Moda Ney Lan?

Ya şöyle bloga baktım da ulan hep bir tarih, hep bir siyaset dedim benim yazım yok neredeyse. Yazım derken, benim kendime özgü yazımdan bahsediyorum. Daha çok yazmak istiyorum aslında ben buraya forumdaki rüyalarımı aktarsam çarşaf olur ama neyse onlar orada kalsın onun ile uğraşamam şimdi.

Bir çok yazı var aslında yazılabilecek ama içimden gelmiyor eskisi gibi yazmakta konuşmakta. Yaşam enerjim bitti, bitirdiler sonunda yani. Şöyle böyle soğuk havada ayağımı dizimin üstüne atıp çayımı yudumlarken ve bir yandan da “nerede yanlış yaptık biz bu hayatta mnkym” derken ayakkabı tabanıma gözüm ilişiyor. Ulan delinmiş ayakkabının tabanı. Daha bir hafta evvel “dayım Amerika’dan getirdi olm, 6 yıldır giyiyorum işte süper sağlam” diye millete gösterirken ayakkabının delik olduğunu görüyorum. Bende diyorum bu çorabımdaki ıslaklık nedir? Meğer ayakkabım delikmiş. Diğerine gözüm ilişiyor oda delindi delinecek neredeyse.

Birden pantolona, giydiğim sweete gözüm kayıyor. “Ben ne kendine bakmayan, ben ne eskici bir adam olmuşum ulan” diye düşünüyorum yine. Ama hemen geçiyor, çünkü zaten alışveriş yapmayı sevmediğim gibi genelde aldığım şeyleri kaliteli pahalı seçtiğimden efendime söyliyim uzun süre giyebiliyorum. Bu sebeple şöyle bir hareketlenerek, “neyimiz var neyimiz yok bir elden geçirelim bakalım” diye plan yapıyorum hemen. Ben var ya çok tehlikeli adamım ha.

İlk etapta yeni elbise ve ayakkabıların listesini çıkartıyorum. Son bir yıl içinde ne almışım kendime hmmmm…. Kardeşimin bana aldığı 4 çorap, annemin bana aldığı beş don/atlet ki güzeller valla, ondan sonra arkadaşların bana hediye olarak aldığı bir siyah tişört. Birde arkadaşımdan aldığım beyaz bir hasır şapka var. Evet bunları almışım ki aldığım hiç bir şeyi ben almamışım gerçekten çok ilginç.

Önümüz kış, gerçi önü kalmadı kış geldi kazakları elden geçiriyorum. Beyaz bir kazağım var şimdi içime giydiğim ki üniversiteden beri giyiyorum bu kazağı. Annemin aldığı boğazlı (ıyyhhhh) siyah bir kazak ki hiç giymedim nerdeyse giymem ben onu. Üniversite biterken aldığım bir kazak küçük geliyor artık, hah mavi bir kazak buluyorum bunu ben dört yıl evvel almıştım iki taneyle beraber. Bir tanede Mavi den aldığım var şekil bir kazak geçen sene onu almıştım kışa girerken hatırladım bak. Askerden kalan subay kazağım içime giymek için. Hmmm bir tane siyah bir tane krem kotum var onlar küçük geliyor ayırdım zaten onları. İki tane mavi kotum var ki ikisi de eskimiş artık. Bir tane avcı pantolonu var rengi solmuş ama idare eder ya. Bir tane pijama sanırım 10 yıllık falandır. Ammaannn buna mı bakıcaz abi iki saat işte hepsi eski püskü şeyler. Tişörtler desen aynı. Çizgili eşortmanımı askerden gelince almıştım 8 yıl geçmiş.

Botumu buluyorum 1999 da almıştım üniversiteye giderken yuh. Düşününce baya eski geldi. Askere falan da bunla gittim ben. Kenarları yırtılmış ama hala su almıyor bot. Carfurdan almıştık o zaman ucuz olsun diye baya sağlammış.

Neyse ya, elbise bot falan geçelim. Ben hiç ne bir moda akımını, ne bir elbiseyi ne bir ayakkabı tarzını takip etmiyormuşum arkadaşlar. Hiçte pişman değilim vallahi. Sonuçta, moda dediğimiz şey kapitalizmin bir aracı değil midir? 🙂

Bir sene evvel kapitalizmin güzelliklerini savunan bir arkadaşımla tartışırken bana “öyle diyorsun ama giydiğin her şey marka olm o zaman kullanma bunları” demişti. Baktım cidden marka ama bir yanlışlık var bu işte. Nokia telefonumdan, üstümdeki deri cekete kadar belki iyi markalardı ama hepsi eskiydi. Bunu ona anlattım, kapitalizmin aslında modayla da beslendiğini, insanların ihtiyaçları olmadığı halde “tarzına uymadığı için” elbiselerini sağlam oldukları halde attıklarını ve yenisini aldıklarını söyledim. Bunun adı israftı bizim lugatımızda. Tabii anlamadı, anlamak istemedi takılı kaldı ayağımızda ki Nike ayakkabıya. Ben onu moda için değil, sağlam olduğu için aldım desem de anlamadı.

Evet, belki güzel görünelim şekil olalım kaygısı hepimizde olabilir ama bununda dozajının iyi ayarlanması gerektiği bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor. Moda denilen saçmalık, özellikle kadınları hedef almakta son yüzyılda. İstanbul’daki bir kız arkadaşımın bir oda dolusu ayakkabısını gördüğümde ona “neden bu kadar çok ayakkabıya ihtiyacın var ki?” diye sormuştum. Bana “daha bunların çantaları da var” demişti. Elbisenin değişimi, ona uygun toka, buna uygun ayakkabı, çanta, takı, saat vs. önü olmayan bir yol bu yol. “Kendimi güzel hissediyorum” düşüncesi ve farklı olmak zihinlere yerleştirilmiş sanki.

Modanın temeli ve insanı diğerlerinden farklı yaparak yakışıklı veya güzel göstermek diyelim ilginç bir kavram aslında. Güzel bir kadın düşünün mesela şu anda. Tamam, fazla düşünmeyin geri gelin ve bunun sebebini düşünün şimdide. Neden güzel? Zayıf, yumuşak hatlı, fidan gibi bebek yüzlü bir manken şu an güzellik tabirimiz. Peki kime, neye göre belirleniyor bu güzellik meselesi? Siz, gerçekten güzel olduğu için mi yoksa size öyle kabul ettirildiği için mi güzel buluyorsunuz kişiyi?

Afrika’ya araştırma için giden bazı bilim adamları, kabilelerin çoğunda şişman ve yağlı tabir ettiğimiz geniş kalçalı kadınların daha güzel olduğunu gördüklerinde şaşırmışlar. Onlara göre güzel, iyi beslenmiş, çocuk doğuracak kadar geniş kalçaları olan bir kadına gidiyor çünkü.

Peki hadi onlar Afrikalı diyelim, başka bir örnek verelim. Bronz bir görüntü şu an daha çekici geliyor mesela insanlara. Denize gidip güneşlenilir hatta gidilemezse solaryuma girilir ya hani. Avrupa’da ve modern toplumlarda 1800’lerde kadınların güzel görünmek uğruna şimdikinin tersi bir davranış görmesi, yani beyaz bir vücuda sahip olmak istemesi ilginç değil mi? Kadınlar beyaz yüzlerini daha da beyaz yapmak için makyaj olarak kurşun esaslı pudraları yüzlerine sürerlermiş. Tabii kurşunun bu şekilde sürülmesi aslında kişiyi zehirliyor ama sürerlermiş işte. Yanık bir tene sahip olanlar beğenilmez, şemsiyelerle dolaşılırmış dayı o kadar yani. Beyaz bir yüze sahip olmak için yüzlerine kurşun sürenlere karşı, yanık bir tene sahip olmak için solaryum ve güneşe yatıp cilt kanserine açık olanlar birbiriyle tezat oluşturmuyor mu sizce?

Peki ne değişiyor? Nasıl değişiyor? Bu “moda” mentalitesi bile şu andaki hıza yetişemiyor aslında. Bu sebeple 1970 veya 80 lerin elbise ve yaşam tarzları tekrar ısıtılıp önümüze getiriliyor. Moda altında pazarlanan bu yaşam tarzı aslında büyük bir balon.

Bu balonun kuşattığı ve ele geçirdiği genç kuşaklarda genelde hımbıl bir nesili bize müjdeliyor. Kıçında donu olmadan elinde I phone 4 le gezen bir nesil yaratılıyor bir nevi. Bunun ucu iyi değil, çünkü hayat bu değil ve bunun ucu parasızlık döneminde buhran ve bunalıma götürür adamı. Gerçi yaratılan sitemin istediği de budur zaten öyle değil mi? Kazanılan paranın, gereksiz şeylere harcanması ve tekrar çalışılması ve tekrar harcanması böyle dönüyor işte sistem. Moda aletlerini de ucuza bir yerlerden getirirsen ohh değmeyin keyiflerine adamların.

Kaliteli malzeme alıp uzun yıllar kullanma ile, gereksiz çok malzeme alıp para harcamayı birbirine karıştırmamak lazım işte. Ben utanmıyorum kullandığım Nokia bilmem ne on telefonumdan, pantalonumdan, delik ayakkabımdan (yalnız dayı su alıyor ya). Yarın ayakkabıcıya gidip altına yama yaptıracağım. Ayakkabı tamircisi bir dede var burada; “dede yorgun” ismi. Gerçi kaça yapar onuda bilmiyorum da almıcam bu senede kışlık bot idare edelim ya ne olacak.

Modaya çakayım, size bir şey olmasın arkadaşlar saygılarımla….