Birlik Ve Beraberliğe En Çok İhtiyaç Duyduğumuz Şu Günlerde

 

Arkadaşlar lütfen yayalım ve herkeze duyuralım;

Ülkemizin mağduriyetin sorumlusu 65 yıldır muhalefet partileri olan MHP ve CHP’nin omuzlarında olmak üzere bütün aydın, entellektüel ve okumuş kesimindir!

Ne demiş ünlü bir düşünür? “Ben en çok okuyan adamdan korkarım, okudukça bana afakanlar basıyor. Bize ilkokul mezunu lazım hatta onu bile okumamış adam lazım…” Ne de güzel demiş..

Hükümet verdiği tecavüz yasa tasarısını tekrar değerlendirip yürürlüğe sokarak Hüseyin Üzmez gibi namazında niyazında, kandırılıp gazozuna ilaç atılarak küçük kızları taciz ettikten sonra madur olan kişileri korumalı, madden ve manen büyük bir yıkım yaşayan bu kişilere ve ailesine tazminat ödemelidir.

Ayrıca defalarca tacize uğrayan küçük kızın muhtemelen defalarca gazozuna ilaç katılarak safça kandırılan Hüseyin Üzmez gibi hayırsever, vatansever, hacı ve en önemlisi örnek bir müslümana karşı ufacık tacizlerinden dolayı hemen yargıya başvurması manidardır!

Kamuoyu bu bağlamda bilinçlendirilmeli, benzer maduriyeti tadan tecavüz ve tacizciler ile ilgili olan yasanın tazminat eklenerek tekrar kanunlaştırılmasının sağlanması gerektiğini kabul etmek gerekmektedir.

Orta çağın en güzel günlerini yaşadığımız bu günlerde artık bunun gibi gündem maddelerinin değil hangi ülkeye, hangi atlı ve topçu birlikleriyle saldıracağımız konuşulmalı, oyuna gelinmeyerek yahudi Almanya’nın büyük oyunu bozulmalıdır.

Avrupa’yı biz beklersek çok bekleriz bunu unutmayın!

Yarından tezi yok sefer hazırlıklarına başlanarak Avrupa’nın fethine geçilmesini, böylece artık dünya standartlarının üzerinde olan eğitim, yargı, ulaşım, enerji, sağlık vb. alanlarda yakaladığımız bu üstünlüğün kullanılarak yaratılan büyük askeri ve ekonomik devimizi yani Yeni Türkiye’mizin tutulmamasını/tutulamayacağını bildirmek istiyorum!

Son 10 yılda sürekli cari fazla verdiği için elinde bulunan ihtiyaç fazlası parayı bildiğiniz gibi IMF olsun, Dünya Bankası olsun, ihtiyacı olan Güney Kore, Almanya, Kanada, Norveç vb. ülkelere aktarmaktaydık.

Artık başlanması gereken Avrupa ve devam eden Orta Doğu’nun tekrar fethiyle beraber sarkacağımız Güney Afrika kıyıları, oradan uzanacağımız Samoa adalarının ele geçirilmesi sebebiyle verilen bu cari fazla paranın artık verilmemesini temenni ediyorum.

Ülkemizin şaha kalkarak sürekli büyüdüğü, kişi başı milli gelirin tam 128 bin dolar seviyelerine gelecekken yapılmaya çalışılan hain darbe sebebiyle birden 7 bin dolara düşmesi tartışılması gereken diğer bir konudur!

Türk halkı unutulmamalıdır ki en zor gününde bile hiç kimseye boyun eğmeyip gerekirse araya soktuğu adamlarla oğlunu işe sokturmaya, ihtiyacı olmadığı halde beleş kömür almaya, hayatında Ankara’nın doğusuna gitmediği ve askeriliği parayla yaptığı halde her daim PKK olsun veya IŞID olsun veyahutta BRAZZERS olsun çatışmaya her zaman hazırdır!

M.Ö.1071 yıllarında Anadoluya gelen Osmanlı Devleti’nde bir tek bira içilmemiş, tek bir zina yapılmamış, sadaka verecek tek bir kişi bulunamamıştır! Sadece balık tutmaya gittiği yerde güneşi görünce mayışan ve tarihteki ilk astronot olan Sektiri Sıpace Paşa göl kenarında uyuya kaldığı için cuma namazını kaçırmıştır. Bunun dışında devlet erkanında tek bir cum-a namazı kaçıran kişi yoktur!

Tarihimiz Padişahlarının hükmettiği dönemlerde ortalama olarak %68 at üstünde, %26 namazda, %5 yemek yemekte geriye kalan %12’lik kısmında ise uyudukları hepimiz tarafından bilinen bir gerçektir (Üstat Kadir Mısırlıoğlu bunu padişahların ruhlarını tek tek çağırarak sormuş ve istatistik olarak bulmuştur). Peki soruyorum size bu yüzdelerin arasında sevişmek var mıdır?

Utanmadan padişahlarımızın seviştiği kamu oyunda anlatılmakta bu büyük insanların sanki normal canlılar gibi yaptıkları söylenmektedir! Bu şanlı tarihimize atılan büyük bir iftiradır! Padişahların böyle bir şey yaptığı bir fani kul tarafından bile görülmemiştir. Hepsi uydurmadır…

Son olarak birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olan bu günlerde yukarıda anlattığım olayların iyi analiz edilmesi, büyük oyunun bozularak gavurlara fırsat verilmemesi, yok efendim dolar pahalıymış yok efendim enflasyon varmış gibi hayali iddiaların hızla kınanması (gerekirse AKP internet trollerine hedef gösterilmesi) önemle duyurulur.

Zaman birlik beraberlik zamanıdır!

 

Milliyetçilik ve Sığınmacılara Bakış Açısı

Son zamanlarda yazılı ve sosyal medyada sıkça konuşulan bir konu beni rahatsız etmekte. Takip ettiğim ve beğendiğim birkaç arkadaş yine beni rahatsız eden bu konu hakkında uyarılar ve yazılar kaleme almışlar sağ olsunlar.

İster Suriye iç savaşı sebebiyle ister Irak’ta güç çatışması veya IŞID terörü sebebiyle olsun Türkiye Sınırları son 4-5 yılda yol geçen hanına dönmüştü biliyorsunuz. AKP hükümeti sınırları kontrol etmekte zorlanmasının yanında büyük bir sorumluluk örneği göstererek savaştan veya terörden kaçan bu insanlara sınırlarımızı açmıştır. Lakin bu “zorunlu göç” dalgasının kontrolü ile alakalı ciddi organizasyon eksikliği ve elbette maddi sıkıntı ister istemez nispeten kısa bir süre içerisinde durumu arap saçına çevirmeye yetti.

İlk önce şunu söylememiz gerekmekte; AKP hükümeti ister bir çıkar için isterse gerçekten yardım etmek için olsun bana göre devletlere örnek insani bir davranışta bulunmuştur. Savaştan kaçan insanları neredeyse hiç bir devlet kabul etmez iken biraz mecburi de olsa yardım eli uzatılması alkışlanacak bir harekettir. Tabi bana göre bu alımların amacı ülke üzerinden göç dalgasıyla AB’nin sıkıştırılması ve ileriki dönemde göç edenlerin vatandaşlığa geçirilerek kullanılmasıdır.

85155-dunyayi-sarsan-o-fotograf-gazetelerin-mansetlerinde.jpg

Bu konu hakkında beni şüpheye düşündüren ilk bulgu ege kıyılarının insan kaçakçılarına bilerek açılması (ki boğulmaların sorumlusu bunlara izin veren hükümettir) ve AB’den imtiyaz koparma olarak bunun kullanılmasıdır. Keza AB’nin istenilen yapılmaz ise “Suriye’lilerin salınması” ile tehdit edilmesi bunu doğrulamaktadır.

Konuyu dağıtmayalım; ikinci bulgumuz ise bu zorunlu sığınmacıların vatandaşlığa geçmesidir. Vatandaşlık mevzusu, bunun kanundaki yeri, o kadar işsiz varken bu nedir vs. gibi konuları başka bir yazı da konuşmak istiyorum. Uzun girişimizin asıl konusu hükümetin muhtemelen kullanmak istediği (oy ve ucuz iş gücü) bu sığınmacılara karşı son zamanlarda özellikle “milliyetçi” eksene dayanarak yapılan saldırılardır. Bu sebeple önce kendisini milliyetçi olarak gören arkadaşlarımız için bunun tanımını yapalım o zaman;

Milliyetçilik; ulusal sınırlar içerisinde yaşayan yurttaşların insanca yaşaması için verilen savaşın adıdır. Milliyetçilik bir ırkın, dinin veya mezhebin üstünlüğü başkasının kafasına vura vura anlatarak bunun üstünden böbürlenmek ve birilerini aşağılama sanatı değildir. 

Ülkemizde yaşayan farklı ırktan olan ve bize sığınmış bu insanlara bazı hakların verilmemesi, verilmesi veya verilecek olması sığınmacıların suçu değildir. Hepimiz vatanımızı seviyoruz ve gelecek için daha yaşanır bir ülke istiyoruz. Bu doğrultuda yaşayıp çocuklarımızı böyle yetiştiriyoruz. Özellikle muhalefet kanadı AKP hükümetini mezhep ve din ayrımcılığı yapmak ile suçlarken benzer bir ırkçı düşünceyi telaffuz etmek doğru olacak mıdır?

suriyeli.jpg

Gelen sığınmacılara vatandaşlık verileceği söylentisi üzerine bile ırkçı açıklamaların bu denli yükselmesi toplumun ve milliyetçilik kavramının yeniden düşünülmesini gerektirmektedir. “Suriye’lileri istemiyoruz gitsinler!” falan da nereye gidecek adamlar? Zaten savaştan kaçarak gelmiş muhtemel yakınlarını veya ailesini kaybetmiş bu insanlar ne yapabilir? Hükümete kızarak Suriye’den gelen insanlara karşı saldırgan tavır takınmak bize ne kazandıracak? Bu gibi konuları sakin kafayla ve düzgün bir şekilde düşünmek gerekmektedir.

Bu saldırgan tutum bize tek şey kazandıracaktır; Yükselen ırkçılık sonucu Karşılıklı nefret!

Irkçılık toplumların içinde her zaman bulunan ve gizlice uykuya yatmış bir kabustur. Yavaş yavaş kendini göstermeye başlar ve yuvarlanan kar topu misali gittikçe büyür. Sonunda kontrol edilemeyen bu olgu kocaman bir iç karışıklık, ırk veya mezhep cinayetleri ile yaşanamaz bir devlet ortaya çıkartır. Orta doğu, Afrika, Güney Amerika ülkelerinde bir çok örneği bulunmaktadır.

Savaşı ülkelerinden kaçıp buraya gelen insanlar istemedi bunu unutmayalım. Bu sebeple milliyetçiliğimize sahip çıkma ile faşizm arasındaki ince çizgiye dikkat etmemiz gerekmektedir. Son günlerde bu tarz propaganda afişleri ve söylemlerine özellikle dikkat edilmelidir. Bana göre birileri iç karışıklık amacıyla bunu kullanmaktadır. Lütfen dikkatli olalım.

Saygılarımla

Ülke Var Uzakta

Yazarım söylerim çok şey de sosyal ağlarda anlatılan şeyleri ne kendi sayfamda ne burada tekrar tekrar anlatmak istemiyorum.

Ülkemiz son yıl içerisinde yurdun değişik noktalarında patlayan bombalar sebebiyle bir çok masum vatandaşını kaybetti bir o kadarı da sakat kaldı.

Siyaseti suçlamak ve istifa olayların sonucuna götürür bizi. Bu sebeple olay olduktan sonra boş istifa söylemleri bize bir şey kazandırmaz. Çünkü terörist eline silahı veya bombayı ele geçirdiği anda bu eylemi büyük ihtimal gerçekleştirecektir.

Peki siyasi iktidar, emniyet ve asker tam anlamı ile suçsuz mudur?

Terör ve saldırılar en başta yapılacak önlemler dizisi ile engellenebilir. Teröristin yerleşmesine ve adam toplamasına izin verilmez. Bu yurt içi ve yurt dışı için de böyledir. İkincisi siyasi propaganda yapmasına ve silah/propaganda amacıyla para kazanmasına izin verilmez. Üçüncüsü teröristin kullanacağı silah ve bombaların yurt içinden çalınmasına ve yurt dışından sokulmasına izin verilmez.

Ana hatlarıyla terör ile mücadele böyle yapılır. O zaman ülkemiz için şunu sormak gerekir; Geçmiş 10 yılda iktidar teröristlerin yerleşmesine ve adam toplamasına izin vermiş midir? Siyasi propaganda yapmasına ve para kazanmasına izin vermiş midir? Teröristlerin kullandığı silah ve bombaların yurt dışından girmesine izin vermiş midir?

Bu basit soruları beyni olan ve bu ülkede yaşayan herkes kendisine sormalıdır. Düşünmek ve fikir yürütmek sadece sizin seçtiğiniz yöneticilere mahsus bir ayrıcalık değildir. Başkasının ağzından konuşmak veya fikrini anlatmak düşünmek ve fikir yürütmek değildir. İki üç kelam ile bahsi geçen soruları kendinize sormalı ve fikir alışverişini yapmalısınız.

Eğer yapılan fikir yürütmelerinden birisinde bile hataya ve ihmale rastlar iseniz buna izin verenlerin suçlu olduğu ortaya çıkacaktır.

Eğer bir tanrıya inanıyor, eğer az da olsa ahlakınız ve onurunuz var ise lütfen düşünün.

Not: Ben düşündüm inanın bir zararı yok sadece biraz mutsuz ediyor hepsi bu

Sultanahmet

Neymiş başta Fransızlar ve modern devletler neden bizim ülkedeki patlamayı anmamışlar. Ya senin başbakanın 3 ay evvel “Elimizde canlı bombacıların listeleri var ama eylem yapmadan onları tutuklayamayız” demiş. Muhtemelen senin beyin ölümünün gerçekleştiğini gördüklerinden olsa gerek, ötenazi hakkımızı kullandığımızı varsayıyorlar.

Sen 3.sınıfı orta doğu ülkesi olmak için çabalarsan kim seni niye ansın neyine üzülsün?

Sen Afrika kabile katliamlarından ve hastalıktan ölen milyonlara nasıl bakıyorsan öyle bakıyorlar sana. “Yazık bari acısız ölsünler” dersin geçer gider.

Sen uluslararası milli futbol maçında Ankara’da patlayan bombadan ölenlere saygı duruşu yapılırken yuhaladığını “İnsanlık nerede?” diye sorduğun ülkeler duymadılar mı sanıyorsun?

Sen terörden ölenlere üzülmüyorsun ki. “Kim öldü?” diye soruyorsun. Senin ırkından, dininden veya mezhebinde hatta cinsiyetinden değil ise umurunda değil. Hatta seviniyorsun. Bunların fark edilmediğini mi sanıyorsun?

Senin parti liderlerin, bakanların veya vekillerin kürsülerde, gazetelerde veya röportajlarda ırkçılık yapıyor, gavur diyor, döl diyor, artık diyor, piç diyor kendisi gibi olmayana arkadaşım.

Sen iki komşu şehirde yapılan spor müsabakalarında bile ölümüne düşmanlık güdüyorsun. Spor nedir, sanat nedir, sevgi nedir bilmiyorsun.

Sen daha bir gün evvel bir televizyon programında “Güneydoğuda çocuklar ölmesin, kan akmasın ve savaş bitsin. İnşallah bitecek” diyen adama “Terör propagandasından” soruşturma açmadın mı? Senin çocuk veya sivil umurunda değil ki. Sen olmuşsun Alien.

Mezbahada kesilen sığır ne ise sen o kadar canlısın onların gözünde. Yani canlısın hacı henüz insanlığa daha var gelmeye.

Avrupa Ve Muhafazakar Çizgi

13 kasım 2015 tarihinde Paris’in çeşitli noktalarında gerçekleştirilen terör eylemlerinde ölenlere rahmet dileyerek yazımıza başlayalım. Gerçi biz alıştık bombaların patlamasına yada birilerinin öldürülmesine ama tabi konu Avrupa’ya taşınınca açıkçası işin ciddiyetini onlarda anlamış oldular.

Dün gece şehrin farklı noktalarında yaşanan saldırılar ve patlamalar sonucu neredeyse 160 kişi hayatını kaybetmiş görünüyor. Saldırıları IŞID üstlenirken bu olayın bazı şeyler için milat olduğunu düşündüğüm için bu yazıyı yazıyorum.

paris-teki-teror-saldirisinin-ilk-goruntuleri-7874655_1370_m

Hep yazıyoruz ve söylüyoruz ya muhafazakar çizgi ve sosyal demokratlık diye. Ben şahsen sosyal demokrasinin en iyi çözüm olacağını düşünüyorum ama ne yazık ki ülkemiz muhafazakar eksende yaşamını sürdürmekte. Sürdürebilir elbette fakat bunun eksileri bana göre daha çok. Her neyse ya konu o değil. Diğer ülkelerde de bu çizgide gezen guruplar bulunmakta. Sosyal demokrat yani sol kanat dediğimiz çizgi daha özgürlükçü, serbest ve farklı ırktan/dinden olanlara daha fazla hoşgörülü kesimi ifade eder aslında. Avrupa bu bağlamda liderleriyle sosyal demokrat grupların genelde yönetiminde bir anlayış sergiler.

Lakin son zamanlarda artan terör olayları, Avrupa’da dönem dönem yaşanan küçük tartışmalar ve toplu tepkiler onları bu sosyal demokrat kimlikten daha içine kapalı ve muhafazakar çizgiye doğru sürüklemekteydi. Artan muhafazakarlık bizde “ne güzel dindar oluyoruz” gibi saçma bir kavram ile anlaşılsa da Avrupa için durum pek öyle değil. Çünkü muhafazakar kanat kesimi ülkelerinde yaşayan müslümanları tehlike olarak görmeye ve ülkelerinde istememeye başladılar. Evet sabaha kadar “IŞID bizim ile ilgili değil” deseniz bile toplum algısı farklı bir şey.

Üzülerek görmekteyiz ki yapılan terör eylemlerinin hemen hemen hepsi kendisini müslüman olarak gören ve din adına yapılan saldırılardan oluşmakta. Öyle ki bu saldırılar ülkelerin askeri veya polis kuvvetlerine değil masum halka yönelik yapılmakta. Müslüman kesim yapılan saldırıları kınamak ve yarım ağız sürekli “onlar zaten müslüman değil abi” açıklamasını yapmaktan başka bir şey yaptığı da görülmüyor. Müslüman coğrafyası artık şapkayı önüne alıp neyi yanlış yaptığını iyi analiz etmelidir.

Elbette batının laik sosyal yapısına sahip liderleri bunun müslümanlığa mal edilemeyeceğini, ülkelerindeki çeşitliliği dile getirerek halkı sükunete davet edeceklerdir. Ama nereye kadar? Avrupa toplumları da kabul etmek gerekir ki yapılan bu saldırılardan dolayı gittikçe artan bir öfkeyle kapıları etnik ve din ayrımcılığı ile yaşayan gruplara kapatabilirler.

paris-teki-teror-saldirisinin-ilk-goruntuleri-7874655_6814_m

Her konuşmada ve yazıda din ve ırk ayrımcılığının ne kadar yanlış olduğunu dile getiriyoruz. Sorunca halkımıza taziye ve üzüntülerde mangalda kül bırakmıyoruz ama yine eleştirdiğimiz batı toplumları gibi iki yüzlü değil miyiz? Batıyı kendi halkına demokrat olduğu dünyada ki diğer insanlara aynı mesafede olmadığı için eleştirirken biz ne durumdayız?

Daha seçimden 2 ay önce Ankara’da patlayan ve neredeyse Paris katliamlarında ölenler kadar insanın ölmesine halk tepkisi ne oldu? Milli maçta ölenler için yapılan saygı duruşu ıslıklandı! Bomba patlatıp öldürenlerin terörizmine değil “kimin öldüğüne” baktı insanlarımız. Başbakan ülkede canlı bombaların kimliklerinin belirlendiğini ama daha bomba patlatmadığı için bir şey yapılamadığını açıkladı iyimi. Şaka gibi lan ülke…

Anlayamıyorum bazı şeyleri. Biz Ermenistan ile savaşta olsak diyelim tamamen farazi konuşuyorum. Onların bir alışveriş merkezinde bomba patlatarak 200 kişilik sivili öldürmemize sevinmeli miyiz? Hani nerede müslümanlığın hoşgörüsü? Nerede insanlığımız? Devletinin yaptıklarının sorumlusu masum siviller midir? Sinemaya parka giden aileler çocuklar mıdır? Buna sevinilebilir mi?

“İyi oldu parçalanmışlar” diye düşünmek doğru bir yaklaşım mıdır? Hepsini öldürmek, herkesi katletmeyi düşünmek tarihte hep görülen manyaklığın tekrarı. Böyle düşünceye sahip olanların tespit edilip tedavisi şarttır kanaatimce.

Dallandırıp budaklandırdık iyice. Artık tahmin ediyorum ki Avrupa hem farklı köken hemde farklı dinden olan kişilere karşı yaptırım ve vatandaşlık kavramlarını tekrar gözden geçirecektir. İzlanda maçını seyretmeye gelmiş bir İzlandalı milli maçta saygı duruşunun yuhalandığını duyduğunda ne demiştir? Ne düşünmüştür? Bunları o zaman kendime sormuştum. Şimdi artık Avrupa duyuyor görüyor ve harekete geçme vakti geldi belkide.

Diğer yandan tırlarla kamyonlarla gizlice silah sevkiyatları ortalara saçılan ülkemizi yurt dışı basını bir çok yer ve adres vererek suçlamıştı hatırlarsanız. Hah işte bu uluslararası mahkemelerde delillerle ortaya konulur ve IŞID’e desteğimiz ortaya çıkarsa Allah korusun ne olur düşünmek bile istemiyorum.

Terör

Ankara’da daha dün yaşanan ve yaklaşık 100 kişinin öldüğü saldırıyı milletçe kınıyoruz. Ölenlere Allah’tan rahmet ve sabır diliyorum. Hep söylediğimiz gibi terör saldırılarının ne milleti ne ırkı nede dini vardır. Masum halka yapılan bu tip bombalı terör saldırıları en aşağılık ve kabul edilemez saldırılar elbette. Çünkü orada sizinde yakın bir tanıdığınız olabilir. Amcanız, anneniz veya çocuğunuz..

Sizin belki bu saldırıda bir tanıdığınız ölmedi veya sakat kalmadı. İleriki dönem için yine olmayacağının garantisini verebiliyor musunuz? Ülkemiz ne yazık ki iktidar hırslarının, yanlış yapılan çözüm girişimlerinin ve devlet içerisine yerleştirilen sivil toplum örgütlerinin oyuncağı haline gelmiştir. Lafı eveleyip gevelemeden sorumlu ve suçlularının bizzat hükümet olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Geçmişte PKK terör örgütünün destekçileri ve kampları yabancı ülkelerdeydi de biz adamlara küfür ediyorduk hatırlarsanız. Ben sınırlarda büyüdüm. Babam operasyonlara katıldığında belki dönmeyeceğini bilerek uyurduk. Arkadaşları ölürdü sakat kalırdı. Askerler ölürdü karakollar basılırdı falan. Bunlara destek olanları lanetledik.

Şimdi başka ülkede bu tip saldırı yapanlara kampları biz açtık. Gizli saklı tırlarla uçaklarla gemilerle birilerine silah gönderdik. Eğitimler verdik hastanelerde tedavi ettik. Yabancı basın IŞID’e destek olduğumuzu bir çok kez yazdı. Adres verdi ya adamlar adres! Ama akıllanmamışız ki bunları görmezden gelip normal hale getirmişiz.

Uzun yazmadan bitirmek istiyorum. Suruç’ta patlayan bombanın faili kesin olarak tespit edilmişti. İsmi Şeyh Abdurrahman Alagöz isimli genç polisin ifadesiyle; Abisi Yunus Emre Alagöz tarafından işletilen İslam Çay ocağında çalışıyor. Okulunu dondurmuş. Bu çay ocağında “IŞID’e adam toplamak” ile ilgili bazı şikayetler yapılıyor. Bunun üzerine Adıyaman’daki belediye ruhsatsız olduğu için çay ocağını kapatıyor…..”  Haberi iyi dinleyin arkadaşlar.

Birileri ülkemizde “IŞID’e militan topluyor” diyerek bu çay ocağını şikayet ediyor. Devlet yetkilileri “Sen kimsin, kime ne yardımı yapıyorsun, kimlerle görüştün, kimleri IŞID’e gönderdin, bağlantıların nedir?” diye soracağına ruhsatı olmadığı için çay ocağını kapatıyor!

İşte açmadığınız soruşturma neticesinde bombayı Suruç’ta ve muhtemelen aynı tip düzenek ve patlayıcı miktarlarıyla bağlantılı olduğu düşünülen ikinci/üçüncü bombayı da Ankara’da patlatıyor. Bu demek oluyor ki “Devlet IŞID’e militan alan yerlerin üzerini ört bas ediyor” bu açıkça görülmektedir. Zaten durum yurt dışı basında da tekrar tekrar dile getiriliyor. Bende yazdım daha önce ne yazık ki devletimiz “IŞID ve PKK ile çatışıyorum” diyerek PKK kamplarını bombalarken IŞID hedeflerine bir şey yapıyor. Dış basın ne kadar doğru söylüyor elbette bilemiyoruz ama bizim basından çok daha güvenilir oldukları kesin. Zaten son deliller ışığında devletin bir şekilde IŞID ile ilişkide olduğu izlenimi var gibi. Kesin kanıtlarına ise sonra ulaşacağız hükümet değişirse yargılamalar ile yani.

Teröre doğrudan veya dolaylı yoldan silah/para/teçhizat/sağlık yardımı yapmanın cezalarını ileriki dönemde çekebileceğimizi düşünüyordum. Ne yazık ki beklediğim gibi sağa sola gizlice dağıtılan bombalar veya silahlar artık bize doğrultulmuş durumda.

Bir diğer üzücü nokta ise olaylar sonrası artık bir kesimin saldırıları devletin yaptığını çok ciddi bir şekilde düşünmesi. Terör saldırılarının faillerinin devlet olduğunu düşünmek olayın ilk adımı elbette. Bunun sebebi de yine iktidarın yargı/polis/eğitim ağına bilerek yerleşmesine izin verdiği cemaatin yaptıkları. Sonradan “kandırıldık” demesi bir şey ifade etmiyor. Artık insanlar yargıya güvenini tamamen yitirdi. Bomba patlıyor ve MİT’ten şüpheleniliyor. Çelişkili yargı kararları, ciddi şekilde açılması gereken soruşturmaların açılmayarak başka noktalarda gündem soğutma çabaları AKP partisinin artık çok yıprandığının ve bittiğinin göstergeleri. İnat etmeye devam etmek iç karışıklıkları daha da körükleyecektir.

Saygılarımla hoşçakalın

Vatan

Gerçekten konuşası ve tartışması zor konular bunlar. Neredeyse her gün bir veya daha fazla şehit verdiğimiz bugünlerde yaşadığımız üzüntü ve ülkenin içinde bulunduğu kaos ortamı tarif edilemez boyutlara ulaştı. Saldırılarda ölen insanlara Allah’tan rahmet diliyor ve nasıl bu duruma geldik bir analizini yapmak istiyorum.

Bildiğiniz üzere PKK saldırıları garip bir şekilde seçim sonrası başlayıverdi. Daha öncede açıklamıştım bazı yazılarda garip bir şekilde başladı çünkü belli bir amaç doğrultusunda hizmet etmemekte bu saldırılar. Terörün amacı olur mu? Elbetteki yapılan terör eyleminin bir sebebi ve amacı olmak zorundadır. Her hangi bir şeye tepki olarak yapılmayan bu tip organize saldırılar böyle adlandırılmaktan ziyade “manyak” veya “cani” dediğimiz amaçsız insan katliamlarına girmektedirler. PKK terör örgütü geçmişinden günümüze bir çok saldırılarda bulunduktan sonra AKP hükümeti ile beraber “çözüm süreci” olarak adlandırılan bir yola girdiler.

herkes-ayni-soruyu-soruyor-cozum-sureci-bitti-mi-7539481_x_1312_o

Bundan 6-7 yıl önce başlayan bu süreç başlangıcında iki tür yorum yapıldı; Birinci gruptakiler AKP’nin ülkeyi çıkmaza sürüklediğini ve terör örgütüyle pazarlık yaptığını, ikinci gruptakiler ise AKP gibi kuvvetli bir partinin bu terör sorununu çözeceğini düşündüler.

Hangi açıdan bakarsak bakalım girilen bu süreçte iki ucu keskin bıçak olan açılım süreci AKP’nin sonunu hazırlamış gibi görünüyor. İyi niyetle bu işe girdiklerini bile düşünseniz (ki terörün bitmesi için bir örgütle görüşülmesi son derece normaldir) süreç içinde yaşananlar, yapılanlar, konuşmalar ve bu işin uygulama zeminlerinde yaratılan sıkıntılar ellerine yüzlerine bulaştırma olasılığını artırıyordu ve sonunda da zaten böyle oldu.

Bir kere işin en başında görüşmelerin kabul edilmemesi ve sonradan ortaya çıkmasından sonra mecburen kabul edilerek hareket edilmesi sürecin iyi niyetine zarar verdi. İkinci mevzu ise yaşanan bu görüşmelerde karşılıklı istenen maddelerin şeffaflığı kafalarda soru işaretleri bıraktı. Üçüncü olarak bu görüşmelerde konuşulan bu maddelerin ve pazarlığın meclis onayına sunulmadan yapılmasıydı.

PKK terör örgütü en başından koyduğu maddelerden taviz vermediğini sürekli yabancı basına dile getirerek konu hakkında bizleri bilgilendirdi. Süreçte yaşananları gizlemeye çalışan hükümet verdiği tavizlerin veya maddelerin kendilerine karşı suçlama olarak kullanılmasını engellemek istiyordu elbette. Lakin verilen belkide olabilecek tavizler dışında (kendi dilinde savunma hakkı, alfabe, türklüğün baskı unsuru olarak kullanılmaması vs.) kabul edilemeyecek unsurlarda bulunmaktaydı (Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması, terör suçlularının affı, ana dilde eğitim, özerklik vs.).

290320142218012918801_2

İşte burada girişilen çözüm sürecinin aslında kısır doğduğu belliydi. AKP hükümeti belkide verilen bazı imtiyazlar ve haklar sonucunda diğer isteklerinden vazgeçilebileceğini düşünmüş olabilir bunu tam bilemiyoruz. Ama yukarıda ki isteklerin yarısının türk halkı tarafından kabul edilemeyecek olması ve hiçbir partinin bunu kaldıramayacak olmasını görmeleri gerekiyordu. Fakat bir şey var…

Benim tahminim seçim öncesi iktidarı alan AKP hükümetinin anayasayı değiştirerek başkanlık sistemini referanduma götürmesi ve yukarıdaki bazı verilemeyen imtiyazların verilerek suçun Tayyip Erdoğan’a atılmasıydı. Fakat olmadı hatta olmadığı gibi çok sert ayrışmalar ile aslında bu pazarlığın olmayacağını da seçimlerde öğrenmiş olduk.

Konumuza geri dönersek barajı ısrarla düşürmeyen AKP hükümeti HDP’nin baraj üstünde kalmasıyla tek başına iktidar şansını ve başkanlığı kaçırmış oldu. Mecliste kendisine yakın gördüğü HDP’nin barajı aşmasıyla PKK ve ister siyasi uzantısı deyin veya demeyin kürt halk temsilcilerinin meclise girmesi kendileri için çok önemli bir adım oldu. Fakat dediğim gibi ortada fol yok yumurta yok iken seçimde geçilemez denilen baraj geçilmiş iken PKK birden silahlı saldırılara başladı daha doğrusu bize öyle söylenmekte.

Şehitler üzerinden siyaset pisliğine bulaşmadan düzgünce konuyu buraya aktarmaya çalışıyorum arkadaşlar. HDP mitinginde seçim öncesi patlayan bir bomba ve peşinden Suruç’ta yaşanan ikinci patlama. Sabahında Urfa’da iki polisin evlerinde vurulması ve PKK’nın olayı üstlenmesiyle devletin seçim sonrası birden PKK ve IŞID’e savaş ilanı.. Kısaca olayın başlangıcında ki iki saldırı siyasi kanat olarak nitelendirilen PKK veya HDP kesimine yapılıyor. Öldürülen iki polisi PKK’nın öldürdüğü söylense de yabancı basına verilen röportajlarda PKK’nın bu olayı gerçekleştirmediği tam aksine saldırı için bir nedenleri olmadığını ısrarla söylüyorlar.

suruc-patlama342-20-07-15,w5s2EANnhkiYmZ-dXUlvnQ

İnsan olayların başlangıcı olan bu hadiselerin sebeplerini iyi düşünmeli sanırım. Yine bu sebepler sonucunda bazıları PKK’nın artık azıttığını söylese de ben öyle düşünmüyorum. Çünkü çözüm süreci görüşmeleri neticesinde büyük küçük bazı tavizleri kopartan PKK ve kürt kanadı HDP barajı geçmiş. Yeni hükümet ile olur/olmazı konuşmak istemesi beklenmeli mantıken. Hükümetin ortada olmadığını bir dönemde PKK’nın saldırıları bana mantıksız geliyor! ki PKK kanadı Kandil’den aynı mantıksızlığı sürekli dile getiriyor. “Gtü sıkıştığı için böyle söylüyor” diyebilirsiniz ama hiç öyle de görünmemekte…

Çünkü çözüm süreci ayağına ülkenin değişik noktalarında silahlandığı, depolar ve mühimmatlar yığdığını ülkemizin cumhuru, başbakanı, MİT başkanı, Adalet bakanı dile getirdi! Normal şartlarda bu dile getirmelerinin peşi sıra istifa etmeleri gerekirken pişkin pişkin hala koltukta ahkam kesmeleri ancak bizim gibi geri kalmış demokrasilerde olabilecek şeyler bunu da unutmayın.

Sonuçta bu saldırılar için ülkenin çoğunluğu hükümetin, yukarıda kendi ağızlarıyla söyledikleri sebepler ve çözüm süreci nedeniyle suçlu olduğunu düşünmekte. Bence çok daha ilerisi olan PKK ve uzantılarına saldırdıklarını ve PKK terör eylemlerinin artması için kaşındıkları kanısındayım.

Bana kızabilirsiniz ama geçerli sebeplerim var. Çünkü saldırılar başladığından beri olayın başlangıç noktası ve gelişimi anlamsız. PKK liderleri Kandil’den barışa geri dönelim çağrıları yapıyor. Yapılan hava saldırılarının neredeyse hepsi PKK kamplarına yönelik yapılan saldırılar. Tutuklamaların hemen hemen hepsi PKK terör örgütü tutuklamaları.

murat-karayilanocalanin-talimati-uzerine-8-mayista-itibaren-kademeli-olarak-silahli-guclerimizi-geri-cekiyoruz--2504131200_l

E insan soruyor “abi IŞID örgütü de bu bombaları patlattı onlara saldırı ne oldu?” diye. Uluslararası kamu oyunda yardım tırları içerisinde bozukaların çıkması, cumhurun bunu kabul etmesi rezaleti tekrar önümüze gelecek demiştim. İleriki yıllarda bu mühimmatların nereye gittiğini de (yabancı basına ve çoğu kaynağa göre açık bir şekilde Esad ile savaşan IŞID’e gitmekte gibi görünüyor) açıklamak zorunda kalacaklar. Fakat en önemlisi de artık yardım tırlarımızın damgalanması oldu sanırım.

AKP eğer hükümeti kaybeder ise terör örgütü ile habersiz pazarlıktan, uluslararası silah kaçakçılığından, devletin ayaklarını dengelemekte olan kuvvetler ayrılığını yıkmaya çalışmaktan, yargı/eğitim/polis içine bir sivil toplum örgütünün istemli/istemsiz girmesini sağlamaktan, bu yerleşen yapının askeriye içerisinde sahte davalar ile itibar ve güven kaybı yaratmasından, sebepsiz hapis/yargılamalardan ve daha bir çok sebep yüzünden vatan hainliği veya denkliğiyle yargılanacak gibi görünüyor.

Bazı arkadaşlar yönetimi baraj, yol, köprü olarak algılamakta nedense ısrar ediyorlar. Yukarıda yazdıklarım ve eleştiriler ise daha çok insan hakları, demokrasi, hukuk vs. gibi soyut kavramlardır. Zaten hükümetin yapmadığı şeyler ile yaptığı müteahhitlik arasındaki farkta budur. Lütfen anlayın ve ona göre eleştirileri analiz edin. Saygılarımla…