Yoksa Yenilenebilir Enerji Kaynağı Mı?

İki sene evvel ilk yazılarımdan bir tanesinin konusu enerji ile ilgiliydi ve iki kısımdan oluşuyordu okuyanlar hatırlayacaktır. Yine o sayfada yorumlarımda Arda arkadaşım nükleer santralin atık problemine değinmiş ve bunun hala tam anlamı ile düzeltilemediğini anlatmıştı.

Şimdi yeni Türkiye için madem öyle bu enerji konusunu da tekrar denk gelince araştırmak istedim. Enerji biliyorsunuz her şeyi ifade ediyor aslında. Daha doğrusu her şeyin temeli dediğimiz maddenin oluşumunu enerji sağlıyor. Enerji Bakanımızın Soma madenlerini ziyaret ettikten sonra çok beğenip sahibine plaket verdiği sırada İsviçre’de o çok ünlü Cern Laboratuvarında yani Avrupa Nükleer Araştırma Merkezinde tanrı parçacığı adında bir şey bulundu. Bu enerjinin maddeye dönüştüğünü ispatlayan şey olarak literatürlere girdi. Yani kısaca maddelerin bir enerjiden meydana geldikleri ispatlandı.

Hede Hödö Makinası

Bu kısa bilgiden sonra bizi ilgilendiren bizim bildiğimiz asıl enerji olayına girelim bakalım. Nereden çıktı falan demeyin ülkemizin enerjiye harcadığı para son 5 yıl içerisinde 250 milyar dolar civarında! Şaka değil cidden bu denli bir ihtiyaç içerisindeyiz ve bu ihtiyaç yıldan yıla hızla o kadar fazla artmakta ki nasıl çevireceğini bizim Enerji Bakanı kara kara düşünüyordur belki. Gerçi ne düşünecek maden göçüğü fıtrattan, elektrik kesintisi kediden denir geçiştirilir belkide. Nasılsa soran yok anasını satayım. Birisi demediği için “yahu bu enerji parası ödemeleri nedir arkadaşım?” diye. Neyse işte bu ihtiyaçtan dolayı neler yapılabileceği ile ilgili eski zamanda araştırma yapmıştık. Ben bundan yaklaşık 15 yıl evvel genç bir üniversite öğrencisi iken araştırmalarımda (bazı arkadaşlarım ile beraber) nükleer enerjinin bizim ülkemiz için yakın gelecekte tek çıkar yol olduğunu düşünmüştüm. Açıkçası yakın bir zamana kadar da böyle düşünüyordum. Diğer temiz enerji kaynakları iyiydi hoştu da yatırım maliyetleri ve verimlikleri hem bizim ülke yatırımımız için oldukça pahalı hem de yatırım/üretim oranında da bizim beklediğimiz ihtiyacı karşılamıyordu. İşte enerji yazımı bu sebeple yazmıştım. Nükleer santral 2000 yılında yapılması gereken bir şeydi. Zamanında yapalım diyene “solcular ülkeyi mahvedecek” denmişti sanırım sıra şimdi diğer tarafta olunca “sağcılar mahvedecek” nidalarıyla karşılandı bu durum.

Konuşuldu tartışıldı falan ama burada meseleyi adam gibi masaya yatırıp çözüm söyleyen olmadı. Sonu gelmez geyikler ve aşağılık duyguları, siyaset, çıkarcılık vs. varken tabi olmaz. 2000 yılında sorun ülkenin yakın gelecekte büyük miktarlarda enerjiye ihtiyacı olduğudur. Bu ihtiyacı karşılamak için dışarıdan enerji alınmak zorunda kalacaktık. Bu sebeple yatırım yapılmalıydı. Hem ucuz hemde yüksek enerji üreten bir şey olmalıydı. Bir çok sıkıntıya nazaran nükleer santral en uygun çözüm dedik, olmadı. Sonra yıllar geçti ve ülkenin enerji ihtiyacı arttı, artı..

AKP hükümeti baktı baktı mal gibi baktı afedersiniz. Enerji olayından dolayı yeterli üretim yatırımı yapılmayınca bizde bu enerjiyi dışarıdan karşılamaya çalıştık haliyle. Elektriğimizin yarısından fazlasını doğal gaz ile ürettiğimiz gerçeği ortada duruyor. Peki hükümet ne yaptı? Yalan yok onlarda kısa vadede nükleer santrale yöneldi. Analizler incelemeler yaptılar falan. Ne oldu ya nükleer santral işi diyeniniz var ise iki nükleerin yakın zamanda yapılacağını söyleyelim. Beğenin beğenmeyin bu santraller lazım dayı. Ha bunu diğer her projelerinde olduğu gibi “ister yaparız ister yapmayız” şeklinde anlattıkları ve çatıştıkları için hükümete kızdım açıkçası.

Yalnız merak ettiğim bir şey var bu konu ile ilgili. Yapılacak olan bu iki santralin elektrik oranları falan belli yani. Madem nükleer işine giriyoruz ve yakın zamanda başlanacak çalışmalara neden doğanın ebesinden ağacı ormanı katleden HES projelerini yapıyoruz? İşte bunu anlayamıyoruz gerçi anlıyoruz muhtemelen rant var o projelerde başka bir şey olduğunu sanmıyorum. Peki neden sanmıyorum? Kötü niyetli miyim lan yoksa ben. Hayır öyle olsam nükleerin gerekli olduğunu söylemezdim. Bu başka bir şey çünkü rant var. İşte ağacı keserek HES yapımının gereksizliğine dair ilk örnek zaten yapılacak olan nükleer santrallerdi. İkincisi ise bizim 2000’li yıllarda araştırdığımız ve çok hoşlandığımız güneş ve rüzgar enerjilerinin artık verimlerinin artması ve yatırım maaliyetlerinin iyice düşmesidir. Nereden anlıyoruz? Şuradan anlıyoruz; Almanya (ki gidenler bilir) oldukça güneşsiz ve bu yatırım için uygun olmayan bir ülke konumunda olduğu halde bu enerji işine son  yılda inanılmaz yatırım yapmış.

Avrupa Güneş Haritası

Nükleer enerji istemeyip bunu protesto eden kişilere başbakanımızın “madem istemiyorsun enerjiyi kullanmazsın, ister kullanırsın ister kullanmazsın yahu bunu seçmekte özgürsün” dediği peşinden de bir yazarın “istediğin gibi protesto ediyorsun ve kullanıp kullanmamak senin elinde hala özgürlük istiyorlar” diye yazdığı yıllarda yani bundan yaklaşık 2 yıl evvel Almanya bu işe ciddi anlamda soyunmuş beyler. Hemde öyle böyle soyunmamış. Bu tip enerji için destek paylarını her MW için 2010’lu yıllarda 600 dolara kadar çıkartmışlar. Şimdi bu pay yatırımlar fazlalaştığı için 160 dolarlara kadar düşmüş (bizde 133 dolardır). Şu an Almanya’nın kurulu yatırımı 37000 MW civarında. Bizde ise 20 MW (yirmi)…gülmeyin lan 🙂

Yatırım maliyetleri ise zamanla düşmüş çünkü Çin bu piyasayı görmüş ve yüklenmiş durumda. 1 kWp için yatırım maliyetleri 2010 yılında 5000 EU civarlarından şu anda 2015 yılı başı itibari ile 1000 EU civarına kadar düşmüş ve hızla aşağıya iniyor.

Ülkesel bazda güneş radyasyonu oranlarına bakarsanız Almanya’nın aslında hiç güneş görmediğini anlarsınız. Yani adamlar güneş göremeyen ülkelerine gitmiş güneş enerjisi veya rüzgar enerjisi santrallerini kurmuş. Biz aynı tesisi ülkemizde kursak 3 katı enerji elde edebileceğimiz halde yatırım yapmıyoruz. Gidiyoruz nükleer enerjiye veya HES tipi şerefsiz enerjiye yöneliyoruz? Neden Almanlar güneş radyasyonu olmayan yani güneş ışığı gelmeyen ülkelerini güneş panelleriyle döşemiş iken (şu an ülkelerinin %35 civarını bu enerji ile karşılıyorlar) biz diğer enerjilere yöneldik? Verimsiz enerji kaynağı desen artık değil. Çünkü Almanya’nın yaptığı bu yatırımları biz ülkemize yaparsak onların ürettiği enerjinin tam üç katını elde ediyoruz yani enerji ihtiyacımızın (sıkı durun) %55’ini karşılıyoruz!

Çoğu Alman Bilim Adamı Türkiye’nin Yapacağı Büyük Hava Alanının Alman Ekonomisine Açacağı Yarayı Tartışıyorken Görünüyorlar (Arada da enerjinin maddeye dönüştüğünü bulmuşlar ama o çok şey değil)

“Olm havalar kapalı olunca ne yapacağız mum mu yakacağız?” diyenleriniz olacaktır. İşte arkadaşlar başbakanımızın çok sinirlenip “one mininuts” dediği yıllarda Avi Brenmiller isimli bir yahudi Almanların bu atağını göğsünde yumuşatarak araştırmalarda bulunmuş ve bir şirketi kurup yönetimine geçerek bu konu ile alakalı çalışmalar yapmış. Adam “bizim sistem ile öyle kapalı hava yağmurlu hava yok dayı o eskidendi artık kuruyorsun açıyorsun sıcak suyu” diyerek gelinen noktayı övmüştür.

Fazla dallandırmayalım arkadaşlar. Almanlar güneş olmayan şehirlerini panellerle döşeyip enerji ihtiyaçlarının yaklaşık 1/3 civarını bundan karşılıyorlar ve biz onlarla aynı yatırımda kendi enerji ihtiyaçlarımızın 2/3 civarını karşılayabiliyor isek neyi bekliyoruz? Yatırım maliyetleri sıkıntısı Çin’inde devreye girmesiyle atlatılabilir ve Almanya’nın yatırımlarından çok daha ucuza bu enerjiyi ülkemize sağlayabiliriz.

Peki ben oturduğum yerden bunları araştırıp bulduysam bu Enerji Bakanlığı ve çalışanları ne yapıyor dayı? Nasıl projeler üretiyorlar? Yatırım planlamalarında dünya ülkelerinde Almanya buna yönelmiş iken son 10 yılda bizim armut kafalılar bunu neden hiç değerlendirmeye almazlar da iki nükleerin yanına HES adı altında ağaç katliamını eklerler? Sebep belli ki dediğimiz gibi ortada kazılması, kesilmesi ve döşenmesi gereken borularıyla büyük bir rant var sanırım.

Başka bir enerji programıyla tekrar görüşürüz inşallah..

Enerji 2 – Denize Düşen, Doğal Gaz Borusuna Sarılırmış

Geçen ki yazıda enerjiye şöyle bir bakış atıp, dünyada ki enerji gereksinimine ve çözüm yollarını kısa bir analiz ettikten sonra ülkemizde ki enerji sorunu değerlendirmiştik. Bazı arkadaşlarımız için konuda ki bazı şeyleri açığa çıkartmamız lazım.

Bir kere, nükleer enerjiye haliyle karşı değilim. Enerji piyasasını geçmişten beri bildiğim için, bazı kimseler istemediği için ülkemizde enerji konusunda bir dışa bağımlılık yaratıldığı konusunda kesin görüşlerim var. Bu olayın, hükümetler ile bir ilgisi yok. Burada, hiçbir siyasi tarafı gereksiz eleştirmemiz doğru olmayacak yapmam da zaten. Genelde hükümete yardırsam da yapacak birşey yok, sebebi yine kendileridir olayın.

Nükleer enerjiyi iyi araştırmak lazım, enerji verimliliği oldukça yüksek ve bize kısa yoldan enerji lazım. Ha, hükümetin yalan politikalarını da yazacağız ilerde zaten. Nükleere yaklaşıp HES lere hızla yönelmek bunlardan bir tanesi mesela. Halkta gereksiz bir nükleer korkusu yaratılıyor yıllardır. Bunun sonucunda gelecek olan tehlike daha fazla. Geçsinler patlamayı falan birşey olmaz korkmayın bu kadar işletilir her şeyi yaparız biz.

Evet, olmasa daha iyi olur lakin başka bir alternatif yoksa ve gelişmiş ülkeler de bu var ise boşa konuşuyoruz gibi bazı şeyleri.

Neyse, bu kısmı bırakıp ülkemizin getirildiği noktaya gelelim. 2000 lerde Ecevit artık büyük deprem ve ekonomik buhrandan sonraki seçimi kaybedince başa AKP geçti. Enerji politikası, tahmin ettiğimiz gibi “borulardan” yana olan bu hükümetimiz gelecek için 2002 den buyana hangi adımları attı? Attığı bu adımların gelecekte ki sonuçları neydi?

Bunları, bizim kadar elbetteki enerji bakanı da düşünmüştür. Belki hızla artan enerji ihtiyacına yönelik olarak doğal gaza  yönelmek kısa vadede bir çözüm gibi görülse de, uzun vadede enerjide dışa bağımlılık ve daha da artan masrafları beraberinde getirir. Ülkenin tek merkezden doğal gaz almamasıyla övünmesi bunu değiştirmez. Birincisi, enerji ihtiyacının tek tip bir kaynakla karşılanması ve bu karşılanmanın yıldan yıla daha da artırılmasının seyredilmesi ne yazık ki hükümetimizi yine beceriksizlik sandalyesine oturtuyor.

“Efendim yapacaktık, yaptırmadılar yaa” açıklamalarını hadi Ecevit söyler, Demirel ve Özalda söylerde bu hükümet tarihin en güçlü döneminde bile bu politikayı iyi kullanamayıp, kılla yünle uğraşıyorsa eleştirilir kimse kusura bakmasın.

İlk önce  “temiz ve ucuz enerji” sloganlarıyla boruları sağa sola döşeyerek ilerleyip, sonradan arzın karşılanamaması sonucu doğal gazın verilememesi ise ayrı bir komedi.

Karıştırmadan, baştan alalım. Enerji için boru antlaşmaları yapıldı biliyorsunuz. Rusya’yla, türk devletleriyle ve İran’la. Böylece ülkenin kısa vadede enerji ihtiyacı karşılanacaktı. Eee ulan uzun vade de ne olacaktı? Millete doğal gazın, artan dünya talebini zaten sınırda karşıladığı söylenmedi. Yani, çıkarılan doğal gazdan fazla boru döşenmeye başlamıştı bize ve diğer ülkelere. Ek olarak doğal gazın tükenen enerji kaynaklarından olması da cabası tabii ki. (tahmini bitişi 2040’lar sanırım)

Birinci mesele arz-talep meselesi. 2008’de doğal gaz arzı, talebi karşılayamamıştı hatırlarsanız. Ülkemize gelen doğal gazı da malum aldığımız ülkeler kesince  ulu orta kalmıştık meydanda. Sonradan millet yeni yeni uyandı ama tabi bizim ülkemizin uyanması, uyuyan güzel masallarına benziyor. Neyse, geçmişe mazi diyerek günümüze gelirsek bu arz ve talep olayında da sıkıntıların artık yaşanacağını görmekteyiz. 100 birim çıkarılan doğal gazın 140 birimlerde arzının olmasının sonuçları var. Kesintiye ilk uğrayacak ülke Fransa olmayacaktır haliyle, olmadı da zaten. Sorulması gereken soru, arz talebi karşılayamadığında ne yapacağız?

http://www.eud.org.tr/TR/Genel/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFFA79D6F5E6C1B43FF592DC0A84F0F0B22

Görünen o ki zam yapılacak biraz daha, kısa vadede çözümü bu görünüyor. Tüketimi azaltmak yani.

Diğer konu, bir önceki yazımıza ilham kaynağı olan konu. Botaş’ın zararına satış yapması!!

http://enerjienstitusu.com/2012/08/02/botas-13-milyar-lira-zarar-etti-rekor/

Bu 2011 yılının zararı, şu anda yaklaşık 700 milyon lira zararı olduğu söylenmekte. Peki nasıl oluyor da bu çark dönüyor? Bakanımız, 100 birimden aldığımız doğal gazı 80-85 birime sattıklarını söylüyor bir de üstelik. %30 zam yapılır ise eşitlenecekmiş hesaplara göre. Yani buda aylık 300 liralık faturanın 400 olduğunda, Botaşın bize karsız doğal sattığını gösteriyor!  Peki nasıl dengeleniyor bu iş. Bilmeyenler için anlatalım bari.

Botaş, halka yani bize doğal gazı 100 birimden alıp, 80-85 birime satıyor ama elektrik üreten şirketlere yaklaşık 150 birim fiyata satıyor (yap-işlet-devret). Tabii bu şirketlere belli bir süreye kadar satabilecek olması, enerjideki koca girdinin tehlikesini de gözler önüne seriyor. Allahtan, elektrik üretiminin yaklaşık %50’si doğal gazdan sağlanıyor 🙂 Tabii bununda sonucu olarak, doğal gaza yapılan her zam parelelinde elektriğe de zam olarak yansıyor. Bu ne lan dediğinizi duyar gibiyim.

Özetlersek, ülkeye borular döşendi de döşendi ilk önce. Bir yandan da yakın gelecekteki elektrik ihtiyacını karşılamak için doğal gaz kullanıldı. Artan talep ile beraber sen boruyu da döşersen bizi bekleyen tehlikeler katlanarak artar aslanım.

1) Doğal gaz tekeline geçildi, insanlar doğal gaza muhtaç hale getirildi. Slogan olan “ucuz ve temiz enerji” yalanı, ilerde “pahalı ve bulunamayana” doğru kayacaktır. Peki, doğal gazı şu an bile “zararına satıyoruz, olsa dükkan sizin” diye açıklamalar yapan enerji bakanı kara geçtiğinde nasıl bir fiyattan satış yapacak? Bu fiyatı toplum kaldırabilecek mi?

2) Doğal gazı ucuza satmayı şu an (YİD) ler ile sağlayan devlet, bu iş sözleşmeler bitince ne yapacak? Kaçtan, kime satacak doğal gazı abi? “Karışım yapıp ucuza satıyoruz” açıklaması nedir ahçımısınız olm siz?

3) Dünyada doğal gazın arz/talep dengesinin açıldığını gördüğünüz halde, neden habire sağa sola boru döşediniz? Neden kentsel ve sanayisel enerjinin ikisini de burada kullandınız? Doğal kesintisinde ne yapacağız? İran ile bugün bozuk işlerimiz, yarın rusyaya ters gitsek ne yakacağız evdeki tuğlaları mı ateşe vereceğiz ey bakan bey?

http://ekonomi.haberturk.com/makro-ekonomi/haber/774119-abnin-en-ucuz-2-gazi-bizde

Daha bakanımızı buraya çoook misafir ederiz gibime geliyor. Bomba açıklamaları insanı ister istemez geçmişe götürüyor beah. Onları da yazacağız zamanı gelince gülün diye. Şimdilik bu kadar boru meselesi.

Enerji

Bugün şöyle enerjiden girelim diyorum. Hani aslında girilecek, konuşulacak o kadar şey var ki konuşmaya konuşuruz saatlerce ama ne zamanımız var buna, ne de buraya yazmaya enerjimiz var. İş yazı olunca insan ayrı bir geriliyormuş ulan. Çünkü konuştuğun şeylerden farklı olarak, yazıyı kaynaklarla beslemek lazım. En azından bu sayfalarda kaynaksız bir takım şeyler bulamayacaksınız. Ha, arada eski anılarımızı anlatırız falan ama çoğu kaynaklıdır isteyene gözüne sokulur.

Neyse efendim konumuza dönelim, neydi konumuz; enerji daha doğrusu bizim her yerde bir şekilde kullandığımız elektrik tabii ki asıl mesele.

Peki bu elenktrik nereden sağlanacak dayı, hepi topu mesele budur modern dünya için. Gelişen yaşamın zorunlu ihtiyaçlarından olan elektrik ve diğer bir nevi enerji ihtiyacı aslında toplumlara yön veren bir numaralı gündem maddesidir. Pek üstünde durulmaz, dile getirilmez ama böyledir.

Petrol, doğal gaz, hidro enerji, rüzgar enerjisi, nükleer enerji ve güneş enerjisi bu sınıfın en temelini oluşturuyor hala. Zamanla önemleri artıp azalacaktır, lakin enerji sınıfı olarak bunlara olan ihtiyaçlarımız hala devam etmekte ve artarak devam ediyor. Yazıyı başka noktalara taşıyabilirim aslında, ama gerek yok. Gerçi neden olmasın? Temel konumuzu “ülkemizin doğal gaz ihtiyacı” gibi dar bir statüden çıkartıp, enerjinin ve ihtiyacının temeline inerek açıklamak belki bir iki yazıyı alsa da anlatılmalı. Anlatılmalı ki neyin ne olduğunu yine öğrenelim.

Yazının çıkış sebebini aslında enerji bakanı Taner YILDIZ’ın açıklamaları tetikledi. Eylül 2012 yılında bazı yerlerde yaptığı açıklamanın her zamanki gibi medyada küçük sütunlar ile yer almasını bekliyorduk tabii ki. Gerçi hangisini koyalım şöyle bir bakınca komedi üstüne komedi açıklamaları buldum eheheh. Konumuzu dağıtmayalım açıklama şöyle;

“Botaş’ın 2011 yılında 1.3 milyar lira zarar ettiğini ve bu yıl zarar etmesinin yüksek ihtimal olduğunu kaydederek, “Botaş’ın aldığı gazı daha düşük fiyattan satmasının bir maliyeti var. Birkaç kamu kurumu da yüzde 10’dan az olmamak üzere doğalgaza zam yapılmasını talep ediyor. Ekonomi yönetimi son durumu değerlendirecek, talep daha yüksek de olsa doğalgaza yüzde 10-15 aralığında zam yapılabilir” dedi.”

Tabii insanın aklına hemen geliveriyor sorular; Botaş neden zarar ediyor? Bunların parasını kim ödüyor? Ulan madem zarar ediyor, nasıl oluyor da doğal gaz hala bu kadar pahalı?

Bunların hepsine cevap vereceğiz yazılarımız da rahatta okuyun siz. Ama sonra ki yazıda vereceğiz. Peşinden takip edersiniz artık. İlk önce dünyada enerji boyutunu, türkiyenin burada ki yerini ele alalım.

Çok eskilere gitmeye gerek yok. Ateşe falan gitmeyelim yani. Ülkelerin motorlu araçları iyice kullanmasıyla hala bir enerji boğazı olarak gördükleri orta doğu politikalarını biliyoruz zaten. Siyah altın olarak görülen petrol ve ürünleri hala en önemli enerji kaynağı. Bunun için gelişmiş ülkeler ilk başlarda kendi kaynaklarını kullansalar da, hızla bu politikadan vazgeçip başka ülke kaynaklarını ülkelerine getirmenin yollarını aradılar. Taaa dünyanın öbür taraflarından ülkelerine getirdikleri petrolün dünya temelinde sahibi araplar değil aslında yabanca petrol şirketleri haliyle.

Oraya da girmeyelim ya, farklı tartışma konuları zaten. Gelişen dünya ile ülkelerde ki elektrik ihtiyacının katlanarak artmasına formüller arandı. İlk yıllarda kömürden, atık petrolden, akarsulardan bu enerji ihtiyaçları karşılansa da büyüyen bir dev olan bu sektör talebi karşılayamadı.

Nükleer santrallerin kurulumu ile bir nevi rahatlansa da, tarihte yaşanan bir kaç küçük (insanlık için gerçekten büyük) felaketler bu santrallerin çevreciler tarafından sorgulanmasına sebep oldu. Bir çok ülke “nükleere karşıyız amcoğlu” tadında takılsa da, kazın ayağı öyle değildi. Sorun alternatifinin olmayışıydı. İşte benim üniversiteye başlama yıllarımda tartıştığımız konulardan bir tanesi bu konuydu. “Tamam dünya falanda dayı ülkede durum nedir?” dememek içten değildi. Çevre ve Enerji dersinde işte bu konuyu ele almış, ele almakla kalmamış ciddi ciddi tartışmıştık değerlendirmiştik. Efendim kimisi bu artan enerji ihtiyacı için güneş enerjisini, kimisi rüzgar enerjisini, kimisi su enerjisini savunmuştu sunumlarıyla. Alternatif enerji ve tabii ki temiz enerji arayışlarımızın emekleme dönemi yıllarındaydık haliyle. Artısıyla, eksisiyle değerlendirdiğimiz bu konuların savunanları ve karşıt görüleri fikirlerini beyan ettiler, yeni fikirler ortaya attılar.

Ama bir sorun vardı ortada kocaman. Ülkenin gerekli olan enerji ihtiyacı neredeyse her yıl ikiye katlanırken su, rüzgar gibi temiz olsa da oldukça dar enerji üreten bu sistemler soruna çare olabilecek miydi? Rüzgar enerjisi temizdi ama açık alana ihtiyaç duyuyordu ve çıkardığı uğultu sesi çevre hayvanları rahatsız ediyordu. Son makalelerde bu sorunların giderildiğini ve daha verimli çalıştığı söylense de ürettiği enerji sınırlıydı. Güneş enerjisi güneşi görmeliydi az da olsa, su için su lazımdı. Hadi hepsini hallettik ürettikleri enerji bizim ihtiyacımızın %30 unu karşılamadığı gibi (2010 için), yatırım maliyetleri çok daha pahalıydı.

Son sözü nükleer enerji araştırmasıyla beraber Murat isimli arkadaş söylemişti. Oldukça kapsamlı bir araştırma yapmış, nükleer santrallerin sanıldığının aksine çok fazla atık üretmediğini, yeni nesil santrallerin neredeyse çevresel açıdan tehlikesiz olduğunu söylemişti. Tabii neredeyse 🙂

1998 yılında sınıfımızda yaptığımız bu yeni öğrencilik denemelerimizden çok şey öğrenmiştim. Hepsine burdan tekrar teşekkür ederim. Ben sera gazlarıyla ilgili bir sunum yapmış, dönemin hocası tarafından alnımdan öpülerek AA almıştım 🙂 reklam yapayım lan biraz. Nükleer enerjinin hemen yapılması gerektiği, yapılırsa ihtiyacımız olan elektriğin 2007 yılında karşılanabileceğini de öğrenmiştik. Yani devir, “yapalım mı yapmayalım mı” döneminden çıkmıştı. Bir şeyler hızla yapılmalıydı. Peki ne olmuştu da, biz bu santrali yapmamıştık?

Şöyle nükleer enerjiye geçmişte ilk 1974’lerde girildiğini söyliyim hadi şaşırın. Ecevit zamanında, şimdi ki hükümetinde yapmayı planladığı Akkuyu bölgesine bir nükleer santral planlanmıştı. Haliyle kıbrıs harekatı, yenilen ambargolar sonrası ülke santrali bırakıp ekmek, gaz aramaya başlamış :). Hatırladığım kadarıyla 1980 lerde Özal ve 1990 larda Demirelde şöyle ucundan girmiş işin içine ama bunlar sönük hamleler genelde.

1998’li yıllarda başbakan Bülent Ecevit ve dönemin Enerji bakanı bunun ile ilgili çalışma yapmışlardı. İhalelerin süreçleri, halkın gereksiz bir şekilde gaza getirilmesi ve bazı dış etmenlerden dolayı bu santral ihalesi hiç bir zaman yapılamadı. 2000′ de devletin buna harcayacak parası da olmadığı için askıya alındı veya alındırıldı diyelim biz. Ecevit o zaman “nükleer enerjiyi içine sindiremedim” dese de, aslında durum farklıydı. Çünkü, hem o dönemde buna ihtiyaç yoktu, hem para yoktu, hem de dış etkenler vardı. Yap, işlet, devret düşünüldü de neden yapılmadı?

http://www.nuce.boun.edu.tr/news2.html

1998 yılında işte o sınıfta bunları konuştuk. “Bir, belki iki yıla nükleerin nihayet kurulacağı ve ülkenin ileri dönemde dış ülkelere enerji yönünden bağlı kalmayacağı” değerlendirmesinde bulunmuştuk. Ben ve sunumu hazırlayan Murat ise bu ihalenin yapılmayacağını söylemiştik. Öyle ya, kesin bir şey olur bu ihale yürümez yapı da yapılmazdı. Yine bize göre yapılmaz ise Türkiye gelecekte enerji ihtiyacını nasıl karşılayacaktı? Yine Murat ile özel değerlendirmemizde, “ülkenin bilerek bir dışa enerji bağımlılığa sokulabileceğini ve yine birilerinin zengin olacağını” söylemiştik. Murat gelse de konuşsak ya görmedim bir daha okul bitince neyse. Yıllar geçti, süreçte iptal edilen bu santral ve enerji ihtiyacımızın karşılama yollarını da çok güzel buldular biliyorsunuz.

Yalan söylemeye gerek yok, bu hükümet nükleer enerji için adımları geçte olsa attı ama geç attı. Hem de atmadı da atarmış gibi yaptı diyelim. Çünkü, maddi kaynakları olduğu halde bilerek ve isteyerek doğal gaza yönelindi ve ülkemizin ne yazık ki şu hale gelmesine de vesile oldular. Kimler zengin oldu, tarihte bir 20 yıl sonra onları da öğreniriz belki kim bilir. Diğer yazımla doğal gaza gireyim de döşenen boruları anlatalım bakalım