Demokratik Hukuk Devleti

Bu sabah internetin ve telefon hatlarının kapalı olmasından dolayı oldukça gergin bir gün başlangıcı gerçidim. Malum Laik Demokratik Hukuk ilkelerine bağlı Cumhuriyet muhtemelen böyle bir şekilde yıkılacağından “acaba şimdi mi?” diye düşündüm. Elbette hükümetin ve devletin bu kadar karışık bir ortamda böyle bir girişime girmesinin sırası olmadığına daha fazla kanaat getirerek “bakalım neler olmuş” diyerek etrafı soruşturdum.

Bazı arkadaşlarım “İnternet çalışmıyor DNS değiştirdim olmuyor” tarzı cümlelerinden beni telekom bilgi işlem merkezi zannetmelerini kınıyorum. Artık DNS ile girme dönemlerinin de sonlarındayız zaten. Fazla kalmadı az dayanın derim.

Neyse meğerse gündem gece alınan HDP vekilleriyle ilgiliymiş ve elbette patlayan bombalar falan varmış. Ölen askerlere ve patlamada parçalananlara Allah’tan rahmet dilerken yapılacak bir şey olmadığını, her orta doğu ülkesi gibi bunun da hemen ertesi günü unutulacağını söylerek taziyelerimi bildireyim. Ben tutuklanan milletvekilleri ile ilgili görüşümü bildirmek istiyorum.

Malum peşinen çıktığım ve görüştüğüm bir çok arkadaşım olayı çok normal karşılayıp tutuklanmayı hakettiklerini dile getirdiler. Zaten ülke geneli olarak kah gelen şehit haberleri kah patlayan bombalar dolayısıyla biriken bir sinir olduğundan bu da son derece normal karşılanacak bir şeydir. Fakat yapılan bu tutuklamalar kesinlikle yanlıştır ve demokratik hukuk sistemine aykırıdır! Elbetteki bu PKK terör örgüte destek vermek demek değildir. Açılayalım;

Demokratik Hukuk Devleti nedir? Nasıl olmalıdır?

Demokratik hukuk devletlerinde toplum bireylerini oluşturulan kanunlar korur. Kanunlar belli hukuksal düzenlemeler ile evrensel değerlerden destek alarak mecliste yaratılır. Kanun yapıcıları ise halk demokratik ve tam bağımsız bir seçim ile toplumda yaşayan insanlar seçer. Seçilmiş kişiler bazı demokratik hukuk toplumlarında “Kürsü Dokunulmazlığı” hakkı dolayısıyla dokonulmazlık alırlar ve istediklerini kürsüden söyler ve tartışırlar. Ülkemizde de bu dokunulmazlık hakkı çok daha ileri boyutlarda (yolsuzluk, torpil, fesat, terör vb.) dahil olmak üzere gözardı edilerek bir zırh gibi kuşanılır.

Peki demokratik hukuk sistemlerinde dokunulmazlığa sahip olan kişi istediğini yapabilir mi? Elbette yapamaz. Bu yine seçilen kişiler veya sistemin denetimiyle (bağımsız bir üst yargı veya senato) ile denetlenebilir, soruşturma açılabilir veya dokunulmazlığı bireysel olarak kaldırılabilir.

Siyasi tarihimizde bir çok parti mensubu çeşitli bahaneler ile dokonulmazlığı kaldırılmış veya partisi mahkemelerce kapatılmıştır. Bunun haklılığı veya haksızlığı veyahutta sebepleri konumuz değil. Bunları toplum değerlendirir ve kararını yine demokratik seçimler ile belirler.

Bahsettiğimiz üle sistemimiz bir çok demokrasi katliamına seyirci olmuş, ideolojik ve çıkar uğruna bir çok kişi siyasetten keyfi olarak uzaklaştırılmış veya partisi kapatılmıştır. Bunlar genel anlamda darbeler içinde olduğu gibi siyaset içinde de gerçeleştirilmiştir.

Örneğin yüksek oy potansiyeli olan Erbekan ve partisi iktidarda etkili olduğu vakit bir dönem sürekli “Bunlar şeriatçı Atatürk düşmanı efendim” diye karalanıp partilerine baskı yapılmış veya kapatılmıştır. Amaç ne Atatürk’ün korunması ve demokrasinin bekçiliğidir. Amaç siyasi oyları kendi merkezinde toplamaktır. Keza yer yer Ecevit’te komünizmle suçlanmış ve bunlarla mücadele etmiştir veya işte sol paritlerden de kapatılanlar olmuştur.

Neyse uzatmayalım. Bu anti demokratik siyasi yaklaşım ve kapatmalar bile oluşturulan Demokratik Hukuk sisteminde “yasalar aracılığı” ile yapılmış şeylerdir.

Demokratik Hukuk Devletlerinde seçimle meclise gönderilen kişiler hiçbir yargı kararı olmadan üstelik dokunulmazlıkları varken apartopar gözaltına alınması kabul edilemez bir davranıştır.

Vatan Hainlerini Mecliste Besleyelim Mi?

Bir kere vatan haini kavramı salt terörizm desteği ve fikir beyanı ile açıklanabilecek bir kavram değildir. Devlet malını çalan, devletin kurumlarını ele geçirip kuvvetler ayrılığını yıkarak yargı, eğitim, asker, polis, meclis, cumhurbaşkanlığı sistemini kendi tekeline bağlayanlar/bağlamak isteyenler, kendi çıkarları doğrultusunda ikili anlaşmalarla ülke geleceğini satan, iktisadi yapısını yabancı sermayeye peşkeş çeken, kendi kafasına göre hukuksuz tutuklamalar ve işkenceler yapanlar da vatan hainidir!

Vatan haini diyerek hukuksuz bir şekilde tutuklanan kişiler 10 yıl evvelde, dünde bugünde teröristler ile ilişkiler içerisinde olan kişilerdir. Bunlar yeni ortaya çıkmış gibi birden saldırmanın ve tutuklamanın amacı nedir?

Amaç teröristler ile iş birliği ise bu adamlar yıllardır mecliste değiller midir?

Keza amaç vatan hainlerinin temizlenmesi ise o mecliste adam kalır mı?

Yapılan bu tutuklamalar (terör eylemlerine destek olan vekiller tutuklansa da) demokratik hukuk devletini hiçe saymaktır. Hiç bir kurum veya oluşum seçimle oraya gönderen vekilleri şu andaki yasalar çerçevesinde tutuklayamaz (Gerekirse dokunulmazlığını kaldırıp yargılar).

Türkiye tam olarak bir guguk kuşu devleti haline gelmiştir. Teröre destek olan parti mensuplarının alınması sevindirici olduğu kadar hukuk adına düşündürücü ve üzücüdür. AKP hükümeti yıllardır yarattığı ve beceremediği devlet-cemaat yapılanması ve devlet-PKK anlaşmasını eline yüzüne bulaştırmış, ülkede zaten az olan adalet güvencesini sıfırın altına indirmeyi başarmıştır.

Çekincem yarın meclise gönderilen diğer parti vekillerinin de benzer şekillerde tutuklanması ve meclisin artık içi boş bir arı kovanı haline getirilmesidir.

Bizi bekleyen en büyük tehlike birilerinin silahlanması ve askerle çatışması değildir. En büyük tehlike bağımsız devlet kurumlarının yıkılması ve adalet sisteminin çökmesi sonucu bir iç savaşın kapımızda olmasıdır.

Demokratik Hukuk Devleti bu iç savaşın engelleyicisidir. Kendi keyfi hukuk sistemlerini kuranların dönüp orta doğu devletlerine bakmaları yeterlidir.

Saygılarımla..

1 Kasım 2015 Seçimleri

1147349_1625ab28326ad45dfed72c69af3c24e6

Son seçimlerde az önce sonuçlandı gibi arkadaşlar. Aslında siyasi bir partiyi desteklemesem de yazılarımdan hükümetin demokrasi katliamlarını eleştirdiğimi biliyorsunuzdur. İstediğim daha kültürü yüksek, insanlığa saygılı, ırk/din/mezhep ayrımı yapmayan, kin tutmayan efendim bir ülke işte. Yani bu çok zor olmuyor olmayacakta galiba. Açık bir şekilde AKP zaferiyle biterken yine beklemediğimiz gibi bir seçim sonucuyla karşılaştık.

Elbette beklemediğimiz derken çok önemli bir noktayı atladık. Ben hep seçim sonrası değerlendirmelerimde iktidarın MHP kesimine sürekli milliyetçilik kavramlarıyla saldırdığını fark etmiştim. En büyük baskıyı PKK’yı meclise sokma argümanıyla yapmakla beraber, geçmişteki ülkücü kimlikten uzaklaşma, şehitlere sebep olma, solcularla beraber olma, Bahçeli’nin pasifliği ve zaafları vs. konular sürekli ortaya atıldı. Karşı olarak yine bunlardan oy almak için milli duyguların yüceltilmesi, marşlara şiirlere törenlere dönüşler, bayraklara sarılma, PKK’ya bol bol tehdit savurmalar, şehitliğe saygı vs. argümanları konuşuldu.

İşte bunları değerlendirirken hep MHP kesimini tutmaya çalışan Bahçeli’ye fazla kızmadım. Çünkü ortalık karışık olduğundan yaparsın sert açıklamalar tehditler oyu korursun. Neye dikkat etmedik diye düşündüm. Sonradan anladım. 1 Haziran seçimlerinde MHP oyları nereden aldı? AKP’den aldı. Neden aldı? Muhtemel yapılan açılım sürecinden dolayı rahatsız olduklarından daha milliyetçi duruş sergileyen MHP kanadına kaydılar. Yine %5-6 kesim muhafazakar kürt oyu HDP kanadını destekleyince AKP oyları neredeyse %10 eridi.

Yani MHP tarafından AKP’ye geçiş aslında olmadı. Zaten AKP kanadında açılımın rahatsız ettiği kesim AKP sert çıkınca geri döndü. Biz sandık ki bu MHP tarafına geçenler artık AKP teknesine binmez ve onlara inanmaz. Hiç alakası olmadığını üzülerek hatta bir tokat yiyip uyanarak şahit olduk.

Sonuçta ne oldu? Ülke başkanlık ve anayasa değişimi için AKP ve Tayyip Erdoğan’a yetkiyi vermiş oldu. Cumhuriyet bu gece itibariyle bağımsız, kuvvetler ayrılığına dayalı laik demokratik düzenden, kuvvetlerin tek elden kontrol edildiği başkanlık sistemine geçmiş oldu. Asya ve orta doğu toplumlarının bu tip sistemler ile yönetilmesi çok daha kolay ve verimlidir aslında. Lakin endişemiz şudur; demokratik düşünce ve tarafsızlığın tam anlaşılamaması dolayısıyla dinsel/mezhepsel/kökensel baskıların bozulan devlet düzenlerinde artması. Bu hep böyle olmakla beraber zamanla tek kişinin eleştiriden yoksun halk ve baskıcı politikaları sonucu gittikçe içine kapanması kaçınılmaz olmakta.

Ne diyelim seçimini yaptıysa ülkemiz bizde karşı görüşlerimizi söylemeye ve eleştirmeye devam edeceğiz. Ta ki susturulana ve üzerimiz çizilene kadar. Geri dönüşü olmayan bu tek adam dönemi bizi umarım karanlık çıkmaz sokaklara ve iç karışıklıklara götürmez.

Vatan

Gerçekten konuşası ve tartışması zor konular bunlar. Neredeyse her gün bir veya daha fazla şehit verdiğimiz bugünlerde yaşadığımız üzüntü ve ülkenin içinde bulunduğu kaos ortamı tarif edilemez boyutlara ulaştı. Saldırılarda ölen insanlara Allah’tan rahmet diliyor ve nasıl bu duruma geldik bir analizini yapmak istiyorum.

Bildiğiniz üzere PKK saldırıları garip bir şekilde seçim sonrası başlayıverdi. Daha öncede açıklamıştım bazı yazılarda garip bir şekilde başladı çünkü belli bir amaç doğrultusunda hizmet etmemekte bu saldırılar. Terörün amacı olur mu? Elbetteki yapılan terör eyleminin bir sebebi ve amacı olmak zorundadır. Her hangi bir şeye tepki olarak yapılmayan bu tip organize saldırılar böyle adlandırılmaktan ziyade “manyak” veya “cani” dediğimiz amaçsız insan katliamlarına girmektedirler. PKK terör örgütü geçmişinden günümüze bir çok saldırılarda bulunduktan sonra AKP hükümeti ile beraber “çözüm süreci” olarak adlandırılan bir yola girdiler.

herkes-ayni-soruyu-soruyor-cozum-sureci-bitti-mi-7539481_x_1312_o

Bundan 6-7 yıl önce başlayan bu süreç başlangıcında iki tür yorum yapıldı; Birinci gruptakiler AKP’nin ülkeyi çıkmaza sürüklediğini ve terör örgütüyle pazarlık yaptığını, ikinci gruptakiler ise AKP gibi kuvvetli bir partinin bu terör sorununu çözeceğini düşündüler.

Hangi açıdan bakarsak bakalım girilen bu süreçte iki ucu keskin bıçak olan açılım süreci AKP’nin sonunu hazırlamış gibi görünüyor. İyi niyetle bu işe girdiklerini bile düşünseniz (ki terörün bitmesi için bir örgütle görüşülmesi son derece normaldir) süreç içinde yaşananlar, yapılanlar, konuşmalar ve bu işin uygulama zeminlerinde yaratılan sıkıntılar ellerine yüzlerine bulaştırma olasılığını artırıyordu ve sonunda da zaten böyle oldu.

Bir kere işin en başında görüşmelerin kabul edilmemesi ve sonradan ortaya çıkmasından sonra mecburen kabul edilerek hareket edilmesi sürecin iyi niyetine zarar verdi. İkinci mevzu ise yaşanan bu görüşmelerde karşılıklı istenen maddelerin şeffaflığı kafalarda soru işaretleri bıraktı. Üçüncü olarak bu görüşmelerde konuşulan bu maddelerin ve pazarlığın meclis onayına sunulmadan yapılmasıydı.

PKK terör örgütü en başından koyduğu maddelerden taviz vermediğini sürekli yabancı basına dile getirerek konu hakkında bizleri bilgilendirdi. Süreçte yaşananları gizlemeye çalışan hükümet verdiği tavizlerin veya maddelerin kendilerine karşı suçlama olarak kullanılmasını engellemek istiyordu elbette. Lakin verilen belkide olabilecek tavizler dışında (kendi dilinde savunma hakkı, alfabe, türklüğün baskı unsuru olarak kullanılmaması vs.) kabul edilemeyecek unsurlarda bulunmaktaydı (Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması, terör suçlularının affı, ana dilde eğitim, özerklik vs.).

290320142218012918801_2

İşte burada girişilen çözüm sürecinin aslında kısır doğduğu belliydi. AKP hükümeti belkide verilen bazı imtiyazlar ve haklar sonucunda diğer isteklerinden vazgeçilebileceğini düşünmüş olabilir bunu tam bilemiyoruz. Ama yukarıda ki isteklerin yarısının türk halkı tarafından kabul edilemeyecek olması ve hiçbir partinin bunu kaldıramayacak olmasını görmeleri gerekiyordu. Fakat bir şey var…

Benim tahminim seçim öncesi iktidarı alan AKP hükümetinin anayasayı değiştirerek başkanlık sistemini referanduma götürmesi ve yukarıdaki bazı verilemeyen imtiyazların verilerek suçun Tayyip Erdoğan’a atılmasıydı. Fakat olmadı hatta olmadığı gibi çok sert ayrışmalar ile aslında bu pazarlığın olmayacağını da seçimlerde öğrenmiş olduk.

Konumuza geri dönersek barajı ısrarla düşürmeyen AKP hükümeti HDP’nin baraj üstünde kalmasıyla tek başına iktidar şansını ve başkanlığı kaçırmış oldu. Mecliste kendisine yakın gördüğü HDP’nin barajı aşmasıyla PKK ve ister siyasi uzantısı deyin veya demeyin kürt halk temsilcilerinin meclise girmesi kendileri için çok önemli bir adım oldu. Fakat dediğim gibi ortada fol yok yumurta yok iken seçimde geçilemez denilen baraj geçilmiş iken PKK birden silahlı saldırılara başladı daha doğrusu bize öyle söylenmekte.

Şehitler üzerinden siyaset pisliğine bulaşmadan düzgünce konuyu buraya aktarmaya çalışıyorum arkadaşlar. HDP mitinginde seçim öncesi patlayan bir bomba ve peşinden Suruç’ta yaşanan ikinci patlama. Sabahında Urfa’da iki polisin evlerinde vurulması ve PKK’nın olayı üstlenmesiyle devletin seçim sonrası birden PKK ve IŞID’e savaş ilanı.. Kısaca olayın başlangıcında ki iki saldırı siyasi kanat olarak nitelendirilen PKK veya HDP kesimine yapılıyor. Öldürülen iki polisi PKK’nın öldürdüğü söylense de yabancı basına verilen röportajlarda PKK’nın bu olayı gerçekleştirmediği tam aksine saldırı için bir nedenleri olmadığını ısrarla söylüyorlar.

suruc-patlama342-20-07-15,w5s2EANnhkiYmZ-dXUlvnQ

İnsan olayların başlangıcı olan bu hadiselerin sebeplerini iyi düşünmeli sanırım. Yine bu sebepler sonucunda bazıları PKK’nın artık azıttığını söylese de ben öyle düşünmüyorum. Çünkü çözüm süreci görüşmeleri neticesinde büyük küçük bazı tavizleri kopartan PKK ve kürt kanadı HDP barajı geçmiş. Yeni hükümet ile olur/olmazı konuşmak istemesi beklenmeli mantıken. Hükümetin ortada olmadığını bir dönemde PKK’nın saldırıları bana mantıksız geliyor! ki PKK kanadı Kandil’den aynı mantıksızlığı sürekli dile getiriyor. “Gtü sıkıştığı için böyle söylüyor” diyebilirsiniz ama hiç öyle de görünmemekte…

Çünkü çözüm süreci ayağına ülkenin değişik noktalarında silahlandığı, depolar ve mühimmatlar yığdığını ülkemizin cumhuru, başbakanı, MİT başkanı, Adalet bakanı dile getirdi! Normal şartlarda bu dile getirmelerinin peşi sıra istifa etmeleri gerekirken pişkin pişkin hala koltukta ahkam kesmeleri ancak bizim gibi geri kalmış demokrasilerde olabilecek şeyler bunu da unutmayın.

Sonuçta bu saldırılar için ülkenin çoğunluğu hükümetin, yukarıda kendi ağızlarıyla söyledikleri sebepler ve çözüm süreci nedeniyle suçlu olduğunu düşünmekte. Bence çok daha ilerisi olan PKK ve uzantılarına saldırdıklarını ve PKK terör eylemlerinin artması için kaşındıkları kanısındayım.

Bana kızabilirsiniz ama geçerli sebeplerim var. Çünkü saldırılar başladığından beri olayın başlangıç noktası ve gelişimi anlamsız. PKK liderleri Kandil’den barışa geri dönelim çağrıları yapıyor. Yapılan hava saldırılarının neredeyse hepsi PKK kamplarına yönelik yapılan saldırılar. Tutuklamaların hemen hemen hepsi PKK terör örgütü tutuklamaları.

murat-karayilanocalanin-talimati-uzerine-8-mayista-itibaren-kademeli-olarak-silahli-guclerimizi-geri-cekiyoruz--2504131200_l

E insan soruyor “abi IŞID örgütü de bu bombaları patlattı onlara saldırı ne oldu?” diye. Uluslararası kamu oyunda yardım tırları içerisinde bozukaların çıkması, cumhurun bunu kabul etmesi rezaleti tekrar önümüze gelecek demiştim. İleriki yıllarda bu mühimmatların nereye gittiğini de (yabancı basına ve çoğu kaynağa göre açık bir şekilde Esad ile savaşan IŞID’e gitmekte gibi görünüyor) açıklamak zorunda kalacaklar. Fakat en önemlisi de artık yardım tırlarımızın damgalanması oldu sanırım.

AKP eğer hükümeti kaybeder ise terör örgütü ile habersiz pazarlıktan, uluslararası silah kaçakçılığından, devletin ayaklarını dengelemekte olan kuvvetler ayrılığını yıkmaya çalışmaktan, yargı/eğitim/polis içine bir sivil toplum örgütünün istemli/istemsiz girmesini sağlamaktan, bu yerleşen yapının askeriye içerisinde sahte davalar ile itibar ve güven kaybı yaratmasından, sebepsiz hapis/yargılamalardan ve daha bir çok sebep yüzünden vatan hainliği veya denkliğiyle yargılanacak gibi görünüyor.

Bazı arkadaşlar yönetimi baraj, yol, köprü olarak algılamakta nedense ısrar ediyorlar. Yukarıda yazdıklarım ve eleştiriler ise daha çok insan hakları, demokrasi, hukuk vs. gibi soyut kavramlardır. Zaten hükümetin yapmadığı şeyler ile yaptığı müteahhitlik arasındaki farkta budur. Lütfen anlayın ve ona göre eleştirileri analiz edin. Saygılarımla…

Seçimini Yap Bahçeli

Son seçimlerden sonra oyların benim beklediğim gibi çıkmadığını söyleyerek başlayayım yazıma. Ben AKP’nin %45 civarı alacağını ve HDP’nin barajı geçemeyeceğini düşünmüştüm.

Fakat beklemediğim şekilde CHP’nin bir kısım oyunun ve bir miktarda AKP kanadının oyunun HDP’ye geçtiğine şahit olduk. CHP oylarını muhtemel korurken oyu yükselmiş görünen ve aslında düşen MHP partisi de barajı geçti.

Uzatmayayım sonra okunmuyor hacı. Önümüzde AKP dışı azınlık hükümeti koalisyonları var gibi görünüyor. Muhalefet şartlarını sunup AKP ile pazarlıkta gibi görünse de AKP onları mümkünatı yok kabul etmeyecek zaten. Kabul etse oylarının düşmeyeceğini söyleyebiliriz hatta.

Geriye muhalefetin 1 veya 2 partiyle dışarıdan destekli azınlık hükümeti seçeneği kalıyor. Bunda da dikkat ederseniz MHP-HDP ayrılığı ortaya çıkartılmaya çalışılıyor. Çıkartılmaya çalışılıyor diyorum çünkü hükümet seçim boyunca kendi seçmenini tutmak için taşıdığı Kuran’ı bırakıp, hem muhalefet koalisyonunu engellemek hem de olası erken seçimde MHP seçmeninin oylarını AKP kanadına çekebilmek için milliyetçi kimliğe bürünüverdiler. İşte hep bahsettiğimiz siyaset içerisine din/etnik köken katılımının sonuçları bunlar. Genelde zaten yolsuzluk ve otokratik yönetimin üstünü örtmek için kullanılır bu şeyler.

Peki AKP neden elindeki Kuranı bırakıp birden rahmetli Türkeş’i kıskandıracak şekilde milliyetçi ayağına yatmaya başladı? Hani Davutoğlu çıkıp “Kitabımız Kuran, Hedefimiz Turan” dese şaşırmayacağız.

Ana sebepleri yukarıda yazdım aslında. Birincisi yaptığı yolsuzluk, hukuksuzluk, yargısal müdahele, adaletsiz yönetim, anti demokratik davranış, polisin kadrolaşması, cemaatin yök/yargı/asker içine sızdırılması vs. bunların ortaya çıkmasından ölesiye korkuyorlar. Bu sebeple hiç bir türlü iktidarı paylaşmayacaklarına adım gibi eminim. Bu sebep ile erken seçimde MHP kanadına propaganda yapıp “PKK’lılar meclise girdi sizin sayenizde, şehitlerin kanı vs.” diyerek yanlarına çekmek.

İkinci sebep ise kurulacak koalisyon hükümetinde olurda Bahçeli gereksiz “türk milliyetçiliği” gazından kurtulup koalisyona destek verirse diye yapılıyor.

Şöyle düşünmek lazım. Siz 13 yıldır hükümettesiniz bir çok şey yaptınız en sonda öyle büyük bir yolsuzluk belası başınızda ki sıyrılamıyorsunuz. Yolsuzluğu gırtlaklarında hissetmiş “Bakarada çok makaraymış ekerkeek” diyen bakanınızı bile yargılatamıyorsunuz. Melih Gökçek ile Bülent Arınç ekranlardan nasıl yolsuzluk yapıldığını birbirlerini suçlayarak hafiften anlatıyorlar. Yani şöyle adalet bakanlığı falan gitse elinizden iki bakanı alsalar içeriye bülbül gibi şakıyacaklar. Kimin kimi satacağı neyi itiraf edeceği belli olmayacak sonra. 1 yılda temizlenecekler, yarattıkları kadroların temizlenmesi 15-20 sürecek, yol/hastane/baraj yaptık diye dünyadan alınan 500 milyar dolara yakın dış  borç krizinin ceremesini ben eminim ömür boyu çekeceğim ve belkide bu sebeple emekli olamayacağız hiç bir zaman. Neyse AKP işte bunu hiç istemiyor ve MHP tabanına oynamakla meşgul şu anda.

Yakın MHP’li arkadaşlarımla yapılacak koalisyonun önemini tartıştık seçimden sonra. Bir çoğu HDP ile koalisyonun vatana ihanet olacağını düşünüyorlardı. Ama konuşunca asıl tehlikenin ülkedeki parlamenter rejimi yıkmaya çalışan, toprakları şirketleri satan savan ve kasasını dolduran hükümet olduğunu anladılar.

Unutmasın MHP seçmeni ve uyanık olsun. Ben doğuda büyüdüm babamda 94 yılında bir operasyondan dolayı sakat kaldı. Yani kimse gelip bana bedava Adabazar milliyetçiliği yapmasın. Şapkayı önüne koyup yargı ve parlamenter sistemdeki tehlikeyi iyi analiz etsin. HDP ile koalisyon yapmak teröristler ile oturmak demek değildir. Sandıktan %10 oy alabilen bir parti var karşınızda.

Teröristler ile pazarlığa oturan sizlere o sözleri söyleyen AKP hükümeti ve yanlılarıdır. Oslo’da ve İmralı’da “görüşmedik, görüştüysek şerefsizim” diyen ve “şerefsiz” olduğunu iki yıl sonra açıklayan adamlardır vatan haini. Gizlice meclise sormadan hangi sözlerin verildiğini bilmediğimiz bir sürece sokarak bu ülkede canlarını veren bir çok askerin kanı AKP yönetiminin ve elbette en çok Tayyip Erdoğan’ın elindedir. Bu kanı bizim üstümüze sürmeyin gidin yıkayın artık hacca mı gidersiniz mevlüt mü okutursunuz bilemiyorum.

Bundan dolayı MHP seçmeni rahat olsun. Ankara’nın doğusuna gitmemiş adam da bana güneydoğuyu doğu anadoluyu anlatmasın! İstediğimiz; Koalisyon hükümetinin bir şekilde kısa dönem için iç işleri, dış işleri, adalet bakanlıklarının denetlenmesi suçluların yakalanması için gerekli olduğunun anlaşılmasıdır. HDP ile yaşanacak kırmızı çizgiler sonra değerlendirilir anlaşılamaz ise 1 yıla seçime gidilir bu kadar basit ve netdir durum.

Ben MHP camiasının bunu anlayacağını düşünüyor ve bu duruma sıcak bakıyorum. Korkum Devlet Bahçeli’nin anlamamasıdır. Çünkü Bahçeli seçim sonrası konuşmasında da söylediği gibi hayatı boyunca garip bir “muhalefet” özlemi içerisinde yaşamaktadır. Kardeşim sok Oktay Vuralı Adalet bakanlığına böyle bir fırsat varken neden değerlendirmiyorsun da milletin gazına geliyorsun?

Haydi hayırlısı diyorum. Eğer koalisyon olmaz ise bu büyük fırsat tepilecek ve erken seçimde muhtemelen AKP tek başına iktidara gelecektir. Bununda suçlusu olmak istemiyor ise Bahçeli adımlarını düzgün atmalıdır..