Satranç

Ünlü biyografi yazarı Stefan Zweig’in okumadığım kısa kitaplarını temin edip bitiriyorum. Satranç kitabı oldukça kısa ve en fazla iki günde bitirilebilecek bir eser. Yazar bir yolcu gemisinde seyehat eden dünya satranç şampiyonu ile neredeyse bu seviyede olan fakat kimsenin tanımadığı bir oyuncunun hikayesini anlatıyor.

Kendisi ikinci dünya savaşının karmaşasından ve ölümlerinden bunalıp gittiği deniz aşırı ülkelerde yaşamaya başlasa da girdiği bunalımdan çıkamamış sonunda eşiyle beraber intihar etmiştir. İşte elimizdeki eser de bunalım dönemlerinde yazılmış olup karakterlerinde kendi psikolojik dünyasının bazı yansımalarını gözlemleyebiliyoruz.

Anlattığı karakterleri kuvvetli psikojik tahlillerle ele alarak daha çok ruhsal ve kişisel sıkıntılarını, düşünce yapısını ve karakterini başarı ile size yansıtıyor.

Satranç kitabı bir solukta okuyacağınız tavsiye ettiğim eserlerden biri olma şerefine de nail oluyor.

Hoşçakalın.

Reklamlar

Lüzumsuz Adam

Cumhuriyet tarihinin en büyük öykücülerinden olan Sait Faik Abasıyanık’ın eseri Lüzumsuz Adam’ı aslında uzun süre evvel bitirdim. Okuduğum kitapların hepsini yazmadığım için kenarda kalmıştı. Aslında açıklayacak ve anlatılacak çokta fazla bir şey yok.

Sait Faik gerçekten kaliteli bir öykü yazarı. Ele aldığı konular ve kuvvetli gözlem yeteneğini edebi bir dille eserlerine yansıttığı gibi bu gözlemlerini sıradan halk ile iç içe yapıyor. Bazen hüzünlü bir at arabacısı bazen haberi peşinde koşan basit bir muhabir veya ipsiz serseri olabiliyorsunuz.

Yaşadığı dönemde yazdığı öykülerin kalitesini fark eden Sait Faik, bu kaliteye oranla çok az okunduğunu düşündüğü için kederle gezerek sokaklarda dolaşırmış. Kısa öykülerini mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum.

Hoşçakalın..

 

Şekerden Kıssadan Hisse

Size bir hikaye anlatayım. Halktan birisine “sen ne ayaksın olm?” diye sormuşlar. Oda anlatmaya başlamış;
 
“Devlete, halka kızdık. Bize haksızlık yapıldı. Yardım istedik, hakkımızı istedik. Devlet bize hakkımızı vermiyordu. Madem öyle deyip aldık elimize silahı. Kah orada, kah burada bizde devletin polisini, askerini, öğretmenini öldürdük. Dağlarda köpek gibi geberdik, mücadele ettik. Kimse bizi dinlemedi. “Ne istiyorsun?” diye konuşamadık. Tam 25 yıl savaştık. Bir gün devlet bize “gel senle konuşalım yeter artık bize saldırdığın” dedi. Şartlarımızı sunduk. Devlet dediğimiz kişilerle anlaştık. “Meclise girelim, artık savaşmak istemiyoruz sesimizi duyurmak istiyoruz” dedik. Sonradan devlet verdiği sözleri tutmadı, meclise girmememiz için barajı düşürmedi. Ama seçimde barajı geçtik. Artık resmi olarak ilk defa hem de partice meclise girdik. “Savaşı bitirmek istiyoruz, kan akmasın. Şartlarımızı dinlemek zorundasınız artık” dedik. “Beş yıldır görüşüyoruz sona varalım” dedik. Sonra konuşmalara başladık. Devletin bize verdiği sözleri hatırlattık. Yapılan yolsuzlukların hesabını sormak istedik. Sonra….
 
Biz polise, askere, okullara tekrar saldırdık. Seçimi meçimi bıraktık. Katil devleti yok edecektik!..”
 
Araya girmiş soran kişi;
 
“Yahu bunda bir yanlışlık var bilader, seçimi kazanmışsınız barajı geçmişsiniz. Devlet sizle zamanında da görüşmüş. Ne demeye tam hükümet görüşmeleri sırasında bunlar değerlendirilirken saldırıyorsunuz?”
 
Tam cevap verecekken Tv’den AKP genel başkan yardımcısı Mustafa Şentop konuşmaya başlamış “Türkiye’de parti kapatmanın bir tek sebebi vardır. O da siyasi partilerin terör örgütleriyle ilişki içerisinde bulunması. Açıkça teröre ve şiddete çağrı yapması bunlarla ilişki içerisinde bulunması kapatılma sebebidir”…
 
Soran adam cevabını bu şekilde almış