Kadınlar Gününe Özel

Kadın bir erkeğe varmaz, kadın bir erkeğe verilmez ve bir erkek bir kızı almaz, (almak, vermek) bu tabirler kadını kıymetten düşüren, ona ahkar (en hakir) mahiyeti veren şeylerdir ve her şeyden evvel bu zihniyeti kadınlarımız kafalarından çıkartmalıdır..Bilmelidirler ki iki cins birbirleriyle hayatlarını birleştirirken yuvaya getirdikleri aynı kıymette şeylerdir ve koca mal sahibi değil, ortak, hayat ortağı demektir.Bu hukuk müsavatı kadınlarımızın şuurunda yer ettikten sonra onların kuvvetli ve hakiki bir insan olmak için dimaği ve fikri sahada da yükselmek isteyecekleri tabiidir.Memleketimizin kadın ve erkeklerini, biri diğerini sürükleyen ve taşıyan değil, el ele ve aynı tempoda yürüyen iki mahluk olarak göreceğimiz günün uzak olmamasını dilerim. bu kadar efendim.

Sabahattin Ali – 1932

İdam

İki gün evvel bildiğimiz gibi insan olan herkesin içini burkan ve tüylerini diken diken eden bir olay yaşandı. Hani bir sürü olay yaşanıyor da işte bu biraz daha öne çıkarıldı ve toplumumuzda haklı tepkilere vesile oldu.

Olayı yeni duyanlar için kısa okulundan evine gitmek için akşam 7 gibi bir dolmuşa binen Özgecan, otobüsün şoförü tarafından kaçırılıp tecavüze yeltenilmiş mücadele edince bıçaklanıp yumruklanarak öldürülmüş. Sonradan cesedi yok etmek için arkadaşını ve babasını çağıran şahıs öldürdüğü Özgecan’ı yakmış ve bir yere atmıştır. Sonradan cesedin bulunması, tutuklanmaları ve itirafları olduğu söyleniyor. Peki haberleri takip etmesem de muhtemelen suçlular bunlar gibi görünüyor.

Elbetteki bu ülkemizdeki diğer bir çok kadın cinayetinden sadece bir tanesi. Bunun gibi öldürülen bir çok kimsesiz insan ve elbette daha savunmasız olan kadın/çocuklar en büyük tehlikede olan grup. Ülkemizde toplumumuz dediğim gibi çok solcu, çok milliyetçi ve çok muhafazakar ama değerlerimiz kağıt üzerinde olduğu için çakma insancıklığımızla övünmekten öteye gidemiyoruz. Okuma araştırma çok olmadığı için de “nasıl oluyor neden yapıyorlar?” gibi sağa sola sorular sorduktan sonra unutuyoruz gidiyor.

Hani sanırsın aylardır bir kadın ölmüyordu, birisi tecavüze uğramıyordu veya aşiret tarafından sokak ortasında öldürülmüyordu da yeni bir olay oldu. Bunlar her gün zaten olmakta arkadaşlar yapmayın etmeyin. Medyada biraz üstüne gidince sesimizi çıkartıyoruz hafiften ki oda sahte bir ses oluyor. Çünkü ölene insan olarak değil, hangi dinden mezhepten kökenden veya cinsiyetten ise ona göre tepki gösteriyoruz. İdeolojiyi de elbette bunun içine rahatlıkla koyabiliriz.

Yani birisi yaralandı, öldürülüyor bakıyor bizim insanımız medyada yada çevresinde. “Adamın birisi ölmüş vah yazık kimmiş transeksüelmiş. Heaaa sktiret o zaman ya” diye tepki veriyoruz. Birisi sokakta silahını çıkartmış tak tuk ateş ediyor öldürüyor dükkanda birisini yoldan geçen olay ile hiç alakasız biriside yaralanıyor. Adamın kimden, ölenin kimden ve olayın ne olduğu üzerinden birde haklı çıkarılıyor. “Borcunu vermediyse demek ki” diye ateş etme yetkisi oluyor. Daha önceden tekrar tekrar yazdığımız; insanlar toplumsal adalete güvenmezler ise kendi adaletlerini uygulamaya başlarlar.

Bir insanın ölmesi, tecavüze uğraması, işkenceye maruz kalması, kaçırılması, yakılmasına üzülmek için illaki sizin renginizden mi olması lazım arkadaşlar? Başörtülü kadın “benim ktüme ellediler” deyince ortalığı ayağa kaldırıyoruz ama mini etekli kadın tecavüze uğrayınca ise “ee hacı azdırmayacaksın insanları” deyiveriyoruz. Kendi dininden adam başka dinden birisi tarafından öldürülünce “hesap verecekler” diyoruz ama kendi dininden adam alışveriş merkezinde bombayı patlatıp milleti öldürdüğü zaman “ya onlar zaten bizden değil” deyip sıyrılıyoruz aradan. Ne güzel değil mi kendi değer yargılarıyla dünyaya bakmak ve herkesi mal zannetmek? En güzeli de kendini haklı zannediyor olmak ama insanlığın ne olduğunu bilmemek. Tayyip Erdoğan’ın hep söylediği bir söz vardır; hiç kimse kusura bakmasın diye. İşte hiç kimse kusura bakmasın “insan” olmak ile “insan gibi görünmek” farklı şeylerdir. Bizimki “insan gibi görünmek” bölümünde. Birisi ölünce çakma bir “protesto” yapılır o da kendi ideolojisinde falansa yoksa umursanmaz. Ya bir bırakın arkadaş soğutmayın kendinizi bu kadar…

Diğer bir konu son yaşanan olaylar ile ilgili internet ortamında ve çevremde beliren tepkiler. Dikkat edin lütfen; Herkes üzgün neredeyse, birbirlerine “bunu bir insan nasıl yapar?” veya “ben kan göremem bunlar yakmışlar inanamıyorum” vs. dedikten ve toplu olarak şoke olup anlayamadıktan sonra verilebilecek cezalardan bir bahsediyorlar ki akıllara zarar. Artık adamı vites koluna yağsız oturtup türkiyenin bir ucundan bir ucuna seyahat edenden, direğe bağlanıp toplu tecavüzden sonra canlı canlı yakılmalarına kadar… Vallahi pes dedim.

Aramayın ve nasıl olduğunu sormayın sakın. Canilik ve vahşet insanın genetiğinde var zaten. Kendi isteklerinizle belkide imkan olur ise yapılabileceklerden bahsetmek ürkütücü. Tabii bu bir tepki ile söylenmiş ve “hadi yapalım” dense yapamayacak olanları çoğunlukta ama yinede ürkütücü. Ve istenen idam talebi. Yakın bir zaman da bu konu ile ilgili bir yazı yazmıştım daha doğrusu bir kitap Victor HUGO’nun; Bir İdam Mahkumunun Son Günü diye Sefiller yazımın içinde

İdam ve uygulamaları ile ilgili tarih boyunca bir çok uygulama vardır. Araştırılmanın olmadığını bildiğim için ben araştırdım. Eskiden “olm asıcaksın ikisini bak yapıyorlar mı!” ekibindendim. Lakin araştırmamdan sonra ve tarih bilgim geliştikçe öyle asmanın, kesmenin veya işkence etmenin bir anlam ifade etmediğini görmüş oldum. Tarih boyunca son derece sert yönetimler gösteren ve ağır işkence/idamlar gerçekleştiren liderlerin gerçekten de belli bir süre bu tip hırsızlık/tecavüz ve adam öldürme olaylarını azalttıklarını görüyoruz. Ama sadece belli bir süre kontrol edebiliyorlar fazla değil. Ve bu liderin peşi sıra bu sefer tepki gibi daha fazla tecavüz/hırsızlık veya cinayet gerçekleşiyor.

Yani öyle boş kafayla “eskiden asarlarmış kimse yapmazmış hacı” diye bir şey yok. Osmanlı devletinde misal “ibreti alem” cezası verilirdi. “Hırsızın eli kesilirdi!” kısmı zurnanın son deliğidir. Korsanlık ve haramilik yapanlar meydanda ucu sivriltilmiş kazığa yağlanarak bildiğiniz canlı canlı oturtulurdu ve öyle bırakılırdı. Bir çok var; kafası kesilip koltuk altına verilerek kahvehanede bırakılan, meydanda asılıp bırakılan vs. idamların yanında isyan çıkaranların diri diri toprağa gömülmesi (kendi mezarı kazdırılarak), yine sapık görülen mezhep mensuplarının canlı canlı yakılması, isyanlara katkısı olduğu düşünülen köylerin yakılması, ihanet eden Karamanlıların bir şehrine toplu tecavüz edilmesi falan ohhoo. Sonra işkenceler var konumuz değil yazmıyorum. Ha mesela bir idam çeşidi var işkence tarzında büyük kesik bir ağaç kökü içi oyulur ve mahkum ne ayakta dikilebileceği nede tam oturabileceği derinlikte bırakılığı içine konulduktan sonra üstten zincirlenir. Mahkum bol su ve yemek ile beslenir. Zaman ile mahkum kendi pisliği içerisinde yavaş yavaş çürüyerek ölür…

Nasıl adam öldürme deyince ceddimizi hafife almamak lazım. Elbette asyayı ve bir ödül verilmesi gerekiyor ise Vatikan klisesini unutmamak lazım bu ceza ve işkenceler adına. Peki ne olmuş en azından bizim için Osmanlı devletinde korsanı veya haramiyi bağırta bağırta yağlı kazığa oturtmuşlar, isyan edeni canlı canlı gömmüşler de Devleti Cihanda artık korsanlık bitmiş, kimse cinayet işlememiş, hırsızlık yapmamış veya tecavüze yeltenmemiş midir? Yani daha ne yapılabilir bir insanı caydırmak için? Cevabı ben vereyim; Caydırmamıştır!

Bunun sebebi ise yine insanın doğasındaki açgözlülük, para ve mevki hırsıdır. Bunu elde etmek için yani gücü elde edebilmek için en yakınlarına ihanet etmekten, kendi kardeşlerini öldürmekten veya bebekleri boğazlamaktan vazgeçmemişlerdir ve hiç bir zaman bazı insanlar vazgeçmeyecektir…

Toplumsal statü şu şekilde işlenmektedir; Bir hırsız, tecavüzcü, katil, rüşvetçi vs. yakalanır ve öldürülür. İbret için bunları yapmamaları için halka idamlar seyrettirilir. Lakin bu başka katil veya rüşvetçi davranışları engellemez. Çünkü önlerindeki muhtemel rakiplerinden bir tanesi gitmiş yeni bir mevki boşalmıştır. Yani mahallenin hırsızı ölür ise muhtemelen kolay yoldan zengin olacak başka bir hırsız yerini alacaktır. Özellikle devlet görevlerinde gücün ve paranın çekiciliğini hiçbir güç engelleyememiştir. Bu sebeple soygun girişimleri ve koltuk sevdası siyasetçilerimizde hala görülmektedir. Hayatları boyunca kazanamadıkları paraları kazandıkları halde o güç ve ihtirası terk edemezler. Bu insanın doğasıdır ve açgözlülüğüdür.

Bu sebeple demokratik toplumlar ve bilim adamları tarihsel veri ve bulgulara dayanarak suç işleyen ve suça meyilli insanları öldürmeyip rehabilite etmeye çalışmaktadır. Ne yapalım adamları serbest mi bırakalım? Hayır öyle bir şey demedim. Son derece caydırıcı cezalar ile bu durumu düzeltmeye çalışmalıyız. Bilimsel araştırmalar bize göstermiştir ki; Büyük caydırıcı cezalar ve yakalanma korkusu bu tip olaylarla mücadelede çok daha etkili olmaktadır. Daha doğrusu olayın sonucuna değil, gelişimine ve sebeplerine odaklanmalıyız. Gerçi toplumumuzda bu sebep algısı genelde kadınlıktan tabir ettiğim sebeplere gidiyor ne yazık ki. İşte mini etek, kot pantolon, tayt artık aklınıza ne gelirse sebep olarak gösterilebiliyor..

Kadına yönelik şiddet ve daha doğrusu şiddetin toplumda yerleşkesi çok eskiye dayanıyor bizim kültürümüzde. Kadın türk kültüründe ve müslümanlık algısında “bacı” kavramında görülse de ikinci sınıf vatandaş muamelesine maruz kalmakta. Arkadaşımla konuşurken içinde bulunduğumuz toplumsal algıların değişkenliğini konuşmuştuk. Mesela kadına şiddet vardır ülkemizde lakin sokakta tartıştığınız ve tanımadığınız bir kadına vurmak kolay değildir. Çünkü kadına yönelik bu saldırı tepki çeker bu bilinir. Fakat tartışan kişi kendi kızı, karısı veya aileden birisi ise bu fiziksel şiddete büyük ihtimal karışılmaz. Bunun aile içerisinde olduğu kabul edilir. Diyeceğim toplumumuzun doğası gereği kadın ikinci sınıftadır ve belli tabu/kültürler üzerinden bu tip olaylar değerlendirilir.

Gelişme döneminde kendi ailenizden de gördüğünüz kadının ev içerisinde hizmete odaklı yaşaması (temizlik, yemek, çamaşır, çocuk bakımı, çalışmamak vs.) ve kapalı toplum yapısına uygun bir şekilde erkekten daha aşağıda görülmesi tarihimizden ve kültürümüzden gelen bir anlayışın ürünüdür. Bunun kırılması ve erkek egemen toplumun değişmesi son derece zordur. Son olaydaki gibi toplumsal tepkilerin, eğitim hayatında, dini ve siyasi hayatta söz sahibi kişiler tarafından tekrar tekrar dile getirilmesi ile bu yapı değiştirilmeye çalışılmalıdır.

Siz ne aile yapısını, ne kültürel kalıtımı, ne dini gelenekleri, nede eğitim yapısını değiştirmeye çalışmadan bu şiddet olaylarını engelleyemezsiniz. İster idamı getirin, ister kazığa oturtup çıkartın değişmeyecektir. Şiddet yüklü toplumlarda zayıf olan kanattaki kadınların daha çok ezilmesi de son derece normal oluyor haliyle.

Balık baştan kokar derler. Siyasi arenadakiler her gün hakaret ve küfürler ile kavga eder, içindeki stresi atmak için seyredilen futbol maçında kavga ve küfür edilir, ailesinde anne baba sokakta çocuklar kavga eder, okula gider hocası döver falan yani ne bekliyorsunuz?

Bir insana tecavüz edilmesi sebep değil sonuçtur. Bu sebeplerin ortaya konulması ve bilimsel çözüm yollarıyla sonuçların değiştirilmesine çalışılmalıdır. Kolay değildir fakat takip edilmesi gereken yol kesinlikle budur.

Bir İnsan Öldü, Bir İnsanın Da Ölmesi Bekleniyor

Sıkıldım diyorum ya bu sıralar. Malum ramazan güneş ikilisi baş dönmesi yapıyor. Aslında sıkılmıyorsunuz adabazarındayken. İki hafta önce Sapanca girişinde arkadaşın büfeye analiz raporlarını götürdüğümde olay yeri inceleme ve sarı şeritler ramazanın geldiğini belli etmişti. Çıkan çatışmada üç şarjör boşaltılmış, velhasıl kimse ölmemişti. Birisi yaralanmış olabilirdi. Çatışmada pusuya düşen abi zaten tetikteymiş. Silahı gördüğü gibi marketin yere doğru alçalan merdivenlerine atlayıvermiş. Ha tetikte olmasının sebebi de daha önce birisini vurmuşmuş. Ya neyse işte sıradan adabazar vakaları bunlar fazla derinlemesine kurcalamamak lazım. Çatışma 10 dakka falan sürdüğü gibi şarjör bile değiştirilmiş. Mermiler bittiğinden sanırım çatışma son bulmuş, saldıran ekip arabayla uzaklaşmış. Saldırganların dışında, saldırıya uğrayan abinin de olay mahallini terketmesi şaşırtıcı tabi. Gerçi ne şaşırtıcı mnkym her şey sanki çok doğruymuş gibi normal ulan!

Hani geçmişte adabazar ile ilgili bir yazım vardı benim efsanevidir. Onun devamı niteliğinde olacak ama bu sefer adabazarını değil de bazı eleştirilerimi dile getirerek yazmak istiyorum yaşadıklarımı son bir haftada. Baktım da bulamadım ya lan yazımı. Kayboldu aha tüh. Bulabilecekler bana dönüş yapsın ya bi zahmet. http://ww2.lakerstr.com/?folio=552994513&bkt=9761 burdaydı yazı site uçmuş 🙂

Ne diyorduk ha ramazanda gün geçmiyor ki bir olay yaşanmasın arkadaşlar. Yazmama sebep olan şeyi ise beş gün evvel yaşadım. İftarımızı yapmayı beklerken adabazar basketbol tayfası tarafından “illa gel” nidalarına dayanamayıp basket oynamak için iftar sonrası anlaştık. Basketimizi oynadık kampüsümüzde efendim benim takım bütün maçlarını kazandı yani ne diyeyim hala çok iyiyim sanırım 🙂 Dönüş yolunda türkçe öğretmeni olan arkadaşım arabasıyla beni sapancaya geri bırakıyordu. Yol boyuca “milli takımdan bir bok olmaz” veyahutta “arada gelmek lazım oynamak lazım ama ağır geliyor abi” geyikleriyle ilerlerken kendimi kaptırmışım işte.. Birden öğretmen arkadaş “abi göl başında adam kızı nasıl dövüyordu nasıl tekmeliyordu ya arabanın yanında” dedi. “Hangi araba lan nerede” derken biz ilerliyoruz tabi. Geri dönmeyi talep ettiysem de gece+karanlık ve erkek/kadın olunca boşa müdahil olmayalım dedik. Bende polisi aradım hızlıca bari onlar ilgilensin diye. Yer tarifi yaptım ekip gönderilmesini istedim. Gelince gece arkadaşlara anlattım falan. Olay öyle kapandı gitti. Aslında kapandı zannediyorduk kapanmamış. Salı öğlene doğru telefonumun çalmasıyla uyandım. Arayan arkadaşım “olm hani senin anlattığın olay vardı ya, adam kadını dövüyordu göl başında” dedi. “evet” dedim “hayırdır ne oldu lan?” demem ile arkadaş “lan kadını öldürmüş adam, cesedi orada bırakmış. Sonra geri dönmüş sabah il ormanına götürmüş gömmüş. İki gün sonra pişman olmuş gitmiş teslim olmuşta öyle bulmuşlar kadının cesedini” demesin mi? Yeni uyanmışım ne oluyor mnkym modundayken “beni neden aradın olm napayım” dedim. Arkadaşta “işte vicdan azabı çek diye aradım pezevenk ekrekekreke” deyip kapattı. Ne değişik bir güne başlayış arkadaş. Birden uyandım ama. Cidden şaka maka kadın öldüyse bunun sorumlusu bir nevi bendim yani belki de. Gerçi polisi aramıştık ama ne bileyim dursa mıydık? Kim dururdu karanlık bir yerde, hem de adabazarda sahilde? Yıkanıp giyindikten sonra olayın medya boyutunu öğrenmek için çarşıya indim. Gerçekten de olay bu şekilde anlatılıyordu. Günü falan tutuyordu. Kadın dövülerek öldürülmüştü ve tam bizim gösterdiğimiz yerdeydi falan. Telefondan polisi aradığım saate baktım. “Yani” dedim içimden “ben polisi aradım bu adamlar gitmemiş mi olay yerine? Adam öldürüp bıraktığı yere sabah gelip gömdüyse gitmemiş demek ki” diye düşündüm. Birden sinirlendim polise. Aldım bilgisayarımı elime, sandalet şort yürüdüm emniyete. Hem bilgi alıcam, hem hesap sorucam bir nevi.

Bir nöbetçi ve bir teğmen kapıda karşıladılar beni. Olayı sordum, aradığımı söyledim o gece. Olaya jandarmanın baktığını söyledi teğmen. Bölgeleri değilmiş. Telefonla arayınca bölgesi kontrol ediliyormuş, jandarma aranıyormuş falan. Aklımdan geçeni söyledim direkt işte olay yerine ekip gitmiş miydi? Polis bu atağımı göğsünde yumuşatarak “elbette gitmiştir ama belki kadın sonra öldürülmüştür, belkide adam öldürmüştür ve kadını saklamıştır ekip görmemiştir her olabilir” dedi. Anladım ki bu şartlar altında bir ihmali tespit edemeyecektim. Ancak bir dedektif falan veya savcı olsa olayın üstüne gidebilirdi ihmal var mı falan diye. Sonra diğer olayı dile getirdim bulmuşken. Şehir merkezinde spin atan gençler ile ilgili sorular sordum. Nedir ne değildir?

Adamlar bazen akşam dokuzda, bazen onda çoğunlukla gece olunca şehir merkezinde bildiğiniz spin atıyorlardı. Yeni değil 2 yıldır!!! Yıl yani yanlış okumadınız bildiğiniz insan yılı. Yapan belli, araba belli, yer de belli… “Önlem olarak ne yapıyorsunuz dayı” dedim. Ben sizi üç kere aradım, yanımda iki kere arandı bu adamlar ne yapıldığını gerçekten merak ediyordum. Polis teğmen “biz olay yerine gidiyoruz, eğer orada spin atıyorlar ise ceza kesiyoruz. Yok orada değiller ise bir şey yapamıyoruz” dedi. Yani “birisi arabayı iki teker yapsa şehirde dolaşsa ve polis görmez ise cezası yok öyle mi?” deyince “evet” dediler. Pes etmedim elbette. “peki dedim cezası nedir bir kere iki kere yapsa nedir yani?”. Polis arkadaşta “cezası görürsek 120 lira başka bir şey yok” dedi. Bir kerede yapsa beş kerede yapsa cezası aynıydı. Arkadaşlar hatta son cezalarında ki beşinci sanırım “kes sen cezayı bak işine memur bey” demişler.

Yani bildiğiniz dedikleri şey şudur arkadaşların “biz istediğimizi yaparız, cezamızı öderiz, ne devleti ne polisi skleriz” ben böyle anladım yani. Bunun saçma olduğunu dile getirdiğim de polis teğmende “onu bize değil yasa yapan meclistekilere söyliyeceksin” dedi. E haklı ne diyelim? Anladım ki polisin eli kolu bağlı bu durumda. Cezayı zaten 2- ayda oda yakalanınca yedikleri için arkadaşların umurumda değildi demek ki. Peki her yaptıklarında ceza yazılamaz mı? “Mobese koyun neden koyulmuyor koyun kardeşim herkes bir birbirini vuruyor, kırmızı ışıkta geçiliyor koyun basın cezayı gitsin” dedim. Onun altyapısı 2010 yılında yapılmış meğerse ve maliyeti 1 trilyonmuş!!! Evet bildiğiniz trilyon ha insan trilyonuymuş. Nasıl bir sistem bu dedim arkadaş bir trilyon!!!

“Takılsın kardeşim, bu adamlar bir gün bir çocuğu ezecek, bir büfeye girecek bir şey olacak takın engelleyin 1 trilyondan değerli değil insan yaşamı” dedim. Polis teğmen de “onu yükseğe söyleyeceksin, ödenek çıkartacak devlet” dedi. Ota bka ödenek çıkaran devletimize buradan sesleniyorum, yapın şu sistemi buraya bu bir. İkincisi, yasal cezai işlemler tekrar tekrar yapıldığında katlanarak artmalı hatta hapis cezası verilmeli ısrar edildiği halde. Ona buna kafa tutuyoruz diye ahkam keseceğine adalet bakanı şu işlere bir el atsın. Ne iş yapıyor ya bu adamlar? Parayı basan ceza çekmeyecek istediği her şeyi yapacak ise nasıl düzgün bir ülke olacağız?

İşine gelince “evet ramazan ayı oruç ayıdır, güzelliklerdir nefsin kontrolüdür efendim bakın vücuda da faydası var” deneceğine iki dakika adam olunarak artık ramazan ayının “oruç tutmak yemek yememek, su içmemek olmadığı aslında kişinin kendini kötü davranışlardan arındırdığı, sakin olduğu, karı kıza kötü gözle bakmadığı” bir ay olduğunu anlatmak lazım belki de. Camiye giden adamın daha ehli insan olması gerekirken, daha külhanbeyi oluyor ise, oruç tutan adamın daha sakin ve nefis kontrollü olması gerekirken daha sinirli oluyorsa ve garip bir şekilde “oruç vurdu” geyiğine sarılıyor ise, ve “ilerledik çok büyüdük ha Fransa ha bizim ülke geliştik” diyen adamlar çarşıda spin atıyor/kırmızı ışıkta geçiyor ise bir sıkıntı var demektir. Hepsini çorba yapıp bu değerlerinde içini boşalttıktan sonra sahiplenenlere ise hiç girmek istemiyorum onların mnkym ben artık yeter.

Kusura bakmasın ama çarşıda spin atan adam birisini ezdiği zaman mı “aaa yanlışmış lan yaptığım?” diyecek? İlla bir çocuk ezildiğinde mi bu adamların anası babası dayısı amcası “ya genç adamlar delikanlı adamlar yanlış ama istemeden olmuş keşke olmasa” diyecek. Ve hadi bu adamları geçtim, çünkü bu adamlar eğitimini almamışlar belli ki bazı şeylerin. Ya temel aile eğitimi, ya okul eğitimi ya kültür/din eğitimi yani birisinden alsa yapmayacakları şeyleri yapıyorlar. Geri kalmışlar işte dünyanın işlevi sayesinde yaşıyorlar. Ne diyordum hah; Peki devlet nerede dayı? İlla ki birisinin karısı pazara inerken, ekmek almaya giderken ne bileyim yaşlı bir amca camiden çıkarken araba altın kalınca mı yasalar akıllarına gelecek? “ya tüh mobese olsa yapmazlardı evet şimdi canlar gitmesin koyalım” demek sığırlıktır. Evet bildiğiniz sığırlıktır. İnsan ile sığır arasında ki farkı çok uzaktır ama bazen de çok yakındır. İşte devlet adalet yönetimi hangi tarafa yakın ise onu da siz değerlendirin beyler.

İşte ben buradan aşaya Jandarmaya gittim. Bölük komutanı binbaşıya durumu anlattım. Çok teşekkür etti ilgimden dolayı falan. Ölen kız ise bizim gördüğümüz kadın değilmiş. İki istanbullu genç 19 yaşında kaçıyorlar ve Sapanca otoparkta iniyorlar. Orada kız ve erkek tartışıyorlar. Kızın bakire olmadığını öğrenen çocuk, kızı ormana götürüp kafasına vura vura öldürüyor. Benim bölge hakkında ise bir bilgi yokmuş. Haber verecekler bir şey olursa.

Ha ölen kızın bakire olmadığı için 19 yaşındaki bir genç tarafından döverek öldürülmesi ise ne diyim yazdığım “muhafazakar görünüp, yemediği bok olmayan toplum yapısı” na çok iyi bir örnek oldu. Bu sıralar adabazardan uzak durun malum ramazan ayı..