Yakın Siyasi Tarih – IV.

Bir önce ki yazı için buraya

33) Arapların bazı noktalarda direnişe katılmamaları ve hatta düşman askerleriyle para veya toprak karşılığında Osmanlı devletine saldırmaları mecliste Türk-Arap düşüncesine sahip olanlara büyük darbe indirmiştir. Keza bunun yalan olduğu yine bu son zamanlardaki propaganda yazarları tarafından dile getirilmektedir. Şunu söyleyeyim bunu iddia eden bir adam ya propagandaya maruz kalıp söylüyordur veya bilerek yapıyor ise şerefsiz namussuzdur. Dünya tarihinde islamın çıkarttığı bir çok bilim adamının emevi ve abbasi bozulmasından sonra 9.yy. ve 15.yy. arasında çıkması ne tesadüftür ne de birilerinin oyunudur. 15.yy.’dan sonra islamiyetin bozulan ekonomi ve dünya dengeleriyle siyasette araç olarak kullanılılırken, batı siyaseten yüzyıllarca sömürü olarak kullanılan kiliselerden kurtulmuş ve İslamın getirdiği yerden devam etmiştir. Batının doğu devletlerini sömürmesi bu sayede gerçekleşmiştir. Geri kalan islam coğrafyası birbirlerini yemiş, kendi kendini katletmeye başlamıştır. Bu 300-400 yıldır böyledir. Okumayan, bilgi birikimi olan bir kaç islam devleti hariç (İran mesela) bütün olarak cahil kalmış, islamın değerlerinden uzaklaşmış, kendine bir din yaratarak suçu da sürekli batıya atmıştır. Sömürü düzeninin parçası olan hükümetler günümüzde propaganda yaparak yeni bir tarih oluşumuna yönelmelerinin sonucudur bunlar. İbni Suud (Şimdiki Suudi Arabistan tamamı), Mekke Emiri Şerif Hüseyin (düşünün Mekke emiri cihada uymuyor), Suriye dolaylarında yerel halk, bazı kürtler toprak/para/özgürlük gibi sebeplerle bize karşı savaşmıştır. Filistin mesela savaşmamıştır çokta kahramanca mücadele etmiştir.

34) Mart 1917 yılında topraklarımıza hızla ilerleyen Rusları durduracak bir birlik görünmemekle beraber, Rusya içerisinde patlayan savaş ve açlık isyanı yardıma yetişmişti. Rusya bu dönemde kendi iç tehlikesine yoğunlaşmak zorunda kaldı ve bolşevik isyancılar 17 Kasım 1917 yılında darbeyle iktidara geldi.

35) Tazminatsız bütün devletler ile barış isteyen yeni hükümet, rus çarlarının imzaladığı gizli anlaşmaları yayınladılar. Bizde hem o yıllar için hemde günümüz için bu yayınlardan Osmanlı devletinin savaşa girse de girmese de nasıl bölüşüleceğinin hesaplandığını öğreniyoruz. Ki bu konuşmalar aynen ağız konuşmalarıyla toplantı tutanaklarıyla vardır

36) Ruslar doğu sınırına kadar çekilip buraları ermenilere bırakır. Savaş itilafa kayıyor derken ABD savaşa giriverir.

37) Bizimkiler Ruslar geri çekilince ala ala Azerbaycan’a kadar gelir.

38) Topraklarını yahudilere parsel parsel satan ve sonradan çok pişman olan Filistinliler hariç güney cephesi çok direnmez. 21 Aralık 1916’da El Ariş, 6 Kasım 1917’de Gazze, 9 Aralık 1917’de Kudüs düştü. 18 Eylül 1918 yılına kadar Filistin direnmiştir.

39) Filistinliler 18 Eylül günü yenilince İngiliz askeri ve diğer arap birlikleri taarruza geçtiler. Halep’te Mustafa Kemal yeni cepheyi açmış ve bu taarruzu durdurabilmişti. Mustafa Kemal notlarında arap evlerinden kendilerine ateş açıldığını, kendilerini istemeyen halkın soğuk tepkilerini falan anlatıyor. Filistin halkının üstün direnişine saygı duymakla beraber tamamı müslüman olan bu kavimlerin davranışlarına kızıp içindeki arap nefreti büyüyor böylece.

40) Kafkas cephesine daha fazla birlik gönderiliyor bu sebeple. Araplar gözden çıkartıldı çünkü.

41) Halep’te yeni cephe açan Mustafa Kemal buradaki evlerden de üzerilerine ateş açılınca cepheyi daha geriye Hatay’a doğru çekiyor.

42) Balkanlarda Bulgaristan yenilince İstanbul’un önü açıldı. Almanlar barış çağrısı yaptı.

43) 3 Temmuz 1918’de Sultan Reşad öldü. Vahdettin padişahlığa son kez geçti. İttihatçılar Vahdettin’in padişahlığına çok kızmıştır.

warcelebr

44) Son kalan krallıklar Bulgaristan kralı Ferdinand, Alman II.Wilhem, Avusturya imparatoru Karl tahttan çekildiğini açıkladı ve cumhuriyetler kuruldu. Vahdettin ise bu sıralarda İngilizler ile görüşüyor ve sömürge sultanlık için pazarlık ediyordu (İngiliz arşivlerinde kayıtları yayınlanmıştır)

45) İzzet paşa hükümeti kuruluyor. Savaş sonu iyimser olan devlet yapısı anlaşma şartlarıyla sarsılacaktı. 30 Ekim 1918 yılında Mondros mütarekesi imzalandı.

46) İttihat Terakkinin ana kadrosu ülkeden gizlice kaçtı. Enver, Talat, Cemal, Dr.Nazım

20150731_165617

47) İzzet paşa imzalanan bu anlaşmayı yediremeyip istifa ettiği gün yabancı donanmalar boğaza girmişti. Aynı gün bir komutan Mustafa Kemal cepheden dönmüş ve boğazlardaki donanmaları hırsla seyretmiş. “Padişah buna nasıl izin verebilir” diyor notlarında “onurla ölmek daha iyi”

48) 21 Aralık 1918 yılında hükümet kurma çalışmaları yapılırken birden Vahdettin meclisi dağıttığını açıkladı.

49) Şoke etkisi yapan bu davranış sürgün edilen ve cephelere gönderilen türkçü düşünceye sahip komutanları örgütlemişti. Bir kıvılcım gerekiyordu belkide

50) 15 Mayıs 1919 yılında İzmir işgal edildi. Osman Nevres (Hasan Tahsin) bu durumu kaldıramayıp tabancasıyla gelen askerlere ateş edip öldürülüyor. (Dönemin gazetelerini araştırdım resimlerini de koyuyorum)

20150731_165645

51) Bu yapılan işgallerler ve yabancı askerlerin davranışlarına padişah orta yolu bulmaya çalışarak karşılık veriyor. Mustafa Kemal nazımlar ile sohbetinde İzmir’de yaşanan Yunan saldırılarına karşı ne yapılacağını konuşmak istediğini sormuş. Nazımlar ise elden bir şey gelmeyeceğini olayları kınayacaklarını söylemişler. Mustafa Kemal dönem gazeteleri ve notlarında “Yüreği olmayan bu insanlar kınama cezası veya beyaz sayfalar ile onları engelleyeceklerini mi sanıyorlar?” demiştir.

52) Artık padişah ve etrafındaki siyasetin gidişatını anlamış olan bu yeni oluşum Kuvayi Milliye teşkilatını kurmaları gerektiğini anlamışlardı.

Kurtuluş savaşı döneminde basılan gazetelerden de zaten bu savaşın adımlarını, Mustafa Kemal’in nasıl önderliğin başına geçtiğini görebiliyorsunuz. Onların resimlerini hatta koyabilirim buraya neden olmasın. Devam edeceğiz..

Sonraki yazı için buradan

Yakın Siyasi Tarih – III

Bir önceki yazı burada…

16) Mecliste yerel diller kabul edildi. Araplar anadilde eğitim istiyorlardı mesela. Arap bölgesinde ana dil Arapça yapıldı (yerel dil isteyenler için bu tarihsel gelişmeler ve dağılma sebebi örnek teşkil edebilir). Bir bilgi verelim. Fransa devriminden çok öncesinde bile araplar Osmanlıyı ve yönetimini istemiyorlardı. Her fırsatta ayaklanmışlar, en zor anlarında arkadan saldırmışlar hatta bağımsızlıkları için haçlılar ile görüşmeler bile yapmışlardır. Osmanlı dağılma sürecinde de zaten “yıllarca beraberiz kanka ayrılmayalım” demeleri beklenemezdi. Zaten dünya savaşında çoğu arap bölgesi cihada uymayacak ve İngiliz/Fransız askerleriyle beraber Osmanlı devletine baş kaldıracaktır. Peki bu ihanet midir? Bana göre Araplar yüzyıllardır kendilerini yöneten, halifeliği çalan, vergi koyan yaşantılarında istemedikleri bir unsur. Daha doğrusu özgürlük isteği ihanet olarak algılanmamalı. Tabi Osmanlı rüyasına yatan arkadaşlar bunu anlayamıyor veya tam tersi arap düşmanları. Arapların istediği özgürlüktür buda son derece doğaldır.

17) İttihatçıların düşüncesi İslamcılık akımına doğru yönelmeye başladı çünkü batıcılık taraftarları harici bahaneler ile sağa sola sürgün edildi. Daha önceki yazıda söylediğim gibi Mustafa KEMAL dahildir çünkü batıcıdır. Bu düşünceyle bir Türk-Arap toplumu hayali vardı bir nevi ümmetçilik. Dikkat ederseniz ittihatın beceriksizlikleri Mustafa KEMAL’e atılır. Halbuki bu yıllarda sivrilen Enver paşa onu batıcı olduğu için sürmüştü.

enverpasa
Enver Paşa

18) Yaşlı paşalar ve bir çok asker ki 1100 kişi ordudan emekliye ayrıldı (bazıları bu tasfiyeye dahildir)

19) I.Dünya Savaş’ı gelince Almanya ile gizlice ittifak anlaşması yapıldı. 2 Ağustos 1914 yılında ki anlaşmaya Sait Halim, Talat Paşa, Enver Paşa ve meclis başkanı Halil imza attı (işte bu türk/arap ümmetçilerin başları bunlardır)

20) Elbette diğer ittihatçılardan bunlar kaçmaz hacı bu olay ortaya çıkınca büyük tepki çekti. İtilaf devletleriyle görüşme yapılması kararlaştırıldı. İtilaf devletleriyse zaten yakın gelecekte çok kolay ele geçirecekleri Osmanlı devletini aralarına almak istemediler. (Burada yine bir iddia vardır. İttihatçılar savaşa girdi çünkü salaklardı türü. Şöyle bir şey hakim o sıralar. Balkan yenilgisinden sonra Edirne alınmış hafif bir “geri dönüyoruz” gazı var. İkincisi bu ümmetçiler tekrar imparatorluğu kurmak istiyorlardı canı gönülden. Onları bu düşüncelerinden dolayı kötülemek doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Dediğim gibi biz “vatan haini” sıfatını çok gereksiz kullanıyoruz. Bir şeyler yapmaya çalışan insanlar bunlar. İktisadi olarak batmış olan imparatorluğun bir çıkışa ihtiyacı var. Kapitülasyonlar ve gümrük anlaşmaları hükümetin sanayide atılım yapmasını ve yabancılara komple satılan şirketleri tekrar almasını engelliyor. Ve kapıda bekleyen dünya savaşında mecburen bir hamle yapılması gerekiyor. Ya Almanya tarafında yer almak ya da itilaf devletleri dediğimiz İngiltere tarafında yer almak. Fakat şöyle bir şey var. Rusya’da I.Dünya savaşı sonrası bolşevik isyanı sonucu çar devrilince imzalanan gizli anlaşmalar ortaya saçıldı. İttihatçılar İngilizler/Fransızlar ile savaşta beraber hareket etmek istemiş ama kabul edilmemişti. Osmanlıya “sen savaşa girme hacı” diyorlardı sadece. Gizli belgelerde ise İngiltere/Fransa/Rusya savaştan önce Osmanlı devletinin zaten parçalanacağını ve kapıdaki I.Dünya savaşı sonrasında kim nereyi alacak, nasıl alacak anlaştıkları ortaya çıktı. İşte kanıtla beraber o dönemin ittihatçıları bunu tahmin etmişlerdi. “Zaten ekonomik bağımsızlık yok, Almanlar yenilir ise sıra bize gelir” düşüncesiyle hareket edilmiştir. Kazanılır ise balkanlar ve arap bölgesi tekrar alınabilirdi. En kötü müslüman coğrafya alınır deniliyordu (ümmetçilik böyle bir şey işte). Bu düşüncelere hepsi sahip olmamakla beraber, batıcı fikirlere sahip kişiler sürgün edildiği ve yönetim Enver Paşa ve saz arkadaşlarında olduğu için kendileri meclise sormadan savaşa girdiler. Durum budur yani kaçınılmaz olanı yaptılar. Bunun iktisadi boyutunu ise ileride yazacağım daha iyi anlayacaksınız)

21) Savaşa yinede girilmek istendi çünkü ciddi anlamda paraları yoktu. İtilaf devletleri savaş dolayısıyla kredileri kesmişti. Edirne’nin geri alınması bir cesaret getirmiş, yeniden büyük Osmanlı İmparatorluğu hayali zihinlerde canlanmıştı yüzler gülüyordu. Millet vekilleri tekrar büyük yeni Osmanlıyı kurmanın o düşüyle birbirlerini itekleyip cimcikliyorlardı. Enver paşa Edirne’yi almıştı tekrar balkanlar neden geri alınmasındı? Hem dünyanın en büyük devletlerinden birisi olan Almanya ile beraber olunmaz ise sıranın kendilerine geçeceğini düşünüyorlardı.

22) İki Alman gemisi hükümete danışılmadan limana sığındı (resimler aşağıda). Ortalığı yatıştırmak için satın alındığı açıklandı. Yine hükümete sorulmadan karadenize açılan bu gemilerin gidişi sonrası 3 nazır bunu kabul edemeyerek istifa etmişti. Enver paşa tek başına büyük kumarı oynayacaktı

Goeben, Großer Kreuzer Stapell.: 28.3.1911 "Goeben" in der Steniawerft (vor 1917) Bosporus vor der Werkstatt rechts das desarmierte Kanonenboot "Kubanez" als Mutterschiff des Bergeverbandes
Goeben, Großer Kreuzer
Stapell.: 28.3.1911
“Goeben” in der Steniawerft (vor 1917)
Bosporus
vor der Werkstatt rechts das desarmierte Kanonenboot “Kubanez” als Mutterschiff des Bergeverbandes

23) Dikkatli okuyun buraları; İttihat hükümeti 9 eylül 1914 yılında savaşı fırsat bilerek kapütülasyonları tek taraflı kaldırıldı. İtilaf devletleri II.Abdülhamid’i yıkmada destek verdikleri ittihatçıların son zamanlardaki davranışlarına karşı ilerde yapacaklarını biliyorlardı. Kolay gaza gelen bu vatansever milliyetçilerin icabına bakılacaktı elbette. Sadece Almanya 1917 yılında bu kaldırmayı resmen kabul etmiştir

24) 11 Kasım 1914 yılında savaşa girdik ve 23 Kasım 1914 yılında ise Cihad ilan ettik

25) Aslında yazacaklarımdan bir sonuca ulaşabiliyoruz. Şöyle diyeyim; İttihat tamam kimseyi dinlemeyen ve dik kafalı yönetime sahipler fakat hareket alanları zaten çok kısıtlı durumda. Ekonomik olarak borç içinde bir devletin hükümetinden bahsediyoruz. Madeni, yolları, rayları, limanları, haberleşmesi, iktisadi yaşamı, şirketleri vs. bir çok alan zaten ya yabancıların tamamen elinde yada büyük bir kısmına sahipler. Yetişmiş nitelikli insan yok ve her şey ithal ediliyor. Savaş başlangıcıyla beraber ilk defa özgür yasalar çıkartılmaya başlanıyor mesela kapütülasyonlar kaldırılıyor hemen ekonomik bağımsızlık için. (sen şu anda hükümetini ekonomik bağımsız mı sanıyorsun bre gafil arkadaşım hey gidi)

26) Yerli şirketleşme için esnaflar teşvik ediliyor. Zaten dönem dönem bunun için çalışmalar yapıyor İttihat hükümeti. Hani söyleniyor ya hep “II.Abdülhamid han efendi hazretleri zamanında yapılan yatırımlaaaar!” diye. 1908 yılında yani II.Abdülhamid zamanında yerli şirket yüzdesi kaç biliyor musunuz? %3 (üç)

27) Yani neymiş atmayla olmuyor. Yabancı şirket sayısının fazlalığı ekonomik bağımsızlığı savaş zamanı bitirdiği için hızla yerli şirketleşme kanunları ve teşvikleri çıkartılıyor ve 1918 yılında yerli şirket yüzdesi %38 civarına getiriliyor.

28) Yazışmalar ve kayıtlarda yabancı dil kaldırılıyor ve Türkçe zorunlu hale getiriliyor. Yerli üretimin ilk etapta korunması ve teşviki, sonraki dönemde serbest piyasaya geçilmesi (devletçilik) planlanıyor.

29) Bu girişimleri dişlerini sıkarak izleyen emperyalist ülkeler hesabını soracakları günü bekliyorlardı. İyi niyetli olsalarda beceriden yoksun olan İttihat takımı ne yazık ki patlamak üzereydi. Enver paşa Sarıkamış harekatında 60 bin askeri dondurarak öldürdü. Cemal paşa ise 35 bin kişiyle Süveyş kanalını geçemeyerek geri döndü. Artık devlet içinde savunma yerlerini tekrar düşünmek ve değerlendirmek gerekiyordu.

30) Enver paşa çok iyi bir asker olan Mustafa Kemal’i 19 Temmuz’da tekrar aktif göreve çağırdı (günaydın paşa) Çanakkale savaşında çok kuvvetli birliklere sahip olan itilaf devletleri yenildi. Çanakkale savaşının sonucu olarak Bulgarlar türklere güvenip ittifaka katıldı.

31) İngilizler Bağdat’ı 11 Mart 1917’de ele geçirdi. Ruslar 5 ayda neredeyse bütün doğuyu taarruzla alıp Erzincan sınırına dayandı.

030Arab

32) İngilizler ile anlaşan Mekke emiri Şerif Hüseyin “Cihad mı o da nedir bir kuş türü mü?” diyerek Osmanlıya bu en fazla lazım olduğu zamanda isyan etti. Mustafa Kemal’in yazılarında bu savaştan 10 yıl evvel arap yörelerinin bir çok yerinde kimsenin Osmanlı askerlerini istemediğini, bu cahil ve medeniyetten uzak bedevilerin ilk fırsatta devlete isyan edeceklerini belirtmiştir. Zaten burada gördükleri Mustafa Kemal’in olası Türk-Arap İslam devletinin mümkün olamayacağına inandırmış, Osmanlı devletinin medeniyetten geri kalmasının suçunu arapların görgüsüzlük ve çarpık dini inanışlarına bağlamıştır. Burada gördükleri yaşamında ve kuracağı devlette önemli etkilere sebebiyet vermiştir. Arap nefreti ve islamın bu denli cahil bir şekilde uygulanmasının kabul edilemez olduğunu düşünmüştür. Keza sonradan islam ile cahil halk kitlelerinin sahtekarca yönetildiği fikrine doğru kaymış ve ancak “laik devlet” yapısıyla bu cehaletten kurtulunabileceğine inanmıştır. Birliğin ancak anadolu topraklarında yeniden kurulabileceğini düşünmüştür. Diğer görüşlerini kültür devrimleri bölümünde tekrar anlatacağım. Elbette Enver paşa onun bu  düşüncelerini kabul etmemiş ve sürmüştür neyse. Neyse durum budur devam edeceğiz

Sonraki yazı için buradan

İsrail’e Tepki

Son gündem maddemiz İsrail’e tepki biliyorsunuz. Yaşanan geçmişte ki bir çok olaydan mütevellit kendisini insan olarak gören herkesin tepki göstereceği bir şey bu yaşananlar. Daha önceki yazılarımda da ara ara belirtmiştim bu konu üstünde aslında. Az buçuk dindar olan adam, az buçuk sosyalist olan adam yada ne bileyim az buçuk toplum aile terbiyesi alan adam yaşananlara zaten sessiz kalmaz, kalmamalı da zaten. Burada “İsrail akıllı olacaksın” şeklinde bir yazı yazılmasını beklemeyin. Onun haklılığı, bunun suçluluğunu biz ne anlatırsak anlatalım içinizde belirmiş zaten. Sadece verilen tepkilerin nasıl şekillendirildiğini anlatmak istiyorum buradan. Daha doğrusu “tepkimizi ortaya koyalım” derken nasıl yönlendirildiğimizi ve nasıl aslında robotik tepkilere yöneltildiğimizi anlatmaya çalışacağım.

İsrail ile Filistin arasındaki bu savaş bildiğiniz gibi çok eskiye dayanır. Aslında pek çok kişinin geçmişi tam bilmediğini kabul eder isek hafiften anlatım gerekiyor galiba. Sonrasında bu tepki olayını irdeleriz sonlara doğru.

İlkin çook geçmişleri anlatmaya gerek yok. Bu topraklar üç büyük dinin kutsal toprakları. Hristiyanlar, yahudiler ve müslümanlar için de çok değerli topraklar. Hepsinin iddialarının temeli ilk önce dinsel yani. “Neden saldırıyorlar ya? Ne istiyorlar masum insanlardan anlayamıyorum?” diye bedava konuşmayın yani. Üçünün yan yana muhafazakar çevrede durması imkansızdır. Kudüs var yani bu topraklarda. Dinsel olarak anlat anlat bitmez. Ama olayı iyi anlayalım. Durun hemen “ama çocuklar öldürülüyor abi!” ye getirmeden evvel bunları bir bilelim paşam;

Şimdi geçmişte buralarda taaa anasının nikahı dönemlerinde savaşlar patlak vermiş müslümanlıktan evvel. Yahudiler, çok tanrılı dinlere sahip olanların ve sonradan hristiyanların baskılarını ve zulümlerini görmüşler. Kutsal kabul ettikleri topraklardan çoğu kaçmak zorunda kalmış. Hep mülteci olmuşlar yüzyıllarca. Tarih boyunca yerleri yurtları olmamış. İtilmişler kakılmışlar bildiğiniz sktiredilmişler sağa sola adamlar. İşkence görmüş çoğu. Bu sebeple yer altında gizlice ibadetlerini yapmaya çalışmışlar dernekler, örgütler kurmuşlar amaçları için. Amaçları nedir? Kutsal topraklarda yaşamak ve ibadet edebilmek tekrardan. Tabii hepsi gitmemiş Kudüsten çoğu zaman. Baskılara rağmen yaşamaya devam etmişler. Sonuçta en fazla ölüyorsun dinin için ve evet çok muhafazakar olan yahudiler de var.

Efendim sonra hıristiyanlar için kutsal topraklar dedik. Bunlarda oralarının kontrolünü ele geçirmeye çalışmışlar. Malum kutsal topraklar onlar için de. Uzun süre temel hıristiyan krallıklarından uzak olsalar da buraları ellerinde tutmuşlar. Taa ki müslümanlığın çıkışına kadar. 1000 yıllarının sonlarına kadar pagan ve hıristiyanlar genelde yahudileri aralarına almayarak sürdürdükleri kontrolü buralarda kaybetmeye başlamışlar. Hem de inanılmaz bir hızda…

Müslümanlığın genel de köle ve fakir insanlara hitabı, kadına da değer verilmesi gerektiği, dinin yaşama özgürlüğü ve ihsanı sayesinde çok kısa sürede din katılımlarıyla müslüman sayısı artmış. Orta doğu ve arap yarımadasını kontrol etmeye ve hıristiyanların koturolünde ki yerleri ele geçirmeye tehdit oluşturmaya başlamışlar. Ve elbette Kudüs savaşları, ele geçirmeler elden düşmeler falan filan…

O yıllarda Kudüste yaşayan müslüman, hıristiyan ve yahudilerin hayatlarının tehlike boyutunu kafanızda canlandırabilirsiniz. Her işgalde katledilme riski ve hayatınızın gelen komutanın iki ağzında olması. Neyse, hıristiyan krallıkları çok zayıflayınca batıdan gelen haçlı ordularını görüyoruz tarihte. Gerçek anlamda dini olarak yapılan batının büyük krallarının, dindar askerlerinin yaptığı seferler. Din adına Kudüs’ün alınması ve kutsal toprakların kafir müslümanlardan temizlenmesi için yapılan savaşlar.

Efendim habire savaştır orta doğu ve Kudüs tarihi işte. Özellikle hıristiyanlığın müslümanlık karşısında zayıflaması, müslümanlığın 1000’li yılların başında türkler ile anlaşmazlıklarını bitirmesi ve uzun süren arap-türk savaşlarının sonucunda artık türklerin çoğun boyunun müslümanlığı tercih etmesiyle ibre bu savaşlarda büyük oranda müslümanlığa kayıyor bu topraklarda. Anadolunun kaybedilmesiyle Selçuklulardan bunalan Hristiyan alemi asıl darbeyi Osmanlı zamanında yemeye başlıyor.

Türklükten gelen garip cesaretleri, kültürlerini müslümanlık ile birleştiren ve gelişimini bilim ve sanat adamlarıyla devam ettiren Osmanlı devleti hızla akınlarını batı tarafına yönlendirerek gelişiyor. Bunun tam tersi yönde dinde bağnazlığa, bilimden ve sanattan uzaklaşarak sahte hayallere kapılan, kafasında şeytanlar oluşturup hastalıkları halkın yaptıklarına bağlayan ve hızla yıpranan Hristiyan dünyası ne yapacağını uzun yıllar şaşırıyor. Geçtim kutsal toprakların elde tutulmasını, akın akın gelen türklere karşı oluşturulan “hadi bakalım kutsal ruh adına haçlıları topluyoruz ölene cennete arsa bedava” haçlı kampanyası bile işe yaramıyor. Hele ki tarihe utanç lekesi olarak geçen IV. Haçlı seferine gidenlerin Ortodoks Konstantine’ye saldırması ve orayı yağmalayarak “hacı bırakın Kudüs’ü falan burası iyimiş” diyerek yerleşke kurmasını hiç unutamayarak içten dağılıyorlar.

Neyse uzatmayalım fazlada. İyice palazlanan Türk devleti “yahu bu araplar ne ayak lan? Haçlı saldırıları geliyor bize arkadan saldırıyorlar” diyerek arap topraklarına saldırmasıyla buralar artık Osmanlı hakimiyetine giriyor. Ünlü hükümdar Kanuninin babası Sultan Selim İran zaferinden sonra dönemin zengin yerleri Mısır ve etrafının fethini gerçekleştiriyor. Araplar bu seferden dolayı türklere bileniyorlar. Seferde müslümanlıktan ve Osmanlı geleneğinden dolayı teslim olanların affedileceği söylenmesine rağmen Osmanlı ordusuna arap komutanlardan bazıları teslim olmuyor. Gerilla tarzı saldırılara sürekli devam ediyorlar ve arap evlerine sığınıyorlar.

Siz bakmayın arkadaşlar arap orgazmına bizim milletin. Araplar bu işgalle beraber halifeliği Türklerin ele geçirmesine feci bozulmuşlar, her fırsatta ayaklanmışlar, suikastlar düzenlemişler ve sürekli sorun çıkartmışlardır. Burada Osmanlı devletinin vergi politikasından dolayı isyanlar çok artınca, yöreye özgü yöneticiler ve vergiler/yasalar çıkartılmış ve bu ayaklanmaların engellenmesi kısmen sağlanmıştır.

Yani “oooo hoşgeldiniz Yavuz padişahım bizde size şehrin anahtarını veriyoruz ne de olsa din kardeşiyiz ekereke” denmemiştir. Araplar bizim gibi özgür ruhlu insanlar olduğundan temellerinde, boyunduruk altında durmaktan çok rahatsız oluyorlar. Tarih bir çok arap isyanıyla doludur ve bunlar çok ciddi cezalar ve idamlar ile bastırılabilmiştir ancak. Buraları “araplar çok iyi dostumuzdu efendim kışkırtılınca ayaklandılar e tabi lawrance vardı şerefsiz ingilizler” diyenler için yazdım. Arkadaşım, be güzel kardeşim artık geniş bakalım şu olaylara. Tarihte filistin toprakları Kudüs bizdeyken bu adamlar ayaklandılar mı bir çok kez? Evet hemde o kadar çok ayaklandılar, o kadar çok gerilla savaşı yaptılar ve isyan çıkarttılar ki yasaları vergileri değiştirdiler adamlar uygun yöneticiler ile idare edebildiler. Hah, işte bu arkadaşlar istiyorlar ki “evet sizde müslümansınız ama biz sizin boyunduruğunuz altında yaşamak istemiyoruz. Biz özgür yaşamak istiyoruz”.

İşte gel zaman git zaman her büyük devletin çatırdadığı gibi Osmanlı devleti bu topraklarda 1900’lerin başında iyice çatırdamaya başladı. Arap isyanları artmaya, birçok cephede savaş karşılanamamaya başlandı. Osmanlı yönetimi içinde rüşvetin, yavşaklığın boyutunda da sıçrama olduğu için bu topraklar da öyle “müslümanız biz sizdeniz” demeyerek hafiften dağılmayı beklemeye başladı doğal olarak. Aslında bu kopuş hareketleri daha önceden bazı valiler ile yaşanmıştır. Açın okuyun lan biraz yada benim tarih yazılarını okuyun ne bileyim. Şimdi buraların valileri vergiyi toplayıp saraya gönderiyorlar ya. İşte burası çok zengin yani nasıl diyim buraları o zamanın İzmit Belediyesi gibi. Gebze falan katarsan türk ekonomisin can damarı deriz ya hani işte burasıda uzun yıllar böyleydi Osmanlı için. İşte bu valiler biraz palazlanınca “bende sultanım ulan” demişler ve güçlü dönemlerdeyken kelleyi koltuklarına almışlardır. Mesela Hain Ahmed Paşa ünlüdür okuyun mnkym işte.

Peki bu arapların ayaklanma istekleri vatan hainliği midir? Değildir hocam değildir. Neden vatan hainliği olsun? Adamlar diyor ki “ben kimsenin boyunduruğu altında yaşamam ben arap soyundanım ancak arapın boyunduruğunda yaşarım”. İşte bu sebeple Osmanlı devletinden kopmak için güçlü arap aileleri kralları ne gerekiyorsa yapmışlardır. Artık siz lafı çevirip “efendim İngilizler yok mu? İşte lawrance adamalrın aklını çeldi” diyebilirsiniz o sizin olayları anlama yetinizi belirtir kusura bakmayın. Adamlar zaten bizde değildi bunu anlamak lazım. Yalnız bu hainlik iddiasının yanında son zamanda Arap göt yalayıcılığı ve sahtekarlığı da var. Malum fikrimizde bizde orta olmadığı için ya haindir ya vatan evladıdır. İşte hain değilse bir numaralı adamdır artık yeni tarihçi geçinen pezevenklere göre. Bunlar yalanı bir çok kere her yerde tekrar ederek doğru olduğuna inandırıyorlar insanları. Ulan son dönemde hadi dediğiniz gibi oldu da ondan önceki isyanlar, kendini bey ilan etmeler, gerilla savaşlarını kim yaptı? Kudüs’e inen venedikliler mi arap dağlarında saldırılarda bulundu?

Peki neden son yıllarda bu yalayıcılık arttı beyler? Bakın etrafınızda ki komşularınıza anlarsınız…

1900’lü yıllara doğru artık sağa sola fare gibi kaçan yahudilerin toparlanması için kurulan örgütler sanayi devriminden sonra palazlanmış ve gerekli amaçları doğrultusunda adımların atılması için çaba sarfetmişlerdir. “Orspu çocuğu yahudi değil mi!” demeden evvel adamların bir geçmişlerine bakarsak daha iyi olayı özetleriz sanırım. Bu sebeple herhangi bir toprak parçası olmayan bu dine mensup olanlar kutsal toprakların dolaylarında ülke kurmak istemişlerdir. Ülkede haliyle Osmanlı elinde olduğu için onlar ile temasa geçmişlerdir satış için. “II.Abdülhamit’e yahudi gelmiş demiş ki bize orayı sat. Padişahta ayağa kalkmış bizim bir karış satacak toprağımız yok defoool diye bağırmış” deniyor ya işte yalanlarını skyim ben onların.

II.Abdülhamit zeki bir padişah olduğu için kendisine talep edilen bu satın alma işine çok ihtiyacı olduğu halde sıcak bakmamıştır. Devlet ağır borçlu olduğundan bu dönemde yahudiler parayı habire teklif etmişlerdir. Padişah ise kutsal topraklarda toprak satışına dediğimiz gibi sıcak bakmadığından ve ilerde bu satışın zor durumdaki müslüman camiada ters etki yapacağından falan dolayı istememiştir. Ama öyle kapısına gelerek 6331 sayılı ÇSGB’nın yasasını anlatmaya çalışan İSG uzmanına bağırarak “hadiii hadi çık dışarııı çııık” deyip sarayından da kovmamıştır! II.Abdülhamit uzmanı olan Prf. Vahdettin ENGİN kitabında başlarda kabul etmese de II.Abdulhamit’in görüşmelerde bulunduğunu, filistin topraklarında satışa değil ama istenirse Suriye dolaylarında yerleşmeyi teklif ettiğini belgeler ile ortaya koymuştur.

Efendim ondan sonra bu Siyonist teşkilarlanma!! eheh toprak satın alamayınca devletin bu dolaylarında oralardan yöre ahalisinden ve yöneticilerden toprakları almaya başlamışlardır. E para var mnkym tabi sanayileşmeden gelen, işte bu para ile sahibi arap görünümlü toprakları çat çat almaya ve buralara yahudileri yerleştirmeye başlıyorlar.

Bu yerleşim çok artınca ki yaklaşık 5/1 olduğu söyleniyor filistinli araplar duruma uyanıp ayaklanıyorlar. Tabi bu ayaklanmalar falan fasa fiso şeyler. Çünkü olaylarla ilgilenecek kuvvetli bir Osmanlı devleti olmadığı gibi, Osmanlı devletinin de orada olmasını istemeyen araplar var buraya dikkat! Ha bu ayrışma için İngiliz devleti arapları gazlıyor mu? Gazlıyor elbette. “size neler neler vereceğiz amcoğlu, zengin olacaksınız türklerden hele bir kurtulun buralar sizin özgür devletiniz olacak” diyerek Osmanlı devletinden zaten ince dinen olan bağlantılarının kopmasında yardımları oluyor. İşte 1917 yılında İngilizler, çok bariz bir şekilde arapların da fazla ses çıkartmamalarıyla Kudüs’ü ele geçiriyorlar. Sonrası işte birinci dünya savaşı cart curt. Ama ingilizler sözlerinde duruyorlar dayı. Suudi ailesine Suudi arabistanı kuruyorlar, Suriye kuruluyor, Kıbrıs falan hep ayrıştırılıyor Osmanlılardan. Kısmi Osmanlı katılımı harici destek olunmuyor ve bildiğimiz kurtuluş savaşına giden süreç başlıyor…

Yine bir artı parantez Atatürk’ün yorumların da arapları hiç sevmediğini yakalayabilirsiniz. Genç bir subayken kendi anılarında Osmanlı askeri durumun ve yönetiminin serkeşliğinden, bu orduyla savaşı kaybedeceğinden bahsinin yanında işte bu kontrollerindeki arap şehirlerinde osmanlı askerlerine yardım edilmediğinden bahseder hatta evlerden ateş açıldığından da bahseder okuyun. Belkide bu sebepledir arap inkılabı falan bilemem farklı tartışma konuları bunlar ama sevmiyor ve nedeni işte bunlar.

Osmanlı devletinden kurtulduğuna sevinen arap kralları ve halkı aslında hıristiyan dünyasının petrollerini istediklerini ve kendilerini sömürmeye geldiklerini çok geç anlamışlardır ve bazıları çok pişman olmuştur. Bu sebeple bir Osmanlı özlemi de elbette vardır haliyle. Çünkü beklentileri bu değildi günümüzde.

Konumuza dönersek; İşte bu satın alımlar ve gelişmelerin yanında ikinci dünya savaşında yaşananların da etkisiyle lobiyi iyice genişleten, kendilerine yapılan alman zulmünü iyice parlatan ve çok iyi kullanan (sadece onlara yapılmadı halbuki bu zulüm) yahudi topluluğunun ileri gelenleri bu zulüm ve sürgünden sonra kutsal topraklarda bir ülke istediklerini resmen ilan ettiler. 1947 sanırım yıllarında artık nüfuslarını iyice artırdıklarından İngiltere ve ABD desteği ile devletlerini burada kurdular. Sonra bu kurdukları devlet başladı etrafından kendini korumaya. İlk etaplarda çok saldırgan olmayıp, destek gördükleri arapların yardımlarıyla satın alabildikleri yerleri satın almaya başladılar.

Bu ilerlemeye karşı olarak, topraklarının hızlı erimesine filistinli araplar artık dayanamayarak silahlı/silahsız direniş başlattılar. 1970’ler de kurulan silahlı filistin kurtuluş örgütü kuruldu falan filan ya açın okuyun işte filistin tarihini.

İşte bu arada büyük oranda kendini garantiye almak için etrafında silahlı tehdit olarak kimi gördüyse İsrail sindirmeye çalıştı. Kendisine bir numaralı tehdit ise haliyle topraklarını paylaştığı Filistin halkıydı. Kendisine yapılan silahlı saldırılara, intihar eylemlerine karşı misliyle cevap verdiler.

Genel olarak değerlendirirsek; Geçmişte Osmanlı devletine karşı her dakikasında ayaklanıp bağımsızlık isteyen arap kısmı bu yıllar içerisinde beklediği özgürlüğe kavuşamadı. Osmanlının koruyucu kalkanı kalktığında, kendi dininden olmayanların nasıl köpek balığı gibi saldırdığını gördü. Hatta, kendi milletinden olan arapların bile İsrail’in zaman ile yanında yer aldıklarına, yer almayanların da nasıl sessiz kaldıklarına şahit oldular. Ondan sonra başladılar “bize yardım edin ahhh eskiden böyle miydi?” demeye. Bir kısım bunları unutmadı, kırgınlar ama yinede insanların öldürülmemesi için tepkilerini ortaya koyuyorlar. Dikkat ederseniz “insanların öldürülmemesi için” diyorum.

Evet kısa orta doğu tarihinden sonra şimdi yapılan şeyleri değerlendirmeye başlayalım. Ne diyorduk; Tepki. Tepki; her hangi bir eyleme karşı gösterilen karşı davranış, söz veya eylemdir. Her hangi bir şeye karşı tepkinizi dile getirmeniz toplum içerisinde sizi belirleyici bir insan yapar. Elbette bu tepkinin ne için yapıldığı önemlidir. Etki size veya tanıdığınız bir aile üyesine ise tepkiniz hızlı ve şiddetli olabileceği gibi size değil de başkasına yapılıyor ise aynı etkiye hiç tepki vermemenizi de sağlayabilir.

Bunlar karışık geldiyse bu tepki örneklemelerini inceleyelim daha kolay anlayacağız. Hani diyoruz ya “tepki verin sessiz kalmayın” diye.

Arkadaş sokakta gezerken yoldan geçen kız kardeşine iki adamın “uff yavruya bak” dediğini duyar. “Böyle şey olur mu” diyerek tepki gösterir, buna tepki gösterilmemesi büyük terbiyesizliktir. Etrafa bakar “siz adammısınız” diyerek. İşte böylece ne kadar namuslu olduğunu ortaya koyar yani insanlık bunu gerektirir. Sonra bu arkadaş bir kız görür ve “ufff o nasıl bir hatunmuşsun sen ya” diye seslenir. Yanında ki arkadaşları da pis pis gülerler. Onlara göre sıradan olan bir eylemdir ve “ne var bunda” modu hakimdir.

Arkadaş evinde televizyonun başında otururken iki kişinin eşek sudan gelene kadar dövüldüğünü öğrenir. Kimmiş bunlar diye düşünürken Taksimde dayak yiyen turistler olduğunu öğrenir. “Eeee ramazan ayında oruç tutana saygı duyacaksın elbette” der “duymaz isen dayağı yersin” diye de ekler. Dinine saygı duyulmadığı için dövülmelerini haklı bulur. Sonra bu arkadaş bir gün gezerken Taksimde “lan şu kiliseye girelim nasılmış” diyerek içeri girer. Sırıtarak etrafta gezinir, mum yakar “bu ne amnkym” diye konuşur, gürültü yapar. Görevli sessizlik ister yoksa çıkarılacaktır. Sinir ile kliseden çıkar. Hayır bunda ne vardır? Biraz geyik yapalım denmiştir sadece. Arkadaş sonra birilerinin kendi parti binasına saldırdıklarını görür. “Hepsi orspu çocuğudur” bunların. Sonraki ay kendi parti grubu yürüyüş yaparken küfür ettiği partinin bürosuna taş atar. Karşılığı verilmiştir, bunda hiç pişmanlık duymaz bu adam.

Yukarıda ki örnekler yapmıyor olabilirisiniz, belkide benzerlerini yaptınız farkında değilsiniz. Şöyle bir kendi değerlendirmenizi yaptığınızda yaptığınızı farkedeceksiniz. Önemli olan yapmanız değil aslında. Önemli olan karşıya empatinizi kurup, verdiğiniz tepkiyi ona göre planlamaktır. İşte bu hareketleri azalttığımız zaman hep bahsettiğimiz evrensel insanlık değerlerine yaklaşırız.

“Ne alakası var konuyla abi?” diyorsanız bir kez daha düşünün. İşte son Filistin-İsrail savaşında verdiğimiz veya vermediğimiz tepkileri tekrar değerlendirin. Gerçekten insan ölümlerine tepki mi gösteriyorsunuz sizce? Yoksa müslüman ölümlerine mi? Yoksa kendi mezhebinizin ölümlerine mi? Yoksa kendi ırkınızın ölümüne mi tepkiniz? Hangisi? Kendi cinsinizin ölümü bile fark yaratmıyor mu?

Ölümler daha doğrusu masum kişilerin ölümleri “normal” bir insan için zaten tepki gösterilmesi gereken bir konudur. Peki Filistin için ölenlere gösterdiğiniz tepkiyi bir kez bile İsrail’de patlayan canlı bombalar için gösterdiniz mi? Hadi yakından gidelim çok yakından gidelim. IŞİD örgütü “alevi” diyerek yakaladığının kafasını keser iken ve Irak kuzeyini komple ele geçirip devletlerini ilan ederken tepkiniz ne oldu? Sessiz mi kaldınız? Türkmenistan’da birileri öldürülmüştü yakın tarihte ne oldu? Neden sesi çıkmadı bazı insanların? Ve Filistin’de gerçek anlamda siviller öldürülürken neden fazla sesi çıkmıyor muhalefet destekçilerinin? IŞİD kahrolsun falan diyoruz da İsrail’in kimyasal saldırıları ve bombalarına sessiz kalınmasının anlamı nedir?

Anlamı şudur. Kısaca “İnsanlık” diye tabir ettiğimiz kimsenin dinine, mezhebine, ırkına veya cinsiyetine dayanmadan yapılan bütün zulümlere sesini çıkarttığını “lafta” söyleyen, ama aslında “insanlık” ile zerre alakası olmayan, ne olduğunu bilmeyen bir toplumumuz var. Dindarı, laik devlet isteyeni, türkçüsü, kürdü hepsi böyle neredeyse.

“Bizim dinimiz en güzel dindir, her kese hoş görülüdür” diye tweet atam adam ertesi gün İsrail saldırısından sonra bütün İsrail halkının yanarak yok olmasını istiyor. “Sosyalizmin ve sol düşüncenin dinler, kültürler arasında yakınlaşmayı sağlayacağını, kadın erkek eşitliğinin önemini ve sosyal devletin yapısını” anlatıyor adam, ertesi gün bu saldırılar sonra “hitlere kızıyorlar birde ama adam doğru söylemiş demek ki bütün yahudileri katletmesi lazımmış” diyor. Bir gün “türk ırkı bu toprakları hoşgörüyle ele geçirmiş adaletli bir toplumdur, geleneğine göreneğine sahip çıkmalıdır” diyen adam bugün “araplar zaten bize ihanet etti ölsün şerefsizler” diyebiliyor!

Adam “İsrail için protesto eylemini destekliyorum, helal olsun başbakana yahu rest çekiyor, İsrail mallarını protesto ediyorum” diyor, buna dönüp “evet ama arkadaşım İsrail devletinin ABD ile beraber en büyük müttefiki bizim devlet. Bir çok askeri/ticari anlaşmalarımız var. Bu hükümetin hamleleriyle İsraile ticaret hacmimiz katlandı da katlandı. Buradan kazanılan bombalar atılıyor işte filistine. Hem sen neden IŞİD’e ses çıkartmıyorsun?” dediğin zaman susuyor. Susuyor çünkü söyleceği hiç bir şey yok, bir bilgisi yok tepkisi yönünde. Bilinçsiz bir robotik tepki bu. Buna “borcumuz yok ki IMF’ye borç veriyoruz” dendiğinde “yahu olur mu bakanlık sitesinden ülke borcu belli 400 milyarı doları geçti ne borcu yok” diyorsunuz yine susuyorlar. Bilgi yok, birikim yok, analiz yok. Çıkıp iki armut “evet borcumuz var ama herkesin borcu var, ABD en borçlu ülke mesela heh heh” diyor onlarda copy/paste yapıyor size “evet ama abi herkesin borcu var ya misal ABD” diyor. “arkadaşım borcun değil önemli olan aslında, dünya da sahip olduğun şirketler önemli, elinde tuttuğun ekonomik hareketler borsalardır” diyorsun yine boş boş bakıyor. Bilmiyor, zaten hiç bilmedi kopyala yapıştır olduklarından.

Burada bir sıkıntı var arkadaşlar. Düşünce temelinde bir sıkıntı var. Birilerinin televizyon üzerinden, internet üzerinden yönlendirilmesine maruz kalıyoruz. Tepkilerimiz aslında kılıfının altına sakladığımız tepkiler değil. Düşüncesi şiddete dayanıyor genelde, tahammülsüzlük hakim ve karşı düşünceyi yok etmeye yöneliyor. Bunun en büyük etkeni siyasi politikadır. 1900’lerin başında artık oldukça etkili olan bu “yalan haraketi” insanların düşüncelerini esir ediyor. Genel olarak bunun adına “propaganda” diyebiliriz.

Siyasi propaganda sanatının ne kadar etkili olduğunun kanıtı işte bu cümlelerdir. Kutuplaştırmadır. Hiç girmediği tarikatı bu sebeple kötüleyip yobaz ilan ettirir demokrata, hiç gitmediği Yunanistan’a Ermenistan’a bu sebeple kin besler milliyetçi adam ve hiç tanımadığı ve hiç ticaret yapmadığı halde bu sebeple düşmanlık besler yahudiye muhafazakar kesim. Bunlar öğretilen propaganda araçlarıdır. Bu konuyla ilgili bir araştırmamdan sonra uzun bir yazı yazacağım umarım anlatabilirim. Haydi eyvallah lan yazı uzun oldu ya yine.

Her şeyi bırakın yukarıdaki son resimde ölen çocuğun ne milleten olduğu, hangi dine bağlandığını düşünüyorsanız ne diyeyim beyler? Cahilsiniz demeyeceğim artık bunun sebeplerini daha derinlemesine araştırmaya başladım. Bekleyininiz..