III.Murad

Önceki yazıya buradan

II. Selim Ve Oğlu III.Murad

1) II.Selim, sefahata düşkün olup pek devlet işleriyle ilgilenmemiştir. Veziri Sokullu Mehmed Paşa’ya işleri bırakmış, kendisi de alemlere dalmıştır. Ordusu başında hiç sefere katılmamıştır. Avdı, karı kızdı dolaşırken bir gün hamamda cariye kovalarken kayıp düşmüş sonrada ölmüştür {ciddiyim ulan ne adammış eheh hayat sana güzel Selim}{ha birde yeni çıktı padişahın aslında hamamda koşarken ölmediği falan resmi kayıtlarda vardır ekranlardaki şarlatanlara bir şey diyemeyeceğim. “Sultan Selim’in tevekkülü” falan anlatıyorlar ama arkadaş adamın tahta çıkmasından yaşantısına kadar karı kız hacı hangi birini hangisini “yok öyle bir şey” diyeceksiniz. Ama onun ile ilgili de bir yazı yazacağım söz en kısa sürede. Neden tarih tekrar yazılıyor? diye}(1574)

2) II.Selim 57 yaşında ölünce, büyük oğlu Murad’a haber salındı. Hızla gelen Murad gereğince kardeşleri Mustafa, Osman, Süleyman ve diğer iki küçük kardeşini bağdurtmuştur. Kardeşlerin öldürülmesi halkı üzmüştür, 29 yaşında başa geçmiştir.

II.Selim

3) Saraya ilk girdiğinde kardeşlerinden birisinin ondan önce geldiğini düşünen Murad, Sokullu’yu görünce elini öpmeye çalışır, fakat Sokullu ayaklarına kapanınca rahatlar. Lakin bu davranışından dolayı sonradan pişman olur. Devlet işlerine lüzumsuzca karışıp, olumsuz sonuçlara sebebiyet verir. Annesi Nurbanu sultan ile kardeşinin annesi Venedikli Bafa ailesinden Safiye Sultanın rekabeti ve tesirinde kaldığı söylenir. Yine alemi seven, her gece değişik kadınlarla beraber olan ve sekse düşkün bir padişahmış.

4) Fas ve dolaylarında Portekizlilerle mücadele ediliyordu. Fas kralı ilk önce babasını, sonrada kardeşlerini öldürmek istemişti. Kardeşleri Osmanlı’ya sığındı. Kralda kah Portekizlilerden, kah İspanyollardan destek alarak gücünü korumaya çalışıyordu. Bir miktar kuvvetle kardeşler Fas’a gönderilip buraları alındı. Portekizlilere sığınan kral, Portekiz kralıyla Fas’a saldırsa da öldürüldüler. Böylece Fas, Osmanlıya bağlandı. Portekiz ise, ilerde kanlı iç çatışmaların yaşanacağı bir döneme İspanyolların kontrolüne girdi, çünkü ölen kralın varisi yoktu. {şunuda dile getirelim, birincisi haritada gördüğümüz büyük topraklar bizde görünse de aslında bir kısmı yabancı dilde vassal dediğimiz durumda artık neyse tükrçesi boyunduruğumu deriz. Yani askerini kontrol ediyorsun, manda devlet gibi birşey. İkincisi daha önce bahsettiğimiz soy meselesi. Kralın çocuğu olmayınca devam etmiyor. Çünkü “seçilmiş” ve “asil” kana sahip değiller}

III.Murad

5) Gelelim ünlü veziri azam Sokullu Mehmed Paşa’ya. Kanuni’den beri işlerin içinde olan Sokullu, zamanla ki özellikle III.Murad’ın hükümdarlığında birçok sorunla uğraşmıştır. Çok başarılı bir vezir olduğundan, çekemeyenler sürekli ona ayak bağı oluyordu. İsimleri İstanbul’a yol olan bu kişilerin amacı tabi ki şerefsizlik, yükselme, para, hırs ve bilimum ibnelikti. Sarayda gittikçe nüfuzu azaltılan Sokullu’nun yinede işleri yürütmeye çalıştığını görüyoruz. Ölümüne yakın habersiz kararlar alınmış, atamalar yapılır olmuştu. Adamları öldürüldü veya azledildi. Örneğin Amcoğlu ki Budin beylerbeyi olan ve Fülek kalesini zapt eden başarılı komutan Mustafa Paşa, Budin sarayına ve barut mahzenine yıldırım düşünce suçlu bulunmuş (?) idam edilmiştir. {tabi bizim için bu olaylar çok saçma gelse de, o zamanlar bu tip olaylar bir ilahi sebebe bağlanıp masum insanların öldürülmesine vesile oluyordu. Hristiyan ve müslümanlarda da benzer şeyler görülmüştür. Ülkenin refah seviyesi yükseldikçe bu tip bağnazlıklar azalmıştır. Yine tarihsel süreçte görülen hristiyan batı toplumunda bağnazlık azalıp refah yükselirken, Osmanlı toplumunda ise bağnazlık artıp refah seviyesi düşmüştür. Çevrenizde eğitimli ve eğitimsiz bir çok örnek görebilirsiniz. Mesela bir arkadaşımdaydım, bulaşık makinasından çıkardığı bardağı durularken bardak çatlayınca “nazarda çatlamış oldu” dedi. Ben “sıcak, soğuk su” ikilemi yapma gereği duymadım mesela. Burada da, yıldırımın düşüşünü buna bağlamışlardır. Tabi buna bağlayanlar dinsel bağnazlıklarından değil, dini araç olarak kullanıp halkı oyalamak, kandırmak, mevki sahibi olmak için kullanıyorlar. Burada Sokullu’nun zayıf düşmesi bir amaçtır. Misal vebanın sebebi avrupada yıkanmanın papa tarafından bir dönem yasaklanması değil, tanrının işidir ve içlerindeki kızıl saçlı cadı kadınların suçudur. Orta çağda, şimdi götümüzle güldüğümüz bu bahanelerle yönetici kesimi kendi beceriksizliklerini örtmüş, halkı oyalamıştır. Günümüzde ise yine benzer, yine insanları kandırmaya yönelik girişimler devlet tarafından halka sunulmaktadır. Mesela ülkemizde çoktan unuttuğumuz tren kazasının sorumlusu, eski trenlerle hız artırımı yapan bunun sonuçlarını değerlendiremeyen, gerekli güvenlik önlemlerini almayan ulaştırma bakanı değil makinisttir. Mesela madenciler içeride göçükten ölürken suçlu orayı denetlemeyen devlet, iş güvenliğini almayan patron değildir, suçlu lambasıyla içeri giren işçidir. İşte bu bahanelere bir Fransız vatandaşı eminimki götüyle gülüyordur, bizde ise mantıklıdır ve yeterli görülür. Refah ve eğitim seviyesinin yükselmesiyle bunlar aşılacaktır. Eğitimi üniversite bitirmek, refahı da kısa yoldan köşeyi dönmek yada kendini kurtarmak olarak gördüğümüz sürecede daha çok yol almamız gerektiği görülüyor. Bu sebeple bazı tartışmalarda insanlar geçmişi veya günümüzü yorumlarken suçluyu “din, ırk, mezhep, atatürkçülük, laiklik vb.” eksenine oturtarak konuşuyor. Asıl suçlu bu söylenen yapıları kendi çıkarları için kullanan insanlardır. Yoksa temel anlamda hiç bir kuram bir diğerini çok fazla tehdit etmez. Kullanılan bu argümanlar kötü niyetli insanlar tarafından sürekli kullanılır ve bu değerlere de zarar verir}. Neyse Sokullu bir ikindi namazı sadaka vermek için eğildiğinde {her zaman sadaka verdiği adama} kalbinden bıçaklanır ve ölür. Ölümüyle devlet başsız kalmıştır, çöküş dönemine yaklaşılmıştır. Soyu iki koldan günümüze kadar gelmiştir Sokullunun

6) Pek bir sefer görmediğimiz bu yüzyılda İran’la didişiyoruz. Oradaki savaşlar falan ayrıntısına girmeyelim, fakat paşalar arasında “sen gitme, ben gideyim” şeklindeki saray oyunları oldukça fazla.

7) Batıda ise 1590 yılına kadar Avusturya sınırında sorun çıkmamıştır. Karşılıklı haydutluklar falan… taki Bosna valisi cengaver Hasan paşa ağır saldırılar yapana kadar. Padişah III.Murad, paşayı uyarsa da onu başka bir yere almamış, olayların büyümesine sebep olmuştur. Avusturya bu ağır saldırılara karşı vergi vermeyeceğini söyleyip, Erdal, Eflak, Boğdan beylerini de el altından isyana teşvik etmiştir. 1593’te Hasan paşa bir kaleye saldırırken birçok beyiyle beraber köprünün çökmesiyle ölmüştür.

8) Sadr-ı azam Sinan Paşa, rakibi Ferhat Paşa İran’da önemli işler yapınca çekemeyerek atılıp batı tarafına sefere çıkılmasını istedi. Fakat saraydan çıkmayan salak herif, Avusturya’nın diğer beylerle birleştiğini bilmiyordu! Ferhat paşaya geçirsinde ne olursa olsundu zaten şerefsiz pezevenk. Papa teşvikiyle Alman imparatoru ve diğer beyler hep beraber haçlılarla birlikte hareket ettiler 1595

9) Aslında haçlılara Osmanlıya bağlı beylerin kaçış sebebi çok ağır vergiler, bozulan devlet düzeni ve rüşvetti. Yine celali isyanlarında anlatıcam. Ölülerden bile vergi alınır olmuştu nerdeyse. Çevredeki müslüman ahali kesilirken III.Murad ölmüş, yerine oğlu III.Mehmed geçmişti. Ferhat paşa İran’da güzel işler yapınca veziri azam olmuş, fakat ona muhalif damat İbrahim paşa sayesinde beş gün sonra azledilip yerine Sinan Paşa veziri azam olmuştur. Nihayet saraydaki bu karmaşa bitince ancak yönler Avusturya taraflarına çevrilmiştir.Voyvoda Mihal üstüne yapılan akında başarılı olunmuş, lakin esir vergisi almak için bir an tedbirsizlik yapılınca baskın yenmiş, ordu gerisindeki akıncıların hemen hemen hepsi ölmüştür. Bundan sonrada akıncı birliği bir daha neredeyse hiç kurulamamış ve kapanmıştır 1595

Sonraki yazıya buradan

II.Selim

Önceki yazıya buradan

II.Selimin Tahta Çıkışından 1699 Karlofça Anlş. Kadar

1) Belgrad’a gidince yeniçerilere cüluslarını ödemişlerdi fakat hepsini ödeyememişlerdi. Bunun üzerine çeriler toplanmış, İstanbul’da sarayın kapılarını kapatmayı planlamışlardı {buralarda bile, yeni dünya hakimi ve zengin toplumda bile çerilerin isyanını görüyoruz}. Edirne girişinde ilerlemeyip vezirleride tartaklarlar. Önlerine de katarak saraya geldiler. Padişah “paraları verilsin” deyince ancak saraya girebildi.

2) Sakız adası 1568’de alındı ve gözler Kıbrıs’a çevrildi.

3) Venedik elinde olan Kıbrıs, akdenizde alınmayan büyük bir adaydı. Veziri azam Sokullu Mehmed Paşa bu saldırı ilerde batıda guruplaşma yapacak diye çekincedeydi. Ona aleyhtar olan Lala Mustafa paşa ve yahudi Yasef Nasi teşvikleriyle fetva alınıp, şarabıyla meşhur Kıbrıs’a girildi. Venedik papa ya yardım için gitti, Osmanlıyı da yoklayıp barış yaptı fakat saldıracaklarını anlamıştı.

II.Selim

4) Alman imparator Maksimiliyan yeni barış anlaşması yapmıştı. Ayrıca Papa, Floransa dukasına “büyük duka” ünvanı verince küsmüştü. Bu sebeple “Ben karışmıyorum amcoğlu, işim var” dedi. Fransa kralı ise “sksen saldırmam” modundaydı. Zaten Osmanlıyla dostluğunu pekiştirmesi lazımdı {almanlar sebebiyle}. Katılmayı reddettiği gibi, olanları Padişaha anlattı. {burada Osmanlı Fransa’yla ilişkilerini iyi tutup bazı tavizlerde vermişti, çünkü çıkarları bunu gerektiriyordu}. İran’la da anlaşma sağlanamadı, çünkü Şahkulu Han Osmanlıyla anlaşmıştı {burada dikkati çeken nokta İran’la da görüşülmesi. Tarihte çıkarları gereği haçlılarla, daha doğrusu hristiyanlarla birçok görüşme yapılmıştır. Yani çıkar neyi gerektiriyorsa o görüşülüyor müslüman hristiyan denmeyip. Osmanlı zayıfladığında ise isyan veya saldırı yapmışlardır neyse anlatırız inşallah}.

5) İspanya, Papa, Malta bir kuvvet oluşturup gemilerle yardıma gelseler de fırtınaya yakalandılar ve geç kalıp çekildiler. Magosa kalesi bir yıllık kuşatmadan sonra alındı. Konya, Kayseri vs. tarafından göç aile getirildi, yine buradakiler (300 aile) anadoluya nakledildi.

6) Bu olaydan sonra Papa gayretle donanma yapmaya çalıştı. 278 gemiden oluşan donanma ile yine 240 gemiden oluşan Osmanlı donanması İnebahtı’nda savaştı. Savaşı kaybeden Osmanlı donanması dağıldı. Ulu Ali paşa gemileriyle kaçtı. Savaşı kazananlar törenlerle Roma da karşılanırken, abideler, gösteriler düzenlendi. Tekrar sefer için toplantılar yapılsa da anlaşamadıklarından dağıldılar {kazanılan zaferden sonra bile anlaşamıyorlar hala hristiyanlar dikkat}

İnebahtı Savaşı

7) Mağlubiyetten sonra bir nevi gaza gelen Osmanlılar, altı ayda 200 gemi yapıverdiler. Savaştan sonra salınmayan Venedik elçisi “acaba barış imzalanır mı” diye Vezir Sokullu’yu yakalamış, oda tarihi “biz sizden Kıbrıs’ı aldık kolunuzu kestik, siz bizim donanmamızı yenerek sakalımızı kestiniz. Kesilen kol bir daha çıkmaz, lakin traş edilmiş sakal daha gür çıkar” demiştir. {venedik elçisi de altına sçmıştır herhalde heh heh ve Osmanlı döneminin nasıl kuvvetli ülkesidir ki 6 ayda bir donanma daha yapmıştır görüyorsunuz}

8) Yazın gelmesiyle 250 gemiyle yola çıkan kaptanı derya, Venedik taraflarına gitti. Bir yıl evvel Osmanlı donanması yokolduğu için vur patlasın çal oynasın takılan Venedikliler, 6 ay sonra 250 gemiyle limanda Osmanlı gemilerini görünce şaşırmışlardır. Kaçıp donanmayı toplayıp gelseler de, saldırmak için büzük yememiş ve “bunları yine yensek, seneye 750 gemi gelirler mnkym” diyerek barış için elçi göndermişlerdir. Barış ile Kıbrıs alınmış, vergilere de devam edildiği gibi Zanta’nın vergisi de beş misli artırılmıştır. Arnavut sahilindeki Sobot, Sopota kaleleri toplarıyla, Kilis etrafındakiler madenleriyle beraber alınıyordu. Tarihçi Hammer “bu muahedenin şartları nazar-ı dikkate alınacak olunursa, İnebahtı muharebesini Türkler kazanmış zannolulur” demiştir. {yine burada son dönemde “Osmanlı savaştı, ama masada kaybetti” vb. sözleri duyuyoruz. Bunun salaklıkla, beceriksizlikle pek ilgisi yok. Dünya konjüktüründeki yerin neyse ona göre sen kazanıyorsun. İnebahtında kaybeden Osmanlı, gücünü kullanarak kazanmış gibi anlaşma yapıyor. İlerde tersi olacak tabiki. Kazanırken sırıtarak milletin adasını madenlerine el koyarsan, ilerde zayıflayınca ülkene yabancılar üs kurar işte bu işler böyle hacı}

9) Yemende bir ayaklanma oluyor. Aslında Yemen işi biraz karışık. Özetlersek, Yemen alınıp Rıdvan paşa beylerbeyi yapıldı (1565). Daha önce araları açık olan Mahmud Paşa, para dökerek (rüşvet ile yani) Mısır beylerbeyi olduktan sonra buranın büyük olduğunu söyleyerek ikiye ayırıyor. Başına da başkalarını getiriyor. İşte fırsattan istifade isyanla buralar elden gidiyor falan. İbnelikler diz boyu, o onun adamı, bu bunun adamı derken Sinan Paşa torpille buraya geliyor, düzeni sağlayıp bu sayede divana 7. vezir oluyor. Çok karışık ve rüşvetler döndüğünden yazmıyorum merak eden okuyabilir {allah belanızı versin emi}

Rüstempa Camii Sapanca

10) İnebahtında yenilince İspanyol amiral Don Juan Tunus’a geçti. Daha önce Turgut reis, son Tunus sultanı Mevlay Hasan’ı maymun edip buraları almıştı hatırlarsanız. İşte, daha önce tahta geçmek için babasının gözlerini oyduran Mevlay Hasan, İspanyollarla işbirliği yapıp buralara saldırdı. Lakin, Don Juan “buna güven olmaz lan” diyerek onu ailesiyle beraber Napoli’ye gönderdi, yerinede kardeşini kral yaptı. Sonraki sene buralara saldırılıp geri alınmış, başada Ali Paşa getirilmiştir (1575)

11) Osmanlıda bu dönemde kanal açma çalışmaları yapılmıştır. {ki bu çalışmalardan anlıyoruz ki tepedeki bazı adamların kafaları cidden çalışıyor}. Portekizlilerle hint okyanusunda dalaşmalar sebebiyle Akdenizdeki donanmanın oraya geçirilmesi projesi yapıldı. Suveyşte incelemeler yaptıran sokullu Mehmed paşa sonradan destek göremeyip projeyi iptal etti. Aslında birde Don-Volga arasındaki bağlantıyı yapmaya çalışan Sokullu, burada da Kırım hanının ayak oyunları sebebiyle vazgeçti. (Sokullu döneminin çok ilerisinde bir vezirdi) Padişah hatta bir sonuç elde edilemeyince “paralarını senden almalı” diyerek çıkıştı. Yine 1591 yılında ciddi olarak Marmara-Karadeniz birleşmesi düşünüldü. Koca Sinan Paşa oraları inceledi, rapor edip birleşmesi gerek noktaları tespit etti, taşınacak köyleri tespit ettirdi. Fakat vazgeçildi, çünkü Koca Sinan paşayı çekemeyenler padişahı sürekli fitleyip vazgeçirdiler. Yine ondan önce Mimar Sinan da buralarda çalışmıştır. Hatta Sapanca’da bir yaz kalmış camide yapmıştır. Ben ilkten inanmamıştım ama meğerse bu sebeple gelip camide yapmış adam ve sapancalılar bunu bilmez. {şu sonuç çıkıyor, birisi söylemişti sanırım Atatürk “tarihte en çok kahraman, en çokta hain çıkaran millet biziz” diye, aynen doğrudur. Muhakkak başka ülkelerde de vardır, fakat tarihsel konumumuz ve şimdiki yerimiz haklı çıkarıyor cümleyi. Yakın tarihe ben bir geleyim zaten, nasıl yardırıcam okursunuz burdan}

Sonraki yazıya buradan