Anayasa Hazırlıyor Birileri III

Bir önceki yazıya buradan

Son yazımızda, Türkiye’de yaşayan aleviler ile ilgili 2 yıl içerisinde çıkan önemli kararları ve uygulamalarını anlatacağız. Yasal zeminde alınan kararların hukuki olarak uygulanma koşulları ile serimizi sonlandıracağız. Başlayalım;

Bazı dernek ve vakıflar aracılığıyla alevi vatandaşlar devletten ibadet özgürlüğü ve yardım talep etti. Konuyu hukuki terimlerden ziyade yorum bazında ele almak ile daha okunur bir yazı olacağını düşündüğümden bu şekilde anlatacağım.

Aleviler diyor ki; “Devlet sünni İslam ağırlıklı din dersini temel eğitim derslerinde vermektedir. Bu inanca ve mezhebe dahil olmayanların derse ve peşi sıra gelecek sınava girmesini istemiyoruz” ve diyorlar ki “Devlet demokratik hukuk şartları gereği nasıl ki sünni İslam anlayışlı İmam Hatip Okulları açıyor ise nüfusunun bir kısmını oluşturan aleviler için de kendi inancımıza göre din okulları açmaları (Dede okulları galiba) gerekmektedir. Yöresel olarak bunlar tespit edilerek 1000 İmam Hatip var ise hiç olmazsa 200 adet bu okullardan açılmalıdır” ve son olarakta diyorlar ki “Nasıl ki devlet cami yapıp buna ve din görevlilerine bütçe ayırıyor ise bizimde ibadetimize uygun yer yapıp din adamlarımıza bütçe ayırmalıdır”.

İşte toparlanmış haliyle laik demokratik hukuk sisteminde yaşayan insanların haklı olarak taleplerini bakanlığa iletiyorlar. Gerçi laik demokratik hukuk sistemi cümlesine de gerek yok aslında. Devlet İslam Devleti kimliği ile tanımlanıyor ise bile bütün mezheplere aynı şekilde eşit davranmalı zaten. Elbette bakanlık dikkate bu isteği yıllardır dikkate almıyor. Bunlarda diyanete başvuruyor. Diyanet işleri başkanımızın sürekli “Efendim devletimiz bütün dinlere ve mezheplere yakındır” diyor. Devletimizin bu dinsel ve mezhepsel eşitliği çok iyi biliyoruz tabi. Bu dinler ister sünni İslam olsun, ister sünni İslam olsun veyahutta sünni İslam olsun fark etmez. Devletimiz bütün mezheplere eşit mesafededir ve ayrım gözetmez!

Tabii bunun ile tatmin olmayan alevi vakıflarından bazıları yargıya giderek demokratik haklarını talep ediyorlar. Yargı kararı istekleri kabul etmiyor, temyize gidilince onlarda kabul etmiyor. Türkiye’deki hukuki süreç sonuçlanınca yaklaşık 2 bin alevinin başvurusuyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidiyorlar.

AİHM karar alıp yukarıda bahsettiğimiz üç temel isteğin hepsinde normal olarak alevi vatandaşları haklı bularak bunun düzeltilmesini istiyor. Kararlar 2015 yılı şubat, mayıs ve sanırım haziran ayında alınmış bulunmakta.

Yani ne oluyor? AİHM diyor ki devlete “Siz laik demokratik bir ülke olarak dini inançları veya mezhepleri farklı olan vatandaşlarınız azınlıkta olsa bile bu kişileri zorla din dersine sokamazsınız” ve diyor ki “Demokratik toplumlarda 1 kişinin bile farklı olması bu hakkı alamayacağı anlamına gelmez. Kaldı ki Anadolu ve çevresinde bu inanca sahip bir çok alevi vatandaş bulunmakta. Siz devlet olarak nasıl sünni vatandaşlara İmam Hatip Okulları açıyor iseniz aleviler için de benzer din okullarını açmak zorundasınız” ve son olarak diyor ki “Demokratik devletler bahsedilen kişilerin ibadetlerine yardımcı olmak zorundadır. Nasıl ki cami yapımı için yer gösterip din görevlileri için bütçe ayırıyorsanız cem evleri için de yer gösterip din görevlileri için bütçe ayırmak zorundasınız”.

Ne zaman karara bağladı bunu AİHM? 2015 yılının başlarında yani 2 yıl geçti. Bildiğiniz gibi AİHM’de en çok dava açılan ve tazminata mahkum olan ülke çok büyük bir fark ile bizim ülkemiz. Neden böyle? İnsanlar vatanını sevmiyor mu? İngiliz ajanı mı da gidip sürekli mahkemeye veriyor senin kararlarını? Nedenini biliyorsunuz söylemeye gerek yok. Çünkü ülkemizde adalet yok! En önemli nokta ise “Laik Demokratik Hukuk Devleti” görünümünde olan fakat kafalarda kalın bir sünni İslam devleti görünümüyle ambalajlanmış içi boş bir posa.

Hazır laiklik tartışmaları ve anayasa konuşulurken bu konunun ne kadar önemli olduğunun anlaşılmasını istiyorum. Yukarıdaki aslında temelde basit olan “hak ve adalet” ikileminin temeli olan “Laik Demokratik Hukuk Devleti” anlayışına sahip anayasalarla garanti altına alınmıştır.

Siz eğer ki anayasanızdan “Laiklik” ilkesini çıkartırsanız dikkat edin; yukarıdaki hukuksal arayışların hiç bir tanesini gerçekleştiremezsiniz. Bunun ötesi AİHM kararlarına uymamaya kadar gider. Çünkü uluslararası benzer mahkemeler devletin kişilere karşı eşit mesafede olmasını ister ve demokrasi üzerinden haklarını korumaya çalışır. Zamanla demokrasi toplumundan uzaklaşıp mezhepsel din toplumunun bağnazlığına doğru yuvarlanırsınız.

Tarihte Osmanlı İmparatorluğu’nun veya Roma’nın veya başka büyük bir imparatorluğun uzun yıllar ayakta kalmasının sebebi dini, ırkı veyahutta tenin rengi değildir. Yerleştirilen “Adalet” sistemi insanların özgürce ticaret yapmasını ve yaşamalarını garanti altına almasını sağlamıştır. Avrupa’lı olan (aslen Alman) ve bir şekilde Osmanlı Devletinde köle olarak 3 yıl yaşayan Michael Heberer anılarında; Avrupa devletlerini kıyaslarken “Farklı dinden olanlara bile adaletli davranıldığı” konusunu bir çok kez dile getirir buna övgülerde bulunur ve “Niçin Avrupa toplumu böyle değil?” diye de medeniyet eksikliğini, mezhep savaşlarını sorgular. Modern devletin, çağdaşlaşmanın yönü adalet mekanizmasının bağımsız işlemesinde gizlidir. Günümüzde bunun övünülecek bir noktada olduğunu söyleyemiyor isek bunun suçlusu yönetim kadrolarıdır.

Yani yazıyı toparlarsak hala bir kesimin ısrarla laikliği dinsizlik olarak görmesi bir yana konunun özü demokrasi kültürünün kaybedilmesidir. Adı “Laik Demokratik Hukuk Devleti” olan bir ülkede “Sünni İslam” dayatmasına maruz kalıyor isek bunun olmadığı bir yerde nelere maruz kalacağız kim bilir?

Laik devlet yapısının geçmişte İmam Hatiplerin okuma hürriyetini kısıtlaması ve haksızlıklar yapması ise yönetenlerin kendi beceriksizliği ve kaprisleriyle ilgilidir. Nasıl ki İslami hoşgörüyü ve nefis kontrolünü Allah’a şükür Tayyip Erdoğan’dan veya Binali Yıldırım’dan öğrenmiyor ve bunları örnek kabul etmiyor isek “Laiklik” adına yapılanlarda örnek kabul edilmemelidir. Ülkemiz bu süreç içerisinde çok sıkıntı yaşayacağı ve beklediğim büyük bir iç karışıklığa yönelecek gibi duruyor. Bizim ise duracağımız yer adaletin yanı olacaktır elbette.

Bahsettiğim üç yazı boyunca ülkemizin adalet, yargı bağımsızlığı, basın özgürlüğü, kişisel hak ve eşitlik, din/ırk/mezhep bağımsızlığı vb. konularda örnekler ve raporlamalar ile durumunu ortaya koymaya çalıştık. Belkide cumhuriyet çok partili hayatı boyunca hiç bir zaman bu kadar kötü bir noktada olmamıştı.

Ülkeyi bırakın daha yaşanılabilir bir ülke yapmayı hızla alt taraflara sürükleyen, eleştiriden yoksun, adalet ve polis mekanizmasını kendi çıkarları için kullanan, bakanları hatta başbakanı bile kendi çıkarları için koltuğundan eden, basını susturan, gazetecileri tehdit eden bir hükümetin bağımsız bir anayasa hazırlayacağına inanmak çölde sopayla su aramaya benzeyecektir.

Ülkemiz elbetteki bağımsız ve sivil bir anayasa özlemi içerisindedir. Lakin bunun çalışmasını otokratik ülke yönetimi isteyen mezhepçi AKP hükümetinin yapamayacağı gün gibi ortadadır.

Saygılarımla…

Anayasa Hazırlıyor Birileri II

Arkadaşlar ben bu yazı dizisini yazıp bırakmıştım ( 1 yıl evvel). Bu sebeple bu yazıyı tekrar düzenleyip yeni çıkan raporlar ile beraber sunacağım. Başlayalım;

Bir önceki yazımızda dünyada basın özgürlüğü sıralamasında orta doğu seviyesinde bağımsız medya mensuplarımıza sahip olduğumuzu ve hızla çok daha aşağılara doğru indiğimizi anlatmıştım. Şimdi size benzer şekilde uluslararası yargı sıralamalarını ve adalet verilerini masaya yatıracağım.

Aslında bunları bir ara anlatmıştım galiba geçen sene ama üstünkörü geçmiştik. Burada temel alacağımız site http://worldjusticeproject.org/ adresi. Bu siteden dünyadaki bir çok ülke ile ilgili ayrıntılı yargı raporları alınabiliyor ve verilen raporlara göre değerlendirmeler yapılabiliyor. Biz hem geçen seneki hemde yeni çıkan rapor üzerinden konuşacağız.

Site ne yazık ki Türkçe değil. Ama zaten belirtilen şeyleri basitçe bile olsa anlayabiliyorsunuz. Buradan ayrıntılı ülke raporlarını indirebileceğiniz gibi malum biz Türkiye kısmı ile ilgileneceğiz.

Adsız

Basitçe tabloyu açıklarsak; Daire etrafında yargı ve etkileyecek/etkilenen şeyler bulunmakta. Size verilen puan ne kadar yüksek ise o kadar iyi durumdasınız demektir. Yani mümkün mertebe size içeride mor renk ile çizilen yargı çizelgesinin daireye yakın olması gerekmekte. Sizin mor daireniz ne kadar küçük ise siz adalet sistemi olarak olarak bir o kadar kötü ülkesiniz demektir.

Tabloya gelir isek görüldüğü gibi ülkemiz yaklaşık olarak doğu Avrupa ve Asya standartlarının bile altında bağımsız bir yargı indeksine sahip. Aşağıda vereceğimiz tablolar ile biraz daha iyi anlayacağınızı düşünüyorum. Bunlar 2015 ve 2016 yılları için verilen Dünya Yargı sıralamalarımız;

sm2
2015 Yılı Türkiye Yargı İndeksi
Adsız1.jpg
2016 Yılı Türkiye Yargı İndeksi

Burada yine basitçe anlatırsak bizim ülkemizin puanı 0.46 gibi düşük bir değerden 0.43 değerine düşmüş olduğu görülüyor. Dünyadaki diğer ülkeler ile kıyaslanır ise 2015 yılında 102 ülke arasında 80. olmuşken 2016 yılında ise 113 ülke arasında 99. sırada kendimize yer ediniyoruz.

Bundan daha vahimi ise ayrıntılarda gizli. Çünkü ülkenin yaşanabilir bir yer olması için başta gelen mekanizma adalet olmak ile beraber başka bazı faktörlerde devreye girmekte.

Şöyle ki; Hemen dünya ve bölge sıralamalarımızın altında bahsettiğimiz bu faktörleri görmektesiniz. Bunlar sırasıyla hükümetin kısıtlamaları, yolsuzluğun engellenmesi, hükümetin açık olması, insan hakları, güvenlik ve düzen, düzenleyici uygulamalar, sivil yargı ve son olarak da adalet sistemi olarak isimlendirebiliriz.

2015 yılı raporlarını incelediğimizde ülkemiz hükümet baskıları, yolsuzluk ve temel insan hakları alanlarında büyük bir düşüş sergilerken, 2016 yılında “ben niçin diğer alanlarda da düşüş sergilemiyorum ki?” diyerek iç güvenlik ve düzenleyici önlemler alanında da büyük düşüş sergilemektedir.

Bu sıralamada en önemli maddeler (elbetteki hem demokrasi hem de yaşanabilir bir ülke olması adına); Birincisi İnsan Hakları, ikincisi Bağımsız Bir Adalet ve üçüncüsü de Hükümetin Gücünü Kullanmasıdır.

Batı Bizi Kıskaniyooer

Raporu burada çok uzun bir şekilde yorumlayabilirim aslında ama gerek görmüyorum. Önem arz eden son maddelerde gördüğünüz gibi 2016 raporlarında (113 ülke arasında) İnsan Haklarında dünyada 105. Hükümetin Gücünü Kullanarak Baskı uygulamasında 108. ve Bağımsız Yargı kısmında da 75. sırada bulunmaktayız.

Adsız12.jpg
2016 Yılı Türkiye Yargı İndeksi Alt Katagoriler

Bunların ayrıntılarını raporu incelerseniz görebilirsiniz. Fakat yine rapordan dikkat çeken noktalar şunlar;

Hükümetin gücünü kötüye kullanması ile ilgili;

  1. Hükümet gücünü kullanarak bağımsız bir denetim uygulamıyor (0,29 puan)
  2. Hükümet gücünü kullanarak kendisinin denetlenmesini engelliyor (0,23 puan)
  3. Hükümet resmi görevleri kötüye kullanıyor (0,27 puan)
  4. Yasama alanında yolsuzluk (0,27)
  5. Sivil kuruluşun/kişinin hükümeti denetlemesi (0,24)

İnsan Hakları ile ilgili;

  1. İfade özgürlüğü kısıtlanıyor (0,23 puan)
  2. Din özgürlüğü kısıtlanıyor (0,18 puan!!)
  3. Özel hayata saygı duyulmuyor (0,24 puan!!)
  4. Örgütlenme özgürlüğü kısıtlanıyor (0,26 puan)

Bağımsız Yargı ile ilgili;

  1. Zamanında ve doğru yargılama yapılmıyor (0,32 puan)
  2. Yargıda ayrımcılık yapılıyor (0,25 puan!!)
  3. Yargı sistemi hükümetten veya siyasetten bağımsız karar veremiyor (0,13!! puan yuh)

Batı Faşizmi Bırak Ki Biz Devam Ettirelim

Arkadaşlar gördüğünüz gibi zaten bildiğimiz şeyler de ısrarla ülkenin daha demokratik bir noktaya geldiğini savunan ve yargıda yapılan uygulamaları görmeyen/görmek istemeyen kişilere bu yazdıklarım çok iyi ve istatistiksel verilerdir.

Rapora göre ülkemiz, Brezilya, Kamboçya, Macaristan, Makedonya, Sırbistan, Nikaragua ve Uganda ile beraber en çok yargıda gerileme eğilimi gösteren ülkeler arasında.

Bunlardan en önemlisi sanırım Adaletin Bağımsızlığı ve İnsan Hakları. İnsan haklarında 113 ülke arasında 105. olan bir ülkenin vatandaşı olarak açıkçası geldiğimiz bu noktadan utanıyorum.

Ve yargı sistemine karışan, kendinin denetlenmesine müsaade etmeyen, din ve mezhep ayrımcılığı yapan, ifade özgürlüğünü/protesto eylemini şiddetle tehdit ile bastıran bir hükümet hangi hakla “Özgür Bir Anayasa” girişiminde bulunuyor? En çok oyu alıp iktidara oturmak farklı şeydir özgür ve sağlıklı bir devlet kurmak çok farklı şeydir.

Uzattık son kısımda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde verilen bazı kararların (yukarıda ki “İnsan Hakları” maddelerinde bahsettiğimiz bazı şeyleri) ülkemize nasıl uygulanmadığını anlatacağız.

Sonraki yazıya buradan

Hoşçakalın