İstanbul’a Bir Yolculuk 1657-1658 – Claes Ralamb

İstanbul’a bir yolculuk isimli eser, 1657 yılında İsveç ile Osmanlı İmparatorluğu arasındaki ikili ilişkileri kuvvetlendirmek için İstanbul’a gönderilen Claes Ralamb’ın gözlemlerini içermekte.

Genç yaşta kralın gözüne giren soylu, bir çok dil bilen, eğitimli ve zeki bir adam olan Ralamb yolculuğuna gizlenerek başlıyor. Çünkü Osmanlı’nın desteğini isteyen İsveç Kral’ı düşmanlarından bu birlikteliği saklamak niyetinde. Bu sebeple kendisini yol boyunca genelde tüccar gibi tanıtıp farklı ulaşım araçlarıyla Osmanlı sınırına kadar geliyor. Kendisini bekleyen paşa ve ekibinin karşılamalarından sonra ise nihayet İstanbul’a ulaşıyor.

Osmanlı Devlet’inin bozulan devlet sistemini ancak 1623 yılında padişah olan IV.Murad toparlayacaktır. Fakat erken yaşta ölümü ile beraber tahta Deli İbrahim oturacaktır (Bu tarihsel gelişmeleri ayrıntısına girmeden ben yazmıştım isteyen gidip okuyabilir). Deli İbrahim haliyle bir çok kırıklık ve dengesizlikler yaptığı için devlet yeniden saçmalayarak karmakarışık hale girmiştir. Çocuk yapması için sürekli uğraş verilen İbrahim muhtemelen de kısırdır. Lakin çocuğu birden oluveriyor. Buhranlı dönemde çöken devlet sistemi artık daha fazla dayanamayarak askeri bir ayaklanmayla İbrahim’in küçük oğlunu tahta geçirecektir. 1648 yılında 7 yaşındayken tahta geçirilen IV.Mehmed ise sadece bir kukladan ibret yaşamını sürdürür. Saray yandaş çekişmeleri ve kavgaları ile mücadele halindeyken sahneye I.Ahmed’in kocası ve hem IV.Murad ve Deli İbrahim’in annesi olan 80 yaşındaki Kösem Sultan çıkacaktır. Deli oğlunu istediği gibi kontrol eden, fakat darbeyle tahtan inen oğlunu tekrar koltuğa oturtmak için kolları sıvayacaktır. Lakin erken davranılacak ve Deli İbrahim boğdurularak öldürülecektir. Kösem bunu unutmaz ve sultanı öldürmek için girişimlerde bulunur. Ancak planladığı gece baskını haber alındığı için başarısızlığa uğrayacak ve Saray içinde korkunç bir şekilde can verecektir. 1651 yılında yaşanan bu son girişimi, henüz 10’lu yaşlarında gözleriyle gören IV.Mehmed uçan kafaları ve parçalanan bedenleri unutmayacaktır. Zaten hafif salak olan IV.Mehmed devlet idaresinde kuklalıktan hiç bir zaman kurtulamayacaktır. Ancak devleti toparlaması için bir çok büyük yetkiyle (adeta padişah yetkileriyle) baş vezirliğe gelen yaşlı kurt Köprülü Mehmed Paşa imdada yetişmiştir. Artık kendi güvendiği adamları ile devleti tekrar toparlamaya çalışan Köprülü Mehmed Paşa 1657 yılının yaz ayında bir yandan devlet içerisinde rüşvetçileri ve rakiplerini temizlerken, bir yanda artık güçlenen batı devletinin elçileri ile diplomatik bir savaş vermektedir.

Kitapta Ralamb 1657 yılında İsveç elçisiyken yukarıda anlattığım tarihsel olayları büyük bir doğruluk ile bize anlatmakta ve Osmanlı Devleti’nin durumunu iyi bilmektedir. Artık 17 yaşında olan padişahın pek bir önemi olmadığını anladığı için Köprülü ile temasın önemine dikkat çekmektedir. Bu görüşmeler ise İsveç’e düşman veya olası dostluğu istemeyen elçiler tarafından engellenecek, Ralamb tarafından da bu durum eleştirilecektir.

Yazarın kuvvetli gözlem yeteneği toplum ve devlet yapısındaki çarpıklıkları da kitabına taşımıştır. Madde madde Osmanlı Devleti’nin eskisinden nasıl farklı bir yapıya büründüğü anlatılmış ve son olarak da yakın bir gelecekte çökeceklerini öngörmüştür.

ali-ufkc3ae-bey-bobowski-klasik-tc3bcrk-musikisi-bestekc3a2rc4b1-santc3bbrc3ae-mc3bczikolog-ve-mecmua-i-sc3a2z-c3bc-sc3b6z-adlc4b1-nota-ve-gc3bcfte-mecmuasc4b1-mc3bcellifid

Bunun dışında ilginç bir rastlantı eseri Venedik Savaşı’nda tutsak olan büyük bir sanatçıyla tanıştığını anlatıyor. Adının Albertus Bobovius olduğundan bahseden Ralamb sarayın durumunu ve anlattığı tarihi bilgileri ondan öğreniyor. Asıl adı Wojciech Bobowski olan bu büyük sanatçının ismi ise daha önce bir yazı ile işlediğimiz Ali Ufki Bey‘den başkası değildir. Onun anlatımları ve 24 Eylül 1657 yılındaki alay geçidi sayesinde 24 adet renkli resimler çizerek bir albümde hazırlamıştır. Meraklıları bu muazzam albümü Alay-ı Hümayun isimli kitapla aynı yayın evinden temin edilebilir.

İlişkilerini, saray adamlarını kontrol eden diğer elçiler yüzünden daha fazla geliştiremeyen Ralamb zar zor iknalar ile İstanbul’dan yaklaşık bir yıl sonra hiç bir sonuç alamadan geri dönecektir. Ralamb, Osmanlı sarayının diğer elçilerin dostane görünümleri ile kandırıldığını ve ileride bunun cezasını çekeceklerini de düşünür. Ralamb gerçekten İsveç ile Osmanlı Devleti’ni dost yapmak için gelmiş fakat başarılı olamamıştır. Tarih Ralamb’ın sözlerini haklı çıkartacak ve elçiler tarafından kandırılan Osmanlı Devleti önümüzdeki yıllarda bir çok cephede savaşmak zorunda kalarak 1699 yılında Karlofça’yı imzalayacaktır.

Ne diyelim?

Devleti ehline vermez de yandaşa peşkeş çekersen kimin dost kimin düşman olduğunu anlayamazsın işte ve sonunda madara veya köle olursun.

400 yıl önce ülkemizde sadece bir yıl kalan bir İsveç’linin nokta gözlemlerinin hala geçerli olması gerçekten utanç verici bir durum sanırım.

Hoşçakalın.

Sultan İbrahim

Bir önceki yazı için buradan

Efendim baya ara verdik Osmanlı tarihine. En son IV.Murad ülkenin kötü gidişini çok sert tedbirler alarak düzelttiğini ve bunun için tarikatlar aracılığıyla şeyhülislamı ve din adamlarını da kullandığını ayrı ayrı anlatmıştık. Dinin siyasete en şiddetli bu zamanlarda karıştırılması ileride çok daha büyük zararlara yol açacaktı. Fakat dirayetli bir padişah olan IV.Murad ülkeyi toplamış, rüşvetçilerin kökünü kazımış, ne kadar üçkağıtçı kabadayı varsa silmiş süpürmüştü. Peki ülke huzura erdi mi? Rüşvetçiler ve hırsızlar ne yazık ki tarihimizde sadece iyi komutan ve liderler geldiğinde bir süre yer altına saklanmaktadır. Uygun ortamda hemen tekrar filizlenerek yolsuzluklara ve ayak oyunlarına başlayıp kendilerini tekrar zengin ediyorlar. Bunun çözümü halkın bilinçlenmesidir. İşte ölümünün peşi sırası yaşananları okuyalım;

1) IV.Murad zamanında Silahtar Mustafa paşa hasmı olan Kemankeş Kara Mustafa paşayı öldürtmeye çalışmıştır {padişaha gazı vererek}. IV.Murad sürpriz yapıp ölünce, veziri azam Kemankeş olmuş, silahtarı sürgün ettirip mallarına da el koymuştur {eee bu işler böyle amcoğlu}

2) Tabi sürgüne giden Silahtar Mustafa Paşa, Sultan İbrahim’in annesi Kösem sultanla çalışıyordu. Bu sebeple onu İstanbul’a getirmek için ölen padişahın kızı Kaya sultanı bunun ile evlendirmeye çalıştılar. Lakin, anasının gözü olan Kemankeş Kara Mustafa paşa, şeyhülislamdan silahtarı öldürtme izniyle ilgili fetvayı rüşvetle alarak onuda öldürtmüştür. Tabi bu olay Kösem ile arasını açmıştır ki bu hiçte iyi değildir {buradan şunuda görüyoruz arkadaşlar; imparatorlukta yandaş devletler ve rakip devletler arasında ilişki kurmak için gelin alma ve verme uygulanmıştı hatırlarsanız. Yine yandaş adamı saraya yakın tutmak için kızların evlendirildiğini görüyoruz. Misal bunlardan biriside Mimar Sinan’ın sözde aşık olduğu Mihrimah sultandır. Etrafta gezen hikaye doğru değildir, yani yok gece oradan batarken minareden düşen gölge öbür tarafa vururmuşta zartmışta zurtmuş. Mihrimah annesiyle işbirliği içinde olan bir kızdı, o sebebeple başka bir adamla evlendi Kanuni zorla evermedi yani}.

Sultan İbrahim

3) Sultan İbrahim ölüm korkusuyla yaşadığı için (çünkü kardeşleri her an padişah olabilir ve onu öldürtebilirdi) hafif paranoyak cinnetli bir adam olmuştu. Bazen saçma sapan kararlar verir ve haliyle uygulanırdı. Kemankeş bu sebeple padişahla çok zıtlaşırdı. Hasımların ikisini de divana alınca işi iyice zorlaşmıştı. Devleti toparlayan, çeki düzen veren veziri azam bunun üzerine yeniçerileri hafif bir ayaklanma çıkartması için rüşvet vermiş fakat bunu da eline yüzüne bulaştırınca öldürülmüştür.

4) Çok uzadı Girit alınmaya çalışıyor

5) Kemankeş’in öldürülmesinden sonra yerine Mehmed paşa vezir oldu. Oda Hanya kalesini alan Yusuf paşayı kendisine hasım görüyordu. Padişaha onu kötüleyip duruyordu. Birilerini habire şikayet edince padişah sinirlendi ve veziri azledip yerine Salih paşayı vezir yaptı. Artık devlette otorite kalmamıştı, yeniden rüşvet gün yüzüne çıkmış, mal mal hareketler devam etmişti. Bir gün padişah yine gazla Hanya kalesini başarıyla alan Yusuf paşayı çağırtıp “gidin alın Giriti” demiş, Yusuf paşa şaşırıp “deniz mevsimi geçti padişahım zamanı değildir” deyince “ben anlamam banane banane alın Giriti” demiş Yusuf paşada “gidemeyiz padişahım” demiş, padişahta kızıp “sayıyla mı verdiler sizi bana boğun lan bunu” demiştir. Boğdurunca cesedinin başına çömelip pişman olmuş, yanaklarını sıkıp “ne güzel elma gibi al al yanakları da vardı” demiştir {evet hafif manyak olduğunu söylemiştik ve ne yazık ki bu olay gerçektir deli işte}

Sunay Akının bir çift ayakkabı kitabında bu Yusuf paşadan bahsedilmiş arkadaşlar. Ekleme yapıyorum, kendisi Dalmaçyanın Nadin kentinde kimsesiz gezen bir çocuk. Maria adındaki bir dul kadın bunu görüp acımış ve kocasının ayakkabılarını vermiş. Bir gün kapıcı başı gelip çocuğu görmüş. Büyük ayakkabılarıyla çok çalışan Joseph Maskoviç adlı bu çocuğu da götürüp devşirmeye almış. Orada başarılı olan elemanımız adını Yusuf yapmış, Silahtar olmuş. Yükselmiş kaptanı derya olmuş görüldüğü gibi. Ama hasımlarından dolayı, bu büyük adam boğduruldu bir anda deliye çatarak. Ölmeden evvel, ona kocasının ayakkabılarını veren Maria denilen dul kadına kendisine verdiği ayakkabıları içleri altın dolu olarak göndermiş.

1414076373_ib

6) Haaa birde Cinci hoca var tabi arkadaşlar. Söyledim ya tarikatlar ve din adamları kuvvetlendi diye. İşte bunlara Allah bu dönemde “yürü ya kulum” demiş olsa gerek çok zenginleşiyorlar. Herkesi bir güzel okuyup üfleyen bu hocamız çok ünlü tabi. Kadı atamalarından alımlarına bunun rüşvetleriyle dönmeye başlamış. Ona sonra döneceğiz ama durun. Padişah bir gün yolda giderken araba yolu tıkayınca “şehirde at ve araba dolaşmasın beklemicem bir daha bu ne canım yani koskoca padişah kırmızı ışıkta mı beklesin devletin işi gücü var arkadaş” demiş ve “yasaklıyorum lan atı arabayı falan artık” diyede emir buyurmuş. Hemen peşi sıra yakın bir zamanda yine bu cinciye gittiği sırada yolda arabaya rastlayınca vezire “ne ayak lan” diyerek kükremiş, çağırtıp kellesini orada vurdurmuştur. Yerine de Girit’ten Musa paşa veziri azam yapılmıştır. Musa paşa güle oyanaya “ehehehe veziri azam oldum lan şaka maka” diyerek İstanbul’a doğru yola çıkarken onun yerine vekaleten bakan Ahmed paşa katakulli rüşvet ve padişahı kafalayarak “burada benim kalmam daha doğru olur efendim” demiş gelen Musa paşayı da ikinci vezir yaptırmıştır {ahahaa ulan nedir bu ya}

7) Birde veliaht fazla olmadığı için habire cariye, hatun getirilen padişahın asabı bundan da baya bozulmuştu. {azı karar dayı çoğu zarar işte karının}. Kadınlar, bu saf/deli adamı kullanmaya, paraları harcamaya başladılar. {daha öncede söyledim kadınlar padişahları öyle kontrol edemiyordu yazıldığı gibi. Fakat tabi ayak oyunları vardı ve basiretsiz, deli vs. padişahlar geldiğinde çıkarlarını kullanıyorlardı}

8)  Sivas valisi Varvar Ali paşanın bu durumlardan iyice kafası bozulmuştu. İşler rüşvetle döner olmuş, dürüst çalışan adamların atamaları yapılmıyor ve paraları da ellerinden alınıyordu. Fazla para istenince artık gönderemeyeceğini söyleyen Ali paşaya padişah, “o zaman maiyetindeki İbşir paşanın karısı güzel onu gönder de tadına bakayım” diye yazı göndermiştir. Ali paşa da “her şeyi yaptık pezevenkliğe mi soyunalım artık yok artık lebron ceyms” demiştir. “Başkasının nikahlı karısını gönderemeyeceğini” usturubuyla söyleyince Sultan İbrahim sinirlenmiş, karısı istenen İbşir paşaya Ali Paşayı öldürmesi için haber ve asker gönderilmiş. İbşir paşa da “bu adam benim karımı ve onurumu korudu” demeyerek askerler ile Ali paşaya saldırmış ve öldürdükten sonra Sivas valisi olmuştur (senin ben kalıbına sçayım emiş şerefsiz herif) Karısını göndermiş midir bilmiyorum ama göndermiştir bu köpek.

9) Artık iyice tozutan padişahın birde samur merakı vardı. Samurlar toplatıldı çok para harcandı. Yine etraftaki ağalardan falan samur isteniyor vermeyenden yüksek para talep ediliyordu. {şunu ekleyelim Rusya devletleri bu yıllarda ekonomik olarak büyümüştür samur ticaretiyle yani}. Ağalardan birisi param yok veremem deyince diğer ağalarda rahatsızlıklarını dile getirdiler. Vezir bunları ortadan kaldırmaya çalışınca ağalar toplantı yapıp vezirin işini bitirelim dediler.

10) Padişaha ayaklanan askerler veziri istediler. Yerine de Sofu Mehmed paşayı vezir istediler. Padişah veziri azledip Sofu’yu vezir yaptı. Eski veziri vermek istemedi lakin askerler kabul etmedi. Padişahta kızıp Sofu’yu bunu planladığı için yumrukladı “sana sorarım” diyerek. Ocak ağaları da “bu padişah bitmiş dayı, bunu da postalayalım” dediler. Bunun üzerine yedi yaşındaki şehzade IV.Mehmed padişahlığa geçirildi. Korkmasın diyede sadece devletin ileri gelenleri törende biat etti 1648

11) İbrahim bir odaya hapsedilse de yerine geçen oğlu küçük olduğu için bazıları onun geri getirilmesini istemişti. Lakin vezir Sofu Mehmed, geri getirilirse kellesinden olacağını bildiğinden hapsedilen İbrahim’i hemen boğdurttu. 35 yaşındaki İbrahim, Beşiktaşlı dünyaca ünlü sol bek İbrahim Üzülmez’in akrabası olduğu düşünülüyor.

Gördüğünüz gibi IV.Murad ile düzene giren devlet ölümünden hemen ertesi senelerde karmaşa içerisinde bir rüşvet/tarikat/entrika ayağına düşüveriyor. Deli padişah ve peşi sıra gelen 7 yaşındaki oğlu (ki muhtemelen Sultan İbrahim kısırdı ve bu çocuğun babası değildi) IV.Mehmed ülkedeki buhranın körüklenmesini sağlıyor ne yazık ki. Haliyle 7 yaşında altına işeyen çocuk değil ayak oyunlarını en iyi yapan ve sarayı kontrol eden kişi ülkeyi yönetecekti.

Devam edeceğiz arkadaşlar..

Tarikatlar ve Durumları

Önceki yazı için buradan

Bir arkadaşımın sorusunu buradan cevaplayalım. Bana “Günümüz tarikatlarının nasıl zengin olduğunu ve nasıl siyasete etki ettiğini” sormuştu. Siyaset Osmanlı devletinde din adamları ile ilişki içerisindeydi tabii ki. Fakat bu din adamlarının yargı ve fetva alanlarının çokta ötesine gitmezdi. Yani din adamına, filozofa ve düşünüre saygı gösterilir onlara bir şey yapmaktan tepki dolayısıyla çekinilirdi. Elbette siyasi yönetimin “dini kullanması” veyahutta “din adamlarını kullanarak halka yanlış şeylerin empozesi” işte bahsettiğimiz bu yıllarda başlamıştır. IV.Murad zaten dönem dönem kullanıla “siyasi din” sahnesini tam anlamıyla ele geçirmiş, tarikatları ve başındaki din alimlerini tehdit veya rüşvet ile satın almış, bunları kullanarak halkı istediği gibi yönlendirmiştir.

Yani dinin bir kişinin yönetim tekeline girerek kullanılması tarihte gösterdiği gibi “din” anlayışının yıpranmasına ve gelecekte daha fazla zarar görülmesine yol açtığı söylenebilir. IV.Murad tehdit/makam veya rüşvet ile satın aldığı tarikat liderlerini, rüşvet ağlarıyla her bölgesine girilmiş olan Osmanlı Devlet sistemini düzeltmek için kullanmıştır (bir nevi doğru yönde diyebiliriz). Fakat söylediğimiz gibi dürüst ve devlet için çalışan bu padişah gittiğinde ise yerine geçen kötü niyetli yönetici/padişah veya devlet adamları ele geçirilen ve kullanılmaya müsait olan bu dini siyasi yapıyı çıkarları ve rüşvet mekanizmalarını kendi güç merkezleri için kullanmaya başlamışlardır. Zaman ile dini yapı bozulmaya başlamış, halkın din adamlarına güveni sarsılmış, adalet mekanizmasında bulunan bu adamların adaletsizlikleri içten içe devletin daha fazla (ahlaki olarak) çökmesine vesile olmuştur. Sonunda haliyle devlet dönülmez bir yola girerek çökmüştür.

Image processed by CodeCarvings Piczard ### FREE Community Edition ### on 2014-06-28 16:37:44Z | http://piczard.com | http://codecarvings.com*D†è©qMŠ

Bu sebeple dinin siyasi olarak kullanımı her ne olursa olsun çok tehlikelidir ve uzak durulması gerekmektedir. Tarikatlar bu sistem içerisinde aslında yapmaları gereken halk içerisindeki dini yapıyı kuvvetlendirmekten ziyade, kendi içerisinde hiyerarşik bir rüşvet ağı bulunan ve kontrolsüz zenginleşen, güvensiz yapılara dönüşmüşlerdir. Günümüz tarikatları için “ulan adamların her yerde kolu var nereden geliyor bu paranın kaynağı arkadaş?” sorunuzun temel cevabı işte budur. Vakıf şeklinde işleyen ve hırsızlık paralarının aklandığı yerlere dönüşen bu siyasi nüfuza etki eden tarikat yapıları “parayı bastırana” kaydığı için sadece iç çatışmalarda güç kullanımı için değil, dış güçlerce devletin yıpratılmasında da kullanılır olmuştur.

AKP hükümetinin cemaatler ile yürüyüp, yargının içine afedersiniz sçıp sıvayıp sonrada “yahu biz kandırılmışız falan” demelerinin aslında yine cevabı budur ve bu “kandırılmışız eheeheh” cevabı bir iki şey bilen kişileri tatmin etmemektedir. Yine hükümet kendi doğruları için yargıya müdahale etmekte, kendi kadro yapılarını oluşturmakta ve bunda da kendini haklı görmektedir.

Kendi çıkarları veya doğruları için sesini çıkartmayan kişilerce kadrolaştırılan yargı mensupları veya hangi mensup ise artık ileride güvendiğiniz hükümet düştüğü zaman ele geçirilen yeni hükümet tarafından kullanılacaktır. Kullanılan bu mensuplar hiç merak etmeyin seslerini çıkartmayacaklar ve işlerine kim güçlü ise onun yanında yer alarak devam edeceklerdir. Bu yapıyı oluşturmak ve bunu haklı göstermek belki şimdi yüzünüzde bir gülümseme yaratabilir fakat ilerde çok acısını çekeceksiniz gerçi hepimiz çekeceğiz benden söylemesi. Uzun girişten sonra konumuza dönelim;

Tarikatlar ve Durumları

1) Aslında yazmayayım yeri değil falan ama, madem tarihe komple zaferler ve ayak oyunları dahil olarak bakıyoruz toplum içinde artık iyice şekillenen ve devlete yön vermeye başlayan tarikatları da atlamayalım zamanı gelmişken çünkü IV.Murad’ı da geçtik artık.

2) XV.y.y. ortalarından itibaren tarikatlık Osmanlıda hızla yayılmaya başlıyor. Şu, bu diye tabiki anlatmayacağım. Tarikatları dönemin padişahları dini destek olarak kullanmaya başlıyorlar işlerini halletmek için, ki bu genelde kötü gidişatta destek olarak kullanılıyor. Hatırlarsanız benzeri çok uzun yıllar Hristiyanlarda yapıldı çok yazdım. Onlar 1650’lerde 30 yıl savaşları dediğimiz savaşları yapıyorlar şu anda. Protestanlık/katoliklik savaşları ve iç savaş niteliğinde  çok kanlı savaşlar. Avrupada baskıcı katolik kilisesine karşı artık dine yeni bir bakış açısı getirmenin savaşı verilirken, Osmanlıda gidişatın kötüleşmeye başlamasıyla din bir yönetimsel araç olarak giderek daha çok kullanılmaya başlanıyor.

jean1

3) XVII. y.y. da ise ilmi tasavvuf tartışmaları artık had safhaya ulaşıyor. Bir tanesi, Kadı-zadeliler sıyrılıyor ve devlet işlerine karışmaya başlıyorlar. Kadı-zadeliler veya Fakılar denilen bu cahil, riyakar insanlar diğer tekkeleri ölümle tehdit etmeye başlıyorlar. Kadızade Mehmed Efendi ile başlayan 1582’de furya onun 1631’de Ayasofya’ya vaiz olmasıyla tavan yapıyor

4) Bu tarihte IV.Murad’a yakın durmuş, padişahta kendi çıkarları doğrultusunda bunlara destek vermiştir. Bilgili bir alim olan Sivasi efendi ile çatışmıştır. Kadıların çok garip tehlikeli fikirleri vardı. Bazılarını günümüzdeki tarikatlarda görmekteyiz veya sizde duymuşsunuzdur. Örnek vermek gerekirse;

* Müsbet ilimlerin ve Matematiğin öğrenimi haramdır
*Hızır peygamber ölmüştür
*Ezanın güzel sözle ve bu şekilde okunması kafirliktir
*Sema yapmak günahtır
*Sigara, kahve vs. haramdır (IV.Murad yasakladığı için demiştir)
*Hz.Peygamberin annesi ve babası imansız ölmüştür
*Firavun iman etmedi
*Hz.Hüseyin’i öldüren Yazid’e lanet edilmez
*Kabirler ziyaret edilmez
*Liderlerin eli, eteği öpülür, sürüllür ve selamlanır
*Hayırlı birşey ise rüşvet alınabilir

5) Tabi bunlara Sivasi efendi karşı çıkmıştır. Zaman geçtikçe Kadızadeler kuvvetlenmiştir. Saray tarafında örgütlenmiş, devlet işlerinde kullanmak üzere fermanlar vermeye, atamalarda rüşvet almaya başlamışlardır. Köprülü vezirliğinden 2 ay sonra cuma namazında müezzinler ezan okurken onlara saldırmışlardır. Tekbir getirip, sultan Mehmed camisinde toplanıp tekkeleri basmış, kendilerinden olmayanları dövmüşlerdir. Cahil halkta bunlara inanmaya başlamış, iyice mal olmuştu. Diğer tarikatlarsa korkup kenara çekilmişler ve sessizleşmişlerdi.

tarikat-kutuphane

6) Bu saçma sapan şeylere örnek olarak şu anıyı anlatalım. Yine bir vaazda, peygamber zamanından sonra çıkarılanların haram olduğunu, yapanların kafir olduğunu {günümüzde de bunu düşünenler vardır} anlatan hocaya birisi “peygamber zamanında çakşır ve don yoktu, şu halde sizlere göre bunları giymekte günahtır, onlarıda kaldırırmısınız?” diye sormuş. Vaizde “evet ederiz, izar ve peştamal kuşansınlar” diye cevap vermiş. Adam yine sormuş “peygamber zamanında kaşık yoktu, kaşık kullanmakta biattır onu ne yaparsınız?” diye sorunca vaizde “taamı elleriyle yesinler, ellerinize bulaşmakta ne lazım gelir?” deyince, soruyu soran adam kızıp “efendiler, halkı alemi soyup götü çıplak çöl arabı kıyafetine sokmak istersiniz” deyip alay etmiş. Diğer biriside “kaşıklar yasak olunca kaşıkçı esnaf ne yapsın?” demiş, vaizde “misvak ve tesbih satıp onunla geçinsinler” demiş.

7) Bunların dışında bıyık uzatmak, şarkı/türkü söylemek, şiir okumak vs. günah, yapanlarda kafir ilan edilimiş. Yine kadına annesi kardeşide olsa dokunmak haram ilan edilmiş. Bir sürü şey işte günümüzde de bazılarına rastlıyoruz hala. Halkın çoğu bu adamlara inanırmış. Genelde 400 yıl geçmesine rağmen bu tip şeylere inananların etrafta olması çok ilginçtir. Neyse yeter bu kadar devam ederiz tarihten yine

Sonraki yazı için buradan

IV.Murad – Tekrar Devleti Toparlıyor

Önceki yazıya buradan

IV.Murad’ı özetle bitirelim artık. Peşinden “tarikatların oluşması ve durumu” ile ilgili yazıyı mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum.

11) Topal Recep paşa, sipahi zorbalarıyla buluşup “IV.Murad’ın kendilerini öldüreceğini, onu devirip başka padişahı getirelim” diye toplantı yapmıştı. Fakat yeniçeri ağası Köse Mehmed ağa destek çıkmayınca bu darbe girişimi başarılı olmadı.

12) 18 Mayıs 1632’de Topal Recep Paşayı mahiyetiyle beraber çağırdı padişah. Tabi zorbalar kapıda kalmıştı. Padişah veziri görünce “gel beru topal zorba başı!” diye ensesinden tutmuş. Topal vezir “vallahi kabahatim yoktur” demiş, padişahta “bre kafir abdest al” demiş {lafı sokuyor yani ahahah} birden vurun kellesini deyince, cellad orada olmadığından boğarak öldürüyorlar. Kapıda bekleyenlerin de önüne atıyorlar cesedi. Adamların kalbine korku düşüp dağılıyorlar. (yürü be IV.Murad)

13) Daha sonra uzatmadan anlatırsak yine, veziri azam Mehmed Paşa’ya bütün zorbaları temizlemesi emrediliyor. Tek tek temizleniyorlar. Bir dizi düzeltme hareketi derken toparlanıyor devlet. Toparlanma dediysek ele başları, çete liderleri, kabadayıları öldürtüyor. Kim asi, kim lider temizliyor anasını satayım. Yangın çıkıyor, devletin güvenlik önlemleri alamadığı falan tartışılınca kahvehaneleri yıktırıp kapattırıyor. Sigara, esrar, içki yasağı getiriyor. {aslında genel amaç bu kafa tutanları temizlemek, korkutucu bir şekilde halkı yönetmektir. Veriyor ayarı diyelim biz buna. IV.Murad’ın aslında büyük alemci olduğunu da belirtelim. Dediğimiz gibi olay “haydi gtün yiyor ise yapta görelim” demektir}

14) İran kuvvetleri sınırı geçerek Van dolaylarına gelmişti. Sultan Murad etrafını teşvik edip, sükut ile gitmek istiyordu. İznik kadısı hakkında şikayet gelince astırdı.(Yine bilgi verelim normalde bu tip ulema, dini görevli ve yetkililere dokunulmazdı. Elbette IV.Murad kimseyi dinlememiş önüne gelenin kelleyi almıştır) İstanbul’daki ulema bunu duyunca rahatsızlandı. Orduyu bırakıp hızla geri gelip geçmişte şehzadelere kefil olan ve hiç sevmediği şeyhülislamı bu bahaneyle öldürttü (Bu mesela çok büyük olaydır. Yani diyor ki padişah “arkadaş ben din görevlisiydi, peygamber soyuydu, vezirdi, ağaydı dinlemem alırım adamın kellesini”)

15) Revan seferine çıkan padişah zorba olarak kimi bulduysa kimden şikayet olunuyorsa, dolandırıcıları, rüşvetçileri, vezirleri vs. direkt fazla dinlemeden öldürttü. Tabi arada iftiraya uğayanlarda olmadı değil, fakat zaten devlet tepesinde çoğunluk rüşvet ve bir nevi soygunla oralarda olduğundan işte şimdiki gibi bunlar bir güzel temizlendi, herkes elini ayağını bunlardan uzak tutmaya başladı. Revan alınsa da daha dönüş yolunda İran’lılarca geri alındı 1636

16) IV.Murad yaşıtı iki kardeşini de öldürmeye karar verdi. Revan fetihi için düzenlenen bayramda iki kardeş boğuldu. Yine kalan iki kardeşinden Kasım Bağdat seferinden evvel 25 yaşında boğuldu 1638

17) Sonunda Bağdat seferine çıkılıyor. Yolda yine önüne geleni keserek ilerleyen padişah milleti iyice sindiriyor. Bazen bu hiddetinden acele kararlar verip çok değerli komutan ve vezirleri kaybettiği, sonradan pişman olduğu söylenebilir. Neyse Bağdat alınıyor, anlaşılıyor 1638

18) İstanbul’a dönüşten sonra nikristen muzdarip padişah hastalanıp yatağa düşüyor. İçkiyi, eti bırakınca toparlansada 29 yaşında ölüyor 1640

19) 4 erkek çocuğu olan IV.Murad’ın bütün çocukları küçük yaşlarda ölmüştür {sebebini bende bilmiyorum bir salgın olabilir} Tahtın canlı tek varisi abileri gibi yakında öldürülmeyi bekleyen İbrahim’dir.

Sonraki yazıya buradan

IV.Murad (Çekirge Sıçrıyor)

Önceki yazıya buradan

Osmanlı devleti satın alınan devlet erkanı ve rüşvetçi yeniçeri ağalarından sonra 60 yılda neredeyse başıbozuk bir devlet sistemine dönüşmüştü. Dürüst bir devlet adamı olan Kemankeş Ali Paşa vezir olunca içerideki bu düzensizliğe bir dur demek maksadıyla henüz yaşı çok küçük olan IV.Murad’ı padişahlığa getirtti. Devletin her kademesine yerleşen torpil ve rüşvet ağının ilacı olacak olan bu devlet adamı çok kısa bir sürede sistemi tekrar toparladı. Buyurun efendim devam edelim;

IV.Murad ve Safevilerle Savaş

1) Kemankeş Ali Paşa veziri azam olunca tehlikeyi görmüş, devlet erkanıyla konuşup IV.Murad’ın hükümdarlığına karar verilmiştir. Padişah Mustafa’ya “adın ne, kimin oğlusun, bugün günlerden nedir?” soruları sorulmuş. Sonrada IV.Murad padişah olmuştur 1623 (Mustafa’nın deli olduğunun ispatı olarak saymışlar elbette bu adamın devletin başında olması da ayrı bir tartışma konusudur)

IV.Murad

2) Bu sırada Erzurum’da Abaza Mehmed Paşa ayaklanmış, padişah Osman’ın ölümünü bahane ederek yeniçerileri öldürmüştür. Yine İran’da Bağdat ve dolaylarına dalıp ortalığa saldırmaktaydı. (Size arada bahsettiğim ayaklanma ve kendi krallığını kurmak isteyen beylerin davranışı son derece normaldir. Ümmetçi veyahut milli kökenci devlet düşüncesinin olamayacağının ispatıdır bu olaylar. Nasıl ki Osman bey Anadolu Selçuk’luların bir uç beyi iken devlet zayıflayınca bağımsızlığını ilan edip vergi göndermemiş ise, kurulan Osmanlı İmparatorluğunda da bu iç karışıklık ve bozulan devlet düzeni neticesinde bazı beyler ve elbette her zaman arap bölgesi isyan çıkartmış yerel osmanlı tebasına saldırmıştır. Bunun yorumlamasını kendi penceremizden isyan olarak görmemiz normal olmakla beraber diğer beyler için ise bir bağımsızlık mücadelesidir. Güç ve kendi krallığını kurma (hele ki farklı etnik köken veya mezhepteysen) birleştirici güç olarak düşündüğünüz ırk/mezhep veya dinin üzerinde bir güçtür. Yani kenardan “bunlarda müslüman neden ayaklanacaklar ki?” düşüncesi doğru bir düşünce tarzı değildir. Sizi bir arada tutan şey sistem ve ekonomik askeri güçtür. Gerisi işin teferruatlarıdır. Mesela süryani (hristiyan) türkler kendi dinimizden olan araplara nazaran neredeyse hiç sorun çıkartmamışlardır devlete.)

3) Uzatmadan anlatırsak Abaza Mehmed paşa affedilmiş, lakin yine ayaklanmış yine yenilip affedilmiş ve Bosna beyi yapılmıştır. İran’la ise mücadele devam ediliyor fakat Bağdat alınamıyor.

4) Ayrıntıya girmeden yazarsak yaşı küçük olan IV.Murad istekli ve hevesli bir çocuk olsa da annesi meşhhuuuur Kösem Sultan ülkeyi idare ediyordu. Sarayda Kösem sultanın adamı Hafız Ahmed (sultan Ahmedin kızı ayşe sultanla evlidir) ile Boşnak Recep ve Hüsrev paşa mensup iki zümre çekişiyordu. (Batsın çekişmeniz)

5) Bu adamlarda kendi çevrelerini kolluyordu tabi {bir nevi günümüz siyaset yapısına benzer kadrolaşma} Misal, Hüsrev paşa veziri azam ikin kapıkulu süvarilerini kollardı. Bu sebeple bazı yerlerde kapıkulu süvarileri coşarak zorbalık yapmaya başlamışlardı. Hüsrev paşa azledilince bunların işine gelmedi tabi. Doğudaki karmaşa bittiğinde İstanbul’a çağırıldılar. Bir diğer paşa Recep veziri azam olmak için bunlara rüşvet vererek isyana teşvik etti. (Tekrar devletin durumunu görüyorsunuz)

Kösem Sultan

6) Sıpahilere yeniçerilerinde katılmasıyla Atmeydanı’nda toplanıp 17 kişinin kellesini istediler. Veziri azama saraya gelmemesi söylense de Hafız paşa gelmiş tartaklanarak padişaha ancak ulaşmıştı. Hafız paşa “ölmekten gam çekmem” dese de IV.Murad gidip saklanmasını söyledi. Vezirde kılık değiştirip saraydan çıktı.

7) Askerler padişahla görüşmek isteyince sultan IV.Murad ayak divanına çıkmış ne istediklerini sormuş. Askerler “17 kişinin kellesini isteriz” deyince padişah kabul etmemiş. Tabi geçmişten gelen şeylerle beraber iyice şımaran askerler “elbette verirsin, yoksa başka türlü olur” diyerek tehdit etmişler. {askerler II.Osman’a yapılanları hatırlatıyor yani}. IV.Murad kızıp içeri girmiş. O sırada isyanı planlayan adam olan Topal Recep paşa (Topal Recep Paşa veziri azam olmak istiyor. Kendisi bu sebeple askere rüşvet verip ayaklandırarak dürüst bir vezir olan Hafız Ahmed paşayı öldürtmek istiyor), padişahın ayaklarına kapanmış “efendim hal iyi değildir, ne isterler verelim” demiştir. Durumun vahamiyetini anlayan padişah, veziri azamını saraya geri çağırttı çaresizlikle.

8) Geri çağırılan Hafız Ahmed paşa neticeyi anlamıştı. Abdest alıp padişaha “çocuklarına bakılmasını, defnedilmesini vs.” istedi. Divana tekrar çıkan padişaha topal Recep paşa “padişahım, isterseniz abdest alında öyle çıkın” demiştir {IV.Murad buralarda kıllanıyor zaten, fecide ayar oluyor tabi}. Konuşsa da sonuç alınamıyor, vezirde asi gurubun içine korkusuzca dalıyor. Üzerine çullanan sipahinin suratına yumruk vurup yere yuvarlıyor {bu aslında tokat olayı diyede söylenir. Efsanedir tabi de, bu attığı tokatta asker ölüyor. Osmanlı tokatıda buradan geliyor derler. Birde atları tokatlayanlar var, ona girmiyorum} Bir darbeyle başı yarılan veziri kılıçlayıp boğazını kesiyorlar. Sultan Murad bu görüntülere feci şekilde ağlmıştır. Murad’a da yine adaletli davranacağı üzerine yemin ettiriyorlar. {buradan da görüldüğü gibi asker artık çığırından çıkmaya başlıyor. Murad’ın 20’li yaşlarda bunları görmesi, geleceğini şekillendirecektir}

Hafız Ahmed Paşa Camii

9) Veziri azamlıkta aslında bu isyanı planlayan ve dürüst bir veziri parçalatan Topal Recep paşaya verildi. Padişah bunlara sebep olarak gördüğü Topal Recep ve Hüsrev paşayı temizleyecekti. Ama yavaştan tabi. İlk önce gizlice Hüsrev paşayı adam göndertip boğdurttu. Saraya Hüsrev Paşanın kelle gelince, vezir Topal Recep Paşa çok korkmuş ve hemen askeri tekrar ayaklandırmıştır.

10) İkinci ayaklanmada askerler “paşanın neden öldürüldüğünü, padişahın şehzadeleri öldürdüğünü onları göstermesini” istediler. Tabi iki üç tanede kelle istediler. Şehzadeler gösterilmiş, Topal Recep Paşa bunlara kefil olmuştu. Olaya iyice kıllanmıştı artık padişah. İsyancılar yine Topal Recebin sevmediği ve onun seçtiği üç ulemayı bulup öldürdü.

Sonraki yazıya buradan