Modern Fransa Tarihi – IV

Bir önceki yazıya buradan

İkinci Fransa Cumhuriyeti 1848-1852

Kralın baskısı ve adil olmayan davranışları sonucu yapılan geniş çaplı 1848 Devrimleri Fransa kralının sonunu getirmişti. Artık halk bir cumhurbaşkanı seçebilecek, parlamentoda temsil edilebilecekti. Fransız vatandaşı olan erkekler oy bile kullanabilecekti daha ne olsun.

Fransa tarihine “İkinci Fransa Cumuriyeti” olarak geçen bu dönem için ilk olarak cumhurbaşkanı seçildi. Halk tam adı Charles Louis Napoléon Bonaparte‘ı yani büyük imparator Napolyon Bonaparte’nin yeğeni olan III.Napolyon‘u cumhurbaşkanı seçti. Halk ilk defa bütün erkekler ile beraber oy kullandı ve parlamento kuruldu. Yeni bir anayasa kabul oluşturuldu ve kabul edildi. İnsanlar sevinçle “Ne güzel lan bizim seçtiğimiz adamlar ülkeyi yönetiyor eheheh” diye seviniyordu.

III.Napolyon ise devrim hareketleri başlamasından sonra kafasında planı oluşturup hemen bir parti kuracaktı. Bonaparte partisi temmuz seçimlerinde başarılı olmasına rağmen daha fazlasını umduğundan eylül ayındaki ikinci seçimlere kadar çalışmalar yapıyor. Amcasının ismini sürekli ön plana getirerek “Büyük Fransa” temalı parti sloganlarını sürekli tekrarlıyor. Fakirlerin borcunu sileceğini, yardım edeceğini, eşitlik getireceğini dile getiriyor. Artık eski “Büyük Fransa” tekrar yeni cumhuriyet ile atılım yapacağını falan işte bildiğimiz tırıvırılar falan. Yalnız bu adam anasının gözü tabi gidip kilise ile de arka taraftan irtibata geçiyor. Onlara bütçe vereceğini artık eski zulüm günlerinin bittiğini, demokratik yapıyı hızlandıracağını anlatıyor. Onlardan da destek alıyor. Bildiğin demokrasi aşığı adam.

France-1852-A-5-Francs-Silver-Coin.jpg

Sonuçta seçimi %73 gibi akıl almaz bir oy oranıyla kazanıyor abimiz (seçmen sayısı 7,5 milyon ki yaklaşık neredeyse 6 milyona yakın oy almış). Cumhurbaşkanı olunca hemen ordu ve yönetim kademelerine kendi adamlarını getiriyor. Bürokraside kadrolarını oluşturmak için çalışmalara başlıyor. İktidarı süresince bürokrasiyi hızla ele geçiren III.Napolyon 4 yılın sonunda bir sorunla karşılaşıyor. Her diktatör adayının yaşadığı zorluklar efendim. Sııntı şu; cumhurbaşkanı 4 yılda bir değiştirilmeli!

“400’ü verin bu iş çözülsün” diye ortalarda dolaşıyor mu onu bilemiyoruz elbette. Fakat anayasayı değiştirmek için meslisin 3/4’ünün desteği gerekiyor ama olmuyor daha doğrusu meclis sonucun cumhuriyet aleyhine gelişeceğini tahmin ettiğinden bunu istemiyor.

Demokratik diktatörümüz III.Napolyon baktı olmuyor yerleştirdiği adamlarla yapıyor darbeyi. Cumhuriyetçiler bunun ile mücadele etsede kazanamıyorlar. Çünkü polis ve askeri kuvvetleri kendi adamlarıyla doldurmuş durumda. Bildiğin “hayır seni istemiyoruz” diyenin karşısına devletin polisi/askeri silahla karşı duruyor.

Yasama meclisini dağıtıp herkesi sindiriyor. Hızla referandum yaparak baskıyla girdiği seçimlere 2 Aralık 1852 yılında kendisini imparator ilan ediyor (Hayırlı olsun). Aslında işçi ve köy sınıfının seçimlerle bazı hakları ele geçirmesi sebebiyle burjuva sınıfı (patronlar diyelim) özgür parlamentoyu istemiyorlardı zaten. Bu sebeple imparatorluğa dönüşü olumlu karşılamışlardı. Böylece ikinci imparatorluk dönemi başlıyor efendim. Demokrasi, özgürlük falan derken bir baktılar ki seçimle diktatör çıkıverdi.

İkinci İmparatorluk 1852

Ne diyorduk? Mal gibi gidip diktatörü seçersen olacağı budur diyorduk. Halkı “özgürlük getireceğim” diye kandıran ve kadrolaşarak diktatörlük kuran III.Napolyon muhalefeti sert bir şekilde sindirmeye başladı.

Yaklaşık 1860 yılına kadar sert bir polis devlet yönetimi kuran III.Napolyon bu tarihten sonra halk tepkisinden de çekindiğinden biraz daha yumuşak bir yönetim anlayışına geçti. İşçilere bazı dernekler kurdurttu. Fakir köylülere yardım ederek yanına çekmeye çalıştı. Ekmek fiyatını özellikle çok düşük tutarak alt kısım tepkileri azaltmayı hedefledi. Ülkenin kodamanları bu lidere sarılmışlardı çünkü sosyalizm tehlikesine karşı bu baskıcı imparator çok daha iyiydi. Bir nevi halkı sömürerek fakirleştirmek ve sonra yardım ederek “ben sizin yanınızdayım” imajı verme planı üstüne kurduğu iktidarı uzun yıllar devam edecekti.

Bapaume-tableau-Faidherbe.jpg

Neyse çok uzatmayayım. Yurt dışında da ona buna çatan III.Napolyon Rusya’ya karşı Osmanlı Devleti’ne yardım etti. Avusturya ile falan savaştı. Lakin yolun sonu 1870 yılında gözüktü. Bu yıllar öncesinde fakir kesimi yanına almak için bazı girişimleri abarttığndan burjuva sınıfı ile arası açılmıştı zaten. Üstüne Prusya ile girdiği salak saçma mücadelede de büyük devlet adamı Bismark ile çatışmıştır (şimdiki Almanya’nın temeli diyelim zaten sanırım ilk başbakanıdır). Onlarla hesaplamadan “Siz kimsiniz lan benim imparator” diyerek girdiği savaşta sanayi lokomotifi olan Almanlara çok ağır yenilince Fransa ele geçirilmiştir. Ele geçirilen III.Napolyon tahttan indirildi. Yine savaş sırasında iktidarın Fransa içlerinde isyanlar ile mücadele ettiğini de anlatmak gerekiyor.

Sonunda tekrar Cumhuriyet ilan edilmiş ve adına “Üçüncü Fransa Cumhuriyeti” denmiştir. Lakin Fransa seçimle gelip cumhuriyeti yıkan adamın yüzünden yıllarca baskı görmüş, sebepsiz dış politikada sağa sola çatarak yine sebepsiz bir şekilde Bismark ile savaşmış ve ağır mağlubiyet ile Fransa’yı işgal ettirmiştir.

Ne diyelim gte giren şemsiye açılmazmış arkadaşlar. Devam edeceğiz.

Sonraki yazıya buradan

Yakın Siyasi Tarih – VII

Eski yazı için buradan

Lozan şöyleydi böyleydi diye ayrıntıya girmiyorum zaten kocaman ciltler dolusu anlaşma. Neden şurası verildi? Neden burası alındı diye sorular sormuş ve yazılar konuşmalar dinlemiş olabilirsiniz. Satılık uşakların yazılarını kenara koyarsak neden olduğu açıktır. I.Dünya savaşı bu düzlemde aslında petrol kaynaklarının ele geçirilmesini kapsamaktadır. İngiltere ve Fransa “ooo buraları ne güzel güneşlikmiş ne yapacağız ya Antalya’da Muğla’da şimdi?” diyerek güney çöllerini pay olarak almadı. Siyah altın amaçlarıydı ve olan yerleri mutlaka topraklarına dahil etmek istiyorlardı. Musul bu sebeple alınamadı mesela. Diğer konular ise işte tartışa tartışa hem tekrar savaşa girmeden, hem ikna ederek an azından 10 yıllık barış için anlaşmaya varıldı.

Bu anlaşmanın süresi yoktur. Yani “2023 ile beraber süre dolacak ıhıhı” diyenden kaçın. Süresi yok olm anlaşmanın yok salak herif yok. Ancak anlaşmayı kabul etmez isen kaldırırsın ona da kimse girmez. “Madenleri çıkartmadılar” falan yalanları Adnan Menderes zamanında daha çok Süleyman Demirel zamanında palavra olarak ortaya atıldı. Amerika ile ve bazı İngiliz petrol şirketleriyle verilen kredilere karşılık ikili anlaşmalar imzalandı (Menderes ve Demirel). Bunların denizlerde ve karada petrol araması tepki çekince “biz arayamıyoruz Lozan şeyoldu ondan ağbi” diye bir palavra ortaya attılar. Elinizde tuz ile koşa koşa bu yalanın peşine 65 yıldır gidiyorsunuz. Yeter ya artık ondan sonra yok hakaret ediyorsun yok efendim ben gerizekalı değilim falan. Lozan madenler veya doğal kaynaklarla ilgili bir yaptırım bize uygulamadı. “İçinde gizli maddeler var sen bilmiyorsun?” diyorlar. “Ulan madem gizli sen nereden biliyorsun masada mıydın?” diye soruyor insan. Elbette bu kurulan ve verilen mücadelenin küçültülmesi ve yeni bir Osmanlı tarihi yaratılmasının eserleri. Dönemin tarihi arşivleri ve gazeteleri olduğu halde bunları tekrar tekrar dile getirmek daha önce yazdığım hükümet propagandasından başka bir şey değil. Ama sorgulamayan ve her gördüğünü doğru kabul eden toplum ancak bu kadar olur işte. Neyse tarihi bölümü bitirdik. Şimdi Cumhuriyetin ilanı ve siyasi manevraları masaya yatıracağız. Bakalım CEHAPE ne yapmış ne etmiş? Bir çok emperyalist ülkeyle savaşan ve fakir az gelişen ama tam bağımsızlık isteyen yeni cumhuriyete karşı kapitalizmin kucağında, borç batağında, satılmayan bir tane yerli markası kalmamış ülke insanımızın şimdiki hazin durumunu görmek beni gerçekten çok üzüyor. Hala modern bir toplum için yerleştirilmeye çalışılan laik eğitim sisteminin başka ülkelerin isteği doğrultusunda olduğunu iddia etmek ve şimdiki duruma şükretmek için nasıl bir zeka kapasitesine sahip olmak lazım bilemiyorum. Emperyalizmin elindeki madenleri, şirketleri, yolları satın alan ve borç ödeyerek bunları yapan bağımsız cumhuriyet başlangıcını kötülemeye çalışarak kendi bok çukurundaki borç batağı ekonomilerini övüyorlar.

Cumhuriyetin Kuruluşu Ve CEHAPE Zihniyeti Başlıyor

1) Lozan Barış anlaşmasının imzalanmasından sonra dışta tehlike en yakın 10 yıl uzaklaştırılmış durumda. Zaten yeni kurulan cumhuriyet ilk etapta yeniden nefes almak için bunu yapması gerektiğinin farkında. Meclis artık dışta tehlikenin kalkmasından sonra bütünleştiği “kurtuluş” havasından sıyrılıp iç siyasi manevralara doğru hemen kayıyor.

20150731_171413

2) Bir tarafta 1.Grup olarak nitelendirilen Mustafa Kemal’i destekleyenler, yani yeni cumhuriyet bilinciyle hareket eden çoğu batıcı, eski Osmanlı argümanlarından devam etmek istemeyen, yenilikçi, bir ölçüde demokrat olanlar ile 2.Grup yani demokratik hukuk devleti istemeyen, padişahın ve etrafının sürgününe sıcak bakmayan, kurulacak yeni sistemde Mustafa Kemal’in yetkilerini ve otoritesini kullanarak “tek adam” olmasından çekinenler meclisi oluşturmaktalar.

3) 2.Grup vekiller Mustafa Kemal’i siyasi arenadan göndermek için “5 yıl bulunduğu yerde oturmayanlar vekil olamazlar” diye bir yasa tasarısı görüşülmesini istiyorlar. Elbette hayatı cephelerde geçen Mustafa Kemal bunun kendisi için hazırlandığını biliyor. Teklif iyi niyetli görünse de kabul edilmiyor. Fakat bu Mustafa Kemal için bir dönüm noktası oluyor. Notlarından mecliste bazı kesimlerin yapmak istediği devrimleri her ne olursa olsun anlayamayacaklarını ve cahil halk kitlelerini bırakın daha bu insanları bile inandıramayacağını” belirterek operasyona başlıyor

4) Meclis savaş sonrası tekrar seçime götürülürken vekillerin çoğu 1.Grup’tan tekrar aday yapılarak çoğunluk ele geçiriliyor 1 Nisan 1923

5) Bu arada buna sebep Lozan konferansında İsmet Paşa ile beraber masada olan Rauf bey çatışma yaşıyor. Mustafa Kemal İsmet paşayı destekliyor. Rauf beye kurtuluş savaşı sırasında İngilizler baskın yapacağı zaman “kaç Rauf” diyerek haber göndermişti de Rauf Bey kaçmamıştı hatırlarsanız. O zaman Mustafa Kemal “Kimileri uygar bir ülkenin hapishanesini, ulusal bir mücadelenin tehlike ve belirsizliklerine yeğliyor” demişti. İşte ayar olduğu Rauf beyin balonu da burada patlıyor.

meclis-i-umm-1877

6) 29 Ekim 1923 yılında Mustafa Kemal’in önerisiyle Cumhuriyet kabul ediliyor. Mustafa Kemal cumhurbaşkanı, İsmet İnönü’de başbakan oluyor

7) Rauf bey hem meclis vekillerinin tekrar seçimle yeniden yapılandırılmasına, hem 1.Grup düşünce ve fikirlerinin çoğuna katılmaması sebebiyle bu atamaları eleştiriyor. Halifeyle görüşmeler yapıyor. Bu hareket ve alt yapıdaki görüşmeler mecliste kınanıyor

8) Cumhuriyeti ilan eden meclis çıkan eleştiri ve isyanları kontrol etmek için İstanbul’da İstiklal Mahkemelerini kuruyorlar. Bir kaç dava açılıp cumhuriyete muhalif bazı yazarlar ve kişiler tutuklanarak yargılandı. Daha sonra serbest bırakılan bu kişilere karşı amaç gözdağı vermekti. Mahkemeler kaldırıldı.

9) Halifenin el altından eski 2.Grup vekilleriyle kendi kendine izinsiz görüşmesi zaten uygulanacak olan adımlardan bir tanesini harekete geçirdi ve 3 Mart 1924’te halifelik kaldırıldı. Halifeliğin artık islam coğrafyasında hem önemsiz görülmesi (I.Dünya savaşında yapılan cihadın desteklenmemesi ve düşmanların yanında yer alan arap milleti) hem de laik yapıya geçecek olan sistemde yeri olmaması kaldırılmasındaki en önemli etkendi. Osmanlı hanedan üyeleri sürgün edilmiş ve halifeliğin yerine Diyanet İşleri kurularak hükümete bağlandı.

Son Halife Abdülmecit Kızı ve Yeğeninin Düğününde
Son Halife Abdülmecit Kızı ve Yeğeninin Düğününde

10) 1924 anayasası kabul edilerek çok partili sisteme ilk adım atıldı. Fakat meclisteki ordu/milletvekili ayrımı cumhuriyet kavramlarıyla çatışıyordu. Ayrıca Rafet Paşa, Rauf Bey ve Adnan bey istifa edip Terakkiperver Halk Fırkasını kuruyorlar. Bu grup Mustafa Kemal’in tek adam endişesini devam ettirenlerce destekleniyor.

11) Ülke genelinde alınan kararlara karşı ayaklanmalar ve isyanlar meydana gelmekte idi. Bunlar hem padişah yanlısı olan ve meclisten uzaklaştırılan, cumhuriyet istemeyen kişilerce hemde yurt dışı casuslar tarafından gerçekleştiriliyordu. Bir çok İngiliz casus Anadolu’da ve büyük şehirlerde ihbarla veya operasyonlar ile yakalanmıştır bunların tutanakları, kimlikleri vardır mahkemelerde.

12) Bunlara karşı sıkıyönetim kurmak isteyen İsmet Paşa’nın teklifi mecliste kabul edilmeyince istifa etti. Cumhuriyet karşıtlarına sert müdahalelerde bulunan İsmet paşa yerine 21 Kasım 1924’te daha ılımlı olan Fethi bey başbakan oldu.

13) Şubat 1925 yılındaki Şeyh Sait ayaklanmasına sebep Fethi beyin ılımlı politikası ve muhalefet mensupları suçlandı. Fethi bey 2 Mart 1925 yılında istifa etti

14) İsyanların artması sonucu bunları sert bir şekilde bastırmak isteyen İsmet Paşa cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’i ikna etti ve hükümeti tekrar kurdu.

Ataturk_and_Fethi_Okyar
Mustafa Kemal ve Fethi Okyar Bayan Fethi Beyin Kızı

15) Çok sert kanun ve yasalar çıkartılmıştır. İsyan olan yerlerdeki idam kararları olay mevkinde, diğerleri mecliste görüşülecekti. Ayrıca hükümet gericilik, ayaklanma, toplum düzeni, devrimlere vs. karşı yayın yapan organ, basın ve kişileri tutuklayabilecek veya kapatabilecekti.

16) Bu gelişmelerden sonra padişah yanlısı ve cumhuriyeti istemeyen gazeteler ve yazarlar kapatılıp tutuklandı. Bazıları hapis ve sürgün cezası aldılar.

Devamı için buradan