri değiştirildi. Padişah orduyla sefere katılacağı zaman şehzadelerde katılacaktı tabi ki. Şehzade Mustafa orduya birlikleriyle katıldı. Vezirler adet olduğu üzere çadırına gelip elini öptüler. Oradan da padişahın çadırına götürüleceğini sanan Mustafa’yı, yedi dilsizin olduğu bir çadıra sokup kaçtılar. Şehzade Mustafa babayiğit bir adam olduğundan bunların elinden kurtuldu. Fakat kaçarken son anda arkadan atılan saray hademelerinden Zal Mahmud ağa, takatsiz kalan şehzadeyi orada boğdu(1553). {Orspu çocuğunun en önde gideni olan Zal Mahmud Ağaya ne oldu peki? Ve olaylar nasıl gelişti? Bir bk olmadı, öylesine bir soruşturmadan sonra olay örtpas edilip kapatıldı. Halk katilinin, kimin yaptırdığının ve nasıl öldüğünü öğrenmiş ve çok rahatsız olmuştu. Söylendiğine göre Yavuz gibi cengaver bir adam olan Mustafa yaşasaydı İtalya’yı alırmış bilemiyiz tabi. Efendim neyse yeniçeriler şöyle bir ayaklanınca olay üstüne vezir Rüstem paşa (ki onunda parmağı var ibnenin) görevden alınıp Ahmed paşa başa geçti. Zal Mahmud ağaya ne oldu ilerde anlatayım mı lan neyse ya bu adam sonradan beyliklerden birisinin başına geçirildi ve ilerde de veziri azam yapıldı, neden battık şöyle bir gözünüzde canlandı mı? Bir oluşum varmı arkadaşlar. Genelde bu tip adamlar birilerinin pis işlerini yaparlar, dürüst, güvenilir insanları temizleyip sıfırdan soytarılıklarla zengin olurlar. Ne dediniz? Günümüzde siyasetçilerde aynısına benziyormu? Daha benzeyen birşey görmediniz devam edelim}

3) En küçük kardeş şehzade Cihangir abisinin bu şekilde ölümüne dayanamamış ve peşinden ölmüştür (1553). Cihangir, çok zayıf, kambur bir adam olup çok hassas ve duygusal bir insandı. Yaşı geldiğinde sancağa yollanmamış ve babası Kanuni’nin yanında kalmıştı. {Cihangir, abisinin ölümünü ve durumunu öğrenince içine kapanmış ve her gün ağlamış}

4) Artık iki çocuğu kalmıştı. Selim ve Beyazid. İkiside Hürrem sultanın çocuğuydu. Şehzade Beyazid babasına ve anasına benziyordu. Bu şehzade çok yakışıklı, ahlaklı, kültürlü bir adamdı. Annesi küçüklüğünden beri onun padişah olmasını istediği için çok çalışmıştı üstünde. Artık kendisi de iyice padişah olacağına inanmıştı. Hürrem sultan iki kardeşide iyi geçindirmeye çalışıyordu. Beyazid’i açık bir şekilde destekliyordu tabii ki. Şehzade Selim ise olayı tam anlamıyla “Allaha havale etmişti”. Çünkü anasının karşısında kendisinin bir şansı yoktu. Derken Hürrem Sultan 1558’de öldüüü…

5) İki kardeş arasında çekişmeler başlayınca, Selim Konya’ya gönderilirken, Beyazid Amasya’ya gönderildi. Beyazid uzağa yollanınca kıllanıp gitmek istemesede gimek zorunda kaldı. Ha söylemeyi unuttum, şehzade Mustafa’nın ölümünü Hürrem’le planlayan Rüstem paşa {Sapanca’da camisi olan| isyan sebebiyle azledilmişti ya, işte Hürrem Sultan yine bir ara pası atarak onun yerine geçen Ahmed Paşa’yı öldürtüp yerine Rüstem paşayı yine vezir yaptı {ya ayrıntıları yazmıyorum, merak edenler baksınlar diye. Mesela ortalıkta mesajlar geziyor Kanuninin kızı Mihrimah sultan efendim Mimar sinan’ı seviyormuş, Kanuni gitmiş Rüstem’e vermiş kzını. Mimar sinan’da yapıtlarında efendim onu imgelemiş falan bu efsanedir arkadaşlar. İşte Rüstem Paşa azledilince vezirlikten yerine kendisine muhalefet Ahmed paşa geliyor vezir. Onun hakkında rüşvet aldığı iddialarını ortaya attırıyor. Onu öldürtünce Rüstem’i geri getirmek lazım. Kızıyla beraber planlayıp Rüstem paşaya nişanlanıyor. Böylece Rüstem paşa tekrar saray geliyor bu vesileyle. Ordanda hafif padişaha yönelerek “sultanım şansa bakınki vezir öldü, işte geçmişte isyanla hiçbir suçu olmayan Rüstem paşa’da hazır burada ne tesadüf değil mi?” demişlerdir. Olay budur yani. Zaten Ahmed paşanın idamında Hürrem’in kadar kızı Mihri-i Mah sultanında parmağı vardır. Millette sallamaya ne meraklı yav}

6) Şehzade Selim anasıda ölünce {herhalde işi “Allaha bırakırsak kelle gidecek” diyerek} Lala Mustafa Paşa’yı satın almıştı. Lala, öğrencisi Şehzade Beyazıd’la yazışan adamdı. Beyazid çok rahat yazışıyor ve herşeyi anlatıyordu. Sahte mektuplarla ondan mektuplar alarak padişaha gösteriyorlardı. Padişah birçok mektup yazıp, Beyazid’a kısaca akıllı olmasını söylese de kar etmedi {etmedi çünkü mektupları yolda Lala Mustafa Paşa alıp imha ediyordu}. Vezir olmak için yanıp tutuşan Lala Mustafa’nın kışkırtmaları ve mektuplarla fişeklenen Kanuni bir orduyu üstüne gönderdi.

7) Beyazid yenilip Amasya ya ordanda dört küçük erkek çocuğunu alıp İran’a kaçtı. Kendisine oyun oynandığını sonradan anlamış, padişaha haber yollamışsa da bunlarda Lala tarafından ele geçirilip imha edilmişti.

8) İran şahı vermek istemese de {para ve vergi indirimini görünce} onları gelen heyete teslim etti. Teslim alınır alınmaz şehzade Beyazid ve dört küçük oğlu boğduruldu 1561

Son Sefer Ve Ölümü

1) Kanuni uzun bir aradan beri (13 yıldır) ihtiyarlığından sefere çıkmıyordu. Vezir Sokullu, daha önce yapılan Malta bozgunundan sonra padişahın orduyla Sigetvar seferine çıkmasını istedi. 73 yaşında, yürüyemeyen bir adamdı. Hastalıklar ve oğullarının yaptıkları kendisini çok yormuştu. Sigetvar kalesinin alınmasından bir gece evvel öldü 6 eylül 1566

Zigetvar Kalesi

2) Padişahın seferde ölümü isyana sebebiyet vereceğinden saklanmış, Vezir Sokullu seferi çok iyi yönetip Şehzadeyi beklemiştir.

3) Padişah ölüm haberi yaklaşık iki aya yakın saklanmıştı. Şehzadeye haber verilmiş o Belgrad’a gelince otağa çağrılmamıştı. Askerler arada bir huzursuzluğa düşse de kurnazca hareketlerle {mesela dedikodular artınca “padişahımız cuma namazına çıkacak” diyerek ilan yaptırılmış, namaz vaktide “padişahımız rahatsız çıkamayacak” denmiş. Yine ortalık kızışınca “divan var” denmiş vs. Bir arada padişaha çok benzeyen birisi tahta oturtulup gezdirilmiş} isyan engellenmiş {isyanın sebebi padişah değiştiği zaman askerlere verilen bahşiş. Fakat hazinede para yok o zaman, padişahta yok işte al sana isyan} Sonunda ordu Belgrad’a getirilince yeni padişah açıklanmış. Osmanlı askerinin ve halkının en sevdiği padişahlardan olan Kanuni akıllı, babası yavuz gibi cengaver değil ama yine haşin bir hükümdardı. Toprak reformları, asker düzen ve silahlanma, denizcilikte Osmanlı dünyada bir numaraydı döneminde. Yine devrinde bir çok yapılar inşa edilmiş, ilim adamları yetişmiştir.

Sonraki yazıya buradan

Sultan Süleyman Hükümdarlığı

Önceki yazıya buradan

Sultan Süleyman

1) Sultan Selim’in tek oğlu ve altı kızı vardı. Süleyman 26 yaşındayken padişah oldu.  Kardeşi olmadığı için imparatorluk herhangi bir sarsıntı yaşamadı. “Neden tek oğlu var ulan?” diyenler gitsin okusun, onları da buraya yazacak değiliz. Bazı padişahlar kısırlığa, bazıları da iktidarsızlığa yakındı onu söyliyelim. Tabi azgın olanlarda vardı küçültmek için söylemiyoruz. Kendi sülalenize bakarsanız onlarda da vardır.

2) Gazze beyi ayaklandı. Aklı alınıp {gerçek anlamda} getirildi. Yine gtü kalkan Dulkadir beyininde kellesi alındı. (1522) {merak edenler için yazalım bari “efendim Gazze’deki adamın kellesi alınmış, padişaha getirilmiş yahu o sıcakta kurtlu kelleden nasıl taşınırmış?” falan diyenler olabilir. Uzun mesafeler için böyle kelle kesme durumunda kelleyi bal dolu bir sandığa koyarlarmış. Sonuçta havayla teması kesilen kelle de yolculukta hasar görmez, padişaha getirilince kelle baldan çıkarılır gösterilirmiş}

3) Büyük bir vezir olan Piri Paşa, genç hükümdara Belgrad’ın alınmasını, burasının avrupa açılımı için kritik öneme haiz olduğunu anlatmaya çalışıyor. Fakat Piri Paşa’yı çekemeyen üçüncü Vezir Ahmed Paşa (Hain Ahmed diye geçer) Budin’i alalım diye kafasını çeliyor padişahın. Fakat Süleyman “Belgrad’ı alayım” deyip oraya sefer yapıyor. Burası gerçekten de uzun yıllar Osmanlıya üs yeri olmuştur (1522)

Sultan Süleyman

4) Belgrad’ın alınmasıyla Rodos’a yöneldiler. Tutuşan Rodos şövalyeleri erzak falan yığsa da dönemin eniyi topları, birlikleri ve 700 gemisiyle gelen Osmanlıyla anlaşarak teslim oldular. Sultan Süleyman, Cem Sultan’ın hristiyanlığa geçen oğlunu buldurttu {bknz. eski yazılarımıza}. Evlendiğini ve çocukları olduğunu da tespit ettiler. Onları huzuruna çağıran padişah “müslüman mısınız yoksa hristiyan mısınız?” diye sordu. “hristiyanız” deyince erkek çocuklarının hepsini ve Cem’in oğlunu orada öldürttü. Kızı ve karısını da İstanbul’a göndertti. {neden öldürttü? sanırım taht iddiası yapacağından değilde hristiyanlığı seçmelerinden, utandığı da düşünülebilir}

5) Mısır’da sular durulmuyordu bu arada. Rodos muhasarasında üçüncü vezir Ahmed paşa, muhasaranın uzaması dolayısıyla padişahı fişekleyip ikinci vezir Mustafa Paşa’yı Mısıra vali yaptırdı (ibnelik çanları çalmaya başlıyor). Fakat oralardaki kanunların halka uymaması hep sorun yaratıyordu. Halk, Memlüklü dönemindeki yasaları istiyordu.

6) İkinci vezir olan Ahmed Paşa, veziri azam Piri Paşa’yı da rüşvet aldığı iddiasıyla tepeden indirtti. Lakin Süleyman gidip Rumeli beyini baş vezir yaptırınca, çok üzülüp Mısır’a vali gitmek istediğini söyledi (ulan ne adamlar yaşamış değil mi tarihte). Mısır’da teşkilatlanan paşamız hükümdarlığını burada ilan ettirip parada bastırdı.(yuh) Sonradan kellesi kesilip hakkından gelindi. Mısar’a tecrübeli İbrahim Paşa gönderildi. Oraların sorunlarını düzenleyerek vergileri yeniden tasarladı. Sistemi kurup geri döndü 1525

Macar Seferi

1) Artık doğu seferindeyken Osmanlıyı taciz eden Macarlara sıra gelmişti. Mohaç’ta savaş yapıldı 1526

2) Macar süvarileri birbirlerine zincirle bağlıydı. 50-60 bin süvari bu sebeple çok tehlikeliydi. (birbirlerine zincir ile bağlanarak atlılara karşı önlem alınıyor) Bu savaşta, Osmanlı değişik bir taktikle savaş manevrası uyguladı. Sonuçta savaş kazanılıp kralda öldürüldü.

3) Yeni kral Yanoş Zapolya ilan edilip Osmanlı hakimiyeti tanınsa da Macar beyleri Ferdinand diye bir beyi kral ilan edip, Yanoşu’da dinden çıkardılar {ne güzel çıktın deyip ahahha}

4) Ferdinand birlikleriyle, Osmanlı askerleri sonbaharda geri dönünce saldırı yapıyordu. Askerler yazın gelince toz oluyordu. Kaybedilen yerler alındı/verildi vs. İlk Viyana kuşatması yapıldı. Fakat tarih olarak burasının kuşatması zaten planlanmadığı için vakit kışa gelince vaz geçildi 1529

V.Karl Şarlken Carlos

5) Üçüncü Macar seferi Alman impr. Şarlken saldırınca yapıldı. Ordu 200 bin civarında olup, son sistem silahlar, zırhlar ve toplarla ilerliyordu. Şarl cesaret edemeyip kaçtı. Ordu amaçsızca bazı şehirleri yağmalayıp esir ve ganimetlerle geri döndü. Al ver derken Macarları sonra komple alıyoruz 1562. {tabi yine ekleyelim bu 7-8 yıllık seferler sonucunda adam gibi bir ganimet ve sonuç elde edemiyoruz. Buda mali olarak Osmanlıyı çok sarsıyor. Çünkü ordu çok büyüdü, imparatorluk kontrolü zorlaştı vs. Bizim tarih hocası lisedeki “Kanuni zamanında para verecek dilenci bulamazlarmış, hazine o kadar doluymuş ki yeni hazineler açılmış keh keh” diyip bize anlatırdı bizde gururlanırdık ama görünen o değil. Evet, devletin ilk Kanuni yılları zengin bir yapıda olsa da bu seferlerde sonuç alınamaması, plansız seferler vs. devleti ekonomik buhrana götürüyor. Bu isyanları peşinden getiriyor. Yençeriler, mezhep, ırk vs. İsteyen ayrıntılarını okuyabilir}

İran Seferi

1) Osmanlı yönünü macarlara döndüğü zaman Anadoluda değişik yerlerde bazen kendiliklerinden, bazen adaletsiz vergilendirmeden, bazen dış etmenlerden dolayı kızılbaşlar (aleviler) ayaklanıyordu. Bu ayaklanmalar değişik tarihlerde bastırılmıştır {Şah İsmail’le beraber artık Osmanlı alevileri, İsmail’in tarafını tutuyor. Öldükten sonrada, yine Osmanlıya karşı ayaklanmalar gerçekleşmekte. Tarihte Osmanlı ve T.C. de bu tip ayaklanmalar sıkça yaşanmış ve ne yazık ki bazı dönemlerde bu ayaklanmalar oldukça kanlı bastırılmıştır. Osmanlı hiçbir dönemde alevilere güvenmemiştir. Yine cumhuriyet ilk kurulduğunda bir çok isyan çıkmakla beraber (genelde kürt-islam ayaklanmaları) alevilerde bazı bölgelerde kışkırtılıp isyan ettirilmiştir. Bir iki kişinin yüzünden de devletler artık isyan çıktıkça daha sert ve kanlı önlemlere doğru kaymıştır. Bu sebeple sanırım bir dönem nüfusun yaklaşık yarısını meydana getiren alevi mezhebi hor görülmüş, bu mezheple ilgili çirkin iddialar ortaya atılmıştır. Ülkemizde alevilerin bir baskı gördüğü çok açıktır geçmiş 1000 yılda. Cumhuriyetteki son isyanlarla beraber artık aleviler gizlenmiş veya mezheplerini değiştirmiş/yerlerinden göç etmişlerdir. Gördüğüm kadarıyla aleviliği ülkemizde farklı yaşayan insanlar (yöreler) ortaya çıkmıştır. Bu gruplar genelde “asıl alevi bizleriz” dese de mezhebin yıprandığı çok açıktır. Kendisini ayrı bir din olarak görenler olduğu gibi, kurana inanmayıp (bazı ayetlerine) yinede mezhep olduğunu söyleyen, bazı peygamberlerin kabul edilmemesi (sevilmemesi veya) görülüyor. İlginçtir, müslümanlığı tam anlamıyla yaşayan aleviler de vardır. Bu gerçekten böyle yaşadıkları için mi, yoksa eskiden korkup mezheplerini değiştirme zorunluluğundan mı bilinemiyor tabi ki. Bir diğer gözlemimde, toplumdaki eğitim yetersizliği sebebiyle alevilerin dinden uzaklaşmalarıdır. Sığır toplumlarda görülen “benim gibi değilsen ırkımdan değilsin, dinimden değilsin” tepkilerinin zıt tepkisi oluşuyor insanlarda yine. Yani “onlarda evlerini sarıya boyattıysa ben artık boyatmam veya onlar müslümansa ben değilim” yaklaşımı var bir nevi. Etrafınızdan görebilirsiniz. Yine şunu ekliyim tanıdığım aleviler başka mezheplerle ilgili çok fazla ayrıntı ve kötüleme sergilemezken, alevi mezhebiyle ilgili yalan yanlış çok ağır ithamlar gördüm ki yemin billahla anlatılıyor bunlar. Tarihte buraya da yazıyoruz hep söylüyoruz en ağır zulmü insanlar başka dinden olanlara değil, kendi dininden olup farklı mezhepten olanlara yapıyorlar. İnsanlar kendi mezheplerini “mutlak doğru” kabul ettikleri için amaçları karşı tarafı yok etmek. Gücü ele geçirirlerse ilk yapacakları da bu olacak sanırım}

2) İran’a sefere çıkılıyor. Bağdat seferinde kışın yola çıkılınca çok kayıp veriliyor {tabi neden? imparatorluk büyüdüğü için artık entrika ve rüşvetler başlıyor tabi. Yani en yetenekliler değil, entrikayı en iyi yapan, rüşveti veren yükseliyor. Sonuçta ilerde kokuşan sistemde bu adamların adaleti ve yönetimi ülkeyi çökertiyor.} Buna sebep olan İskender Çelebi asılıyor. Veziri azam İbrahim Paşa’da ülkenin yönetimini tamamen ele geçiriyor. Tersten anlattık İbrahim paşa, Süleyman’ın çocukluk arkadaşı {kankası yani} olup, kardeşiyle de evli. Devleti çok iyi yöneten İbrahim paşa’ya, 1529 da seraskerlik veriliyor. {Yani padişahın bir nevi yetkileri} Neyse, sonradan mevki sahibi olunca gtü kalkan İbrahim paşa, kendisine bazı fermanlarda sultan lakabını da ekletince İskender çelebi bunu yasaklatıyor. İskender çelebi bu sebeple çekişiyor. Bağdat dönüşünü yanlış planlayınca da kelle gidiyor tabi. Onun Bağdat dönüşü asılmasıyla İbrahim Paşa rahatlıyor iyice.

Pargalı İbrahim (Diziden Alınma)

3) Eden bulur mu? Kanuni’nin güzel zevcesi ünlü Hürrem Sultan (Mahmud, Selim ve Beyazıd anası) padişahın sevgisini kazanmıştı. Çocuklarından Beyazıd’ın hükümdar olmasını istiyordu. Sonuçta Hürrem sultan vezirin ayağını kaydırmaya karar verdi. {burada da bir bilgi verelim. Padişahın eşleriyle ilgili kitaplar var okuduysanız. Bunlar fantazi ürünlerdir. Karıların öyle padişaha yumurta pişirip sohbet eden tipte insanlar olmadığını biliyoruz. Yani nasıl diyim padişah ulan bu. “Süleymaaaannn hadi as veziri aşkıııuom” tarzı konuşmalar olamazdı. Padişah fazla iplemezdi zaten devlet işlerinde kadınları. Haaa diğer yandan, nüfuzu ele geçiren kadınlar çocuklarının padişah olması için entrikalar düzenlerlerdi o ayrı. Bunlar rüşvet, dedikoduyla ilgili, anlatırız arada}

4) İbrahim paşa Bağdat dönüşünden 2,5 ay sonra ramazanın 22. gecesi boğduruldu. Devlete düşman olduğu, dinsiz olduğu, padişah olmak istediği, çok para harcadığı vs. söylentileri halk arasında konuşuluyordu. İbrahim paşa kendisini padişaha çok yakın görmekle beraber hepsi dedikoduydu. Çünkü Hürremin oğlunu desteklemiyordu İbrahim paşa. Sonuçta aldı kafayı eline ne diyelim.

5) İran seferi yapıldı. Varna, Tebriz falan alındı. Tomnaso ile savaşıldı. Fakat savaşta onun kardeşi fırsatı değerlendirip taht kavgasına girmesin mi hehe hehe. {aman ne şaşırdık} Osmanlıya kaçtı, İranlılar dayanamayıp 1555 te anlaştılar. Osmanlı böylece iyice batıya yöneldi.

Sonraki yazıya buradan