Anayasa Hazırlıyor Birileri II

Arkadaşlar ben bu yazı dizisini yazıp bırakmıştım ( 1 yıl evvel). Bu sebeple bu yazıyı tekrar düzenleyip yeni çıkan raporlar ile beraber sunacağım. Başlayalım;

Bir önceki yazımızda dünyada basın özgürlüğü sıralamasında orta doğu seviyesinde bağımsız medya mensuplarımıza sahip olduğumuzu ve hızla çok daha aşağılara doğru indiğimizi anlatmıştım. Şimdi size benzer şekilde uluslararası yargı sıralamalarını ve adalet verilerini masaya yatıracağım.

Aslında bunları bir ara anlatmıştım galiba geçen sene ama üstünkörü geçmiştik. Burada temel alacağımız site http://worldjusticeproject.org/ adresi. Bu siteden dünyadaki bir çok ülke ile ilgili ayrıntılı yargı raporları alınabiliyor ve verilen raporlara göre değerlendirmeler yapılabiliyor. Biz hem geçen seneki hemde yeni çıkan rapor üzerinden konuşacağız.

Site ne yazık ki Türkçe değil. Ama zaten belirtilen şeyleri basitçe bile olsa anlayabiliyorsunuz. Buradan ayrıntılı ülke raporlarını indirebileceğiniz gibi malum biz Türkiye kısmı ile ilgileneceğiz.

Adsız

Basitçe tabloyu açıklarsak; Daire etrafında yargı ve etkileyecek/etkilenen şeyler bulunmakta. Size verilen puan ne kadar yüksek ise o kadar iyi durumdasınız demektir. Yani mümkün mertebe size içeride mor renk ile çizilen yargı çizelgesinin daireye yakın olması gerekmekte. Sizin mor daireniz ne kadar küçük ise siz adalet sistemi olarak olarak bir o kadar kötü ülkesiniz demektir.

Tabloya gelir isek görüldüğü gibi ülkemiz yaklaşık olarak doğu Avrupa ve Asya standartlarının bile altında bağımsız bir yargı indeksine sahip. Aşağıda vereceğimiz tablolar ile biraz daha iyi anlayacağınızı düşünüyorum. Bunlar 2015 ve 2016 yılları için verilen Dünya Yargı sıralamalarımız;

sm2
2015 Yılı Türkiye Yargı İndeksi
Adsız1.jpg
2016 Yılı Türkiye Yargı İndeksi

Burada yine basitçe anlatırsak bizim ülkemizin puanı 0.46 gibi düşük bir değerden 0.43 değerine düşmüş olduğu görülüyor. Dünyadaki diğer ülkeler ile kıyaslanır ise 2015 yılında 102 ülke arasında 80. olmuşken 2016 yılında ise 113 ülke arasında 99. sırada kendimize yer ediniyoruz.

Bundan daha vahimi ise ayrıntılarda gizli. Çünkü ülkenin yaşanabilir bir yer olması için başta gelen mekanizma adalet olmak ile beraber başka bazı faktörlerde devreye girmekte.

Şöyle ki; Hemen dünya ve bölge sıralamalarımızın altında bahsettiğimiz bu faktörleri görmektesiniz. Bunlar sırasıyla hükümetin kısıtlamaları, yolsuzluğun engellenmesi, hükümetin açık olması, insan hakları, güvenlik ve düzen, düzenleyici uygulamalar, sivil yargı ve son olarak da adalet sistemi olarak isimlendirebiliriz.

2015 yılı raporlarını incelediğimizde ülkemiz hükümet baskıları, yolsuzluk ve temel insan hakları alanlarında büyük bir düşüş sergilerken, 2016 yılında “ben niçin diğer alanlarda da düşüş sergilemiyorum ki?” diyerek iç güvenlik ve düzenleyici önlemler alanında da büyük düşüş sergilemektedir.

Bu sıralamada en önemli maddeler (elbetteki hem demokrasi hem de yaşanabilir bir ülke olması adına); Birincisi İnsan Hakları, ikincisi Bağımsız Bir Adalet ve üçüncüsü de Hükümetin Gücünü Kullanmasıdır.

Batı Bizi Kıskaniyooer

Raporu burada çok uzun bir şekilde yorumlayabilirim aslında ama gerek görmüyorum. Önem arz eden son maddelerde gördüğünüz gibi 2016 raporlarında (113 ülke arasında) İnsan Haklarında dünyada 105. Hükümetin Gücünü Kullanarak Baskı uygulamasında 108. ve Bağımsız Yargı kısmında da 75. sırada bulunmaktayız.

Adsız12.jpg
2016 Yılı Türkiye Yargı İndeksi Alt Katagoriler

Bunların ayrıntılarını raporu incelerseniz görebilirsiniz. Fakat yine rapordan dikkat çeken noktalar şunlar;

Hükümetin gücünü kötüye kullanması ile ilgili;

  1. Hükümet gücünü kullanarak bağımsız bir denetim uygulamıyor (0,29 puan)
  2. Hükümet gücünü kullanarak kendisinin denetlenmesini engelliyor (0,23 puan)
  3. Hükümet resmi görevleri kötüye kullanıyor (0,27 puan)
  4. Yasama alanında yolsuzluk (0,27)
  5. Sivil kuruluşun/kişinin hükümeti denetlemesi (0,24)

İnsan Hakları ile ilgili;

  1. İfade özgürlüğü kısıtlanıyor (0,23 puan)
  2. Din özgürlüğü kısıtlanıyor (0,18 puan!!)
  3. Özel hayata saygı duyulmuyor (0,24 puan!!)
  4. Örgütlenme özgürlüğü kısıtlanıyor (0,26 puan)

Bağımsız Yargı ile ilgili;

  1. Zamanında ve doğru yargılama yapılmıyor (0,32 puan)
  2. Yargıda ayrımcılık yapılıyor (0,25 puan!!)
  3. Yargı sistemi hükümetten veya siyasetten bağımsız karar veremiyor (0,13!! puan yuh)

Batı Faşizmi Bırak Ki Biz Devam Ettirelim

Arkadaşlar gördüğünüz gibi zaten bildiğimiz şeyler de ısrarla ülkenin daha demokratik bir noktaya geldiğini savunan ve yargıda yapılan uygulamaları görmeyen/görmek istemeyen kişilere bu yazdıklarım çok iyi ve istatistiksel verilerdir.

Rapora göre ülkemiz, Brezilya, Kamboçya, Macaristan, Makedonya, Sırbistan, Nikaragua ve Uganda ile beraber en çok yargıda gerileme eğilimi gösteren ülkeler arasında.

Bunlardan en önemlisi sanırım Adaletin Bağımsızlığı ve İnsan Hakları. İnsan haklarında 113 ülke arasında 105. olan bir ülkenin vatandaşı olarak açıkçası geldiğimiz bu noktadan utanıyorum.

Ve yargı sistemine karışan, kendinin denetlenmesine müsaade etmeyen, din ve mezhep ayrımcılığı yapan, ifade özgürlüğünü/protesto eylemini şiddetle tehdit ile bastıran bir hükümet hangi hakla “Özgür Bir Anayasa” girişiminde bulunuyor? En çok oyu alıp iktidara oturmak farklı şeydir özgür ve sağlıklı bir devlet kurmak çok farklı şeydir.

Uzattık son kısımda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde verilen bazı kararların (yukarıda ki “İnsan Hakları” maddelerinde bahsettiğimiz bazı şeyleri) ülkemize nasıl uygulanmadığını anlatacağız.

Hoşçakalın

Anayasa Hazırlıyor Birileri I

Bildiğiniz üzere hükümetimiz “darbe anayasası” diye üstüne basa basa yeni bir anayasa hazırlığının çalışmalarını hızla yürütmeye devam ediyor. Herkese de kapıları açıkmış. Sen teklifini yapıyorsun onlar reddediyor zaten ama kapısı açık mı açık. Bakalım ülkede yönetimin “Bağımsız Bir Anayasa” yapması için gerekli olan kriterler ne durumda?

Mecliste 40 çocuğun tecavüzünün incelenmesi için verilen önergeyi sırf muhalefet verdiği için reddeden adamlar “Biz herkesin değerlerine saygılıyız ve öyle olmaya devam edeceğiz. Bunlar işte batının oyunları efendim” diyerek bize anayasa yapmaya yelteniyorlar. Şimdi “senin yaptığın anayasaya güvenilmez” diyeceğim hop “vay darbe anayasası mı kalsın”. Bunlar işte hep deve kuşu gibi yaşamaktan kaynaklanıyor. Çok ilginçtir bir de şehirlere getirilen hükümet sözcüleri bize anayasayı değiştirmenin ve başkanlık sisteminin nimetlerini falan ballandıra ballandıra anlatıyorlar. Şehrime gelen Burhan Kuzu’yu dinlemeye gitmedim. Aslında gidip “Hocam dünya yargı sıralamasında 80. sıradaydık 2015 yılında Uganda bizden daha bağımsız bir yargıya sahip iken hangi özgür ve bağımsız fikirlerle bu anayasayı yapacaksınız?” diye sormak isterdim. Gerçi onu kabul etmezler. Az sonra vereceğim tablo verilerini ise götleri sıkıştığı için “faiz lobisinin bilmem neyi” diye bağlayacaklarından adım gibi eminim. Ama yok öyle. Bütün dünyanın saygı duyduğu sıralamalar ve uyarılar bize gerçek durumu göstermekte.

İlk olarak basın özgürlüğü konusunu ele alacağız. Bu konu hakkında bazı bağımsız rapor veren kuruluşlar olmak ile beraber benim izlediğim ve saygı duyulan https://freedomhouse.org sitesinin verilerini ele alacağız. Aşağıda tablo resimlerini koyuyorum.

son.jpg

Merak edenler için ayrıntılı hemde türkçe bir anlatım olmakla beraber bildiğimiz basın saldırıları ve son yıl içerisinde yapılan hukuksuz uygulamalar ile neden bu puanın verildiğinden bahsedilmiş.

Görüldüğü üzere Avrupa devletleri açısından basın özgürlüğünde en yakın rakibimize 9 puan fark atarak 71 puan ile sonuncu olmayı başarmışız. Dünya sıralamasında ise 156 puanlık başarılı bir baskı rejimiyle hedefimiz olan Orta Doğu hamlemizi gerçekleştirerek onların seviyelerine kadar düşmüşüz. Bu düşüşün haricinde çok daha vahim bir tablo daha önümüzde durmakta.

düşş

Basın özgürlüğünün son yılda düştüğü ülkeler bazında -6 puan ile Nauru (artık neredeyse) ve Bangladeş’in hemen arkasında Gambiya ve Burundi beraber kardeşçe en gerileyen ülke durumunda bulunmaktayız.

Yani ne anlatıyor bu tablolar? Özetle diyor ki; Arkadaşım senin Avrupa ile gelişmiş ülkeler ile her hangi bir bağın bulunmamakta. Sen Orta Doğu kıvamında bir basına sahipsin. Hatta sen bu gidişle Afrika kabilesi kıvamına geleceksin diyor.

Bu raporları neden veriyorum? Çünkü modern demokratik devletlerde bağımsız basın ve yayın organına sahip olmayan ülkeler hükümetlerini denetleyemez, özgürce haber alamaz, tarafsız basın organlarına sahip olamadığı için de propaganda/yalana sıkça maruz kalır. Adaletli bir devlet yapısı için bağımsız ve yorumsuz bir basın şarttır. Otokrat ve denetimden kaçmak isteyen, eleştiriden yoksun hükümetler her zaman ilk etapta bağımsız medyaya saldırır ve suçlamalarda bulunur.

Sonuç olarak ilk yazımızda Türkiye’de basının bırakın Avrupa’yı, Gambiya seviyesinde olan bir basın özgürlüğünde bulunduğunu görmüş olduk. Habertürk televizyonunda yayınlanan, Fatih Altaylı’nın sunduğu konuk olarak belkide ülkemizin en iyi 10 uluslararası hocasından olan Prof.Dr.Celal Şengör ve Prof.Dr.İlber Ortaylı’nın katıldığı “Teke Tek Özel” programına bile tahammül edemeyerek bizi dünyaya rezil eden baskıcı bir anlayışa da başka türlü bir rapor verilseydi şaşırırdık sanırım.

Yazımızı daha fazla uzatmadan ikinci kısımda uluslararası yargı raporlarını masaya yatırıp ayrıntılı değerlendirmesini yapacağız arkadaşlar.

Hoşça kalın

Doğruyu Aramak

Çok uğraşır insan tartışırken karşısındakini ikna etmeye. Farklı farklı fikirlerin tartışılması, bunların alışverişi her daim yararlıdır. Hem kişiler kendi fikirlerini bu alışverişlerde daha iyi tartma imkanı bulur, hemde karşısındakinin ne demek istediğini anlamaya çalışarak kendi fikirlerini daha iyi şekillendirir.

Elbette her zaman bu konu bu şekilde ilerlemez. Çünkü fikir tartışmasına girdiğiniz bir insandan beklediğiniz kriterler olmalıdır ve bu kriterler sizin içinde geçerlidir. Amaç doğruyu bulmaktır fakat gerçek doğrunun kişiden kişiye değişmediğini de bilmek gerekir. İnsani doğrular tarih boyunca kişilerin din, kültür ve geleneklerinden etkilenmiş, bunların doğrultusunda toplumlar yönetilmeye çalışılmıştır.

Bu temsil edilen doğrular Afrikanın küçük bir kabilesinde de, Güney Amerikanın büyük uygarlığında da bulunmaktadır. Lakin belirttiğimiz gibi din, kültür ve geleneklerden esinlenerek yaratılan ve “doğru” kabul edilen bu olguların üzerine inşa edilen toplumsal yasalar aslında gerçekten “doğru” olarak kabul edilemezlerler.

Örnek vermek gerekirse Meksika’da yaşayan ve oldukça büyük ve zengin bir uygarlık kuran Aztek İmparatorluğu son derece gelişmiş bir şehirleşme becerisine, tarımsal üretime ve üreme potansiyeline sahipti. Tanrılarına ise evrenin dengesini koruması için veya başka sebeplerle insan kurban ederlerdi. Bu yakalanan bir esir veya kendi içlerinden bakire bir küçük kızda olabilirdi. Esir tapınağa çıkartılır, göğsünden bıçaklanıp kanı akıtılırdı. Bazı esirlerin göğsü açılıp kalbi çıkartılarak yendiği bile oluyordu yani. Neyse ayrıntıya girmeyelim. Bazılarınızın sandığı gibi Aztekler öyle vahşi efendim manyak falan değildi yalnız. Zamanının en büyük şehirleri kendilerindeydi, toplumsal yasalar, vergi ve hiyerarşi çok üst düzeydeydi.

Veya ayrıntısıyla yazmayacağım onuru lekelendiği için yani kocası kendisini aldattığı için kendisini öldürmesi beklenen kadın, komşusu atını çaldığı için çocuğunu alan adam, sigara içtiği için kellesi kesilip koltuk altına verilen tiryaki vs. işte bu “doğru” kabul edilen olgular üzerine yapılan yasaların sonuçlarıdır. Bu sebeple belli bir grubun, kökenin, mezhebin veya dinin “doğru” kabul ettiği şeyler aslında tam anlamıyla bizi gerçek bir adalete götürmeyecektir.

Tarih boyunca bunun mücadelesini veren, yani kendi kabul ettiği değerler üzerinden yaptıklarını doğru kabul edip dayatanlar arasında savaşlar, ayaklanmalar, suikastler, cinayetler, tecavüzler vs. yaşanmıştır. 5 milyar yaşındaki dünya üzerinde bilinen yazılı 5 bin insan yılı işte bunlar ile doludur…

Ve yıllar geçtikçe, birbirlerini katlettikçe insanoğlu (bilim adamları ve düşünürler sayesinde elbette) bu kabul edilen şeylerin aslında doğru olmadığını anlamış. Hatta bilimsel devrimler sayesinde “doğru” diye kabul edilen ve bize zorla dayatılan şeylerin aslında insanların kendi korkuları, efsaneleri, dinleri vs. olduğunu ortaya koymuşlar. Sonra bu kafası çalışan bilim adamları demişler ki “Hacı herkesin bir dediğini diğeri tutmuyor bu böyle olmaz. Bilimsel olmayan şeyleri doğru kabul etmeyelim, artık birisi diğerine karşı kendi dinini, ırkını, mezhebini falan “doğru” olarak dayatmasın. Herkes istediği gibi yaşasın, başkasına bunlar üzerinden bir şeyler elde etmeye çalışana prim verilmesin ve cezalandırılsın” tarzı bir yapı oluşturmuşlar. Adına da  “laik demokratik hukuk devleti” demişler.

Peki yapıyı oluşturmuşlar da hemen istedikleri gibi olmuş mu? Olmamış. Çok mücadele vermişler. Kendi içlerinde ırk ayrımcılarıyla, kadını aşağılık varlık görenler ile, başka mezhepleri cehennemlik sayanlarla, kendi ırkını tanrının lütfuymuş gibi gösterenler ile mücadele etmişler ve hala da etmekteler.

Elbetteki mutlak bir doğruluğa ulaşılamayacak. Ama hedefimiz bu doğrultuda olmalı. Madalyonun bir yüzünü çevirip “evet ama adamlar sömürmüşler abi” laflarına getirebilirsiniz veya yaptıkları katliamlara. Doğrudur hala da belki öyledir. Ama hedefiniz en azından kültürel anlamda bu olmalıdır. Çünkü toplumsal geleceğinizin olmasını istiyorsanız bunu yapmalısınız..

Geçmişte din/tarım dengesini en iyi kullanan ve adaleti sağlamaya çalışan krallıklar büyümüşler ve imparatorluklar kurmuşlardır. Fakat artık bu yönetim anlayışları bahsettiğimiz sistematik devletlerin çok gerisinde kalmıştır. Temelini bilimsel araştırmaya ve bunun doğrularına dayamış olan ülkeler hızla diğer medeniyetleri geçmiş sonrada katlamıştır. Bu treni kaçırmamız demek belkide hiçbir zaman artık binemeyeceğimiz bir treni kaçırmamız anlamına geliyor olabilir. İleride yapacağınız sanayi hamleleri, gelişmiş ülkelerin bilimsel teknolojisi karşısında tanka ok atan yerlinin şaşkınlığıyla kala kalır şerefsizim. Çünkü 500 yıl evvel yapmadığınız sanayi hamlesini 100 yıl sonra yaptığınızda ona yetişebiliyordunuz. Bugün ise bilimsel teknoloji ve ilerleme katlanarak büyümekte. 100/200/400… yıl geriye düşüverirsiniz.

Voyager

Bu doğrulardan buraya geldik çünkü bu doğrular başkalarını sisteme ve bilime yöneltmiş. 1974’te güneş sistemi dışına uzay aracı gönderilmiş bizde hala yapılan en ufak bir proje yok!

Neyse uzatarak anlattığım bu şeylerin sonucunu fikir ve düşünce tartışmasına getireceğim bir sonraki yazımda. Aynı toplumsal veya devletsel doğrular gibi kişi de kendi fikir ve düşüncelerini “evrensel doğrular” üzerine inşa etmelidir artık. Geriye kalan yani bilimsel verilere ve doğrulara dayandırılmamış bilgi, fikir ve düşünce bizi düşünceler üzerinde kurulacak aydınlık bir felsefeye değil, anlamsız korkular, bağnazlıklar ve yalanlar üzerine kurulmuş kavram karmaşasına götürecektir. 

Devam yazımda bunlara değineceğim hoşçakalın..

HSYK Diyoruz

Aslında bir önceki yazıyı bağlayıp konuyu kapatacaktım ama yazı uzadı HSYK ya gelinceye kadar çok şey yazdık. Bu sebeple asıl meseleye ve yorumlarımızı dile getiremedik. İlk önce HSYK nedir bunu bilmekte bir yarar var. Gerçi yapısı ve oluşumuyla ilgili gerekli bilgileri kendi sitelerinden vermişler. Kısaca özetlersek işte davalara bakan hakim ve savcı atamalarının yerlerini belirlemek, gerek görülürse değiştirmek ve incelemek üzerine kurulmuş bir yapı. Yani yargı bağımsızlığını sağlayacak en temel kurumlardan bir tanesi.

Hafızamız balık olduğundan anasını satayım şöyle 4 yıl evvele gidelim 3 yılda olabilir neyse referandum zamanında işte bu HSYK yapısı değiştirildi arkadaşlar. Zamanında birçok referandum maddesi gibi bu madde kanunları da tartışıldı. 2010 yılında HSYK değişikliğiyle ilgili bu görüşmelerden değişik beyin fırtınaları ortaya çıktı. Hükümet “bu yapı belli bir zümreye ayrıcalık tanımakta, savcı hakim atamalarında tarafsızlığa gölge düşürdüğü gibi HSYK üye seçimlerinde de haksızlıklar yapılmaktadır. Yeni sistem ile HSYK üyelerini yargı çalışanları kendileri oy kullanarak seçecekler ve böylece demokratik yapı kuvvetlendirilecektir” demişti. Muhalefet kanadı ise bu seçime kuşkuyla yaklaşmış, HSYK başkanı olarak adalet bakanının yoksa müsteşarının atanmasına tepki göstermişti.

Ne olduğu malum. Referandum sonrası kabul edilen torba yasalar ile (torba yasa saçmalığını da konuşuruz bir ara) HSYK kanunu çıkarılarak yapısı değiştirildi. Her ne kadar toplantılara direkt katılamasa da başkan olarak adalet bakanının orada ne işi olduğu haliyle eleştirilmişti gerçi halada eleştiriliyordu. Bu söylediklerim bu son olaylardan önceki meseleler ha karıştırmayın. Tabi ortada ilginç bir durum da var. HSYK başkanı gündem maddelerini değerlendirip belirliyor mesela!! Yoksa müsteşarı belirliyor, yoksa toplanıyorlar ama karar alamıyorlar iyi mi 🙂 Tabi artıları da var. Mesela artık seçimle kendileri belirliyor birçok üyeyi yargı mensupları. Ve başkan birçok atama değiştirmeye falan direkt olarak karışamıyor. Yani öyleydi öyle zannediyorduk.

Güzel günlere ulaşacağımız, yeni bir demokrasiye araçlarımızı duble yollardan sürerek gideceğimiz hükümet tarafından dile getirilirken muhalefet ve bazı medya yazarları bir uyarıyı dile getirdiler o zaman. Dediler ki “ya bu HSYK üyelerini biz oylar ile belirleyeceğiz ama cemaatin yapılaşması var bu kurumda. İlerde hatta şimdi bile bu seçim sisteminde HSYK tarafsızlığını tümden yitirebilir” ve dediler ki “adalet bakanının yetkileri sınırlandırılmış gözükse de gündem maddesi bakan tarafından belirlendiğini ve bakan veya müsteşarı olmadan karar alınamayacağını söylemek gerekir. Bu yapı demokratik hukuk devletini tam olarak özümseyememiş ülkelerde tehlikelidir”. Elbette hükümetimiz yine madalyonun öbür yüzlerini göstererek “e ama İsveçte’de böyle bakın Fransada’da şöyle” vs. diyerek benzin zammı açıklaması gibi bizi yine kandırdığını zannediyordu.

Ulan İsveç’te öylede İsveç’te yargının içine sızan cemaat yapılanması mı var? Fransa’da başbakan çıkıp “efendim biz yasa çıkaracağız ama anayasa mahkemesi engelliyor zihniyetleri farklı” diye açıklama mı yapıyor? Orada belli şeyleri aşmışlar artık. İnsanların korktukları şey yargı bağımsızlığının bizim gibi gücü ele geçiren kesim tarafından işgal edilmesi, kontrol edilmesidir. Bu sebeple bazı avrupa yargı organları ve AB, adalet bakanımızın bu yapı içerisinde bulunmasına sıcak bakmamışlardır. AB her uyum sürecinde bunu dile getiriyor zaten.

Yani İsveç’i çıkarın arkadaşlar kafanızdan aha yukarıya bakın yani bir İsveç ile biz bir miyiz? Elbette bunları konuştuk biz geçti gitti dedik ya. Tarihler 17 aralık 2013 gösterince yolsuzluk dosyaları birden ortaya saçılıverdi. Başbakan “dün akşam uyuduğumda bir şey yoktu sabahleyin bir kaşıntıyla uyandım baktım ki mantarmış” diyerek birden ülke içine gizlenmiş bu yargı polis yapılanmasından bahsetmeye başladı. Ülkemizin geldiği bu ileri demokratik durumdan nasıl bir sonuç çıkarılabilir ki arkadaşlar?

Bir yanda ciddi demokratik sorunları olan, din sömürücüsü ve kapitalist bir liderin belkide muhtemel yolsuzluk dosyalarını silme çabasını görürken, diğer yanda ise demokratik hukuk devletinin temel direkleri olan yargı ve polis içerisinde yapılanmış, geçmiş dönemde Atatürk ve cumhuriyet ile sıkıntıları olduğu bilinen Gülen cemaat örgütünün belkide muhtemel sahte dava ve delillerini ortaya dökme çabasını görüyoruz. Bu olaylar tam anlamıyla bir rezaleti ve artık dibe vurmuşluğu gözlerimizin önüne seriyor.

Ve anlıyoruz ki bu olaylar neticesinde geçmişte kulislerde konuşulan “cemaat yargının içinde abi” lafımızın ciddi elle tutulur tarafı var artık ve bas bas bağırıyor. İlk önce bunun üstünde duralım. Demokratik hukuk devletinin temeli yargı bağımsızlığı ve özgürlüğüne dayanmaktadır. Vatandaşlarını özgürce yargılayamayan, yeterli cezaları veremeyen ve hükümetin veya herhangi bir oluşumun güdümüne girmiş olan yargı/polis kurumu adalet mekanizmasını hakkaniyetiyle yerine getiremez. Gerçek ve adil yargılamayı sağlayamayan devlet saygısını yitirir. Sonuçta insanlar adalet duygularını yitirerek kendi hukuk ve değer yargılarını insanlara dayatmaya başlarlar. Karışıklıklar, haksızlıklar ve boşa harcanmış suçsuz binlerce belki insan bu adaletsiz yargılanmaların kurbanlarıdır. Bu sebeple devlet içerisinde hangi kesime hitap ederse etsin bir tarafı destekleyen, kayıran ve ona ayrıcalıklar veren yargı sistemi kabul edilemez. Bu devlet dibine yerleştirilen bombadır unutmayın. Diğer yanda ise tahminimiz üzerine cemaatin yargı ve polis içerisindeki yapılanmasına ses çıkartmayan bir hükümet karşımızda duruyor bunu da söyleyebiliriz. Kendileriyle anlaşamayınca yapılan saldırıları “yalan, komplo, faiz lobisi” söylemleri hiç inandırıcı değil. Ortaya atılan bu yolsuzluk haberlerinin bir kısmı bana göre muhtemelen doğru olmalı. Elbette milyon dolarların döndüğü bu pazardan payını alacak olan vekiller, bakanlar, müdürler olacaktır. Ama davanın boyutları sanki Ergenekon veya Balyoz davaları gibi herkese özellikle çamur atmaya yönelik işaretlerle dolu. Bunu daha öncede görmüştük ve bu iftiraların belkide acısını hükümet şimdi çekmekte sanırım. Akıllanmışlar mıdır peki? Sanmıyorum…

Peki bu yargıdaki oluşum neden yaratıldı? Bir yapı neden oluşturuldu? Önceki cümlelerde söylediğimiz gibi sebebi demokratik olmayan yapımızdan dolayı mevcut iktidarların kontrol mekanizmalarını kullanma istekleri. İşte “HSYK seçimleri oy ile olsun” denilip peşinden “ama adalet bakanı da başkanı olsun” denmesinin sebebi bu! Kontrol etme isteği hafiften. Zaten cemaat ile beraber hareket ettikleri için yargıda ve poliste yapılanmayı kabul ettiler. Zamanla düzelir diye düşündüler daha doğrusu eskilerden zamanla kurtuluruz dediler zaten öylede olacaktı son olaylara kadar.

Tabi bu davalar ile beraber soruşturmaya inanılmaz bir müdahele geldi hükümetten. Görevden alınan polis emniyet müdürleri, savcılar falan derken işin açıkçası bku çıktı. Ne yargı kaldı ortada, ne bağımsızlık. Hükümetin yargıda yapılanma söyleminden sonra bunları yapması son derece doğaldı. Lakin bu hukuksuz görev yeri değişikliklerine HSYK toplanıp bir bildiri yayınladı. Özeti de okunabilir. Buna hükümetin cevabı sert oldu haliyle. Adabazarında verdiği gaz ile coştukça coşan başbakanımız HSYK hakkında bizim okuldan suç duyurusunda! bulundu. Bülent ARINÇ yine sırıtarak “yapılan bu açıklama yargıya müdehaledir ve hukuksuzdur” dedi.

Son olayları biraz daha ayrıntıladım ki atlamayalım hiç bir şeyi. Bu açıklamada hükümet HSYK’nın hukuksuz bir şekilde bildiri yayınlamasının yargıya müdahele olduğunu söylüyordu haklı olarak. Haklılar, çünkü HSYK başkanı veya müsteşarı onaylamadan bu bildiriyi yayınlayamıyorlar veya karar alamıyorlar gündem belirleyemiyorlar adamlar. İşte bu hukuksuzluğu protesto ediyor bazı avukatlarda ülkemizde.

Sormak lazım elbette o açıklamayı yapan avukat arkadaşa; “Arkadaşım haklısın HSYK başkan olmadan bir karar alıp bildiri yayınlayamaz bu kanuna aykırıdır. Lakin HSYK başkanı adalet bakanı değil midir? Adalet bakanının ne işi var HSYK’nın başında? Hükümete yöneltilen bir yolsuzluk suçlamasından sonra adalet bakanının bunları bilerek katılmadığı toplantı sonrası bu adamlar bir karar alamayacaklar mı yani? Bu saçma değil mi güzel kardeşim? AB uyum yasalarında her seferinde bu durum dile getirilmiyor mu?” diye. Soran yok tabi bunu bik bik konuşuyorlar neyi protesto ediyorlar ise. Ulan savcı, hakim atamalarıyla ilgili son tekliflerin ne hukuk ile ne adalet ile bir ilgisi yok bir kişi protesto etmiyor, HSYK başkanının katılmadığı toplantıda karar alınca yargıya müdahele etti diyerek protesto ediyor. Ne ayaksınız olm siz?

Tabi son HSYK yapı değişikliği taslağı artık işlerin garip bir hal aldığının göstergesi olmaya başladı. Hemen söyleyelim bu yapı değişikliği normal bir yapı değişikliği değildir. Dikkat! Bu değişikliğin özü kısaca “biz istediğimizi HSYK ya seçeriz, istediğimizi istediğimiz gibi atarız, istediğimiz adamı savcı atarız istersek görevden alırız kralız lan biz” dir. Aklı mantığı olan bir insanın bu değişikliği kabul etmesi zaten beklenemez. Kabul edenler siz ayrılın arkadaşım sizin olayınız farklı muhtemelen sizin demokrasiyle hakla işiniz yok hadi anam.

Fakat insanların yakalayamadığı bir şey var. 10 ocak 2014 günü HSYK başkanvekili Ahmet HAMSİCİ bu durum ile ilgili açıklama yaptı. Bizim şerefsiz basın bir kelimesini bile konuşmadı bu kadar satılmış uyuşuk ibne medya ben hayatımda görmedim. Adamı dinlerseniz benim düşündüklerimi söyledi ki bu durum benim müdür oluşumdan kaynaklanıyor olabilir. İşte adalet lazım, yapı değişikliği kabul edilemez ve anayasaya aykırıdır vs. Ama sonda bir şey söylüyor beyler bayanlar. Yazayım;

“Teklif kanunlaşır ve yürürlüğe girerse HSYK’nın tüm çalışanlarının görevi sona erer. Üyelerin dairelerdeki görevleri iptal olur. Bakan 2-3 gün içinde yeni Kanuna göre atama, tayin, seçme gibi yetkilerini kullanarak kurulu yeniden dizayn eder. Bu arada kanun Anayasa Mahkemesine götürülür. Anayasa Mahkemesi kısa süre içinde yürütmeyi durdurma verebilir ve ardından da iptal edebilir. Ancak bunun bir anlamı olmaz. Zira iptal sonrası eski kanun hükmü yürürlükten kaldırıldığı için uygulanamaz. Yeni kanun hükmü de iptal edilmiştir. İptal edildiği gün itibariyle yeni kurulan yapı ise o şekliyle kalır. Ta ki yeni bir kanunla düzenleme yapılıncaya kadar. İktidar Partisi de bu düzenlemenin anayasaya aykırılığını ve sonuçlarını bilerek bu düzenlemeyi yapmak istemektedir.”

Gördüğünüz gibi hükümetimizin amacı mevcut yapıyı bu şekilde değiştirmek değildir. Zaten bunun anayasa mahkemesi tarafından iptal edileceğini biliyor badem bıyıklılar. Amaçları mevcut HSYK kadrosunu komple değiştirerek tümden kendi ekibini oraya monte etmektir. Bu sayede “gelsin savcı gitsin avcı” dönemine girerek hem “efendim referandum ile halkımızın oylarıyla belirlenen HSYK seçimlerinin sandık ile yapılmasını sağlamıştık. Sonradan yeni kanun teklifini oluşturduk ama anayasa mahkemesi kabul etmedi. Bizde geri adım atıyoruz demokrasinin gereği budur ehehe” diyerek millete yalan söyleyecekler, hemde bu yapıyı sahte bir kanun teklifiyle değiştirerek yargı bürolarında cirit açacaklardır. Bu şerefsizliğin, ahlaksızlığın, tükenmişliğin artık doruk noktasıdır ve gelinen nokta bizim için hiç iç açıcı değildir.

Kabul edelim yargı ve polis içerisinde yapılanmış cemaat grupları kesinlikle temizlenmelidir. Lakin bunun kullanılarak komple yargı denetiminin iktidar tarafından ele geçirilmesinin de önüne geçilmelidir. Demokratik hukuk devletinin ayakta kalması için bazı ayakları bağımsız olabildiği kadar bağımsız olmalıdır. Bu ayaklar çeşit çeşittir. Cumhurbaşkanlığıdır, bakanlıklardır, meclistir, ordudur, polistir, yargıdır, YÖK’tür, medyadır vs. Mevcut toplum yapımız ve insanımız demokrasiyi bilmediği ve onu “ben kazandım seçimi artık benim dediğim olacak ne güzel ekerekeke” diye algıladığı için  iktidara gelen parti bu ayakları ele geçirmeye çalışır. Tarihte hep böyle olmuştur şimdi de böyledir. Bu iktidarların amaçları demokrasiyi kuvvetlendirmek özgürlüğü serbest bırakmak değildir. Amaçları bu devlet mekanizmalarını kullanarak gücü ellerinde tutmak, alttakini ezmek, yeri gelirse bu gücün içinde ballı kaymağı da götürmektir.

Şimdi bu yapıda mevcut iktidarımızın durumuna bakarsak ellerinde olmayan gücün sadece yargı ve polis birimleri olduğu anlaşılmaktadır. Bu yapıları dolaylı yoldan yani cemaat eliyle kontrol eden hükümetimiz artık neden olduğu bilinmez bir çatışmayla birbirlerine savaş açmışlardır. Peki kim kazanacak? Dedik ya kazanan olmayacak işte yine bizim mal insanımız kaybedecek afedersiniz. Ben böyle deyince alınıyor bazı arkadaşlar ciddi ciddi. Sen iki kitap okumayacaksın, kapitalizmi bilmeyeceksin, dünyanın sermaye piyasasından haberin olmayacak, bilgi birikimin internetten kopyala yapıştır şeklinde olacak ondan sonra “efendim ben mal değilim bana saygı duyacaksın”. Duymuyorum arkadaşım kusura bakma. Sen domatesi çiftçi kaça satıyor bilmiyorsun, tarım ne halde, dış borç ne halde haberin yok. Başbakan diyor ki “faiz lobisinin oyunları halkbanka saldırı bunlar” falan. Ulan borsada şirketimiz mi var bizim? Halk bankası fonları kimin elinde bizim elimizde mi? Bankalar ve borsa yabancı şirketlerin elinde ey bre cahil insan. Artık eskisi gibi değil işler. Ekonomik darbeyi bu şirketlerde yiyor hatta asıl onlar yiyor! Hala yok faiz lobisi yok yabancı bilmemnesi. Madem çok şikayetçisiniz faiz lobisinden borç almayın. Adamlardan her yıl milyarlarca dolar borç alıyorsunuz.

Neyse lafı uzattım yine sinirlendim bak. Efendim gidişat cemaat kazanırsa da hükümet kazanırsa da iyi değil. Cemaat kazanırsa yargı içerisindeki bomba yaşamaya devam edecek. Hükümet kazanırsa, hükümete soruşturma açan adamı hükümetin adamları belirleyecek. Medyası suskun, üniversitesi suskun, cumhuru suskun, polisi suskun ve yargısı suskun bir ülke olacağız. Bunun adı demokratik hukuk devleti değildir ve bu yapıdan gittikçe uzaklaştığımızın işaretlerini almaktayız ama sınırdayız sanki artık. Yani yarın uyansak televizyonu açsak başbakan “artık ülkede demokrasiyi kaldırıyorum benim tek adam” dese normal karşılayacak vaziyete gelmişiz o denli yani. Devam ederiz estikçe yazmaya bakıyorum 5 saatte yazmışım bunları kolay değil saygı duyun bana…