Anayasa Hazırlıyor Birileri II

Arkadaşlar ben bu yazı dizisini yazıp bırakmıştım ( 1 yıl evvel). Bu sebeple bu yazıyı tekrar düzenleyip yeni çıkan raporlar ile beraber sunacağım. Başlayalım;

Bir önceki yazımızda dünyada basın özgürlüğü sıralamasında orta doğu seviyesinde bağımsız medya mensuplarımıza sahip olduğumuzu ve hızla çok daha aşağılara doğru indiğimizi anlatmıştım. Şimdi size benzer şekilde uluslararası yargı sıralamalarını ve adalet verilerini masaya yatıracağım.

Aslında bunları bir ara anlatmıştım galiba geçen sene ama üstünkörü geçmiştik. Burada temel alacağımız site http://worldjusticeproject.org/ adresi. Bu siteden dünyadaki bir çok ülke ile ilgili ayrıntılı yargı raporları alınabiliyor ve verilen raporlara göre değerlendirmeler yapılabiliyor. Biz hem geçen seneki hemde yeni çıkan rapor üzerinden konuşacağız.

Site ne yazık ki Türkçe değil. Ama zaten belirtilen şeyleri basitçe bile olsa anlayabiliyorsunuz. Buradan ayrıntılı ülke raporlarını indirebileceğiniz gibi malum biz Türkiye kısmı ile ilgileneceğiz.

Adsız

Basitçe tabloyu açıklarsak; Daire etrafında yargı ve etkileyecek/etkilenen şeyler bulunmakta. Size verilen puan ne kadar yüksek ise o kadar iyi durumdasınız demektir. Yani mümkün mertebe size içeride mor renk ile çizilen yargı çizelgesinin daireye yakın olması gerekmekte. Sizin mor daireniz ne kadar küçük ise siz adalet sistemi olarak olarak bir o kadar kötü ülkesiniz demektir.

Tabloya gelir isek görüldüğü gibi ülkemiz yaklaşık olarak doğu Avrupa ve Asya standartlarının bile altında bağımsız bir yargı indeksine sahip. Aşağıda vereceğimiz tablolar ile biraz daha iyi anlayacağınızı düşünüyorum. Bunlar 2015 ve 2016 yılları için verilen Dünya Yargı sıralamalarımız;

sm2
2015 Yılı Türkiye Yargı İndeksi
Adsız1.jpg
2016 Yılı Türkiye Yargı İndeksi

Burada yine basitçe anlatırsak bizim ülkemizin puanı 0.46 gibi düşük bir değerden 0.43 değerine düşmüş olduğu görülüyor. Dünyadaki diğer ülkeler ile kıyaslanır ise 2015 yılında 102 ülke arasında 80. olmuşken 2016 yılında ise 113 ülke arasında 99. sırada kendimize yer ediniyoruz.

Bundan daha vahimi ise ayrıntılarda gizli. Çünkü ülkenin yaşanabilir bir yer olması için başta gelen mekanizma adalet olmak ile beraber başka bazı faktörlerde devreye girmekte.

Şöyle ki; Hemen dünya ve bölge sıralamalarımızın altında bahsettiğimiz bu faktörleri görmektesiniz. Bunlar sırasıyla hükümetin kısıtlamaları, yolsuzluğun engellenmesi, hükümetin açık olması, insan hakları, güvenlik ve düzen, düzenleyici uygulamalar, sivil yargı ve son olarak da adalet sistemi olarak isimlendirebiliriz.

2015 yılı raporlarını incelediğimizde ülkemiz hükümet baskıları, yolsuzluk ve temel insan hakları alanlarında büyük bir düşüş sergilerken, 2016 yılında “ben niçin diğer alanlarda da düşüş sergilemiyorum ki?” diyerek iç güvenlik ve düzenleyici önlemler alanında da büyük düşüş sergilemektedir.

Bu sıralamada en önemli maddeler (elbetteki hem demokrasi hem de yaşanabilir bir ülke olması adına); Birincisi İnsan Hakları, ikincisi Bağımsız Bir Adalet ve üçüncüsü de Hükümetin Gücünü Kullanmasıdır.

Batı Bizi Kıskaniyooer

Raporu burada çok uzun bir şekilde yorumlayabilirim aslında ama gerek görmüyorum. Önem arz eden son maddelerde gördüğünüz gibi 2016 raporlarında (113 ülke arasında) İnsan Haklarında dünyada 105. Hükümetin Gücünü Kullanarak Baskı uygulamasında 108. ve Bağımsız Yargı kısmında da 75. sırada bulunmaktayız.

Adsız12.jpg
2016 Yılı Türkiye Yargı İndeksi Alt Katagoriler

Bunların ayrıntılarını raporu incelerseniz görebilirsiniz. Fakat yine rapordan dikkat çeken noktalar şunlar;

Hükümetin gücünü kötüye kullanması ile ilgili;

  1. Hükümet gücünü kullanarak bağımsız bir denetim uygulamıyor (0,29 puan)
  2. Hükümet gücünü kullanarak kendisinin denetlenmesini engelliyor (0,23 puan)
  3. Hükümet resmi görevleri kötüye kullanıyor (0,27 puan)
  4. Yasama alanında yolsuzluk (0,27)
  5. Sivil kuruluşun/kişinin hükümeti denetlemesi (0,24)

İnsan Hakları ile ilgili;

  1. İfade özgürlüğü kısıtlanıyor (0,23 puan)
  2. Din özgürlüğü kısıtlanıyor (0,18 puan!!)
  3. Özel hayata saygı duyulmuyor (0,24 puan!!)
  4. Örgütlenme özgürlüğü kısıtlanıyor (0,26 puan)

Bağımsız Yargı ile ilgili;

  1. Zamanında ve doğru yargılama yapılmıyor (0,32 puan)
  2. Yargıda ayrımcılık yapılıyor (0,25 puan!!)
  3. Yargı sistemi hükümetten veya siyasetten bağımsız karar veremiyor (0,13!! puan yuh)

Batı Faşizmi Bırak Ki Biz Devam Ettirelim

Arkadaşlar gördüğünüz gibi zaten bildiğimiz şeyler de ısrarla ülkenin daha demokratik bir noktaya geldiğini savunan ve yargıda yapılan uygulamaları görmeyen/görmek istemeyen kişilere bu yazdıklarım çok iyi ve istatistiksel verilerdir.

Rapora göre ülkemiz, Brezilya, Kamboçya, Macaristan, Makedonya, Sırbistan, Nikaragua ve Uganda ile beraber en çok yargıda gerileme eğilimi gösteren ülkeler arasında.

Bunlardan en önemlisi sanırım Adaletin Bağımsızlığı ve İnsan Hakları. İnsan haklarında 113 ülke arasında 105. olan bir ülkenin vatandaşı olarak açıkçası geldiğimiz bu noktadan utanıyorum.

Ve yargı sistemine karışan, kendinin denetlenmesine müsaade etmeyen, din ve mezhep ayrımcılığı yapan, ifade özgürlüğünü/protesto eylemini şiddetle tehdit ile bastıran bir hükümet hangi hakla “Özgür Bir Anayasa” girişiminde bulunuyor? En çok oyu alıp iktidara oturmak farklı şeydir özgür ve sağlıklı bir devlet kurmak çok farklı şeydir.

Uzattık son kısımda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde verilen bazı kararların (yukarıda ki “İnsan Hakları” maddelerinde bahsettiğimiz bazı şeyleri) ülkemize nasıl uygulanmadığını anlatacağız.

Hoşçakalın

Demokratik Hukuk Devleti

Bu sabah internetin ve telefon hatlarının kapalı olmasından dolayı oldukça gergin bir gün başlangıcı gerçidim. Malum Laik Demokratik Hukuk ilkelerine bağlı Cumhuriyet muhtemelen böyle bir şekilde yıkılacağından “acaba şimdi mi?” diye düşündüm. Elbette hükümetin ve devletin bu kadar karışık bir ortamda böyle bir girişime girmesinin sırası olmadığına daha fazla kanaat getirerek “bakalım neler olmuş” diyerek etrafı soruşturdum.

Bazı arkadaşlarım “İnternet çalışmıyor DNS değiştirdim olmuyor” tarzı cümlelerinden beni telekom bilgi işlem merkezi zannetmelerini kınıyorum. Artık DNS ile girme dönemlerinin de sonlarındayız zaten. Fazla kalmadı az dayanın derim.

Neyse meğerse gündem gece alınan HDP vekilleriyle ilgiliymiş ve elbette patlayan bombalar falan varmış. Ölen askerlere ve patlamada parçalananlara Allah’tan rahmet dilerken yapılacak bir şey olmadığını, her orta doğu ülkesi gibi bunun da hemen ertesi günü unutulacağını söylerek taziyelerimi bildireyim. Ben tutuklanan milletvekilleri ile ilgili görüşümü bildirmek istiyorum.

Malum peşinen çıktığım ve görüştüğüm bir çok arkadaşım olayı çok normal karşılayıp tutuklanmayı hakettiklerini dile getirdiler. Zaten ülke geneli olarak kah gelen şehit haberleri kah patlayan bombalar dolayısıyla biriken bir sinir olduğundan bu da son derece normal karşılanacak bir şeydir. Fakat yapılan bu tutuklamalar kesinlikle yanlıştır ve demokratik hukuk sistemine aykırıdır! Elbetteki bu PKK terör örgüte destek vermek demek değildir. Açılayalım;

Demokratik Hukuk Devleti nedir? Nasıl olmalıdır?

Demokratik hukuk devletlerinde toplum bireylerini oluşturulan kanunlar korur. Kanunlar belli hukuksal düzenlemeler ile evrensel değerlerden destek alarak mecliste yaratılır. Kanun yapıcıları ise halk demokratik ve tam bağımsız bir seçim ile toplumda yaşayan insanlar seçer. Seçilmiş kişiler bazı demokratik hukuk toplumlarında “Kürsü Dokunulmazlığı” hakkı dolayısıyla dokonulmazlık alırlar ve istediklerini kürsüden söyler ve tartışırlar. Ülkemizde de bu dokunulmazlık hakkı çok daha ileri boyutlarda (yolsuzluk, torpil, fesat, terör vb.) dahil olmak üzere gözardı edilerek bir zırh gibi kuşanılır.

Peki demokratik hukuk sistemlerinde dokunulmazlığa sahip olan kişi istediğini yapabilir mi? Elbette yapamaz. Bu yine seçilen kişiler veya sistemin denetimiyle (bağımsız bir üst yargı veya senato) ile denetlenebilir, soruşturma açılabilir veya dokunulmazlığı bireysel olarak kaldırılabilir.

Siyasi tarihimizde bir çok parti mensubu çeşitli bahaneler ile dokonulmazlığı kaldırılmış veya partisi mahkemelerce kapatılmıştır. Bunun haklılığı veya haksızlığı veyahutta sebepleri konumuz değil. Bunları toplum değerlendirir ve kararını yine demokratik seçimler ile belirler.

Bahsettiğimiz üle sistemimiz bir çok demokrasi katliamına seyirci olmuş, ideolojik ve çıkar uğruna bir çok kişi siyasetten keyfi olarak uzaklaştırılmış veya partisi kapatılmıştır. Bunlar genel anlamda darbeler içinde olduğu gibi siyaset içinde de gerçeleştirilmiştir.

Örneğin yüksek oy potansiyeli olan Erbekan ve partisi iktidarda etkili olduğu vakit bir dönem sürekli “Bunlar şeriatçı Atatürk düşmanı efendim” diye karalanıp partilerine baskı yapılmış veya kapatılmıştır. Amaç ne Atatürk’ün korunması ve demokrasinin bekçiliğidir. Amaç siyasi oyları kendi merkezinde toplamaktır. Keza yer yer Ecevit’te komünizmle suçlanmış ve bunlarla mücadele etmiştir veya işte sol paritlerden de kapatılanlar olmuştur.

Neyse uzatmayalım. Bu anti demokratik siyasi yaklaşım ve kapatmalar bile oluşturulan Demokratik Hukuk sisteminde “yasalar aracılığı” ile yapılmış şeylerdir.

Demokratik Hukuk Devletlerinde seçimle meclise gönderilen kişiler hiçbir yargı kararı olmadan üstelik dokunulmazlıkları varken apartopar gözaltına alınması kabul edilemez bir davranıştır.

Vatan Hainlerini Mecliste Besleyelim Mi?

Bir kere vatan haini kavramı salt terörizm desteği ve fikir beyanı ile açıklanabilecek bir kavram değildir. Devlet malını çalan, devletin kurumlarını ele geçirip kuvvetler ayrılığını yıkarak yargı, eğitim, asker, polis, meclis, cumhurbaşkanlığı sistemini kendi tekeline bağlayanlar/bağlamak isteyenler, kendi çıkarları doğrultusunda ikili anlaşmalarla ülke geleceğini satan, iktisadi yapısını yabancı sermayeye peşkeş çeken, kendi kafasına göre hukuksuz tutuklamalar ve işkenceler yapanlar da vatan hainidir!

Vatan haini diyerek hukuksuz bir şekilde tutuklanan kişiler 10 yıl evvelde, dünde bugünde teröristler ile ilişkiler içerisinde olan kişilerdir. Bunlar yeni ortaya çıkmış gibi birden saldırmanın ve tutuklamanın amacı nedir?

Amaç teröristler ile iş birliği ise bu adamlar yıllardır mecliste değiller midir?

Keza amaç vatan hainlerinin temizlenmesi ise o mecliste adam kalır mı?

Yapılan bu tutuklamalar (terör eylemlerine destek olan vekiller tutuklansa da) demokratik hukuk devletini hiçe saymaktır. Hiç bir kurum veya oluşum seçimle oraya gönderen vekilleri şu andaki yasalar çerçevesinde tutuklayamaz (Gerekirse dokunulmazlığını kaldırıp yargılar).

Türkiye tam olarak bir guguk kuşu devleti haline gelmiştir. Teröre destek olan parti mensuplarının alınması sevindirici olduğu kadar hukuk adına düşündürücü ve üzücüdür. AKP hükümeti yıllardır yarattığı ve beceremediği devlet-cemaat yapılanması ve devlet-PKK anlaşmasını eline yüzüne bulaştırmış, ülkede zaten az olan adalet güvencesini sıfırın altına indirmeyi başarmıştır.

Çekincem yarın meclise gönderilen diğer parti vekillerinin de benzer şekillerde tutuklanması ve meclisin artık içi boş bir arı kovanı haline getirilmesidir.

Bizi bekleyen en büyük tehlike birilerinin silahlanması ve askerle çatışması değildir. En büyük tehlike bağımsız devlet kurumlarının yıkılması ve adalet sisteminin çökmesi sonucu bir iç savaşın kapımızda olmasıdır.

Demokratik Hukuk Devleti bu iç savaşın engelleyicisidir. Kendi keyfi hukuk sistemlerini kuranların dönüp orta doğu devletlerine bakmaları yeterlidir.

Saygılarımla..

Fransa’da Bir Cinayet

Fransa’da yakın zamanda hepimizin bildiği bir terör saldırısı yaşandı. Hz.Muhammed’de hakaret eden bir karikatür çizdiği için (Charlie Hebdo dergisi), iki müslüman tarafından otomatik tüfekler ile öldürüldü. Daha önceden planlayıp öldürmeye karar verilen kişiler de dahil olmak üzere tam 12 kişi ne yazık ki bu saldırıda hayatını kaybetti.

Yazılarıma bakarsanız komplo teorilerini hemen hemen hiç sevmem. Yani bu olayın müslüman coğrafyaya karşı tepki niteliği doğurması için şunun tarafından yaptırıldı falan beni pek ilgilendirmiyor. Ben olaya bakarım ve neticesinde sonuca bakarım. Ha birde insanların olay hakkında ne düşündüğüne bakarım.

Aslında yazmıyacaktım ama yazıyoruz. Tekrar ve tekrar en azından beni okuyanlar, arkadaşlarım tanıdıklarım veya tanımadığım azınlık için bir bakış açısı olsun diye….

Yaşanılan olay neticesinde dünyanın hemen hemen bütün devletleri bu olayı kınamak ile beraber birde gidip yürüyüşlere falan katıldılar biliyorsunuz. Sormak istiyorum “eyyy dünya liderleri, dünyanın dört bir yanında katliamlar ve terör saldırıları olur iken neredesiniz? Neden bu terör saldırısını bu kadar göz önünde tutuyorsunuz? Diğer ülkelerde zulme uğrayan, sakat kalan, öldürülen insanlar için bu dayanışmayı neden sergilemiyorsunuz?”..

Ve yine bu saldırının Hristiyan dünya tarafından, tıpkı 11 Eylül saldırılarında olduğu gibi bilerek Müslümanlara yönelik bir ön yargı amacıyla kullanılmaya başlandığını açık bir şekilde düşünmeye başladım ne yazık ki. Çünkü çok istediğimiz demokratik topluluğun ve özgürlüğün sadece kendi insanlarına yönelik olmasını isteyen uygar ülkeler, çıkarlarının doğrultusunda bu fırsatları (planlı veya beklenmedik) değerlendirmekte oldukça başarılılar. Her ne kadar bıyık altından “olayın müslümanlar ile bir ilgisinin olmadığını” söyleseler de bilinçaltında bir dışlamanın kokusu burunlara gelmekte.

Elbette bu madalyonun bir yüzü. Bunlar bir taraftan da ne sebeple olursa olsun “haklı” olarak yapılan şeyler. Ölenler dinlerle dalga geçtikleri için değil, dalga geçtikten sonra öldürüldükleri için haklılar. Çünkü demokratik hukuk devleti dediğimiz şey böyle bir şey….

İnternette yorumlara bakıyorum, ölen karikatüriste yapan saldırıya üzülenlere, bunu protesto edenlere karşı hep aynı orta çağ cevapları verilmiş; “efendimiz ile dalga geçersen olacağı budur” veya “eee tabi hemen özgürlük deyip protesto edin sizde cehennemde yanın” veya “eden bulur özgürlük bu değildir” veya “bilmem nerede ölürken insanlar sesiniz çıkmıyordu şimdi konuşun” vb. benim adıma içi oldukça boş olan ve “yaşanan terör saldırısının kınanmasına” değil, kendi benliklerinde yaşattıkları vahşete seslenen insanların cümleleri bunlar.

Bunları söylediğimiz için belki kızacak bazılarınız ama ne yazık ki böyle arkadaşlar. Hala öğrenemediğimiz bir şey var. Bizi hayvandan, eski çağlarda yaşayan insanlardan, kafanıza düşen taştan ayıran bir şey.. Bunun adına “demokratik hukuk devleti” deniyor. Bu düzen içerisinde insanların kişisel hakları, özgürlükleri ve korunması toplum tarafından güvence altında.

Özet geçersek çok karıştırmadan; Birisinin özgürlük dediğimiz hareketleri, konuşmaları ve düşünceleri, başkalarının özgürlük ve haklarına saldıramaz. Eğer bir saldırı var ise toplumsal hukuk kuralları içerisinde cezalandırılırlar. Hemen hemen bütün demokratik hukuk devletlerinde işlenen cinayetlerin cezası bile “ölüm” değildir. Bu devletler cinayet işleyenlerin bile eğer düzgün bir hayat yaşasalardı böyle davranmayacaklarını ve rehabilite edilerek geri kazanılacağını düşünürler. Hiç bir demokratik hukuk devletinde düşüncenden dolayı, yazdığından, çizdiğinden dolayı bir insan öldürülmez. Ancak sizi öldürmeye çalışır ise onu öldürme veya yaralama hakkınız vardır.

Bu yazıyı bir kez daha okuduktan sonra devam edelim lütfen. Yani “bana hakaret etti, edemez onun ….rım” deyip kafasında pompalı tüfeği patlatırsanız kusura bakmayın 20 yıl hapis cezasını yersiniz. Elbette bu cezalara göre insanlar göze aldıkları şeyleri yapabilirler. Arabanın birisi sizi hızlıca solladı ise onun yolunu keserek bacaklarını kırabilirsiniz (3-10 yıl hapis yersiniz ama). Toplumsal yasalar ve cezalar bu olayları engellemek için konulmuştur. Bunların dışında ise toplumunuzun bu yasa ve cezalara bakış açısı da çok önemlidir. Bizde bu toplumsal adalet duygusu bakımından sıkıntılar vardır. Yani henüz neyin “özgürlük” ve neyin “demokratik düşünceye karşı verilecek cevap” olduğu bilinmemektedir. Bilinmediği için yolda karınıza birisi laf attığında “sen kime laf atıyorsun lan” diyerek belindeki bıçağa, kırmızıda geçen adama küfür edip durdurup  yakasına, okey çalan arkadaşınıza kızıp silaha sarılıyoruz… Bunun suçu demokratik toplum yapısını tam anlayamamış insanlarımızda olmak ile beraber, demokratik hukuk devletini oluşturamayan devlet büyüklerindedir.

Demokratik hukuk devletinin adalet sistemine inanmayan insanlar kendi adalet sistemlerini getirirler. Biz kendi adalet sistemimizi, evrensel özgürlük ve demokrasi olarak kabul edemeyiz. Çünkü kişiden kişiye din, adalet, eşitlik, hukuk değişir. Birisine “ne kıvırtıyorsun be güzelim” dersiniz “anandan öğrendim” der gülüp geçer. Birisine “sen sırada değildin yalan söylüyorsun” dersiniz kendisine yalancı dediğiniz için sizinle ölesiye kavgaya tutuşur…

Bu sebeple insanlar savaşa/dövüşe, bütün herkesin değerlerine sahip çıkmak için demokratik hukuksal bir toplum sistemi kurmuştur. Hugo’nun bir lafı vardır kitabından “Birey intikam alır, tanrı ise cezalandırır. Toplum ise bunların ikisinin arasındadır ve adaleti sağlar. Ne insan gibi intikam alınmalı, ne de tanrı yerine geçip cezalandırmalıdır..” Eğer bu olmaz ise yontma taş çağına geri döneriz ve ülkemiz içinde en büyük sıkıntılardan bir tanesi budur.

Olaya geri döner isek yapılan çirkin karikatürün (rahatsız iseniz) demokratik yollar ile protesto edilmesi ve mümkün ise hukuk yoluyla özür diletilmesine belkide götürülmesi gerekiyordu. Ama siz gidip öldürürseniz yazının en başında söylediğim gibi “haklı iken haksız duruma” düşüverirsiniz. Bu seferde, insanlara “biz aslında böyle değiliz” diye debelenip anlaşılamamaktan şikayet edersiniz. Tabi bu saldırıya sahip çıkan, sesini çıkartmayan insanlara iki söz söylemek isterim ki; “hiç kimse insan elinden ölmeyi hak etmez!”

Son olarak bu saldırıda silahlardan çıkan kurşunlar, temsil ettiği söylenen (bence müslüman bu şekilde davranmaz) islam dinine saplanmıştır. Kimse kurusa bakmaz ise bende hem karikatürlere yapılan, hem de mensubu olduğum islam dinine yapılan bu saldırıyı kınıyorum…

Muhafazakar arkadaşlarım, güzel kardeşlerim; gerçek müslüman gözünü karartıp sağda solda kan akıtan kişiler değil, kendisine yapılan kötülüklerde bile bağışlayıcı olandır. Ayetler ve hadisler gerçek anlamda bizi bu bağışlayıcı eksene götürmektedir. Lütfen bunun zıttı açıklamalar, cinayeti adam öldürmeyi öven intikam cümlelerini sahiplenmeyelim. Dünya bir tane, bırakın kimisi küfür etsin diğeri solucana tapsın… Bi kendi özünüze dönün artık ya