Mufazakar Sağ

Bundan yaklaşık 2 yıl evvel Avrupa Ve Muhafazakar Çizgi isimli bir yazı yazmıştım. Dönem terör saldırılarını ve Avrupa Toplumu’nun hızla muhafazakar sağ kanada doğru geçtiğinden bahsetmiştim. Zamanınız var ise o yazıyı tekrar bir gözden geçirmenizi tavsiye ederim.

Geçen 2 yıllık süreçte son yaşanan siyasi krizler ve restleşmeler göstermekte ki gözlemlerimizde haklıyız. İlk önce Almanya’nın ve henüz bu öğlen Hollanda’nın Türkiye siyasi hükümetine karşı takındığı sert tavır başka türlü açıklanamaz bana göre.

Devletlerin verdiği tepkiler salt AKP hükümetinin istenmemesinden ziyade (AKP her zamanki gibi “herkes bize karşı demek ki dünyanın en iyi ülkesi biziz çekemiyorlar” diyor elbette) Avrupa ülkelerinin muhafazakar sağ çizgiye artık gittikçe kaydığının kanıtlarıdır.

Ülkemiz büyük çoğunluk olarak kendisini muhafazakar çizgide gören, genelde mezhebiyle ve diniyle gurur duyan, kapalı bir toplum yapısına sahip, batıyı düşman gören (özellikle yahudiliği ve İsrail devletini), geçmişiyle övünmeyi seven (elbette abartılı ve yanlış bilgisiyle) bir topluluktan oluşmakta. Biz genel itibariyle kendi dinsel öğelerini öne çıkartan ve bunun ile hayatına yön veren kişilere muhafazakar sağ kanat diyoruz.

berlin_irkcilar_aa1.jpg

Yine ülkemiz, çok uzun bir süredir muhafazakar sağ kanat dediğimiz topluluğun seçtiği siyasi partilerin yönetiminde sürekli yönetime geçtiği parlamenter sisteme çomak sokan, bazen mezhepçi, bazen ırkçı, bazen de cinsiyetçi açıklamalarıyla gündemini geçirmekte.

Açın rastgele bir arşiv gazetesini inceleyin ya İsrail’in yahudiliğine, ya kadının ikinci sınıf yapılmasına, ya çocuk gelinlere, ya “eyyy İrlanda … ” tarzı haberlere rast geleceksiniz.

Muhafazakar sağ kanada sahip siyasi partilerin bu açıklamaları genel itibari ile popülist yani kendi oy kitlesine hitap eden açıklamalardır. Ucunun nereye gideceğini bilmeden kürsüye çıkıp “Ya Putin kimsin sen? Zaten komünistsin geeeel kuran oku biraz dine döööön” deyip şakur şukur alkışlanan ve gülüşen kalabalıktan güç alan yönetim sınıfı bir bakarsınız ertesi gün Rusya’ya gidip Putin ile kek yiyor falan.

Uzaktan baktığınız zaman olayın saçmalığı veya salaklığını değerlendirmeye çalışırken bu açıklamaların kendi seçmen kitlesine verilen mesajlar olduğunu anlıyoruz artık.

Bahsettiğimiz bu “Muhafazakar Sağ” siyasi kanadın destekçileri işte artık Avrupa’da yaklaşan seçimlerle beraber gittikçe kuvvetleniyor. Daha doğrusu şöyle açıklayalım durumu; Avrupa genel itibari ile “Sosyal Demokrat” çizgi partilerin iktidarlarında yönetilmekte. Yani bu partiler ırk, din, mezhep ayrımı yapmadan bireyleri dünya vatandaşı görme ve ona göre davranma eğilimi gösteren partilerden oluşmakta.

16137766_303.jpg

Fakat yakın zamanda artan müslüman terör saldırıları, ortadoğudan kaçan büyük çoğunluğu Suriye’li göçmen kesim, yine muhafazakar sağ kanat siyasi partilerin propagandaları ve yaratılan korku ortamı neticesinde artık iktidarda bulunan “Sosyal Demokrat” çizgi partilerine güven kalmamış görünüyor.

Nasıl ki ülkemiz “ben müslümanım kardeşim Yunanlılar bana el sallıyor sallamasın defolsun gitsin hebelehüb..” diyen kesimlerin etkisi altına girmeye doğru kayıyorsa onlarda da bu tarz etkiler görülmeye başlanıyor.

İtalya, Polonya, Almanya, Hollanda, İngiltere, Yunanistan başta olmak üzere yakın seçimlerde mutlak bir muhafazakar sağ iktidarların hükümetleri ele geçireceği görülüyor hatta bazılarında ele geçirdiler diyebiliriz.

Dolayısıyla sen nasıl “eyyy Esad akıllı ol!” diyorsan bunların muhafazakar sağ çizgi kanadı da sana benzer açıklamalar ve uygulamalar ile tepkiler gösterecektir.

Peki Almanya ve Hollanda iktidarı muhafazakar sağ iktidarı değil neden böyle davranıyor derseniz tahminim iç siyasetten oy almak ve iktidarlarını kurtarma telaşında oldukları içindir.

Ne diyelim bir yanda “müslümandan komşu olmaz bunların geçmişi belli” diyen muhafazakar sağ iktidarlar diğer yanda din ve ırk ayrımını yapmamaya çalışan sosyal demokrat partiler..

Avrupa hızla muhafazakarlaşırken yarın bir gün Almanya başbakanından şöyle bir açıklama duymamız olasıdır;

“Eyyyy Tayyip düzgün konuş sen kimsin yeaa?”

Elbette Yapma Diyoruz

Osmanlı son dönemlerinde olsun, cumhuriyetin ilk yıllarında olsun özgür bir anayasa isteyen Mehmet Emin Yurdakul ilk anayasa sonrası şöyle diyor;

“Artık padişah yok millet var, saray yok vatan var, keyif yok kanun var, zulüm/esaret yok hak/hürriyet var..”

Nereden nereye gelmişiz..

Elbette Mehmet Emin Yurdakul’un bahsettiği gibi bu değerler öyle hızla hayata geçirelemedi. Eksik kaldı, uygulanamadı, tatbik edilmesinde sıkıntılarla karşılaşıldı.

Lakin devlet yönünü otokratik tek adam rejiminden özgür demokratik cumhuriyete çevirdi..

“Ahhh neler neler yaşandı” diyen kardeşim yaşanmıştır belki evet belki haklısın yanlıştır kabul etmek gerekir. Ama bu “özgür demokratik cumhuriyet” in suçu değil tatbik etmeye çalışanların kişisel beceriksizliğinden veya hırsındandır.

Yumurta yuvarlanıp tekrar kurmak istediğin otokratik tek adam rejimi bu ülkede yürümez. Zaten dünyada yürüyen 3.sınıf diktatörya ülkelerinin durumu ortadadır.

“Sen diktatorya diyorsun ama nereden biliyorsun hebele..” diyorsan dünyada yayınlanan bağımsız yargı, insan hakları, hukuk kriterleri veya basın özgürlüğü raporlarını inceleyeceksin.

Elbette bu da diğer bir seçeneği doğuruyor. “Bütün dünya bize düşman iken bu raporlara mı güveneceğiz?” diyebilirsiniz.

Güvenmeye bilirsiniz. O zaman bilim adamlarını dinleyeceğiz. Uluslararası alanda değer gören profesörlerimize soracağız durumu.

Elbette buna da “O adamlar okuyor ama görmüyor hem uluslararası camiada boşuna mı değer görüyor demek ki oda yalancı” diyebilirsiniz.

O zaman kendiniz etrafınıza bakacaksınız. Özgür bir düşünce ortamı, haksızlıklar, gereksiz tutuklamalar, birbirini ispiyon etmeler, diktatöre yaranmak için suç duyurusunda bulunmalar vs. yaşanıyor mu diye.

Elbette buna da “Birlik ve beraberliğimizi bozmaya çalışan hainler..” de diyebilirsiniz.

Demek ki yapacak bir şey yok arkadaşlar. İnanın hiçbirinizin geleceği benim pek umurumda değil. Sıkıntı bu geleceğin bizim ile beraber kurulacak olması. Tıpkı bir çocuğa sürekli “yapma yaparsan böyle olacak yapma etme..” deyip çocuğun çakmakla halıyı tutuşturması sonra evin yanması gibi dışarıdan evimize bakacağız ki büyük bir yangın sonucu kül oluyor.

Sonra sen çakmağa bakıp “demek ki halıyı yakmaya çalışırsan yanıyormuş..” diyeceksin.

Eminim ki yeniden kuracağımız derme çatma evimizde (ki kurabilirsek) yakacağımız sobanın küllerini yine sen çocuk gibi karıştıracaksın. Közleri sağa sola sıçratacaksın. “la yapma bak köz sıçrıyor yine yanacak kulübe” dedikçe “benim oyun oynamama izin verilmiyor” diyeceksin.

Vallahi ne diyeyim insan dövmemek lazım ama ağaç yaşken eğilir diyerek hakettiğin sopayı o zaman yiyeceksin belkide.

Kabile Devleti Derken Bu İşte

Ünlü yazar Victor Hugo ölümsüz eseri “Bir İdam Mahkumunun Son Günü” isimli kitabında hırsızlık yapan, tecavüz eden, kişileri öldüren, kısaca suç işleyen insanlara verilecek ceza ile ilgili konuşurken insanları öldürmeye hakkımız olmadığını uzun bir dille anlatır ve şöyle söyler;

“İntikam almak bireyseldir, cezalandırmaksa tanrının işidir. Devlet cezalandırmaz adaleti sağlamalıdır..”

Ülkemiz devlet nezdinde hukuk anlayışını yitirdiği ve bunu kendi intikam/kişisel çıkarları için kullandığından dolayı adalet kavramını yitirdi. Zaten adalete ve evrensel hukuk normlarına pamuk ipliği ile bağlı olan halkta kendi bireysel intikam duygularını ortaya koyarak “kendi adalet” anlayışlarını dile getirmeye başladı.

Artık buralara benzer konular ile ilgili fazla paylaşım yapmıyorum. Çünkü yapmanın anlamsız olacağını düşünüyorum. Çünkü kültürel zenginlikten ve medeniyet adımları atmaktansa orta çağın adetlerine özenmek hoşumuza gidiyor.

Bakın sosyal medyada ki arkadaşlarınıza. Muhafazakar anlayışa sahip arkadaşlarınızın “islami hoşgörü” ve “en saygılı din” maskelerinin düştüğünü, milliyetçi arkadaşlarınızın ırksal bir suçlama noktası aradığını ve faşizmi dile getirdiğini, sosyal demokrat arkadaşınızın “sosyal hukuk devleti” anlayışını nasıl anlayamayıp adamı kazığa oturttuğunu farkedeceksiniz.

Üzerinde sürekli bahsettiğimiz “Demokratik Hukuk Devleti” tanımı bu sebeple her daim korunmalı ve cahil halk kitlelerinin ellerine bırakılmamalıdır. Çünkü insan ne kadar eğitim alırsa alsın, ne kadar dindar olursa olsun veya ne kadar vatanını severse sevsin belli değerlerine saldırılarda içgüdüleri gereği karşı tarafı yoketmek ve öldürmek isteyecektir.

Biz bunun adına “Orta Çağ” kültürü diyoruz. Dünyada geri kalmış ve halkı sömürge haline gelmiş bütün topluluklarda bu kültür devam etmektedir. Toplumda biriken nefret ve hukuk tanımamazlık sanıldığı aksine sadece suçlulara yönelmeyecektir. Zamanla bu kültür genişlemeye, kendi kültür/din/gelenek ve örflerine uygun olmayan şeyleri yine kendi değerlerine göre adalet mekanizmasına oturtmaya peşi sıra hesap sormaya başlayacaktır.

Toplum olarak son 35 yılda geçilen ahlaksızlık, tarihi itibarsızlaştırma, intikam ve kişisel hesap sorma mücadeleleri neticesinde yaratılan eserin sorumlusu yöneticilerdir. Geldiğimiz bu noktanın, cehaletin, ikiyüzlü siyasetin, islami, tarihi geleneklerimizin içinin boşaltılmasının bütün sorumlusu yine onlardır.

Ben bunun basit bir beceriksizlikten ziyade bilerek yapıldığını düşünüyorum. Dizayn edilen bu topluma dahil olmayı kabul etmiyor, insanları bilime ve demokratik hukuk devletine sahip çıkmaya davet ediyorum.

Saygılarımlar..

Sen Kimsin?

Ülke kendi aşağılık kompleksinden AB düşmanı oldu iyi mi..
 
Çocuğu olsa, imkanı olsa akşamından tası tarağı toplayıp İsveç’e yerleşecek olan adamlar “AB bizi beğenmiyor o zaman defolsunlar” veya “AB bizi oyalıyor asıl onların bize ihtiyacı var” diyor. “AB teröre destek oluyor” muş. Bak bak.. Yeni mi destek oluyor AB teröre? Sen AB teröre destek olduğu için mi reste giriyorsun?
 
Ülkemiz AB için sokak köpeğinden öteye gidemez bu ayrı şeydir, AB kriterlerini uygulamamak ayrı şeydir. AB’nin iki yüzlülüğü, teröre desteği ayrı şeydir, senin eğitim ve bilim seviyeni onların mertebesine getirmeye çalışman ayrı şeydir.
 
AB’nin ihtiyacı stratejik nokta bakımından. Diğer yanda elbette ki 1000 yıldır Avrupa’lı olan bir medeniyetin yönü de Avrupa olmalı zaten. Siz AB olsanız Türkiye’yi kendinize yakın tutmaya çalışmaz mısınız?
 
Fakat istediği kriterleri gerçekleştirmeniz gerekiyor bu birliğe girmek için. Sizi almaları veya almamalı çok önemli değil. Medeni yargı, eğitim, sağlık, özgürlük, insan hakları vs. kriterlerinde başı çeken ülkeler Avrupa ülkeleri genel itibariyle.
 
Biz kendimizi ne sanıyoruz? Kimsiniz ne olduğunuzu zannediyorsunuz arkadaşlar? Ben Hamburg’ta otururken kendi ülkesinde hala 15 yaşından küçük kızların evlenmesine sesini çıkartmayan adamı sokağımda görmek ister miyim? Yargı bağımsızlığını, hukukun üstünlüğünü bırak kırmızı ışıkta geçmeyeceğini bilmeyen bir insan benimle neden aynı iş yerinde çalışsın? Kadını ikinci sınıf insan olarak kabul eden, yahudiye dinen düşman olan, mezhep ırk ayrımıcılığını bilen uygulayan bir kişi ile benim çocuğum beraber yaşayabilir mi? Karmakarışık etnik kökenlerin, teröristlerin arasında yaşamış, şiddeti sıradanlaşmış, tecavüzleri bile affetmeye çalışan hükümete ses çıkartmayan insanlar ile ben nasıl aynı masa da yemek yerim?
 
Sen kimsin yeaaaa? demeyle olmuyor. En güzel din benim, en büyük mezhep bende, en yakışıklı ırk bizimkisi diyerek ahlakı sıfıra inmiş, hükümet yolsuzluklarına “sen olsan sende çalarsın kim çalmıyor ki?” diye cevap veren bir ümmetin AB’de işi nedir?
 
“AB bizi almıyor çünkü çekemiyor..” gibi salak açıklamalardan evvel girin iki üç uluslararası kriteri kontrol edin?
 
Venedik yargı kriterlerinde Dünay’da son sıralara inmiş, medya bağımsızlığı ve din özgürlüğünde artık son sıraya demir atmış, eğitimde Avrupa düzeyinin sonunda olan bir ülkenin vatandaşı olarak soruyorum?
 
Sen kimsin arkadaş? Kendini ne sanıyorsun? Sen “bugünde çarşıda bomba patlamadı Allah’a şükür” diyen Orta Doğu ülkesisin artık. Sen köprü yapıldığı için Almanya ekonomisinin yıkılacağına inanan salak cahil bir topluluksun. Danimarka’da bir kişi her yıl 12 kitap okur iken sende 15 kişi yılda bir kitap zar zor okuyor.
 
Cahil sürüsüsün, bir boktan anlamayan ve anladığını sanan, kendi tarihini ve siyasetini televizyon dizilerinden öğrenen güruh olarak nesin sen?
 
AB “Avrupa normlarına uygun insanları” alıyor içine. Sen insan değilsin ki arkadaşım.
 
Sen kimsin yeaaa? diyor birde.
 
Daha kendinin ne olduğunu bilmiyor sağa sola tükürük saçarak saldırıyor.

Aramıza Yeni Askerler Katılmış..

Ülkemiz yakın siyasi tarihinde “en fazla Atatürkçü” görünen kişi kim diye sorsanız değişik görüşler ortaya atılır;
 
“İsmet Paşa efendim” der bazısı Mustafa Kemal tarafından meclisin son yıllarında memleketine gönderildiğini bilmeden.
 
Birisi çıkıp “Bülen Ecevit ve CHP tabii ki” diyebilir. Evet Bülent Ecevit sonraki dönemlerde sürekli bazı devrimlere değinmiş ve organizasyonunu bu şekilde yapmıştır. Fakat geçmiş ve şimdiki olsun CHP örnek bir Atatürk partisini temsil edebilmiş midir?
 
CKMP yeni adıyla MHP ve Alparslan Türkeş temelini İslami Türkçülük ve Mustafa Kemal’den alır. Ne yazık ki bu temel bir miktar ırk faşizmine ve sorgusuz sualsiz itaat eden milliyetçi gençler yaratmaktan öteye gidememiştir.
 
Yakın siyasi tarihimiz boyunca en çok Atatürkçü olan, en fazla Mustafa Kemal’in yolundan giden, en Kemalist, en devrimci kişi lafta; Süleyman Demirel’dir!
 
Sonuç itibariyle bunu en çok dile getiren ve bu yolda yürüdüğünü iddia eden kişi eğer Mustafa Kemal’i anlayabilseydi haliyle Süleyman Demirel anlardı.
 
Diyeceğim arabalara Türk bayrağı dikme ile “Vatansever”, binalara Mustafa Kemal resimleri asma ile “Atatürkçü”, kafaya sarık bağlayıp sakal uzatma ile de “Dindar” olamazsınız.
 
İlk önce neyin ne olduğunu öğrenmeli buna göre fikirleri ve anlayışları tartışmalısınız. Geçmişten ders almıyorsan istersen dağı taşı Atatürk resmi ile donat bir anlam ifade etmeyecektir.

Atalarım Hep Darbeciyse Demek Ki!

8 yıl evvel “Balyoz ve Ergenekon davaları saçma duruyor Fettullah içeride yapılanmış yargıya, eğitime, polise ve askeriyeye yerleşmiş bu çok tehlikeli” dedim “vay darbecisin yani” dediler nasılsa babam asker kökenli ya!
 
2016 yılındaki darbe girişimi için “mantık hataları var darbenin bu şekilde yapılması için ya salak olunmalı veya başka bir şey var. Haydi diyelim salaklar ve Fettullahçılar yaptı. Bunu daha önce söyledik ve uyardık bunun suçlusu hükümettir” dedim “vay darbecisin yani” dediler nasılsa babam asker kökenli ya!
 
Kafa bir aylık çalışıyor demek ki. Bir adım sonrayı göremiyorsun patlat “demek ki darbecisin yani komunistsin yani işte dinsizsin” yaftasını. Ve bir şey daha diyeyim madem diyorum lan duvar benim;
 
“AKP Fettullah’ın yapılanmasına bilerek izin verdiği yerleri temizleyip yerine başka tarikatçıları veya kendi parti yandaşlarını yerleştirmekte. Bakın bu çok tehlikeli ileride güç çatışması yaşanır iç karışıklık olur kanlar dökülür arkadaşlar”
 
Bu kısa yazıdan ne anladık? Darbeciyim…
 
Kalın selametle.

Hayırlı Olsun Krallığın

Darbeye kimse alkış tutmaz. Bu yüzden “darbeci” dediklerimiz hep kötüdür. Darbe organizasyonunda kendisine yararını görse bile muhalefet destek olmaz. Yaparsa yarın “e kardeşim sonunda olacaktı” der en fazla.
Girişimden iki türlü sonuç çıkıyor gibi görünüyor. Darbe olur ise hükümet yıkılır vs. Darbe başarısız ise “işte darbeye göğüs gerdik” denilebilir.
Tiran ise bunu düşünmüştür mutlaka. Zaten bir iki kez söylemlerde bulunulmuştu Balyoz zamanında. Darbeyi yapanlar başarılı olur ise büyük bir koz ortaya atar; İnsan!
İnsanları silahların önüne attı Tiran. Böylece sonuç iki türlüden tek tip yani kazan kazan sistemine dönüştü. İnsanlar başarılı darbeyi engelleyebilir darbeciler geri çekilebilir. İkinci seçenek ise darbeciler halkı uyarır olmadı ateş açar ezer geçer ve bir iç savaş çıkartır.
Görünen o ki darbe girişimi ordunun her kademesinden destek görmese de (zaten tarihte böyle bir destek görmemiştir fazla takılmayın) baya geniş kapsamlı bir girişim. Ordu birliklerinin hareketi askeri birliklerin müdahalesine uğramadığına göre darbeye katılmamış kenarda beklemişlerdir.
Her neyse gece saat 2 gibi yazdığım yazımdan sonuç olarak; bu girişim ister hükümet planlı olsun ister olmasın Tayyip Erdoğan’nın çok büyük bir zaferiyle sonuçlanmıştır.
Muhtemel yakın zamanda alacağı başkanlık ile kendi ailesinin soyunu ülke yönetiminde tutacağını düşünüyorum. Gelecek 15-20 yılın karanlık dönemlerinin artık daha da yakında olması da cabası sanırım. Darbe başarılı olsaydı daha iyi bir ülke olur muyduk bilemiyorum. İki ucu boklu değnek bu işler. Uzatmayalım;
Hayırlı olsun krallığın…