Yakın İktisadi Tarih III

Bir önceki yazı için

Yazıyorum ama anlaşılamayan veya karışık gelen yerler olabilir. Özet geçelim; Osmanlı devleti ilk önce borca sokuldu. Sonra sanayi hamlelerini tamamlamış olan emperyalist ülkeler tarafından açık pazar olarak kullanıldı. İthal ürünün ucuzluğuna kanan (daha doğrusu başka seçeneği yok aslında) devlet bir süre bu şekilde idare etti. Sonra verilen borçlar ile yapılan ithalat dolayısıyla yerli üretici iflas etti. Sanayileşmiş ucuz ithal ürünlere karşı insanlar dükkanlarını ve şirketlerini yabancılara sattı. (yerli şirket oranı 1913 yılında %3’e kadar düştü varın siz hesaplayın satışı). Borçların faizini bile ödeyemeyince devlet iktisadi olarak iflasını açıkladı ve yabancıların kurduğu bir iktisadi yönetime (D.Umumiye 1881) geçti. Borçlara karşılık savaşmadan şehirler ve topraklar, madenler, limanlar, tarihi eserler, okullar, fabrikalara el konuldu. Emperyalizmin çarkları Osmanlının işini bitirdi. Bunların hepsi II.Abdülhamit zamanında gerçekleşti. Suç elbette onun değildir. Dış borcun alınması ve çöküşün sonuna denk gelmiş talihsiz bir padişahtır.

Günümüz yalan tarih yazarları işte bu dönemde ithalat ve borç yüzünden çöken Osmanlı İktisadi yapısını ballandıra ballandıra anlatmakta, çöküşün suçunu İttihat Terakkiye atmaktadır. Öyle ya ülkede fabrikalar açılmakta, okullar yapılmaktadır, projeler gırla gitmektedir. Aynı şimdi ki gibi değil mi? (Yada karşı olarak suçu II.Abdülhamit’e atmışlardır buda doğru değildir)

Bu yazarlar şimdiki hükümetin yalancı borazanlarıdır. Osmanlı devletinin borç alımı ve ithalat ile II.Abdülhamit gibi oldukça iyi bir devlet adamı elinde bile toparlanamadığını ve iktisadi battığını, borçlar yüzünden şirketlerine, madenlerine el konulduğunu çok iyi bilirler. Fakat yine de 100 yıl evvel yapılan icraatları överler. İngilizlerin madeni satın alıp işletmesini, Fransızların limanların vergilerini alıp halkı sömürmesini, Almanların demir yolu döşeyip tren hattını işletmesini görmek istemezler. Daha doğrusu onu göstermezler. Bir şeyler oluyor mu kardeşim oluyor. İşte “liman düzeldi, tren yolu yapıldı, haberleşme direkleri dikildi e demek ki II.Abdülhamit döneminde kalkınmışız” gibi aynı şimdiki hükümeti övdükleri gibi övüyorlar. Amaç zaten II.Abdülhamit’i övmek, Osmanlıyı sevmek falan değil. Amaçları şimdiki emperyalist uşaklığını, dış borçlarını ve şirket satışlarını “100 yıl evvel II.Abdülhamit ülkede refaha gidiyordu İttihat engelledi. İttihat yani İngiliz ajanları” falan diyerek örtbas etmek.

12Eylul1934

Ülkemizin en büyük kaybı bana göre “Osmanlı devletinin neden çöktüğünün” öğretilmemesidir. Çocuğunuza öğreteceğiniz en önemli şey bu olmalıdır.

Elbette geldiğimiz bu süreçte dış borcun 15 yılda bu oranlarda büyümesi ve cari açığın kontrolsüzlüğü benzer bir şekilde ithalatın yerli üretici düşünülmeden “nerede ucuzsa oradan getir” hale gelmesi ülkemizi dönüşü olmayan bir yola sokmuştur. Neyse daha fazla uzatmadan çöken devletin iktisadi çıkış aramasını anlatalım. Türkiye Cumhuriyetinin ilk amacı ekonomik bağımsızlığı kazanmak olduğu görülüyor. Bağımsızlıktan sonra eğitim reformunun yapılmaya çalışılması ve modern devlet yapısına ulaşmak ilk amaç. İktisadi olarak 20 yılda bunun başarıldığını görüyoruz;

Yeniden İnşa 1923-1929

1) Kurulan Cumhuriyet iktisadi atılımın yönünü öyle siyasi arenadaki gibi sert bir şekilde çevirememişti.

2) Lozan anlaşması dolayısıyla (gizli madde diyeni döverim) “yerli/yabancı yatırımcılara 5 yıl imtiyaz verilemiyordu”. Bu aslında kuvvetli ekonomiye sahip yabancı yatırımcının işine geliyordu çünkü yerli yatırımcı çok zayıftı. Fakat bir madde; devlet tekeli bunu kırabiliyordu. Bu sebeple bir çok şirket devlet desteğiyle ilk yıllarda kurulup zenginleştirildi.

CIZ2-1923-2_izmiriktisatkongresi.jpg

3) Milli burjuva yaratımı için yapılan bu hamle elbette kendi nemalananlar grubunu yarattı (Şimdinin zengin aileleri içlerindedir). Siyasi ilişki ve kayırmalar ile bir kesim zenginleşti. Bunların bir çoğu kuvayi milliye askerleri, siyasileri ve destekleyicileriydi.

4) Lozan anlaşmasına göre Osmanlı devletinin bütün borçlarını T.C. ödeyecekti. Borç 1929 yılında ilk taksidi olan 15 milyon altın lira olmak üzere toplam 85 milyon altın liraydı.

5) Fakat anlaşma ilk 5 yıl iktisadi politikaları dondurmuştu. İthal ürünlere karşı rekabet edilememesi ülkeyi zorluyordu.

6) Yine anlaşma uyarınca yerli sermaye yeterince teşvik edilemiyordu. Devlet yapabilecekleri ölçüde yabancı sermayeyle mücadeleye girişti. Osmanlı zamanında satılan (borçlar dolayısıyla satılan ve el konulan aslında) demir yolları, madenler ve deniz ulaşımları yabancıların elinden satın alınarak yabancıların da işletmesi yasaklandı. (İleriki yıllarda süper müslüman olan Adnan Menderes, Süleyman Demirel, Turgut Özal ve yüce şef reis milli irade simgemiz Tayyip Erdoğan bu yabancılardan satın alınan ve satışı yasaklanan şeyleri yıllarca yasaları çıkartarak serbest bırakıp satmışlardı. AKP son mumu dikmekle beraber artık geri alım imkanı görünmemektedir. Çünkü bir savaşta bile 1923 yılı yakalanamaz geçmişolsun yani)

7) Şeker üretimi tek merkezden yapılmayarak yurdun çeşitli yerlerinde üretimi için çalışmalar başlatıldı. Zararına da olsa üretimi sağlandı. Çünkü bazı maddeler ülke için kritik öneme sahiptir. I.Dünya savaşında Osmanlı şeker ithalatı yapamayınca 30 bin yurtdaşı şekersizlikten ölmüştü. Bu sebeple zararına da olsa bazı kritik malzemeleri ülkeler üretir yabancıya satmaz ve korur. Bunlar; Un, et, şeker, tuz başta gelen yiyecek hammaddeleri olmakla beraber stratejik kaynaklar yani; su,elektrik ve yakıt millileştirilir ve korunur (en azından devlet sermayesi kontrolünde tutulur). Yıllarca yakın siyasi tarih bölümde de anlattığımız üzere bunların korunmasını isteyenlere komünist denmiş ve vatan haini ilan edilmiştir.

17subat.jpg

8) 1928 yılında gümrük fiyatları yeniden düzenlendi. Bu sırada dünyada 1929 ekonomik buhranı patlak verdi. Artık iktisadi olarak yeni bir politika belirlenmeliydi.

9) 1924-1929 arasında her yıl ortalama olarak tarım %16, sanayi %8,5 büyürken GSMH %10,9 artmıştır. Bu büyüme savaş sonrası olduğundan çok iyi bir gelişme yaşanmadığını göstermektedir. 5 yıllık anlaşma elini kolunu bağlamış gibi görünüyor devletin.

10) Aşar vergisi 1925 yılında kaldırılıyor (ki bütçenin %22’si Aşar Vergisi). Şeker, gaz yağı vb. şehir malzemeleri vergileri artırılarak fark kapatılmaya çalışılıyor. Yani köylüden üretim isteniyor. (Şimdiki gibi dünyanın en pahalı benzinini, gübresini, elektriğini vererek ilk fırsatta ithal ürünü kapıya dayıyarak sahte üretim bezirganlığına girilmiyor)

Evet görüldüğü gibi ülke Osmanlı devletinin girdiği ekonomik sömürgeden kurtulmaya çalışmakta fakat yapılan Lozan anlaşması sebebiyle iktisadi kalkınma ilk 5 yıl yapılamıyor. Mustafa Kemal elbette bu anlaşma maddesini kabul edilemeyeceğini dile getirmiştir. Fakat cumhuriyet o kadar kötü durumda ki bu bağlayıcılığa rağmen en az 10-20 yıl barış ile kalkınmaya geçme isteği savaştan daha cazipti. Zaten 1929’daki iktisadi avantajları ele geçirir geçirmez büyümeler katlanmaya başlıyor. Ülkemiz hiç bir döneminde 1929-39 yılındaki büyümeyi yakalayamamıştır.

Sonraki yazıya buradan

Yakın İktisadi Tarih II

Bir önceki yazıya buradan

Savaş Yılları 1908-1923

1) Osmanlı devleti toplumsal, iktisadi ve ekonomik olarak dış ithalata bağımlı yarı sömürge bir sistem içerisinde debelenmekteydi. Eski defterleri çok karıştırmayayım ilk dış borcun alınmasından sonra geçen kısa sürede emperyalizmin kucağına oturmakta gecikmedi.

2) Peki ilk dış borcu almadan veya aldıktan sonra baştaki padişahların hepsi dümbük müydü de bunları göremedi ve ülkeyi iflasa götürdü? Hayır elbetteki değildi. Dünya gerçekleşen sanayi hamlelerini yapamadıkları için gerekli iktisadi yatırımları sonuçsuz kaldı.

3) Milliyetçi ayaklanmalar, dış borcun hızla artması ve sonrasında iflas ile beraber Diyun-u Umumiye’nin kurulması ülkenin yarı sömürge sistemden kurtulmasını engellemiştir. Sürekli bahsedilen bir şey var biliyorsunuz. II.Abdülhamit’in Osmanlı Devletinin dış borçlarını ödediği, okullar açtığı, fabrikalar yaptırdığı falan filan anlatılıyor. Bir çok kez yine söylediğim gibi bu yaratılan Osmanlı ütopyasının hayal ürünü şeyleridir. II.Abdülhamit Yakın Siyasi Tarihte belirttiğim gibi milliyetçi akımları engelleyerek çok uluslu olan Osmanlı Devletinin dağılmasını engellemeye çalışıyor. Elbette bunun için sansürü, ajanları, baskıyı vs. kullanıyor gerçi hangi hükümet kullanmıyor ki değil mi? İktisadi olarak alınan dış borçların “faizlerinin” ödenemediği 1881 yılında yine padişah olan kendisidir. Özellikle dağılma sürecini görüp ithalata dayalı ekonomik buhranı iyi bildiğinden bazı iktisadi atılımlar yapmaya çalışmış fakat elini kolunu bağlayan dış borç miktarı, ordunun düzensizliği, iç isyanlar, kaçırılan sanayi hareketleri yüzünden ülkenin emperyalist sermaye için tam bir pazar oluşturması (yani ithal ürünün ucuza gelmesi) gibi bir çok etken sebebiyle çıkış yolu bulamıyor. Ekonomik olarak bağımsızlığın kaybedilmesi (1881 iktisadi iflas) sadece ölümü uzatan adımlar oluyor.

4) Ülkedeki büyük burjuva sınıfını oluşturan ermeni/yahudi/rum kesimi dış ticaretin hakimi konumundalar. Daha az olan müslüman kesim küçük esnaf kıvamında. Yani ekonomik sarsıntı ilk önce müslüman ve türk kesimi etkiliyor çünkü bunlar emekçi (köylü veya asker). Hani atıyor ya arkadaşımız “ecdadı osmanlının ekonomisi” falan diye işte o ekonominin temeli yine bu sözleri söyleyenlerin diliyle “ermeni dölü” veya “yahudi siyonist mihraklar” tarafından yönetilmekte. İnsanlar cumhuriyet kurulduktan sonra ülkeden giden ve mallarını gömen/saklayan bu insanların hazinelerini yıllarca aramıştır. Elbette insanımız “nereden geliyor bu ermenilerin, yahudilerin veya rumların altınları” diye sormamıştır. Buradan geliyor işte; işverenler tüccarlar bu kısımdan oluşuyor.

altın-gömüleri.gif

5) Peki türk esnaf gerizekalı da ondan mı ticaretle uğraşmamış? Hayır salak değil. Bunu da bir çok kez tarih yazılarımız da dile getirdim arkadaşlar. Eğer sebebini merak ediyorsanız tarih yazılarında Fatih Devrini okumanız gerekiyor. Kısaca Fatih çok kuvvetlenen vezirinin kendisi için ve krallığı için tabii büyük tehlikesini fark etti. Bu sebeple çıkarttığı yasalar ve yönetim sistemiyle beraber “Türk” soyundan kişilerin devlette yüksek kademelere gelmesine ve ticaret ile uğraşıp zenginleşmesine nüfus sahibi olmasına engel olmaya çalıştı. Peşinden gelenler de bunu destekledi. Bu kişiler böylece çok nüfus sahibi olsalar da gavur soyundan geldiklerinden padişahlığı tehdit etmeyecekti. Fakat zamanla devleti ve ticareti ele geçirdiler. Türkler daha doğrusu müslümanlar küçük esnaflık veya köylülükle olmadı askerlik yaparak yaşar oldular.

6) Selanik, İzmir, İstanbul gibi büyük metropollerden iç kesimler ile iletişim rezalet boyuttaydı. Anadolu’dan İstanbul’a buğday sevkiyatı, New York’tan sevkiyata göre %75 daha pahalıya geliyordu!

7) Bunu düzeltmeye çalışan ve iktisadi programlar geliştiren padişahlar ise emperyalizmin elinden kurtulamıyorlardı. Çünkü hem padişahlığın korunması hem de borçsuz ve özgür bir ülke yapılması bu konjektürde artık mümkün değildi. (etnik köken ve din ayrımından dolayı). Dış borçlara (elbette ithalat sayesinde) sokulan Osmanlı devletinin iktisadi yapısı ele geçirildikten sonra topraklarına, madenlerine falan el koyuyorlar sürekli. Bu el koymalar 1881 yılından hemen biraz önce başlayıp bütün bir II.Abdülhamit dönemi boyunca devam etmiştir. Örnek vermek gerekirse borçlardan dolayı Fransa 1881’de Tunus’u, İngiltere ise Mısır’ı 1882’de işgal etti.

8) İttihatçılar padişaha hem meclis için hem de daha çok bu ekonomik özgür ülke için karşı geliyorlardı aslında. Fakat II.Abdülhamid’in devrilmesinden sonra bile bu ekonomik politikaları gerçekleştirememişlerdir.

9) Dış borcu ipotek altında olmasından dolayı bu ekonomik hamleler ancak I.Dünya Savaşında gerçekleştirilmeye çalışıldı. Bunuda Yakın Tarih kısmında anlattım.

10) Özetlersek 1908-1914 arasında Osmanlı devleti; tarıma dayalı (verimsiz), son derece geri sanayi ve dış ticarete bağımlı bir yapıdaydı.

11) Büyük kentlerin beslenme ve diğer ihtiyaçları büyük oranda ithalat ile sağlanıyordu (Çünkü daha ucuzdu. Hani siz şimdi sığır alıyorsunuz ya Arjantin’den hah işte o zamanda benzerdi). Madeni, yolları, rayları, limanları, haberleşmesi, iktisadi yaşamı, şirketleri vs. bir çok alan zaten ya yabancıların tamamen elinde yada büyük bir kısmına sahiplerdi. Yetişmiş nitelikli insan yok ve her şey ithal ediliyor.

osmanli.jpg

12) 1915 yılında 255 sanayi kuruluşu vardı ve bunlar son derece geriydi. Madem öyle istatistikleri verelim. 1908 yılında yani II.Abdülhamid zamanında yerli şirket yüzdesi %3 (üç) iken! 1918 yılında hızla yerli şirketleşme kanunları ve teşvikleri çıkartılıyor ve yerli şirket yüzdesi %38 civarına getiriliyor.

13) 1913’te toplam üretimin %83,5 ve 1915’te yine toplam üretimin %82,3’lük kısmı gıda ve dokuma sanayisiydi.

14) Bu kadar dokuma oranına rağmen dikkatli okuyun lütfen; pamuk dokuması ülke ihtiyacının %9,5 ve pamuk ipliği ise ülke ihtiyacının %20,5’luk kısmını ancak karşılayabiliyordu. Geriye kalan kısım diğer ülkelerden ithal ediliyordu. Yani ülkenin %82’si dokumacılık yapıyor, ondan ürettiğin senin %10-15’lik kısmına ancak yetiyor! Varın siz hesap edin durumu.

15) Savaş yıllarında memur maaşları %50 düşürülüyor. Anadolu’da ticaret yapan tüccar/ağalar kara borsa sayesinde savaş zamanı zenginleşiyorlar. Anadolu’nun fakir erkekleri cephelerde ölürken arkada kalan ağlar/tüccarlar/çeteler halkın kalanlarını ele geçiriyor. Feodalite dediğimiz toprak ağalığı savaşlarda böylece daha da keskinleşiyor.

16) Eyyy koca kafalı insanoğlu! Savaşlarda çığırtkanlık yapanların şirketleriyle ticaret yaparak daha çok zengin olduğunu hala görmez misin? Ölenlerin fakir köylü garibanlar olduğunu bilmez misin? Bilmiyorsan öğren artık, biliyorsan ve hala konuşuyorsan sen de bu ticaretin ya içerisindesin yada geri zekalısın git öl mal oranı azalsın birazcık.

Sonraki yazı için buradan

Yakın Siyasi Tarih – VIII

Önceki yazı için buradan

17) İsyanların suçu muhalefetin politikalarına atıldı ve Şeyh Said isyanı bastırıldı. 29 Kişi 29 Haziran tarihinde idam edildi. Muhalefet Terakkiperver partisi isyanı desteklediği için 3 Haziran’da zaten kapatılmıştı.

18) Haziran 1926 yılında İzmir’de Mustafa Kemal’e bir suikast ihbarı sonucu bir çok kişi tutuklandı. Aralarında dokunulmazlığı bulunan milletvekilleri de vardı. Ankara’da Kazım Karabekir Paşa’da tutuklanınca İsmet Paşa bu tutuklamaya karşı çıktı. İzmir’de kurulan istiklal mahkemesinin bu kararını engelledi. Mahkeme bunu haber alınca İsmet Paşa’yı tutuklattırdı! (İsmet Paşa’nın başbakan olduğunu hatırlatalım yani mahkemenin kuvveti garip elbette daha doğrusu bizim insana yetkiyi verince böyle oluyor) Mustafa Kemal araya girerek “çocuk musunuz olm? Adam gibi yapın davanızı” diyerek bu tutuklamayı bozdu.

20150731_171728

19) Görülen davada 49 kişiden 15’i idama mahkum edildi. 5’ini Mustafa Kemal affetti. Davayla ilişkisi olanlar kısa sürede siyaset ve ordudan uzaklaştırıldı. Muhalefettekilerden bazıları eski İttihatçılar ile ilişkileri olduğu ortaya çıkmıştı. Bunlar sürgün edildi ve uzaklaştırıldı. Bu olay aktif olarak tek parti döneminin başlangıcı oldu 1927

20) 1929 yılında Dünyada çıkan büyük ekonomik buhran ülkeyi etkiledi. Yapılmaya çalışılan devrimlerin etkileri, baskıları ve denetimsizlik, ülkedeki hoşnutsuzluk, iktisadi politikaların tam gerçekleşmeyişinin sebebini Mustafa Kemal notlarında “alttan gelen muhalefetin olmayışı” na bağlıyordu

Serbest Cumhuriyet Fırkası Partisi (Beyaz Elbiseli Olan Adnan Menderes)

21) İlk meclis zamanında istifa eden Fethi Bey Paris’ten Mustafa Kemal tarafından çağırtılmış ve bir muhalefet partisi kurması istenmişti 1930 Fethi Bey İsmet paşadan çekinse de partiyi kurma faaliyetlerine başladı

22) 12 Ağustos 1930’da Serbest Cumhuriyet Fırkası kuruldu. Bazıları kendi istifa ederek bazıları da Mustafa Kemal’in muhalefete geçmelerini istemesiyle istifa ederek bu partiye kayanlar oldu.

23) Mustafa Kemal İsmet paşayı bunun gerekliliği konusunda ikna etmişti. Fakat yumuşak ve denetçi bir muhalefet istiyorlardı. Fakat parti kurulduktan sonra mevcut durum ve sistemi istemeyen herkes bu parti etrafında toplanmaya başladı.

24) Partiye cumhuriyet karşıtları sarılınca Mustafa Kemal desteğini çekti. Fethi Bey’de 17 Kasım 1930’da yani sadece 3,5 ay sonra partiyi kapattı. Mustafa Kemal muhalefeti istese de notlarında “Tarihte özgür bir düşünce ve kişilik bilincine hiç bir zaman ulaşamamış halk kitlesiyle bunun yapılamayacağını gördüğünü” özet olarak dile getirmiştir.

25) Ekonomik kriz dolayısıyla (ileride iktisadiyi anlatacağım) yeni bir kalkınma planı yapılmasına karar verildi. Sanayi istenilen düzeyde gelişmiyordu.

26) Mustafa Kemal bu kalkınma politikalarında devletçi fakat özel teşebbüsün girişimlerini destekleyen, İsmet Paşa ise özel teşebbüsü çok desteklemeyen ama yine devletçi bir yapı istiyorlar. Hal böyle olunca 20 Eylül 1937 yılında İsmet Paşa istifa ediyor. Mustafa Kemal gibi bir politika isteyen Celal Bayar başbakan oluyor

20150731_171835

27) İsmet İnönü siyasetten uzaklaşıyor. Fakat Mustafa Kemal’in hastalığı yeni bir cumhurun seçimini gerektirmekte. TBMM’in kadroları değişmediğinden bazı muhaliflere rağmen 10 Kasım 1938 yılında İsmet İnönü cumhurbaşkanı seçiliyor.

28) Bazıları muhalefet edilen Latin Harf ve kadınların seçim hakkı gibi konuların Mustafa Kemal’in ölümüyle kaldırılabileceğini dillendiriyor fakat İsmet İnönü bunların devamı talep ediyor. (Buradan aslında devrimsel değişikliklerin meclis bünyesinde bile tam olarak kabul edilmediğini ve sadece Mustafa Kemal’in otoritesiyle yürütüldüğünü göstermekte)

29) Celal Bayar geçmişte kendisine saygılı davrandığı için ona hükümeti kurma yetkisi veriyor. Kendisini siyasetten uzaklaştıran dönemsel bazı vekilleri ise tasfiye ediyor.

20150731_171911

30) 1939 yılının başında bazı yolsuzluk davaları açılıp suçlamalarda olunca 25 Ocak 1939’da Bayar istifa ediyor (yani o zamanlar onur ve şeref varmış sanırım şimdiki gibi değil)

31) 26 Mart 1939 yılında tekrar seçimler yapıldı. İnönü yine kendisine muhalif olan bazı kişileri vekil yaptırmamıştır. Muhalefet ihtiyacını ise 29 Mayıs 1939’da kurulan ve 21 kişiden oluşan bir “müstakil grup” yapacaktır (lan başkanı İsmet İnönü olan grup nasıl muhalefet yapacak eheh) Grup beklendiği gibi hiç bir şeyi eleştirmeyerek tarihe geçti 🙂

Buradan resmi gazeteleriyle koyuyorum arkadaşlar bunları da başka yerde bulamazsınız olm söyliyeyim.

Devamı için buradan

Yakın Siyasi Tarih – IV.

Bir önce ki yazı için buraya

33) Arapların bazı noktalarda direnişe katılmamaları ve hatta düşman askerleriyle para veya toprak karşılığında Osmanlı devletine saldırmaları mecliste Türk-Arap düşüncesine sahip olanlara büyük darbe indirmiştir. Keza bunun yalan olduğu yine bu son zamanlardaki propaganda yazarları tarafından dile getirilmektedir. Şunu söyleyeyim bunu iddia eden bir adam ya propagandaya maruz kalıp söylüyordur veya bilerek yapıyor ise şerefsiz namussuzdur. Dünya tarihinde islamın çıkarttığı bir çok bilim adamının emevi ve abbasi bozulmasından sonra 9.yy. ve 15.yy. arasında çıkması ne tesadüftür ne de birilerinin oyunudur. 15.yy.’dan sonra islamiyetin bozulan ekonomi ve dünya dengeleriyle siyasette araç olarak kullanılılırken, batı siyaseten yüzyıllarca sömürü olarak kullanılan kiliselerden kurtulmuş ve İslamın getirdiği yerden devam etmiştir. Batının doğu devletlerini sömürmesi bu sayede gerçekleşmiştir. Geri kalan islam coğrafyası birbirlerini yemiş, kendi kendini katletmeye başlamıştır. Bu 300-400 yıldır böyledir. Okumayan, bilgi birikimi olan bir kaç islam devleti hariç (İran mesela) bütün olarak cahil kalmış, islamın değerlerinden uzaklaşmış, kendine bir din yaratarak suçu da sürekli batıya atmıştır. Sömürü düzeninin parçası olan hükümetler günümüzde propaganda yaparak yeni bir tarih oluşumuna yönelmelerinin sonucudur bunlar. İbni Suud (Şimdiki Suudi Arabistan tamamı), Mekke Emiri Şerif Hüseyin (düşünün Mekke emiri cihada uymuyor), Suriye dolaylarında yerel halk, bazı kürtler toprak/para/özgürlük gibi sebeplerle bize karşı savaşmıştır. Filistin mesela savaşmamıştır çokta kahramanca mücadele etmiştir.

34) Mart 1917 yılında topraklarımıza hızla ilerleyen Rusları durduracak bir birlik görünmemekle beraber, Rusya içerisinde patlayan savaş ve açlık isyanı yardıma yetişmişti. Rusya bu dönemde kendi iç tehlikesine yoğunlaşmak zorunda kaldı ve bolşevik isyancılar 17 Kasım 1917 yılında darbeyle iktidara geldi.

35) Tazminatsız bütün devletler ile barış isteyen yeni hükümet, rus çarlarının imzaladığı gizli anlaşmaları yayınladılar. Bizde hem o yıllar için hemde günümüz için bu yayınlardan Osmanlı devletinin savaşa girse de girmese de nasıl bölüşüleceğinin hesaplandığını öğreniyoruz. Ki bu konuşmalar aynen ağız konuşmalarıyla toplantı tutanaklarıyla vardır

36) Ruslar doğu sınırına kadar çekilip buraları ermenilere bırakır. Savaş itilafa kayıyor derken ABD savaşa giriverir.

37) Bizimkiler Ruslar geri çekilince ala ala Azerbaycan’a kadar gelir.

38) Topraklarını yahudilere parsel parsel satan ve sonradan çok pişman olan Filistinliler hariç güney cephesi çok direnmez. 21 Aralık 1916’da El Ariş, 6 Kasım 1917’de Gazze, 9 Aralık 1917’de Kudüs düştü. 18 Eylül 1918 yılına kadar Filistin direnmiştir.

39) Filistinliler 18 Eylül günü yenilince İngiliz askeri ve diğer arap birlikleri taarruza geçtiler. Halep’te Mustafa Kemal yeni cepheyi açmış ve bu taarruzu durdurabilmişti. Mustafa Kemal notlarında arap evlerinden kendilerine ateş açıldığını, kendilerini istemeyen halkın soğuk tepkilerini falan anlatıyor. Filistin halkının üstün direnişine saygı duymakla beraber tamamı müslüman olan bu kavimlerin davranışlarına kızıp içindeki arap nefreti büyüyor böylece.

40) Kafkas cephesine daha fazla birlik gönderiliyor bu sebeple. Araplar gözden çıkartıldı çünkü.

41) Halep’te yeni cephe açan Mustafa Kemal buradaki evlerden de üzerilerine ateş açılınca cepheyi daha geriye Hatay’a doğru çekiyor.

42) Balkanlarda Bulgaristan yenilince İstanbul’un önü açıldı. Almanlar barış çağrısı yaptı.

43) 3 Temmuz 1918’de Sultan Reşad öldü. Vahdettin padişahlığa son kez geçti. İttihatçılar Vahdettin’in padişahlığına çok kızmıştır.

warcelebr

44) Son kalan krallıklar Bulgaristan kralı Ferdinand, Alman II.Wilhem, Avusturya imparatoru Karl tahttan çekildiğini açıkladı ve cumhuriyetler kuruldu. Vahdettin ise bu sıralarda İngilizler ile görüşüyor ve sömürge sultanlık için pazarlık ediyordu (İngiliz arşivlerinde kayıtları yayınlanmıştır)

45) İzzet paşa hükümeti kuruluyor. Savaş sonu iyimser olan devlet yapısı anlaşma şartlarıyla sarsılacaktı. 30 Ekim 1918 yılında Mondros mütarekesi imzalandı.

46) İttihat Terakkinin ana kadrosu ülkeden gizlice kaçtı. Enver, Talat, Cemal, Dr.Nazım

20150731_165617

47) İzzet paşa imzalanan bu anlaşmayı yediremeyip istifa ettiği gün yabancı donanmalar boğaza girmişti. Aynı gün bir komutan Mustafa Kemal cepheden dönmüş ve boğazlardaki donanmaları hırsla seyretmiş. “Padişah buna nasıl izin verebilir” diyor notlarında “onurla ölmek daha iyi”

48) 21 Aralık 1918 yılında hükümet kurma çalışmaları yapılırken birden Vahdettin meclisi dağıttığını açıkladı.

49) Şoke etkisi yapan bu davranış sürgün edilen ve cephelere gönderilen türkçü düşünceye sahip komutanları örgütlemişti. Bir kıvılcım gerekiyordu belkide

50) 15 Mayıs 1919 yılında İzmir işgal edildi. Osman Nevres (Hasan Tahsin) bu durumu kaldıramayıp tabancasıyla gelen askerlere ateş edip öldürülüyor. (Dönemin gazetelerini araştırdım resimlerini de koyuyorum)

20150731_165645

51) Bu yapılan işgallerler ve yabancı askerlerin davranışlarına padişah orta yolu bulmaya çalışarak karşılık veriyor. Mustafa Kemal nazımlar ile sohbetinde İzmir’de yaşanan Yunan saldırılarına karşı ne yapılacağını konuşmak istediğini sormuş. Nazımlar ise elden bir şey gelmeyeceğini olayları kınayacaklarını söylemişler. Mustafa Kemal dönem gazeteleri ve notlarında “Yüreği olmayan bu insanlar kınama cezası veya beyaz sayfalar ile onları engelleyeceklerini mi sanıyorlar?” demiştir.

52) Artık padişah ve etrafındaki siyasetin gidişatını anlamış olan bu yeni oluşum Kuvayi Milliye teşkilatını kurmaları gerektiğini anlamışlardı.

Kurtuluş savaşı döneminde basılan gazetelerden de zaten bu savaşın adımlarını, Mustafa Kemal’in nasıl önderliğin başına geçtiğini görebiliyorsunuz. Onların resimlerini hatta koyabilirim buraya neden olmasın. Devam edeceğiz..

Sonraki yazı için buradan

Yakın Siyasi Tarih – III

Bir önceki yazı burada…

16) Mecliste yerel diller kabul edildi. Araplar anadilde eğitim istiyorlardı mesela. Arap bölgesinde ana dil Arapça yapıldı (yerel dil isteyenler için bu tarihsel gelişmeler ve dağılma sebebi örnek teşkil edebilir). Bir bilgi verelim. Fransa devriminden çok öncesinde bile araplar Osmanlıyı ve yönetimini istemiyorlardı. Her fırsatta ayaklanmışlar, en zor anlarında arkadan saldırmışlar hatta bağımsızlıkları için haçlılar ile görüşmeler bile yapmışlardır. Osmanlı dağılma sürecinde de zaten “yıllarca beraberiz kanka ayrılmayalım” demeleri beklenemezdi. Zaten dünya savaşında çoğu arap bölgesi cihada uymayacak ve İngiliz/Fransız askerleriyle beraber Osmanlı devletine baş kaldıracaktır. Peki bu ihanet midir? Bana göre Araplar yüzyıllardır kendilerini yöneten, halifeliği çalan, vergi koyan yaşantılarında istemedikleri bir unsur. Daha doğrusu özgürlük isteği ihanet olarak algılanmamalı. Tabi Osmanlı rüyasına yatan arkadaşlar bunu anlayamıyor veya tam tersi arap düşmanları. Arapların istediği özgürlüktür buda son derece doğaldır.

17) İttihatçıların düşüncesi İslamcılık akımına doğru yönelmeye başladı çünkü batıcılık taraftarları harici bahaneler ile sağa sola sürgün edildi. Daha önceki yazıda söylediğim gibi Mustafa KEMAL dahildir çünkü batıcıdır. Bu düşünceyle bir Türk-Arap toplumu hayali vardı bir nevi ümmetçilik. Dikkat ederseniz ittihatın beceriksizlikleri Mustafa KEMAL’e atılır. Halbuki bu yıllarda sivrilen Enver paşa onu batıcı olduğu için sürmüştü.

enverpasa
Enver Paşa

18) Yaşlı paşalar ve bir çok asker ki 1100 kişi ordudan emekliye ayrıldı (bazıları bu tasfiyeye dahildir)

19) I.Dünya Savaş’ı gelince Almanya ile gizlice ittifak anlaşması yapıldı. 2 Ağustos 1914 yılında ki anlaşmaya Sait Halim, Talat Paşa, Enver Paşa ve meclis başkanı Halil imza attı (işte bu türk/arap ümmetçilerin başları bunlardır)

20) Elbette diğer ittihatçılardan bunlar kaçmaz hacı bu olay ortaya çıkınca büyük tepki çekti. İtilaf devletleriyle görüşme yapılması kararlaştırıldı. İtilaf devletleriyse zaten yakın gelecekte çok kolay ele geçirecekleri Osmanlı devletini aralarına almak istemediler. (Burada yine bir iddia vardır. İttihatçılar savaşa girdi çünkü salaklardı türü. Şöyle bir şey hakim o sıralar. Balkan yenilgisinden sonra Edirne alınmış hafif bir “geri dönüyoruz” gazı var. İkincisi bu ümmetçiler tekrar imparatorluğu kurmak istiyorlardı canı gönülden. Onları bu düşüncelerinden dolayı kötülemek doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Dediğim gibi biz “vatan haini” sıfatını çok gereksiz kullanıyoruz. Bir şeyler yapmaya çalışan insanlar bunlar. İktisadi olarak batmış olan imparatorluğun bir çıkışa ihtiyacı var. Kapitülasyonlar ve gümrük anlaşmaları hükümetin sanayide atılım yapmasını ve yabancılara komple satılan şirketleri tekrar almasını engelliyor. Ve kapıda bekleyen dünya savaşında mecburen bir hamle yapılması gerekiyor. Ya Almanya tarafında yer almak ya da itilaf devletleri dediğimiz İngiltere tarafında yer almak. Fakat şöyle bir şey var. Rusya’da I.Dünya savaşı sonrası bolşevik isyanı sonucu çar devrilince imzalanan gizli anlaşmalar ortaya saçıldı. İttihatçılar İngilizler/Fransızlar ile savaşta beraber hareket etmek istemiş ama kabul edilmemişti. Osmanlıya “sen savaşa girme hacı” diyorlardı sadece. Gizli belgelerde ise İngiltere/Fransa/Rusya savaştan önce Osmanlı devletinin zaten parçalanacağını ve kapıdaki I.Dünya savaşı sonrasında kim nereyi alacak, nasıl alacak anlaştıkları ortaya çıktı. İşte kanıtla beraber o dönemin ittihatçıları bunu tahmin etmişlerdi. “Zaten ekonomik bağımsızlık yok, Almanlar yenilir ise sıra bize gelir” düşüncesiyle hareket edilmiştir. Kazanılır ise balkanlar ve arap bölgesi tekrar alınabilirdi. En kötü müslüman coğrafya alınır deniliyordu (ümmetçilik böyle bir şey işte). Bu düşüncelere hepsi sahip olmamakla beraber, batıcı fikirlere sahip kişiler sürgün edildiği ve yönetim Enver Paşa ve saz arkadaşlarında olduğu için kendileri meclise sormadan savaşa girdiler. Durum budur yani kaçınılmaz olanı yaptılar. Bunun iktisadi boyutunu ise ileride yazacağım daha iyi anlayacaksınız)

21) Savaşa yinede girilmek istendi çünkü ciddi anlamda paraları yoktu. İtilaf devletleri savaş dolayısıyla kredileri kesmişti. Edirne’nin geri alınması bir cesaret getirmiş, yeniden büyük Osmanlı İmparatorluğu hayali zihinlerde canlanmıştı yüzler gülüyordu. Millet vekilleri tekrar büyük yeni Osmanlıyı kurmanın o düşüyle birbirlerini itekleyip cimcikliyorlardı. Enver paşa Edirne’yi almıştı tekrar balkanlar neden geri alınmasındı? Hem dünyanın en büyük devletlerinden birisi olan Almanya ile beraber olunmaz ise sıranın kendilerine geçeceğini düşünüyorlardı.

22) İki Alman gemisi hükümete danışılmadan limana sığındı (resimler aşağıda). Ortalığı yatıştırmak için satın alındığı açıklandı. Yine hükümete sorulmadan karadenize açılan bu gemilerin gidişi sonrası 3 nazır bunu kabul edemeyerek istifa etmişti. Enver paşa tek başına büyük kumarı oynayacaktı

Goeben, Großer Kreuzer Stapell.: 28.3.1911 "Goeben" in der Steniawerft (vor 1917) Bosporus vor der Werkstatt rechts das desarmierte Kanonenboot "Kubanez" als Mutterschiff des Bergeverbandes
Goeben, Großer Kreuzer
Stapell.: 28.3.1911
“Goeben” in der Steniawerft (vor 1917)
Bosporus
vor der Werkstatt rechts das desarmierte Kanonenboot “Kubanez” als Mutterschiff des Bergeverbandes

23) Dikkatli okuyun buraları; İttihat hükümeti 9 eylül 1914 yılında savaşı fırsat bilerek kapütülasyonları tek taraflı kaldırıldı. İtilaf devletleri II.Abdülhamid’i yıkmada destek verdikleri ittihatçıların son zamanlardaki davranışlarına karşı ilerde yapacaklarını biliyorlardı. Kolay gaza gelen bu vatansever milliyetçilerin icabına bakılacaktı elbette. Sadece Almanya 1917 yılında bu kaldırmayı resmen kabul etmiştir

24) 11 Kasım 1914 yılında savaşa girdik ve 23 Kasım 1914 yılında ise Cihad ilan ettik

25) Aslında yazacaklarımdan bir sonuca ulaşabiliyoruz. Şöyle diyeyim; İttihat tamam kimseyi dinlemeyen ve dik kafalı yönetime sahipler fakat hareket alanları zaten çok kısıtlı durumda. Ekonomik olarak borç içinde bir devletin hükümetinden bahsediyoruz. Madeni, yolları, rayları, limanları, haberleşmesi, iktisadi yaşamı, şirketleri vs. bir çok alan zaten ya yabancıların tamamen elinde yada büyük bir kısmına sahipler. Yetişmiş nitelikli insan yok ve her şey ithal ediliyor. Savaş başlangıcıyla beraber ilk defa özgür yasalar çıkartılmaya başlanıyor mesela kapütülasyonlar kaldırılıyor hemen ekonomik bağımsızlık için. (sen şu anda hükümetini ekonomik bağımsız mı sanıyorsun bre gafil arkadaşım hey gidi)

26) Yerli şirketleşme için esnaflar teşvik ediliyor. Zaten dönem dönem bunun için çalışmalar yapıyor İttihat hükümeti. Hani söyleniyor ya hep “II.Abdülhamid han efendi hazretleri zamanında yapılan yatırımlaaaar!” diye. 1908 yılında yani II.Abdülhamid zamanında yerli şirket yüzdesi kaç biliyor musunuz? %3 (üç)

27) Yani neymiş atmayla olmuyor. Yabancı şirket sayısının fazlalığı ekonomik bağımsızlığı savaş zamanı bitirdiği için hızla yerli şirketleşme kanunları ve teşvikleri çıkartılıyor ve 1918 yılında yerli şirket yüzdesi %38 civarına getiriliyor.

28) Yazışmalar ve kayıtlarda yabancı dil kaldırılıyor ve Türkçe zorunlu hale getiriliyor. Yerli üretimin ilk etapta korunması ve teşviki, sonraki dönemde serbest piyasaya geçilmesi (devletçilik) planlanıyor.

29) Bu girişimleri dişlerini sıkarak izleyen emperyalist ülkeler hesabını soracakları günü bekliyorlardı. İyi niyetli olsalarda beceriden yoksun olan İttihat takımı ne yazık ki patlamak üzereydi. Enver paşa Sarıkamış harekatında 60 bin askeri dondurarak öldürdü. Cemal paşa ise 35 bin kişiyle Süveyş kanalını geçemeyerek geri döndü. Artık devlet içinde savunma yerlerini tekrar düşünmek ve değerlendirmek gerekiyordu.

30) Enver paşa çok iyi bir asker olan Mustafa Kemal’i 19 Temmuz’da tekrar aktif göreve çağırdı (günaydın paşa) Çanakkale savaşında çok kuvvetli birliklere sahip olan itilaf devletleri yenildi. Çanakkale savaşının sonucu olarak Bulgarlar türklere güvenip ittifaka katıldı.

31) İngilizler Bağdat’ı 11 Mart 1917’de ele geçirdi. Ruslar 5 ayda neredeyse bütün doğuyu taarruzla alıp Erzincan sınırına dayandı.

030Arab

32) İngilizler ile anlaşan Mekke emiri Şerif Hüseyin “Cihad mı o da nedir bir kuş türü mü?” diyerek Osmanlıya bu en fazla lazım olduğu zamanda isyan etti. Mustafa Kemal’in yazılarında bu savaştan 10 yıl evvel arap yörelerinin bir çok yerinde kimsenin Osmanlı askerlerini istemediğini, bu cahil ve medeniyetten uzak bedevilerin ilk fırsatta devlete isyan edeceklerini belirtmiştir. Zaten burada gördükleri Mustafa Kemal’in olası Türk-Arap İslam devletinin mümkün olamayacağına inandırmış, Osmanlı devletinin medeniyetten geri kalmasının suçunu arapların görgüsüzlük ve çarpık dini inanışlarına bağlamıştır. Burada gördükleri yaşamında ve kuracağı devlette önemli etkilere sebebiyet vermiştir. Arap nefreti ve islamın bu denli cahil bir şekilde uygulanmasının kabul edilemez olduğunu düşünmüştür. Keza sonradan islam ile cahil halk kitlelerinin sahtekarca yönetildiği fikrine doğru kaymış ve ancak “laik devlet” yapısıyla bu cehaletten kurtulunabileceğine inanmıştır. Birliğin ancak anadolu topraklarında yeniden kurulabileceğini düşünmüştür. Diğer görüşlerini kültür devrimleri bölümünde tekrar anlatacağım. Elbette Enver paşa onun bu  düşüncelerini kabul etmemiş ve sürmüştür neyse. Neyse durum budur devam edeceğiz

Sonraki yazı için buradan

Yakın Siyasi Tarih – II

Bir önceki yazımıza buradan ulaşabilirsiniz. Devam edelim;

İttihatçılar meclisi kurmak için kaçınılmaz olanı yapıp hükümeti 1908 yılında ele geçirmişlerdi. Kendi iç anlaşmazlıklar ve tasfiyeleri anlatalım. Yani dediğim gibi ne parti, ne bu gruplar öyle tek kafa hareket eden şeyler değil. Devam edersek;

1) Mecliste hükümet dağıtmayı zorlaştıran yasalar çıkartıyorlar

2) Gazetelere basın özgürlüğünü geri veriyorlar ve II.Abdülhamid’i tahttan indiriyorlar

3) Fakat Hürriyet ve İtilaf isimli partinin (muhalefetteler) seçimi kazanmasıyla şoke oluyorlar ehehe

4) Tabi ittihat bunu istemiyor. Hükümeti dağıtmayı zorlaştıran kanunu değiştirip hükümeti zırt pırt dağıtıyorlar. Yeni şaibeli bir seçim sonucu İttihatçılar seçimi tekrar kazanıyorlar

5) Trablusgarb’ta İtalya’ya yenilgi geliyor daha doğrusu yönetimden zaaf yaşanıyor

balkan

6) I.Balkan savaşına giriliyor 1911-12. Tekrar toprakların kazanılması amaç ama olmuyor kötü yönetim ve beceriksizlikler neticesinde savaş kaybediliyor. İttihat dediğim gibi bir şeyler yapmaya niyetli ama yapamayan ve birbirini dinlemeyen adamlardan meydana gelmekte bu sıralar.

7) Arada belirtelim o dönemdeki mecliste ve etraftaki düşünce akımlarını daha açıklayıcı olacaktır bu dönem. Genel olarak 3 akım olmakla beraber birde sondaki eklenebilir yani;

a) İslamcılık; Osmanlı ulusunu ve islam birliğini isteyenler. Yani padişahlık olmasın veya kısmi olsun, Osmanlı ulusu farklı kökene rağmen islamcı yani ümmetçi anlayışla devam etsin.

b) Garpçılık; Batıya hayran olanlar ulus çizgisinde gidenler. Bunlarda batıda şekillenen cumhuriyet, demokrasi, sanat, kültür vs. akımlardan etkilenip, medeniyetin artık batıya geçtiğini, onları takip ile tekrar medeni devletler arasına girilebileceğini düşünenler

c) Türkçülük; Türk turan birliğini savunanlar.

d) Sosyalistlik; İşçi sınıfı destekli örgüt (fakat sanayi olmadığından çok azlar)

8) Balkan savaşında sıçıp sıvayınca hükümet içinde yoğun tartışmalara giriliyor. Aslında çokta kötü bir silahsal durum olmadığı halde ciddi beceriksizlik var elbette. Fakat şans kapıyı çalıyor ve savaşı kazanan balkan devletleri toprakları paylaşamıyor iyimi 🙂 Bulgarlar, Yunanlılara ve Sırplara saldırıyor. Bu fırsattan istifade bizimkilerde Edirne’ye saldırıp geri alıyorlar ve müslüman bölgeyle sınır hattını çiziyorlar 1913

Greek_Artillery_Balkans

9) Enver paşa bu sıralarda sivriliyor. Sultan Reşat’ın kızı Naciye Sultan ile evlendiriliyor (kızın 12 yaşında olması evliliğin siyaseten yapıldığını gösteriyor aslında). Saray burada hükümette adamı olsun diye uğraşıyor.

10) Saraya bu yakınlaşmadan sonra Enver paşa muhtemel sivrilen batıcı ve padişahı istemediği bilinen bazı komutanları merkezden uzaklaştırdı. Bunlardan birisi Sofya’ya gönderilen Mustafa KEMAL’di. İttihatçıların siyasi rakiplerini uzaklaştırdığının bir örneklerinden birisidir.

11) Balkan yenilgisi İttihatçılarda tek başına büyük bir imparatorluk olarak kalma düşüncesini zedelemişti. Bu sebeple güçlü bir ülke olan Almanya ile yakınlaşıldı ve 5 yıllık bir dostluk bildirgesi imzalandı. General Liman Von Sanders müfettiş olarak atandı

12) İngilizlerle aramız haliyle bozuldu. Gönüllerini almak için onlara da doğu illerinde adliye, jandarma, tarım vb. alanlarda müfettişlik veriliyor (ülkenin durumuna bakar mısınız!) Aslında amaç doğudaki Rus tehlikesine karşı İngilizleri kullanmaktı. Elbette İngilizler bu oyunu yemediler, gizlice Ruslar ile anlaştılar ve Ruslar böylece doğuyu kontrol etmeye başladılar.

Sonraki yazı burada

Yakın Siyasi Tarih – I

Arkadaşlar bir önceki yazımda da belirttiğim gibi yakın tarihimizi masaya yatıracağım. Çok ayrıntıya girmeden genel yazılar olacak gerçi daha ayrıntısı akademik çalışma olur 🙂 Buyurun cumhuriyet kurucuları diyebileceğimiz ve her fırsatta “aptal” olmalarıyla suçlanan ittihat ve terakkinin devlete el koyması yani padişah II. Abdülhamid’in tahtan indirilmesiyle başlayalım;

1908 – 31 Mart Olayı ve Öncesi

1) İttihatçılar olarak adlandırılan cemiyetimizi kısaca tanıtalım. İttihatçılar Osmanlı Devleti’ndeki kötü gidişata karşı bir şeyler yapılması gerektiğini düşünen, vatansever, yeni batı yasaları, düşünce akımlarını ara ara destekleyen fakat dik kafalı, aklına koyduğunu yapan, kimseye danışmayan ve gerekirse rakiplerini suikast ile öldürebilecek kadar ileriye gidebilen bir yapı.

2) 1876 yılında istenilen çalışmaları yapmayan Sultan Abdülaziz şüpheli bir şekilde ölüyor (muhtemelen öldürülüyor). Yerine geçirilen V.Murad baskılara dayanamayıp psikolojik sıkıntı çıkartınca bu elemanlar gidiyorlar II.Abdülhamid’e; “Hacı bak böyleyken böyle yol+sigorta+yemek var, bize esnek çalışma saatlerine uygun padişah lazım. Meclis açacak, yasa çıkartacak, ülkeyi yeni bir vizyona sokacak adam lazım ne diyorsun?”. Oda teklifi kabul edip tahta çıkıyor. Verdiği söz üzerine Kanuni Esasiyi çıkartıp 1877’de de ilk meclisi açıyor II.Abdülhamid.

meclis-i-umm-1877

3) Peki padişaha bu baskı falan neden yapılıyor? Yani İttihatçılar Süleyman Demirel’in tabiriyle “kökü dışarıda olan” ajanlar mı? Pek öyle değil gibi. Medeniyetin o dönem merkezi olan Avrupa’ya bakalım;  Neredeyse 100 yıl önce çıkmış olan Fransız Devrimi neticesinde Avrupa ve dünyada geçmişte de bilinen ama bu denli ön plana çıkartılmayan bir milliyetçilik peşinden de özgürlük akımları ortaya çıkmaya başlıyor. İnsanlar kralların tebası olmak, kilisenin yalanlarına inanmak istemiyor. Tabi bunlar aralarında büyük savaşlar veriyorlar falan. Fakat sonunda Avrupa halkları özgürlüklerini kazanıyorlar. Fransa, İngiltere, Alman, İtalya’daki pek çok krallık, İsveç vs. bu krallar ya tahttan çekiliyor yada temsili olarak orada kurulan meclislere yönetimi bırakıyorlar. Bu akım dalga dalga dünyada sarsıntılar yaratırken yeni cumhuriyetler, özgür üniversiteler ve bilim adamları yetiştirmeye başlıyor. Toprakta yaşayan insanlara vatandaşlık ve hukuki haklar tartışılıyor çok uzun sürecek bir hareketin ilk adımları atılmış oluyor. Sonuçta bu halk ayaklanmaları ve yaratılan yeni sistem ile oluşturulan üniversiteler özgürleşiyor. Peşinden bilimsel patlamalara sebep veriyor. Patlamalar da sanayi devriminin fitilini ateşliyor ve sonrasında veriyor odunu veriyor odunu kazana. Üretim maliyetlerini çok düşürüp ürün sayılarını artırıyorlar. Daha sonraki adımda açık pazarlar arıyorlar Dünya’da. Ucuz mallarını sokmak, yerli ürünlerin üretimini engellemek ve oradaki şirketleri satın almak. Her şeylerini; Maden, liman, banka, fabrika vs. hatta insanlarını bile satın alıyorlar artık. Avrupa gelişme döneminde uyguladığı köleliğe yeni bir isim vererek devam ediyor aslında; Kapitalizim

4) Osmanlı devleti bu gelişmeleri Avrupa’nın diğer ucunda dikkatlice izliyor elbette. Bundan 400 yıl evvel yayılmacı politikalarının temeli “dinsel/etnik kökensel hoşgörü” üzerineydi. Bu bize sürekli “müslümanlığın hoşgörüsü” olarak anlatılsa da aslında amaç şehirleri katolik/ortadoks çatışmasını kullanarak yakıp yıkmadan ele geçirmekti. Gerçekten de bir çok şehri ele geçirip orta çağ içinde adil denilebilecek bir şekilde yönettiler. Fakat değişen finans merkezleri ve hızlı büyüyen kapitalizm Osmanlı’yı yıpratmaya başladı. Avrupa’nın etnik ve mezhepsel çatışmalarına karşı kapalı devlet yapısı padişahların işine geldi. Yani “gül gibi geçiniyoruz hacı neyin milliyetçiliği mücadelesi” düşüncesi devleti 100 yıl daha idare etti. Ama yumurta artık dayanmıştı. Çünkü yurt dışı gören, dünya konjonktürünü bilen, cumhuriyetçi, eğitim ve bilimsel gelişmelerin yanında edebi anlamda yani sanatta patlamalar yaşayan Avrupa’yı yakından takip eden bir kesim vardı. Onlar ülkelerinin yavaş yavaş yok olmaya başladığını görüyorlardı. İşte sonradan adları İttihatçı olarak kalan bu gençler ve düşünürlerin ana amacı cumhuriyeti kurmak, padişahın yetkilerini kısıtlamak, eğitimde, sanayide ve bilimde reform yaparak ülkeyi gelişen batıya karşı harekete geçirmekti. İçlerinde değişik gruplar olan İttihatçılar aslında bir bütün değildir. Bütünlükleri vatanseverlikleridir diyebiliriz. Kapitalist devletlerin ülkeyi ele geçirmeye başladığını, devletin limanlarını, şirketlerini, madenlerini, topraklarını vs. sattığını görüyorlardı. Padişahları vatandan çok kendini düşünen krallara benzetme eğilimindeydiler.

ittihat ve terakki kuruculari

5) II.Abdülhamid ve 1800’lerin padişahları peki vatansever midir? Elbette vatanseverdirler. Onlar batıdaki bu yeni oluşumun doğru adımlarını atmak istemekle beraber atalarından gelen padişahlık kurumunu da korumak istiyorlardı. Eğitim ve bilimde reform çalışmalarını bazıları yapmaya çalıştı ama olmadı ileride yapılacak hamleler ile bu düzeltilecekti ama olmadı hacı işte. Ayrıca padişahlar kendilerinden baskıyla istenen meclis ve yasaların tehlikesini düşünüyorlardı. Bu sebeple bazıları reform yapmaya çalışırken, bazıları buna karşı II.Abdülhamid gibi kapalı bir yapıyı tercih etti. 1877’de ilk meclisi açan padişah çok tedirgindi çünkü meclis farklı etnik/din kökenli kişilerden oluşmaktaydı. Meclisin ileride etnik ayrımcılık ile bölgesel bağımsızlık hareketlerine mutlaka gideceğini düşünüyordu ve haklıydı da.

6) II.Abdülhamid tahtını korımak ve kendi doğrularını uygulamak maksadıyla ilk fırsatta yani açtığından yaklaşık 6 ay sonra meclisi süresiz tatil etti. 1878

7) İttihatçılar tabi “ulan biz adamı yasa çıkart diye padişah yaptık adam 6 ayda meclisi kapattırdı iyi mi bu böyle gitmez” diyerek II.Abdülhamid ile mücadeleye giriştiler. Suikastler, baskılar, ayaklanmalar vs. bir çok olay yaşandı bu dönemde.

8) II.Abdülhamid kurduğu hafiye teşkilatı ve sansür kurumlarıyla halkın örgütlenerek dağılmasını engellemeyi amaçlıyordu. Bir yandan da üniversiteler fabrikalar açmaya çalışarak bazı şeyleri dengelemek istediğini söyleyebiliriz. Fakat bundan önce alınan borçlar ve harcamalar yani daha doğrusu kapitalizmin çarkları sebebiyle 1881 yılında Osmanlı Devleti ekonomik olarak iflas etti.

duyun-u_umumiye_binasi-350x202

9) Siz bakmayın birilerinin “toparlıyordu ama” falan dediğine. 100 yıllık sanayi, kültür ve bilim adımlarını gerçekleştirmemiş bir devletin toparlaması mümkün değildir zaten. Devlet topraklarına, fabrika ve şirketlerine borçlar yüzünden el koyan yabancı devletler bu tarihte Düyunu Umumiye’yi yani borçlu Avrupa devletleri tarafından Osmanlı Devleti içerisindeki vergi sistemini ve mali yapılanmayı kontrol edecek sistemi kurdu. Bir nevi ülkedeki vergiyi yabancılar kontrol etmeye başladı. Ulan ülkenin vergisini bile yabancı devletlerin kurduğu yapı topluyor hala daha “toparlanacak” yok efendim “borçları bitirmiş” yani şimdi küfür ettireceksiniz arkadaşım. Fransa borçlara karşılık 1881’de Tunus’u, İngiltere ise Mısır’ı 1882’de işgal etti. Yani Osmanlı Devleti bitmişti de işte kapıları dışarı kapatarak okeye dönüyor havasındaydı. Aslında ne fabrikası, ne eğitim sistemi, ne parası, ne de silahı, ne sağlık yatırımı vardı.

10) Devlet zayıfladığı için toprakların kontrolü de zorlaşmıştı. Pusuda bekleyen İttihatçılara karşı II.Abdülhamid her türlü önlemi alıyor, gazetelere bu tip ele geçirilme veya borç haberlerini koydurmuyordu. Bu yapı sayesinde zaten kitap okumayan sesini çıkartmayan halkı 40 yıl daha neredeyse idare etti padişah.

11) Avrupa devletleri bu duruma çok ayar oluyordu. II.Abdülhamid kapalı ülke düzeninde kendilerine sorun çıkartıyor, zaten yıkılacak devletin son kalesini teşkil ediyordu. Bu sebeple padişahlığın gitmesi ve daha kolay yönetilecek meclisin gelmesi için ittihatçıları destekliyorlardı. İttihatçılar ise padişahın iktidarını devirmek için onlardan yardım almayı bile kabul etmişti.

12) Efendim yeter kim ne düşünüyor ve neden böyle düşünüyor diye anlattık yeterince sanırım. İşte İttihatçıların mücadelesi tarihe 31 Mart Ayaklanması olarak geçen darbe ile II.Abdülhamid sonunda tahttan indirilerek hükümet ele geçirildi.

31-mart-2

Tabi insanlardan bazıları beyin jimnastiği yapıyor. “II.Abdülhamid eğer devam etseydi tekrar Osmanlı devleti yükselişe geçerdi” diye. Bu şimdiki hükümetin satın aldığı yazarlar tarafından yaratılan propagandadır arkadaşlar. II.Abdülhamid’te İttihatçılar’da vatan haini değildir. Sadece yöntemleri farklıdır. Ülke için izledikleri yol anlaşılabilir ve bu şekilde yorumlanabilir. II.Abdülhamid etnik milliyetçiliği 40 yıla yakın çok iyi idare etmiştir görülüyor. Fakat olayın sonu yok bu anlaşılamıyor. Yani deve kuşu gibi kafayı kuma gömmek bir nevi. Mutlaka düşünce özgürlüğü ve isyan patlak verecektir çünkü ekonomik olarak bağımsızlığın yok. Ekonomik olarak bağımsız olmadığın için çok farklı kültür/köken/mezhep/din ekseninde kurulan Osmanlı İmparatorluğu çatırdıyor. Savaşa gidecek askerlere para bulunamadığı zaman “savaşacak asker” bile bulunamıyor dönem dönem. Parasını geç alan asker savaşı bırakıp dönüyor. Çünkü sanıldığı gibi savaşlar cihad ayağıyla değil parayla işliyor çünkü ordunun yarısından fazlası ya gayri müslim yada sonradan devşirme karışık kökenli. Neyse etnik milliyetçilik ise krallığı yok edip cumhuriyet ile eğitim bilim özgürlüğüne devamında sanayi patlamasına geçti. Sen hem padişahlığını korumak, hem milliyetçilik eksini uzak tutmak isteyerek eğitim ve bilimde ilerleme sağlayamazsın. Çünkü bular birbirlerinin devamı olan şeyler. Özgür düşünceye sahip olmayan bireyler sanatçı veya bilim adamı yetiştiremez. 

Peki İttihatçılar mal mı? Göremiyorlar mı etnik ayrımları. Elbette görüyorlardı fakat bunun kaçınılmaz olduğunu da biliyorlardı. Aralarından çok azının hayali ilerisi için özgür ve demokratik bir cumhuriyet kurmaktı. Halkı teba görmeyen, kadın erkek eşitliğine inanan, dini serbestliğe sahip, ekonomik olarak bağımsız, emperyalizmin sömürüsüne karşı dik durabilecek aydın bir toplumun hayalini kuruyorlardı bu kişiler. İçlerinden birisi bu hayallerini kitaplarında ve notlarında yazdı. Genç bir teğmenken oluşturduğu düşünceleri sürgündeyken, aşıkken, savaşırken yerine oturdu. Birileri ısrarla İngiliz Ajanı diye iftiralar atarken o 18-19 yaşlarındaki notlarında, günlüklerinde bunları dile getirdi. Bu kişinin adı Mustafa Kemal Atatürk’tü…

Devamını için buradan..