Fatihin Son Fetihleri Ve Ölümü

Önceki yazıya buradan

Eflakın Vilayet Olması

1) Eflak hatırlarsanız Osmanlı hakimiyetini tanısa da haçlılara katılıp arkadan vurmuştur. 1456’da meşhur kazıklı Voyvoda oranın prensi olmuştur. Kazıklı, Osmanlı sarayında yetişmişti. Malum, kralların kardeşleri daha doğrusu varisleri ihtimale karşı alınırdı.

2) Fatih, karadeniz seferinden dönmüştü. Vlad ise Macarlarla beraber Bulgar taraflarına saldırıp milleti kazığa vurdurmuş, türlü işkenceler yaptırmıştır. Tarihe oldukça cani olarak geçen bu manyak prense Osmanlılar Kazıklı Voyvoda, hristiyanlar Vlad Çepeş (cellad Vlad), günümüzde de kont drakula denilirdi. Yaptığı işkenceler dönemin engizisyon mahkemelerine bile ilham verecek cinsten olan Vladın kazıklattığı adamların içinde yemek yeme, yemeğe çağırdığı fakirleri masayla beraber yaktırma, kadınların göğüslerini kesip çocukların kafalarını çaktırma, boğazlarını kesip ters çevrilen insanların kanıyla efendim ne anlatıyorum lan ben. Merak edenler araştırsın. Yine Osmanlılarda da çeşitli işkenceler vardır, lakin Kazıklı ve engizisyonun özgünlüğüne yaklaşamaz tabi ki. Onun ile ilgili bir kitap vardı eskiden okumuştum adı aklımda değil ona bakıverin. Fatih bu manyağın faaliyetlerine dayanamayıp kardeşi Radulu prens yaptı. Radul da Osmanlıda yetişmiş, Fatih tarafından sevilen bir kişiydi.

3) Fatih kazıklıyı İstanbul’a çağırttı. Silistre beyi Yunus bey ile Niğbolu beyi Hamza beye alıp getirmelerini istedi. Fakat kazıklı, bunu haber alıp bütün herkesi baskınla öldürttü. Askerlerin kol ve bacaklarını kestirip kazığa oturttu. Hamza beyide daha yüksek bir kazığa vurdurduktan sonra kellesini kesip Macar beyine yolladı yardım istedi. Niğbolu,Vidin dolaylarını yakıp kesti. 25 bin esirle eflaka döndü. Fatih padişah olduğu için bir şey söyleyemese de galiba onun ne dediğini hepimiz tahmin ediyoruz.

4) Fatih seferini Eflak’ı çekemeyen Bogdan prensi de teşvik etti. Fatih 150 bin kişiyle Eflak’a girdi. Geceleyin on bin kişiyle padişah çadırına saldıran Vlad sonuç alamayıp kaçtı. Kumandanları dağılan Vlad’ın askerleri de bin iki bin demeden öldürüldü. Macarlara kaçan Vlad “yardım et amcoğlu” dese de, Macar kralı “ama 150 bin kişi dayı” deyip üstüme gelirler diyerek Vlad’ı hapsettirdi. Radul bey yapılarak Eflak sorunu halloldu. 1462

5) Bogdan beyi muahedeyi bozup Eflak’a saldırınca sefere çıkıldı oralar alındı 1475

6) Macarlar fırsatı değerlendirip buraları alsa da Fatih kışın beklemedi devam edip geri aldı, yapılan kaleleri yıktı 1476

7) Bosna kralı vergisini ödemeyince sefer yapılıp orası da alındı 1463. Bosna kralı validesi ve üç oğluyla teslim olsa da Fatih bunlara kızmış, fetva isteyip aldıktan sonra onları öldürtmüştür.

8) Macarlar buralara yine saldırsa da tekrar gelip buraları aldı. Fatih, hayatı boyunca sefer yaptığından garipte bir adamdı. Hristiyanlığın Bogomil mezhebine ait olan Bosnalılar sonradan topluca müslüman oldular. Bu mezhep Hz. İsa’yı Allah’ın kulu olarak görüyordu. Bosnalılara sonradan Devşirmelerde öncelik tanınmıştır.

Osmanlı Akkoyunlu Mücadelesi

1) Karamanlıların durumu Fatihten evvel zaten belidir. Osmanlı devletini habire arkadan vuran bu devlet, haçlılardan papaya kadar her devlet ve dinden çıkarlar çerçevesinde ilişki kurmuş, ayaklandırmalara vesile olmuş veya kışkırtma yağma yapmıştır. Uzun uzadıya Karaman tarihini yazmaya gerek yoktur. Karaman beyinin ölümüyle her zamanki gibi taht kavgası çıkmıştır. Birisi Osmanlılardan, diğeri de o zaman artık çok kuvvetli bir doğu devleti olan Akkoyunlulara sığınmıştır. Karşılıklı saldırılar vs. den sonra Fatih artık “bir doğu seferine çıkalum” diyerek yola koyulmuştur.

2) Fatih Trabzon’u aldığında Akkoyunlu Uzun Hasan’ın kızdığını fakat bir şey yapmadığını anlatmıştık. Fakat artık 12 yıl geçmiş, Akkoyunlular almış yürümüştür. Artık Karamanlar ortadan kalkmış sayılır, en büyük rakipleri Karakoyunlar yenilip yok edilmiş (1467), Van, Azerbaycan, İran ve etrafı alınmış, Tirmuridlerde yenilmiş {yani Fatih batıda inanılmaz bir ilerleme kaydederken, doğuda da Akkoyunlular kimi gelse yenip ki Uzun Hasan zaten büyük bir imparatorluk kuruyor. Tabi geçmişte nasıl Timur, batıda Osmanlının büyüdüğünü ve ilerde kendisine tehlike oluşturduğunu görüp Yavuz’a savaş ilan etmişse, benzer bir şekilde Fatih’te, doğuda artık çok büyüyen ve ilerde kendisine çok büyük tehlike yaratacak olan Akkoyunlulara savaş ilan etmiştir. Sorun nedir? Habire etrafta bazen duyduğum “Efendim Timur’un hiçbir amacı yoktu, halbuki müslümandı Osmanlıya saldırdı buralarda da kalmayarak yağma yaparak çekip gitti”. Kardeşim, arkadaşım Timur batıda büyümeden bir tehlikeyi bertaraf etti bir kere. İkincisi, bu toprakları vergiye bağladı ve Anadolu beyliklerini yeniden kurdurdu ki tek birisi yine sivrilip tehlike yaratmasın. Ha ne oldu Fetret devriyle toparlandı Osmanlı vs. ama Timur’un ölümü olmasaydı görürdüm ben o toparlanmayı neyse, “amaçsız sefer” ne demektir? Amaçsız sefere gidilir mi kardeşim?}

3) Osmanlıdan kaçan Karaman ve Candar oğulları Uzun Hasan’ı tahrik etmiş ve bu savaşa vesile olmuşlardır. Tokat’a girip şehri yağmalamışlardır. Yine Venediklilerle anlaşıp denizden top, silah istemişlerdir. Fatih’te zaten sefere niyetli harekete geçmiştir.

4) Rumeli beylerbeyi emrindeki seçkin 10 bin asker savaş öncesi bir tuzağa düşmüş ve öldürülmüştür. İki ordu savaşa girişmiştir. (11 Ağustos 1473 Otlukbeli savaşı)

5) Savaşı kazanan Osmanlı kuvvetleri dağıtılmıştır. Kaçan Uzun Hasan’ın bir çok uleması yakalanıp İstanbul’a gönderildi. Doğu seferindeyken haçlılarda İzmir’i, Antalya’yı yağmalamıştır. Uzun Hasan’ın takip edilmemesini söyleyen baş vezir Mahmud Paşa {adam haklı nereye gideceksin mnkym çöle mi gireceksin} hakkında söylentiler çıktı. {işte rüşvet aldı, korktu, beceriksiz, hain vs} Dönüşte görevden alındı.

6) Bir yıl sonra yerine geçen vezir ölünce ve hemen ardından Fatih’in oğlu şehzade Mustafa’da ölünce şüpheleri üzerine çekti. Neden çekti peki kardeşim? Çünkü bir sefer sırasında şehzade Mustafa, Mahmud paşanın karısına tecavüz etti. Karısını bu yüzden vezir Mahmud boşadı, fakat Fatih baskı yapınca yeniden evlenmek zorunda kaldı. Neyse sonuçta şehzadenin şüpheli ölümüyle beraber Mahmud paşada tutuklandı ve öldürüldü (1474)

7) Savaş sonrası Uzun Hasan oğlu Uğurlu Mehmet babasıyla taht kavgasına girişti {aman ne sürpriz oldu hepimize}. Memlüklülere sığınmıştır. Memlüklüler bir birlikle ona gazı verseler de yenildi oda Fatih’e sığındı. Bunu kullanayım diyen Fatih onu kızıyla evlendirdi ve Sivas’a vali yaptı. Lakin, akkoyunlularca kandırılan Uğurlu öldürüldü (1477).

8) Uzun Hasan ölünce yerine hükümdar olan Halil ile barış yapıldı.

Fatihin Ölümü

1) Kefe limanı alındı (1475)

2) İtalya’nın güneyine saldırılar düzenlendi paşalarla. Rodos üç kez kuşatılmış fakat alınamamıştır. Aslında üçüncü kuşatmada kale içine girilmiş ve sancak dikilmiştir. Fakat paşa o sırada yağmaya izin vermeyeceğini açıklayınca askerle kaleyi almamıştır (1480)

3) Dulkadirlerle üçkez su sebebiyle savaşılmış sefer düzenlenmiştir. Fatih hasta olmuş, Gebzede veya dolaylarında ölmüştür (4 mayıs 1481)

4) Fatih İstanbulu almıştır. Balkanları dize getirmiş, Anadoludan hristiyanları atmış, karadenize sefer yapmıştır. Güçlü donanmalar kurdurmuş, adalara hakim olmuştur. Ki İtalya’ya ölümü sırasında seferde düzenlemiştir.

5) Fatihin bu ilerlemesi Avrupayı çok korkutmuştur. “Romayıda alır bu mnkym” diyen Papa, sürekli haçlılara gazı vermeye çalışsa da, kendi iç çatışmalar ve ekonomik sebepler yüzünden bunu gerçekleştirememiştir. Ölümüyle beraber Roma’da sanırım davullar zurnalar çalınmış, dinsiz ilan edilenler beklide bir iki gün ateşte yakılmamıştır kim bilir.

6) Sabırsız merhametsiz bir hükümdar olup, büyük bir diplomat ve askerdi. Bilime, sanata ve ilim adamına önem verir, dünyadaki sanatçıları, bilim adamlarını İstanbul’a getirtmiştir. Kanunname yazdırmış, devletin sistemini toptan değiştirmiştir. Bu sayede Osmanlı 400 yıl daha ayakta kalmıştır. Fakat bunların yanında padişah devlet işlerinden uzaklaşmış, vezirler yönetimde daha fazla söz sahibi olmuştur. Devlet zayıfladıkça bu büyük bir sorun teşkil etmiştir ilerde.

7) Ölümüyle beraber iki oğlu taht kavgasına girmiştir. Mustafa ölmüştü zaten iki şehzade Beyazıd ve Cem Sultan mücadeleye girmiştir.

8) Fatih, kitapları değişik dillere çevirmiş ve araştırmalar yaptırmıştır. Birçok dil bilir, özelikle İtalyan tarihine ve o bölgeye ilgi göstermiştir. İstanbul ortadokslarını desteklemiş, patriği kullanmıştır

9) İncili arapçaya çevirtip okumuş ve ilgi göstermiştir. Bu ilgisini Katolik kilisesi ve tabii Papa “tanrım Fatih hristiyan oldu yüce yarabbim” propagandasıyla karşılamışlardır. {günümüzde de hala bu şekilde seviyesiz siyasi atışmaları görmek ne kadar üzücü, ve sinir bozucu be kardeşim}. Bunu nereye bağlamışlardır. İstanbul aslında ele geçirilmemiştir. Çünkü “oda bizden, içimizden biri, halkın adamı” diye ne yapsınlar avunmaya çalışmışlardır. Hatta Fatihe bununla ilgili olarak mektup yazılmış, nasıl vaftiz edileceğini anlatmıştır.

10) Fatih camii yapılmış, Ayasofya alındıktan sonra camiye çevrilmiştir, kapalı çarşıyı bedesten yaptırmış. Çevreden birçok müslümanı İstanbul’a getirtmiş ve yine balkanlara göç ettirmiştir. Balkanlardaki güçlü hristiyan aileleri de İstanbul’a getirtmiştir. {isyan ve karışım için}

yoruldum devam edeceğiz….

sonraki yazıya buradan

Fetih Sonrası ve Genel Bir Değerlendirme

Önceki yazıya buradan

En son İstanbul’un alınmasını yazmıştık. Buradan uzun bir aradan sonra devam edelim yine. Fetih sonrası dünya çalkalanıyor ve yeni bir döneme gerçekten giriliyor bir nevi. Bu sadece Osmanlı devletinde yasalar ve kanunlar ile değil, Avrupa’nın dönüşümü ve gerçek tehdit olarak Türklerin görülmesi vs. olaylarla açıklanabilir.

1) Fetihle beraber Papa ve Napoli karallığı dehşete düşmüştür. Buna karşılık Papa 1453’te bir haçlı münasebeti düzenlemek istese de başarılı olamaz. Ortadoks ülkeler, Rumlar, cenevizliler fethi tebrik edip vergiye devam etmişlerdir.

2) Papa, etrafa gazı verip Cenevizlileri, Napolileri ve Venediklileri kullanarak Jan Hunyad komutasında haçlı düzenlemeye çalışsa da Napoli/Venedik düşmanlığı bunu engellemiştir. {Burada bir yorum yapmak istiyorum. Avrupa’nın durumu nasıldı? Avrupa’nın durumu anlattığımız gibiydi. Yani bir iç savaş halinde, sefalet, din yobazlığı, kralların kilisenin baskısı, haksızlıklar, kıtlık ve hastalıklar. Doğuda Türklerden nefret ediliyor, zaferler ilerledikçe papayıda telaş alıyordu. Durum o kadar kötüydü ki, sırf mezhep ayrımcılığından İstanbul’a yardım gönderilmemişti. Ülkeler arasındaki anlaşmazlık ve düşmanlık sebebiyle Haçlı seferi bile düzenlenemiyordu. Tabi bu 1700’lerden sonra yavaş yavaş değişiyor.}

3) Vezir Halil paşa fetihten hemen sonra tutuklanıp hapse atılmıştı. Fakat nüfuzu o kadar büyüktü ki öldürülmesi bir iç karışıklığa sebep olabilirdi. Bu sebeple hapsedilip, halk arasında rüşvet aldığı iddiaları ortaya atıldı. Yine fetihi engellediği, vatan haini olduğu vs. iftiralar atılıp söylentiler yayarak 40 gün sonra öldürüldü. Çandarlı ailesinden başka oğlu İbrahim paşa, II.Beyazidin vezir olmuştur. {daha öncede yazdım, olaya tek taraflı bakan genelde muhafazakar tarihçiler Halilin vatan hainliğinden bahsederler.}

4) Halil paşanın ölümüyle  sarayda ve nüfuzda iyice güçlenen devşirmeler her yere sızıp kadrolaşmıştır. Daha sonra gelen vezirlerin hepsi (34 tane) devşirmelerden oluşur.

Sırbistan seferi ve Mora Fethi

1) Fetihten sonra Sırplar tebrik ve vergi gönderse de, Papa teşvikiyle Macarlarla da haçlı için konuştuğu ajanlar tarafından anlaşılmıştı. Bu sebeple sefer düzenlendi. Bazı kaleler alındı ve gözdağı verildi. 1454

2) İki yıl sonra orta avrupanın kapısı Belgrad’ı almak için tekrar sırp seferi yapıldı. Belgrad’ın alınması için toplar döküldü ve çok hazırlık yapıldı. Fakat bunu engellemek isteyen Papa, Jan Hunyad aracılığıyla yardıma yetişti. Jan, oldukça başarılı oldu ve Osmanlı askerlerini püskürttü. Fatih kaçmayıp savaşarak olası bir bozgun önlendi. Fatih savaşta kalçasından yaralanırken, Jan ağır yaralanmış 11 gün sonrada ölmüştür. 1456

3) Peşinden Sırp kalı ölünce seferle alınmıştır 1458

4) Mora alınıyor 1460

5) Mora despotu, kızını Fatih’e nikahlayıp emekliliğini açıklıyor.

6) Papa 1463’te Macarları gaza getirip Bosna taraflarına, Venediklileri de Mora tarafına saldırtmıştır. Venedikliler def edilmiş, Mora ve Atina dolayları kontrol altına alınmış 1463

Osmanlıların Denizciliği Ve Doğu Akdeniz Faliyetleri

1) Osmanlılar ilk büyüme dönemlerinde denizciliğe hiç önem vermezlerdi. Bunun yerine belirttik Venedik/Ceneviz çekişmesini kullanırlardı. Lakin dönem dönem özellikle Venedikliler ihanet etmiş ve devlet zor durumda kalmıştır.

2) Yıldırım, Geliboluda liman ve deniz üstü yaptırdı

3) Fatih devrinde İstanbul’un alınmasıyla donanmaya daha çok önem verildi. Çünkü Venedik ve Papa gemileri arada bir Çanakkale’yi geçip Gelibolu limanını harap ediyorlardı. Yine ege ve marmarada küçük liman ve gemiler korsanlar tarafından tahrip ediliyorlardı. Ele geçirilen yerlere limanlar yapıldı, Turgud, Kemal Reis, barbaros vs. türk gemicilerlede donanmaya ağırlık verildi.

4) Ege ve adaları için Napoli, Venedik ve Papa ile mücadele edilmiş sonunda adaları Osmanlılar almıştır.

Karadeniz Kıyılarının Fethi

1) Bir yanda adalarda mücadele devam ederken diğer yanda Fatih karadeniz kıyılarına gözünü dikmiştir. Ceneviz elindeki Amasra’ya gitti, şehir valisi şehri teslim etti (1460)

2) Candarlardan İsmail bey tırstı birazcık. Kardeşi Ahmet bey osmanlıya kaçtı. Fatih Trabzon’u alacağım ayağına Sinop’a demir attı. Şehri isteyip vergide talep etti. Kabul edilmeyince kardeşi salarak Kastamonu’ya girdi. Oradaki halk Kızıl Ahmet beyi kabul edip bey ilan etti. Sinop’taki İsmail beyle konuşuldu, ikna edildi. Kendisi şehri verip, Bursa’da sancağa yerleşti. Kastamonu sancağı olan Kızıl Ahmet, daha sonra Akkoyunlara kaçtı (1461)

3) 1203 senesindeki IV.haçlı seferinde İstanbul’dan kaçan rumlardan bir aile İznik’e, diğeride Trabzon’a gitti biliyorsunuz 1206. Orada mücadele veren Trabzon rumları, venedik/ceneviz hakimiyetine girmişlerdi. Sol taraftaki candarların dağılmasıyla işi sıkıya bağlayan rum beyi, kızını güçlenen Akkoyunlu hükümdarına nişanladı. Akkoyunlular rumların vergilerini alıp, Fatihe’de akıllı ol diye elçi gönderdiler. Papadan da yardım isteyen Trabzon rumlarına iyice ayar olan Fatih sefere çıkmıştır.

4) Fatih kıyıları denizden çevirip karadan da yöneldi. Geçitleri, dar yolları açtıra açtıra ilerleyen Fatih’i gören rumlar şaşırdı. Kale çok iyi korunsa da, karadan ve denizden kuşatılması, dönemin en iyi toplarının olması ve “Fatih” faktörü teslim olmaya zorladı. Kendisi Serez’e yerleştirildi. (1461)

5) Trabzon’un alınmasına sinirlenen Akkoyun hükümdarı çekinmiş bir şey yapamamıştır. Sonradan Trabzon imparatoru yeğenini Akkoyunlardan getirtmek için mektup yazında Fatih işkillenmiş, hükümdarı, biri müslüman olan dört oğlunu ve yeğenini hapsettirmiştir. 7 ay sonra da öldürtmüştür 1463

Arnavutluk Eflak Boğdan Bosna Seferi

1) Arnavutluk dolaylarına ilk sefer II.Murat devrinde yapılmıştır 1443. Birçok boydan oluşan bu topraklarda en önemli kişi İskender bey idi. Kazanılan yerlere sürekli saldırmış ve başarılar elde etmiştir. Osmanlı buralarla fazla ilgilenememiştir. Çünkü o dönemlerde Haçlı ve :Jan Hunyad belası vardı. İskender bey buradaki beylerle toplantı düzenleyip . Arnavut beyi oldu 1 Mart 1444

2) İskender bey 1447’de Venediklilere de akınlar düzenliyordu. Yine Milan dukası da Venediklilere saldırdığından, Venedikliler dertliydi. Yine Venediklilere düşman olan Napoli krallığı alttan alta Arnavutluğu destekliyordu {Yani karmakarışıktı oralar hala, herkes düşmandı birbiriyle dalaşıyordu ve doğudan gelecek Osmanlıya karşı güçsüz düşüyorlardı}

3) Haçlılara katılmak için İskender bey söz verdi. Venediklilerle sulh yapıldı lakin Kosova savaşına yetişemediler. Zafer ile II.Murat İskenderin üzerine 1449’da yürüdü. Ertesi sene de gelerek Sigetrov ve Kroya’yı almış

4) Napoli, İskender’i kullanıp kışkırtırken Venedikliler artık gıcık olmuşlardı heh heh. Osmanlıyı buraya sefer için kışkırttılar. İstanbul’un alınması, Venediklileri korkuttuğundan bu siyasetten sonra vazgeçtiler, çünkü arnavut ötesi Venedik’ti.

5) İskender bey, Napoli kralının ölümüyle yalnız kaldı ve Osmanlı himayesini tanıdı 1460

6) Papanın gazıyla tekrar Osmanlıya saldıran İskender, sonuç alamasa da çatışmalara devam etti. Fatih o sıralar karadenizle ilgilenmekteydi. İskender daha fazla çatışmaya gerek görmeyip barış yaptı 1463

7) Osmanlıların Bosnayı almasıyla iyice tırsan Venedikliler, Napoli ve Arnavutluğu desteklemeye başladı. Barıştan bir yıl sonra yine azan İskender bey başarılar elde etti ve üstüne gönderilen iki Osmanlı vezirini yendi. Buna sinirlenen Fatih sefere geliyorum deyince Yusuflayan İskender bey artık kim varsa Napoli, Venedik, Macar, Papa yardım istedi haçlı talep etti.1464

8) 1465’in ilkbaharında sefere çıkıldı. İskender bey karşısına çıkmamıştı. Bu yerler alındı geçitler tutuldu, ilerlenmedi. İskender bey Papaya gitti fakat para sıkıntısı olan Papa bol dua verebildi. Napoli’den biraz daha para alıp döndü. 1467’de Osmanlı birliklerine saldırıp başarılı oldu.

9) Fatih, aynı sene yeniden sefere çıktı. Birçok yeri alıp kaleler inşa etti. Asker yığdı. İskender bey taarruz için beyleri toplasa da hummaya yakalandı. 17 Ocak 1468 de öldü.

10) İskender bey, geçitler ve dağlara sahip Arnavutlukta kahramanca savunma yapmıştır. Birçok ajan ve adamların hiyanetine rağmen 25 yıl mücadele vermiştir. Ölümüne Fatih sevinmiş “hristiyanlar kılıç ve kalkanını kaybetti” demiştir.

11) İskenderin oğlu Venedik ve Napoli altında ülkeyi yönetti. Fatih, uzun süre buralara gelmedi Boğdan’a gitti. 1478’de buralara tekrar gelip alamadığı yerleri aldı. Venedik daha fazla savaş tehlikesini görüp barış imzaladı.

Sonraki yazıya buradan

Fatih ve Devri Üzerine

Önceki yazıya buradan

Evet arkadaşlar İstanbul’u feth ettik. Tabi yaptığım yorumların bazı arkadaşlar tarafından Osmanlı tarihini karalama olarak görecekleri dolayısıyla açıklama yapmak istiyorum. Ben Osmanlı tarihini karalamıyorum. Anlatılan yalanlarla, yada anlatılmayan şeylerle kendi kendimize yarattığımız tarihin yalan olduğunu söylüyorum. O dönemlerde milliyetçilik akımlarından ziyade, din ve tarım toplumları dönemi olduğundan insanların din ekseni etrafında toplandığı yadsınamaz. Fakat, o zamanda anladığınız din ve müslümanlık, bu zamanda anladığınız din ve müslümanlıktan çok farklı bunu/yazdık söyledik. Halklar ve toplumların din anlayışı başlarındaki beylere, padişahlara, krallara bağlı. Osmanlı devleti 1400’ler ile beraber bir miktar daha olumlu anlamda islama yönelse de hiç bir dönemde dindeki şeriatı tam manasıyla yaşamamıştır. Hukuk bakımından şeriat hükümlerine dikkat edilse de, yapılanların ne derece islamiyetle alakalı olduğu tartışılacak şeylerdir. İstanbul’un fethine kadar 1453 yılına kadar yani, Osmanlı tarihinde tasvip edilmeyen bir çok şeyinde yaşandığı, bu şekilde davranmanında bazen gerekli olduğunu takdir edersiniz etmezsiniz görülmektedir. Özellikle Fatih devrinden biraz evvel yaşanan mezhep çatışmalarını Osmanlının oldukça kanlı engellediği ve gelecekte de kanlı engellemeye çalıştığını görüyoruz. Buralara yazmadım fakat bunlarda var yani. Fatih dönemini bitirmeden evvel yaptığı büyük değişikliklerden bahsetmek gerekir diye düşünüyorum.

1) Fatih kanunname çıkararak padişah olanların kardeşlerini öldürmelerine karar vermiştir. {bu çok acımasız görünse de, osmanlı devletini uzun yıllarca ayakta tutan kararlardan bir tanesidir. Şehzadeler ve işbirlikçileri arasındaki bu mücadele bazen her ne kadar mide bulandırıcı olsa da ülkenin parçalanmasını engelleyen etkenlerden bir tanesi olmuştur}

2) Padişah ve vezirlerin katıldığı, devlet erkanıyla ilgili kararlar Divanda tartışılırdı. Ülkenin gidişatı, borçlar, istekler, hedefler tartışılır herkes istediği gibi fikrini söylerdi. Padişahlarında katıldığı ve birebir halkın sorunlarıyla ilgilendiği bu divan şeklini Fatih istanbul’un fethinde kaldırmıştır. Bu bilgileri artık vezirinden alan padişah, ülke kötüye gittikçe vezirlerin oyuncağı haline ilerde gelmişlerdir ve halktan uzaklaşmışlardır.

3) Şehzadeler gençken lala ve anneleriyle sancaklara verilirdi. Gelecekteki padişah genelde yakın sancağa verilir oradan birşey olursa hemen çağırılır ve padişah ilan edilirdi. Tabi her zaman kazın ayağı öyle olmazdı. Casuslarını ve kışkırtmalarını, rüşvetlerini ve analarını iyi kullanan şehzade padişahta olabiliyordu, tabi kardeşlerini de bir güzel öldürerek.

4) Fatihe kadar çoğu padişah devleti kendi yönetmiş, sadece II.Murad pek dirayetli davranmamış devlet yönetimini İbrahim ve oğlu Halil paşaya bırakmıştır.

5) En önemli noktaki USA daki dayımında her ne kadar sosyalist olsa da milliyetçi davrandığı konudur ehehe, Fatih döneminden sonra kanın bozulduğudur. Şöyle ki, yazdık padişahlar birçok prenses ve kızlarla evleniyorlar. Bunlardan da çocukları oluyor haliyle. Fatihe kadar baştaki padişahların hepsi türk gelinlerin çocuklarıdır. Fatih devamında türk kanı bozulmuş, yabancı kanı yönetime girmiştir. “Girmiştirde ne olmuştur ulan” derseniz, sonuçta hristiyan kökenli olan genelde bu gelinler ve yine hristiyan kökenli olna devşirmeler yönetimde söz sahibi olmaya başlamışlardır. Sakın ha, bunlar gavur bunların kanı bozuk gibi bir fikir söylemiyorum. Fakat o kültürde yetiştirilse de bir hristiyan yine hristiyan olarak veya o devletin etkisiyle yönetimde söz sahibi olabilir. Nebileyim bir şehzdeyle evlenen macar prensen 18 yaşındaki, ne yaparsan yap hristiyan ve macardır. Her neyse sonuçta bir diğer etkide yine devlet işlerinde devşirmelerin önünün açılmasıdır.

6) Devlet işleri II.Murad zamanına kadar genelde türk kökenli kişilerdeyken, Fatih zamanıyla beraber yetişen devşirmeler ağırlık kazanmışlardır. Bunlardan birisi olan lala Zaganos paşa, Halil Paşayı çekememiş onun ile ilgili Fatihi gazlamış ve bahsettik İstanbul’un alınmasıyla da beraber Halil paşa hemen öldürülmüştür. Zaganos paşa, Halil paşanın ölümüyle sazı eline almış, değişik bağlama şarkılarla divandaki ve diğer bölgedeki türk kökenli kişileri aşağıya indirerek kendi adamlarını ve devşirme kökenli kişileri başa geçirmiştir. {şöyle bir bakınca günümüz siyaset partilerinin bize uyguladığının temeli 1450 de başlamış yani. Adamını işe yerleştirme, kayırma ve rüşvet işleri başlamış böylece)

Tabi Fatihin bu adamlarla ne derece etkileşimde olduğu tartışılsa da, çocukluğundan beri yanında olan akıl hocasınıda dinleyeceği çok açıktır. Yine divandan çekildiği için tamamen vezirlerin eline geçen sarayda, dertliler ilerde padişahla konuşmakta zorlanmıştır. Bu sebeple bazı padişahlar kılık değiştirip halkın içine bile karışmıştır.

Yine soruldu söyleyeyim, osmanlı zamanında kimsenin toprağı yoktu, hepsi devlete aitti (koministti dicem ayıp olacak). Kişiye tarım için verilir, ondan da vergi alınırdı. Toprağın satılması, bölünmesi mümkün değildi. Kalan mallar hamiline bırakılmaz devlet tarafından alınırdı. Bu sebeple özellikle zenginler ve vezirler tarafından vakıflar kuruldu. Bu sayede paralar oğullara kaldı. Sadece toprak devlet tarafından varise işlemesi için bırakılırdı.

Yine yanıma arkadaş geldi kendisi koyu milliyetçi olup benim ne yazdığımı merak etmiş. Hafif bir tartışma yaşasakta “senin beynini yıkamışlar amcoğlu” edasıyla sıyrılıp gitti beni de dinlemedi. Tartıştığımız konu çok basit bir konu aslında. İstanbul’un adı meselesi. Şöyle bir etraflıca okusa istanbulun adının daha yeni konduğunu öğrenir ama o inatla Fatih istanbul’u alınca adı istanbul oldu demekten geri kalmadı. Madem öyle bu konu hakkında da değerli hoca Amcoğlu İlber’in cümlelerine sizi bırakmak istiyorum;

“-Be Makam-ı Konstantiniyye el Mahmiyye- Yüzyıllar boyu Osmanlı İmparatorluğu`nun bütün fermanlarında ve kayıtlarında şehrin adı böyle geçerdi: Konstantiniyye; `korunmuş makam`… Memelik-i Mahrusa`nın korunmuş ülkelerinin merkezi Konstantiniyye bütün Arapların tarihinde, İslam tarihi boyunca bu adla anılırdı. Kimse şehrin kurucusu olan hükümdarın ne adını küçümserdi, ne de inkar ederdi. Hiç şüphesiz ki bu resmi ad, sadece resmi işlemlerde sınırlı değildi. Son döneme kadar, basılan bazı kitapların ilk sayfasında `konstantiniyye..matbaası`  künyesi vardır. Büyük Konstantin`in adını taşımaktan dolayı Osmanlı İstanbulu  hiçbir zaman yüksünmüş değildir. Dolayısıyla bu konuda bir hassasiyete de lüzüm yoktur… “

Tabi arkadaşımın fetvaların İstanbul diye verildiğinden, bunu sadece hristiyanların söylediğinden bahsetti ve son olarak bombayı bunun bir “yunan oyunu” olduğundan dem vurarak noktayı koydu. Kendisine yanımdaki kitapları (yanımda kitap taşırım evet allahtan halil hocanın fatih devri üstüne tetkikler ve vesikalıklar kitabıydı) önüne atsam da büyük insan adabazarlı adam “Halil kim lan, İlber ortaylı kim, bunlar söylüyorsa doğru olmak zorunda mı?” diyerek bir bomba daha patlattı. Peki senin tarihçilerin kim dediğimde benim tarihim türk tarihi anlı şanlı da diyerek mehter marşlarıyla salonu terk etti. Adete terör eylemi gibi bir izlenim bırakarak yanımdan da kaçıverdi.

Neyse bu konuyu da burada yazdığımız iyi oldu. Şimdi osmanlı bölümüne eğer istek olursa devam edeceğim. Devamı için okuduğum cildin özetini çıkarmamı beklemeniz lazım. Malum baya baya uzun bir kitap buraya yazması da oldukça zor.

Sonraki yazıya buradan

II.Mehmed (Fatih) Devri

Önceki yazıya buradan

Burada Fatih ile ilgili birkaç not ekleyerek olaya girmek istiyorum. Malum tarihimizdeki en önemli şahsiyetlerden bir tanesi. Fatih’in yapısının belirlenmesi ve kaderi onun gelişiminde ve psikolojik etkisinde inanılmaz etkili olmuştur. Daha 13 yaşında padişahlığa geçmesi, sonradan inip tekrar geçmesi ve inmesi onda inanılmaz bir kine sebebiyet vermiştir (Halil paşa ve yandaşlarına karşı). Osmanlı tarihi anlatan kitaplardan Halil paşayla ilgili olarak, İstanbul’un fethine karşı çıktığı için onu vatan haini ilan etseler de bunun bir oyun olmadığı, o ortamı ve zamanınında değerlendirilmesi gerektiği çok açıktır. Halil paşanın neden İstanbul’un fethine karşı geldiğini anlatacağız, tabi bunu yaptı diye vatan haini olmaması gerektiğini de anlatacağız. Günümüzdekilere bıraksak zaten kendi ideolojileri ve fikirlerine karşı olan herkes vatan hainliği yapmıştır. Vatan hainliğiyle çıkar ilişkileri ve politikayı birbirine karıştırmamak gerekir. İkincisi, Fatihin her ne kadar İstanbul’u feth etse de Osmanlıda yaşayan insanlar tarafından neredeyse hiç sevilmediğini söylemek gerekir (çok fazla sefer dolayısıyla verginin fazlaca alınmasıdır buna sebep) Fatih bir kumar oynamış ve İstanbul’u almıştır. Geçmişteki olaylara bakarsanız, kaybedilen büyük savaşlardan sonra ülkelerin dağıldığını görürsünüz. Çoğu hükümdar bu sebeple ayağını yorganına göre uzatmış, ülkenin dağılma tehlikesini görüp ona göre hareket etmiştir. Fatihi özel yapan cesareti ve inanılmaz azmidir. Ya herru ya merru taktiğiyle savaşlara girerek çok büyük zaferlere imza atmış tarihi yazıp yeni bir çağ açmıştır. Tabi çağı açarken Osmanlının gelecekteki alın yazısını da değiştirmiştir. Sadece topraklardaki alımlarla falan değil, devlet düzeni ve kararlarıyla da devrimler yapmıştır. Osmanlının artık iyice büyümesiyle gün yüzüne çıkmaya başlayan saray ve mevki çatışmaları bu dönemde tam anlamıyla başlamıştır. Bu mevki çatışmaları kendi içlerinde olmasının yanında ırk ve din ayrımlarını da başlatmış görünmektedir. Neyse bunları ilerde yazı gelince belirtiriz.

II.Mehmed (Fatih) Devri – İstanbul’un Fethi 1453

1) Hemen Karaman üstüne yürüdü. Çünkü saltanat değişikliğinde yine topraklara saldırılmıştı. Karamanlılar tekrar vergiye bağlandı. Macar kralı naibi Jan Hunyad ile (çünkü Macar kralı yaşça çok küçüktü naib odur) 3 yıllık barışa imza atıldı. Sırp, Eflak ve Venediklilerle anlaşmalar yapıldı. Bizansa da Çelebi Orhan’ı ellerinde tutmaları karşılığı 300 bin akçe karşılığı anlaşıldı.{görüldüğü gibi İstanbul’un fethi için hazırlıklardır bunlar}

2) Mehmet, yeni doğan kardeşi Mehmet’i bebekken hemen boğdurdu.

3) Bizanslılar elçi gönderip Karaman seferini yapan II.Mehmet’e şantaj yaptı. Paranın yetmediğini, eğer iki katının verilmediği taktirde rumeliye bırakılacağı bildirildi. II.Mehmet çok sinirlenmesine rağmen anlaşacaklarını söyleyip elçilere gönderdi. Karamanlar ile anlaşıp Edirne’ye döndü.

4) Fatih, boğaz için kritik bazı yerleri ele geçirdi. Rumeli hisarını yaptırmaya başladı. Bizans imparatoru korkup elçi gönderip yapılma sebebini sordu. Fatihte cevaben “Babam haçlılarla savaşırken boğazı kapattınız, Ceneviz gemileriyle karşıya geçebildik. Gerekli vs. size saldırmayacağız korkmayın” diyerek kısalttım postayı koyup rumeli hisarını yaptırdı.

5) Macar Urban ismindeki mühendise büyük toplar döktürttü 1453

6) Vezir ve devlet adamlarıyla İstanbul’un alınmasını tartıştı. Halil paşa yeni bir haçlı ordusunun oluşturulabileceğini söyleyip kuşatma istemiyordu. Diğer devlet adamlarıysa şehrin alınabileceğini söylüyordu. Fatih şehrin alınabileceğini ve herkesin tam desteğini istedi. {söyledik Halil paşa karşı çıkıyor bununda sebepleri var. Birincisi geçmişte üç padişah görmüş adam. Ordunun dağılmasını, haçlı bozgununu görmüş. Böyle bir savaşın tekrar buna sebebiyet vereceğini çok iyi biliyor. İkincisi ise kendi çıkarları tabi ki. Geçmişte Fatihin tahttan indirilme sebebi Halil Paşa. Fatihin İstanbul’u alması kendisini yok etmelerini sağlayabilir. Halil paşa çok nufuzlu bir insan ve ülkenin en zengin insanı o zamanda. Her yerde adamı var, askerleri kontrol edebiliyor, baş vezir vs. Tepedeki adam padişah bile olsa Halil Paşaya kafa tutamıyor. Çünkü kendi kellesi de gidebilir bir anda. İşte bir yanda bu. Halil paşanın karşısında Fatihin çocukluktan beri yanında olan lalası Zagatnosta Halile karşı sürekli gazlıyor Fatihi. Tabi sebebi baş vezir olmak onun ortadan kalkması kendi işine geliyor. Onu ortadan kaldırmanın yolu da Fatihin kendisini kanıtlaması. Bu büyük zafer ile Fatih ve lalası Halil paşaya kafa tutabileceklerdi. Halil paşa ise “bunlar İstanbul’u alırsa beni öldürürler” diyerek bunu istemiyordu, hemde haçlılardan korkuyordu. En iyisi yerinde oturmaktı yani. Tabi burada iki tarafında hainliğinden ziyade çıkarların konuştuğunu görüyoruz. Lalası veya Halil paşa olmasaydı Fatih istanbul’u alır mıydı bilemem ama zor gibi. Çünkü alınmasını anlatacağım ancak büyük taarruz ile oluyor}

7) İstanbul’a saldırılacağını anlayan imparator yardım istemiştir. Fakat peş peşe iki haçlı bozgunu yaşayan avrupada isteksizlik vardı hemde bizans ortadoksttu yani. Yine papa, ortadoks mezhebinin katolikliğe geçmesini istiyordu. Bu konuda anlaşılıp bir grup papaz İstanbul’a gitti. Fakat, koyu ortadoks papazlar ve halk bunu kabul etmediler. Papaya bağlanmaktansa Türklere teslim olmayı istiyorlardı. Tabi bu konuda el altından casuslarda çalışmaktaydı. İmparator Konstantin binbir oyunla mücadele ediyordu. Şehri korumak ve çarpışmaya karar verdi.

8) İstanbul muhasarası için hareket edildi. 60 öküzün çektiği dev toplar şehrin belirli noktalarına getirildi. Osmanlılar yaklaşık 80-100 bin civarındaydı. Bizanslılar ise bazı askeriye destekler ile kuvetini artırmıştı fakat ziyade daha düşük 15-20 bin civarındaydı. Belki daha da azdı. Fatih çarpışma öncesi şehrin teslimini yoksa herkesin öldürüleceğini söyledi, red cevabını aldı

9) Karadan top atışları ve yapılan hücum başarısız olmuştu. Yine denizden papanın gönderdiği 3 ceneviz gemisine karşı başarısız bir savaş yaşanmıştı. Daha büyük ve yüksek gemilere sahip ceneviz gemileri, osmanlı donanmasını püskürtecek ve şehre yardım getirecekti. Fatih, kaçıp üstüne doğru gelen osmanlı gemisine karşı hiddetlenmiş, atını denize sürerek adeta denize girmiş, baya da ilerlemiştir.

10) Akşamında dedikodular başlamış, eğer bu şekilde destek gelirse şehrin alınamayacağı konuşulmaya başlanmıştır. Halil paşa, imparatorla görüşüp 70 bin altın karşılığında şehri bırakmayı önerdi. Papa ve haçlıların gelmesinden endişe etse de, lala Zaganos ve diğerleri devam etmek istemişlerdir. Sonradan haliçe karadan gemi taşınmasına karar verilmiştir.{daha önceden yazdık, Halil paşa çıkarları doğrultusunda istanbul’un alınmasını istemiyor. Ayıca yine gelecek bir haçlı ordusundan oldukça çekiniyor. Lala Zaganos’un ise açık konuşalım gözünü mevki bürüdüğü çok belli. Halil paşaya karşı sürekli gazı Fatihe verdiği gibi, onu devirmenin tek yolununda İstanbul’un fethinden geçtiğini iyi biliyor. Eğer bir çekilme gerçekleşirse, Halil paşa muhtemelen tam yetkili ve devleti kontrolüne alacağından korkuyor vs.}

11) Cenevizlilerden zeytinyağı alınıp+domuz yağlarıyla gemi iskeleleri ve kızakları yağlanmış ve bu gizli tutulmuş. Gemiler (60-80 gemi) bir gecede kızaklar üstünde Halice indirilmiş. Sabah gemileri gören Bizans askerleri çok şarşırmışlar ve endişelenmişler. Çünkü o tarafa fazlaca asker bırakmadıkları için orayada asker getirmeleri gerekmiş. {bu gemi hadisesinde tabi birçok tartışma var. Efendim kimisi yok derken, kimisi uçuk fikirlerle titanik boyutunda gemileri tasvir ediyor. Kimi görüşte gemilerin tepede yapılıp aşağıya indirildiğidir. Tabi olayın bir gecede olamayacağı belli bu durumda. Tabi durumun çok hızlı ve bir gecede olduğu tahmin edilirse, gemilerin kaydırılıp çekilerek Haliç’e indirildiğine inanır çoğu kişi. Tabi ben lisedeyken bizim tarih hocası öyle bir anlattı ki bize benim aklıma o kocaman ticaret gemileri geldi, efendim o kadar mesafe nasıl lan falan dedik yandan mehter marşları çalıyor eheheh. Sonra baktık ki taşınan mesafe oldukça kısa bir mesafe. Birde gemilerin şimdiki bildiğimiz gemilerle pek ilgisi yok tabi ki. Kaldı ki osmanlı donanması gemilerinin, dünyada denizcilik yapan diğer gemilerden neredeyse yarı yarıya küçük olduğu söylenebilir. Yani olaya yoktur da demeyelim küçülterek, titanikleri dağdan da indirmeyelim marşlarla. Belli boyuttaki küçük gemileri, zekice bir manevrayla Haliçe indirip orada da bir köprü kurmuşlardır.}

12) 6 ve 12 Mayısta yapılan iki taarruzda sonuç vermeyince Fatih, son kez elçi gönderip şehrin teslimini istemiş. Bizans kralının hazineleriyle beraber Mora’ya gitmesine ve oranın bırakılmasına, halkın canına kast edilmemesine, isteyenlerin eşyalarıyla gitmelerine, kalanların istedikleri gibi yaşayabileceklerine vs. anlaşma önerilmiş. Fakat Osmanlı tarafından satın alınan birçok devlet adamı ve casusların propagandalarına rağmen imparator Konstantin bunu kabul etmeyip ölene kadar şehri savunacağını söylemiş {heaaa demek ki dansöz oynatıp, türkleri kazığa oturtmaktan ve et yiyerek “nıhahahahah” diyerek gülmekten başka imparatorların bazıları halkı ve şehri için savaşıyorlarmışta. Ayrıca bizde anlatılan, daha doğrusu ne yazıkki muhafazarkar tarihçilerin anlattığı tarihte Halil paşa satın alınan, işbirlikçi, hain olarak nitelendirilirken ha unuttum bir Mason olarak nitelendirilirken, niyeyse Osmanlının satın aldığı Bizanslı devlet adamlarından, casuslarından propagandalarından bahsetmezler. Çünkü bu Bizans oyunudur, onlar yapar biz yapmayız tabi canım biz yapmayız. Çünkü biz milliyetçilikle anlı şanlıyız, dinimizde müslüman olduğu için bu tip aşağılık şeylere girmeyiz. Bunları şerefsiz hristiyanlar ve casusları olan Bizanslılar yapar gavur onlar, biz yapmayız mnkym}

13) Şehir çok sıkıştırılınca Macar elçiler gelmiş. Jan Hunyadın naiblikten düştüğü, yeni imparator eğer kuşatma devam ederse rumeliden saldıracaklarını söyledi. Fatih elçileri geri göndermedi. Yine Papa ve Venedik donanmalarının Sakıza vardığı öğrenilince toplantı yapıldı. Halil paşa birçok haçlı seferini ve Yavuz’u gördüğü için “kuşatmayı kaldıralım” dese de inatla, Fatih durumu değerlendirip top yekun bir hücum istedi ve “ya ölürüm, ya alırım” dedi. {Daha önceki yazıları okuyanlar için yazmıştım, Fatih burada çok ilginç bir karar veriyor. Normalde kendisine saldıracak bir Macar ordusu, yine kendisine gelen Papa ve haçlı ordusunun yanında askerlerin huzursuzluğunu da ekleyince bu kararı almasının ilginçliği anlaşılıyor. Şunu söylemek gerekir ki bundan önceki kuşatmalarda da bu durum yaşanmış ve padişahlar kuşatmayı kaldırmıştı. Peki neden Fatih bu kadar zor durumdayken son bir taarruz yaptı? Başarısız olacağında sonuçları kendisinin muhtemel ölümü, osmanlının dağılması olduğunu görüyoruz. Burada tabii ki Fatihin ne kadar büyük bir asker, komutan olduğunu görüyoruz. Sonradan görülecek seferleri, azmi inanılmaz tabii ki. Fakat İstanbul’un alınmasında en önemli etken bana kalırsa Halil paşayı ortadan kaldırmanın tek şartı olarak görmesi bana kalırsa. Halil paşa her ne kadar vezir olsa da, padişahtan fazla nüfuzu olan ve uzun yıllar tek başına ülkeyi yöneten, ülkenin en zengini, ,her yerde adamı olan bir insan. Fatih bile, kendisini iki kez tahttan indiren bu adamı öldüremiyor padişah olunca. Zamanını bekliyor, zamanı da işte İstanbul’un alınması. Tabi fırsat bu fırsat artık diyerek, o kadar hazırlıklar yapması, Bizans içerisinde çalışan satın aldığı devlet adamlarının propagandası, papanın “yardım ederiz ama katolik olursanız” cümleleriyle ortadoks tebaanın onlardansa müslümanların kontrolüne geçmek istemesi vs. diğer etkenlerde şehrin alınmasının önünü açıyordu.}

Kuşatmada Kullanılan Toplardan Birisi

14) Fatih, askerlere “şehrin binaları ve surları benim, gerisi sizin” (3 gün) diyerek ateşledi. Yağmanın serbest bırakılmasıyla oldukça hareketlenen askerler, top atışlarıyla üç gün dövülen surlara topluca hücum etti. Bizanslılar toplu hücumu okların uçlarına bağlanmış kağıt mesajlarla öğrenmişlerdi (osmanlı içerisindeki casuslarla tabii ki). Son hazırlıklarını yaptılar. Kiliseye gidip dualar ettiler. 29 Mayıs salı sabahı umumi hucum başladı.

15) Fatih, ihtiyat birliklerinide savaşa sürmüş kendisi de yeniçerililerle savaşa katılmıştır. Komutan Jüstanyin kahramanca savaşmış fakat yaralanınca geri çekilmiş, gemiyle sakız adasına taşınmış orada da vefat etmiştir. Dış surların geçiminde iç surlara Ulubatlı Hasan isminde bir yeni çeri ilk bayrağı taşımış orada oklarla burçtan düşerek vefat etmiştir. Daha doğrusu böyle söylenir. Fakat artık  ulubatlı Hasan diye birisinin olmadığını, bunun yakın dönemde halk tarafından uydurulduğu ortaya konmuştur. Fetih olayını şekillendirmek için birazda gazla yapılmış olsa gerekir. Ordunun şehri girmesiyle birlikler dağılmıştır. Bizans imparatoru Konstantin yine savaşırken ölmüştür. Bir kısım tarihçiler kaçtı falan demektedir. Kaçsa mnkym ilk gelen telifi kabul eder, Moraya hazineleriyle yerleşir osura osura yaşardı kardeşim. Halk askerler surlardan içeri girip yağma ve talana başlayınca, Ayasofya’ya koşmuş dualar etmiştir. Çünkü halk arasında bir inanç vardır o dönemde. Bir kahin şehrin ilerde Türkler tarafından ele geçirileceğini, surlara gelindiğinde gökten bir melek inip birisine imparatorluk verip onun sayesinde türkleri şehirden atacağını söylemiştir. Halkında aklı selim olanları bir kenara bırakırsak söylenen bu efsaneye inanmışlardır. {Benzer bir şekilde gökten atlar üstünde sakallı yeşil sarıklılar indirdiği müslüman alemininde de bu tip garip, hiçbir kanıt veya delil olmayan efsaneler vardır ve halkın bir kesimi de ciddi ciddi inanır bunlara. Ve neden bu tip efsanevi dini şeyler hep onu yayanların yanında olur. Biz haçlılarla savaşırız atlar üstünde dedeler gelip kılıç sallar, araplarla savaşırız atlar üstünde okçu sarıklılar ok atar bulutların arasında falan. Hadi haçlılarda savaşırken müslüman yardımcılar gökten indi, araplarla savaşırken neden bize indi de araplara inmedi? Tabi hep yenince iniyor, yenilince neden inmiyor hiç? Toplumların kendi kültür ve dinleriyle bağdaştırıp yarattıkları bu tip efsaneler, uydurma şeyleri duydukça benim o tarihtenten zaferden açıkçası midem bulanıyor kardeşim}

16) Üç burcu savunan Gridli denizcilerin olduğu yer ele geçirilememiş. Bu mücadeleyi takdir eden Fatih, gemilerle gitmelerine izin vermiş. Ayrıca şehirde olan Osmanlı şehzadesi Orhan’da kılık değiştirip kalabalığa karışmış. Fakat arandığını anlayınca surlardan atlayıp intihar etmiş, cesedi bulununca kellesi kesilip Fatih’e getirilmiş.

17) XI.Konstantin şehri canı pahasına korumuş, kaçma teklif edilse de surlardan girildiğinde kabul etmeyip savaşarak ölmüştür. Şehir bir gün yağmalanmış 50 bin esir alınmıştır {yine araya girip bilgi vereyim ele geçirilen bu esirler ne yapılırdı falan. bunlarla ilgili bir kural vardır. İşte aldığınız esirler karşılığı bir miktar para ödüyorsunuz devlete veya belli sayıda bir tane veriyormusunuz ney öyle birşey. Tabi benim söyliceğim olay cariye olayı. Ohhh mis gibi cariye sistemini kullanan Osmanlı devleti, savaşta esir alınanların köle olarak kullanılmasına eğer imparator karar verirse onları köle olarak kullanabiliyor. Tabi yakaladığın senin olduğu bu ortamda esirlerden kadın olanlar cariye olarak kullanılıyor. Dinimizde cariyeliğin kabul edildiğini görüyoruz. Sayısı varmı tam hatırlayamayacağım ama kişi cariyelerini istediği gibi kullanabiliyor. Yani ev işleri, çarşı işleri ve cinsel işlerde istediği gibi kullanabildiği gibi karısı da sayılmıyor. Yine cariyeler için müslüman kadınlardan istenen o kapanma tarzı şeylerin gerekli olmadığını görüyoruz. Eğer cariyeden çocuğun olursa, cariye serbest kalıyor genelde de sahibinin diğer karılarından bir tanesi oluyor. Yani hani derler ya yemede yanında yat amcoğlu tam o hesap. Tabi bir kişinin cariye olması için alınan esirlerin padişah tarafından köle olarak kullanılmasının izninin çıkması gerekiyor genelde çıkmış zaten. Ne güzelmiş o zamanlar, eskiyi mumla arayan bir kesimin iştahını kabartıyor olmalı, dine de uygun benim güzel insanlarım}. Askerler istedikleri kadar esir alıp yağma yaptılar bir gün boyunca. Ertesi gün cesetler yakılıp ortam sakinleştirilince Fatih atıyla şehre girdi. Ayasofya’ya gitti hemen. Orada papazlar ve halk ayaklarına kapandılar. Fatih patriğe ayağa kalkmasını söyledi. Halka istedikleri gibi yaşamalarını, haklarına artık helal gelmeyeceğini söyledi. Askerlere de yağma aşırıya kaçtığı için bunu durdurmalarını, itiraz edenlerin öldürüleceğini söyledi. Askerlerin bu karardan sonra oldukça mutsuz olduğu ve homurdandığı görüldü. {demek ki yeterince cariye alamadılar yazık}

18) İmparatoru soran Fatih onu arattı. Cesedindeki çoraptan tanınan imparatorun kafası kesilip Fatih’e getirildi. İmparatorun kellesi kesilip getirilince Fatih çok kızmış. Getiren askeri öldürtecekmiş neredeyse. Fatih kelleyi patriğe verip imparatora yakışan bir törenle defninin yapılmasını istedi.

Sonraki yazıya buradan