Ateş Sizi Çağırıyor

CHP Adana milletvekili Elif Doğan Türkmen yurt sorunları ve tarikat yurtları ile ilgili önergeden 1 Nisan 2016;
 
“Ülkemizde; yıllardır büyük bir plansızlığın yaşandığı devlet yurtları sorunu bir türlü giderilemezken, çeşitli vakıf ve derneklere ait özel yurtlar ise ülkemizde yaşanan yurt sorununun başka bir boyutudur. Devlet yurtlarında barınma şansı bulamayan öğrenciler ya pahalı olan özel yurtlara ya çeşitli vakıf ve derneklerin yurtlarına ya da birkaç öğrencinin kaldığı evlere yönelmek zorunda kalmaktadırlar. Ancak vakıf ve dernek yurdu adı altında faaliyet gösteren yurtlarda öğrenciler çeşitli tarikat ve cemaatlerin belirlediği kalıplar içinde yaşamak zorunda bırakılmaktadırlar. 
14 yıldır iktidarda olan AKP yurt sorununa siyasi ve ideolojik hesaplarla yaklaşmış, rant odaklı inşaat yatırımlarını her fırsatta teşvik eden hükümet, öğrencilere yurt yapmak yerine, kamunun belediyelerin kaynaklarını çeşitli vakıf ve derneklere aktarma yolunu seçmektedir. Söz konusu özel, vakıf ve dernek yurtlarının denetimsizliği de ayrı bir rahatsızlık konusudur..”
REDDEDİLDİ…
 
Ne Soma’da ölene ne yurtta çocukları yanan ailelere zerre üzülmüyorum. Bu yavşaklığı bir kenera bırakalım artık. Orta Çağ kültürüyle yaşamak isteyen insanların acısı “kaderi buymuş” cümlesinden öteye gitmez!
Yakın bir zamanda bir çok defa yaşadığımız yurt yangını ve toplu tecavüzlerin hesapları soruldu mu? Aileler bu kurumlar hakkında şikayette bulundu mu? Bulunmadı..
 
Kaderleri orada yanmak değil, yobaz kültür içerisinde doğmaktır buna üzülürüm. Yanmasaydı zaten ya iki üç yıl içinde birisiyle evlendirilir yada “karı kısmı okumasın” deyip evinde oturtulurdu muhtemelen. Ölen çocuklar zaten cennete gitmiştir. Niye üzüleyim çocuklara? 
 
Kalanların ve bunlara göz yumanların gideceği tek yer cehennemin dibidir!
 
Ateşiniz bol olsun..
Reklamlar

Nerede O Eski Bayr..

Bayram gelir  güzel temiz elbiseler giyilir. Yaşlılara ziyaretler yapılır eller öpülür. Yaşlıların tam “ahh efendim nerede o eski bay..” kelimeleri söylediği duyulmadan çocuklar hemen dışarı çıkmak isterler.

Ama zamane çocuğu bir başka. Çocuk değiller zaten artık. Çocuk yasal olarak 18 yaş altı kabul edilse de bilime göre değiller. Ben 12 yaşımdayken babamların 15-16 yaşındaki zekaya sahiptim. Şimdiki çocuklar 8-9 yaşlarında benim 12 yaşımdaki zekaya sahipler. Bilgisayar, televizyon ve her kaynağa ulaşılabilirlik daha çabuk zeka gelişimine sebebiyet veriyor.

Yani kapınızda gördüğünüz mini mini 10 yaşındaki çocuklar aslında babanızın bundan 30 yıl evvelki 18 yaşlarına denk geliyor önünüze zeka bakımından.

Niye anlatıyorum bunları peki? Çocuklara bakarak ülkenin psikolojik travması ve iki yüzlülüğünü çok iyi yakalıyorsunuz da o yüzden anlattım.

Geçen bayram sabahı evde uyurken kapımı açan bu mini mini çocuklar “iyi bayramlar” diyerek beni uyandırmıştı. Tabi şeker falan yok evde. Hemen bozukluklar aklıma geldi. Hepsinin eline birer lira verip gönderdim. Çocuklar sevinip koşarak uzaklaşırken bende uykuya kaldığım yerden devam edecektim haliyle. Kapının tekrar çalması ile yine ayaklandım. “Hayırlı bayramlar” faslı ve elimdeki diğer bozukları vermem ve tekrar yatağa yatışım arasından fazla zaman geçmemişti ki dışarıda patlayan torpil sesiyle uyandım. Sonra ikinci üçüncü torpiller patlarken güne Halep veya Cerablusta bayram sabahına girer gibi başladım.

8dc560b56f5e424c2b6a42f3d461881f.jpg

Benimle bayramlaşıp aldıkları parayla muhtemelen torpil alıp sokakta patır patır patlatan çocukların kahkahaları kulaklarıma geliyordu. Derken yine kapı çaldı. Elimdeki son bozuklukları verdim fakat bir garip kıza param çıkışmadı. Bende cebimdeki 5 lirayı abisine verdim. Paranın yarısını kardeşine vermesini tembihledikten sonra artık uykum da dağıldığından banyoya girdim.

Yıkanırken kapının ısrarlı çalışları ve sanki bütün şehir çocuklarının benim bayramımı kutlamaya gelmesi alışa geldik bir durum değildi tabi. Yıkanıp elbiselerimi giydikten sonra yine kapı çaldı. Gelen çocuklara bozuk param olmadığını söyledim ama mazlum mazlum bakışlarına dayanamayıp elimdeki paralardan ellerine tutuşturdum. “Aslansın kralsın abi” cümleleriyle koşarak gittiler.

Dönüp elimde kahve pencereden “ne güzel bir bayram sabahı efendim ahh nerede o eski bay..” diyeceğim an kapı yeniden çaldı. E ama bu kadarı da fazlaydı. Hemen pencere kenarında ise çocukların hararetli bir şekilde organize olduğunu ve büyük çocuğun “şu dairedeki abi para veriyor olm koşun lan” veya “oradaki sadece şeker veriyor isterseniz gidin” veyahutta “onlar evde yok” tarzı cümleler ile etrafını koordine ettiğini duymuştum. Tabi “para veren abi” ben oluyordum ve bu sebeple bütün çocukların ilk hedefi bendim haliyle.

Tamam da kardeşim bende Rockefeller değilim yani. Kapıyı açtım ki ilk bütün para verdiğim kız çocuğun abisi tekrar gelmiş uyanık. Bayramlarını kutlayıp artık param kalmadığını söyledim. Küçük kızın abisi suratını asıp garip el kol hareketleriyle beni kınadığını bildiriyordu.

Penceremde kalan kahvemi yudumlarken “ya ayıp mı oldu acaba şeker alıp geleyim yine çocuk netice de” diye düşünürken aşağıda olayları organize eden çocuğun tam pencerenin altında net sesini duydum “O….çocuğu işte”.

whatsapp-image-2016-09-11-at-12-14-02

Az evvel ellerine para verdiğim zaman “Aslansın abi, leoparsın abi maşallah boyunda uzunmuş ekereke” diyen çocuklara “param kalmadı” deyince anında satışı koymuşlardı.

“O…. çocuğu işte abi” diye sitem eden küçük kızın abisine destekte geliyor yandan “aynen abi” diyor başka bir çocuk. “Bunlar böyledir paragözdür ne var yani versen para” diye ekliyor. Yandan birisi “Şerefsiz zaten bayram namazına da kalkmamış uyuyordu” derken öteki “ya zaten belli bayram namazına kalkmayan adamndan ne bekliyorsun” diyor. Birden başka bir çocuğun koşarak gelip yeni bir “para veren abi” bulmasıyla muhabbet sonlanıyor hızla o tarafa doğru koşuyorlar. Ha birde penceremin tam önünde bir de “akıllı ol” torpili patlatıyorlar.

Asıl problem “Ya onlar çocuk” deyip geçiştirdiğimiz bu yetişme tarzıdır arkadaşlar. Aynı davranışların yetişkin dönemlerde de sergilenmediğini söyleyebilir miyiz?

Çocuklar toplumların aynalarıdır. Kültürel yozlaşma ve iki yüzlülüğe batmış, çıkarcılığın ve paranın peşinde koşan, ağzı bozuk ve kabadayı geçinen büyüklerin küçük resimleridir.

Eskiden böylemiydi? Nerede o eski bayr…

Oyun

Eski yazılarımdan okumuşsanız babamın jandarma subayı olduğunu biliyorsunuzdur. Görev amacıyla gittiğimiz güneydoğu ve doğu anadolunun sınır şehirlerinde yaşam çok farklıydı. Halk geçim için mücadele verip terör ile devlet arasında sıkışıp kalmışken, babam ve silah arkadaşları görevlerden ölmeden dönmeye çalışıyordu.

Biz tabi çocuğuz o yıllarda. Bırakın arkadaşlar ile kaynaşmayı arkadaş bile zor buluyoruz. Hem güvenlik sıkıntısı hem de uyum sorunu beraberinde geliyor. 2 yılda bir şehir değiştirip gittiğimizden okula alışmak yeni arkadaşlarımla kaynaşmak ne mümkün?

Yine de yöre çocuklarıyla oyunlar oynuyoruz sürekli. Çocuk ne oynayacak? Top peşinde koşup kışın kızak yapıp kayıyoruz karlar üzerinde.

577d5f31f0dc1e125094332d.jpg

Bu masum oyunlar aklıma geldi bayram günü. Hatırladığım oyunlardan bir kısmı ise göründüğü kadar masum değildi sanırım. Kar topu savaşında bazı çocukların kar topu içerisine taş koyması veya boru ile üfleyerek atılan huni şeklindeki kağıtların ucuna takılan raptiyeler belli ki bazı psikolojik rahatsızlıkların işaretiydi.

Bunların dışında benim annemin oynamama izin vermediği bir oyuncak olan “silah” ile adam kaçırma ve silahlı çatışma bu yöre çocuklarının oyunuydu. Bu oyun olduğunda bende bazen elimi silah yapar (parası ve silah oyuncağı olmayanlar gibi) bir birimize yalancıktan ateş eder yaralar falan eğlenirdik. Annemin neden kızdığını anlayamazken hiç silah oyuncak almayışlarına sitem ederdim.

Yıllar sonra büyüdüğümde silahın, ateşin, ölen askerlerin, operasyonların, PKK’nın, terörün ve ölen şehitlerin içerisinde büyüdüğüm halde babamın silahının nerede olduğunu hiç bilmediğimi fark etmiştim. Hiçte merak etmediğim gibi birden “yahu bizim peder komutandı silahı yok mu? Nerede acaba?” diye sorduğumda Malatya taburunda 23 yaşımda teğmen olarak nöbet tutuyordum.

Belli ki ailem (özellikle annem) çocukların silah ile oynamasına karşı olmuş ve o yıllar için büyük bir öngörü göstermiş. Yıllar sonra Halep’te bayram günü temiz elbiseleriyle silah ile oynayan çocukları gördüğüm zaman bunlar aklıma geldi.

577d5f314967833ae078c58d.jpg

Çocuklar ciddi anlamda çatışma ortamından etkilenmekte ve büyüklerini takip etmekte. Yani yaratılan silahlı canavarların, şiddetin ve terörün suçlusu bu psikolojik travma ile büyüyen kişiler değil buna ortam hazırlayan aile bireyleri ve büyükleridir.

Lütfen eğer çocuklarınız var ise (veya yakınlarınızın) silah, bomba, bıçak, kılıç vb. oyuncaklarını ellerinden alın ve çöpe atın. Sizden ricam bir daha bu oyuncakları almamanız ve çocuğunuzu ciddi anlamda bu tür oyunlar oynamaması için uyarmanız.

Herkese hayırlı bayramlar ve mutlu yarınlar diliyorum hoşçakalın.

Ayıp

Ya bekledim. Hani bizim medya gazdır haliyle. “AKP’ye bok atılan yalan haberlerin oltasına gelmeyelim” falan diyerek yapılacak açıklamaların oturmasını bekledim. Ama yok. Koskoca AKP hükümeti bakanlar düzeyinde ciddi ciddi olayı kapatmaya çalışıyor arkadaşlar.

Bu olay aslında çok çok büyük bir olay. Çünkü bir okulda kendini tutamayan bir öğretmenin bir anlık gafleti veya hadi gafleti devam ettirip sürekli bir çocuğun tacizi yok buna dikkat etmek lazım. 45 çocuğa bildiğin planlı ve programlı bir taciz tecavüz vakası var. Bu çocuklardan 2-3 tanesi mutlaka ve kesin olarak durumu oradaki yakınlarına veya hocalarına anlatmışlardır. Bu olayın üstü örtülmüş ve olay devam etmiştir. Düşünün ders sonrası arkadaşlarınızla muhabbetlerde hepiniz ne olduğunu bilirsiniz ki 45 kişiden bahsediyoruz (10 tanesinin şu an kesin tecavüze uğradığı saptandı) Herkesin bildiğiniz bilerek bu olayın tekrarlanması ve başkalarına sürekli devam etmesi utanç ötesi organize bir sapıklık şebekesinin işaretidir.

Elbette kurumlar manyak bir adamın ve onun etrafında olayı örtbas eden kişilerin yaptıklarına göre cezalandırılmamalıdır. Lakin “kurum” dediğiniz yeriniz başkanı televizyondaki savunmasında suçun hepsini hocaya attığını ve genel olarak “ya bunlar başka yerlerde de yaşanıyor mesela Nesin vakfı efendim” gibi daha da aşağılık bir açıklamada bulunduğuna şahit oluyoruz.

Ama kafa böyle çalışıyor kızmayalım. Fransa “Ermeni soykırımını yaptınız” diyor bizimkisi “Sizde Cezayir’de soykırım yaptınız” diyor seçmen kafa sallıyor alkışlıyor. İsrail başbakanı “Siz din ayrımcılığı yapıyorsunuz” diyor bizimkisi “Asıl siz Filistin’e neler neler yaptınız” diye cevap veriyor seçmen alkışlıyor. Adamları suçluyorlar “Siz saati rüşvet olarak aldınız” diye bizimkisi “Böyle diyen şerefsizdir, namussuzdur, namerttir” diyor seçmen alkışlıyor sonra “evet aldım aha borcu vardı peçeteye yazdı burada delili” diyor seçmen alkışlıyor.

timthumb

Bu kendisine yöneltilen eleştiriyi karşı saldırı ve galeyan yaparak saptırmaktır. Alın bir tane tartışma teknikleri kitabı açın okuyun. Haksız olduğu bir konuda hiç konuşmayıp/geçiştirip haklı olduğu bir konuyu “laaaap” diye ortaya koymaktır bu tekniğin adı. Sonra haklı olduğu konuda desteği alarak haksız olduğu konuda haklı olduğunu düşündürtmeye çalışmaktır.

Adamın derneğinde 45 çocuk taciz edilmiş 10 tanesi kesin tecavüze uğramış. Fransa’da, Kanada’da, İsveç’te falan geçtim şu olay ikinci sınıf ülkelerde bile olsa yoğun soruşturma yer, o derneğin başkanı insan içine çıkamaz, ailelerden sürekli özür diler, kurum çalışanlarını yoğun takip ve izlemeye hızla alır, itibarı sıfır olur ve muhtemelen bir daha çocuk ile ilgili bir iş yapamaz. Bu çok net ve açıktır. Bu tip büyük tecavüz olaylarını sen kurum olarak göremediysen git temizlik şirketi falan kur o işi yap diye söylerler adama.

İşte geçen 2 haftada dediğim gibi “ne diyecekler elle tutulur ne olacak?” diye bekledim ama koca bir sıfır tuttum. Onun yerine sırayla “Evet ama kuruma mal edilemez” cümleleri araya sokularak sözde “hak hukuk” vermekle falan uğraşma. Sırf muhalefetin verdiği bir soruşturma komisyonuna kendileri vermediği için reddetme işte böyle aptal aptal adamların, beceriksiz vekillerin yöneticilerin garip bir yeri oldu ülke. Sanırım çok eleştirilen cemaatin yerine başkalarını koyunca işler düzelecek sanılıyor. Al buda konunun ek maddesi olsun.

Ülkenin fikir ve hareket bakımından artık bölündüğü çok açıktır. İşte bu davayı sırf muhalefet sahiplendiği için (ki oda muhtemelen hükümete yakın bir yerde yaşandığından tabi ki) hükümet organlarının sessiz kalması veya işte yeni bir makineli tüfek yapmışız oldukça başarılı ama sırf bu hükümet projesini başlattığı için dalga geçmeler falan.

Anlaşılıyor ki kafa olarak doğru ve yanlışı ayırt etme noktasında artık ipler kopmuş durumda. Ülkeyi bu hale getiren de kendini çok iyi biliyor hiç boşa yahudiye, paralele bakmasın..

Türkiye’de Çocuk Olmak

Aslında kafamdaydı da ne zamandır yazamadım. Bir sayfanın Finlandiya ile ülkemizin eğitim sistemimizi karşılaştırması yazımı tetikledi. Türkiye’de çocuk olmak nasıldır düşünmemi sağladı aslında. Nasıldı çocukluğunuz kendinizi düşünün bakalım. Neleri gördünüz, neleri konuştunuz, nasıl bir yapıya sahip büyüme sürecindeki okullarımız. Tartışırız ya bazen kocaman harfler ile EĞİTİM falan diye. Eğitimin neresi doğru neresi yanlış? Gerçekten imam hatiplerin veya tam tersi normal liselerin çoğalması mı gerekli? Sıkıntı dinsel eğitim eksikliği veya eğitimde ki din mi? Yazacak çok şey var yavaştan hızlanalım;

Eğitim sorunundan evvel bir “çocuk olma” eylemini gerçekleştirelim. Çocuk olalım haydi. Küçükken “yağ satarım bal satarım ustam öldü ben satarım” diye oyunlar oynardık ya ne güzel. Ödevler dersler falan. Eğitim için söyleyeceğimiz ilk şey “koca bir yalan” olduğu belkide. Okulda ve aile içerisinde artık nasıl bir ailedeyseniz değişir tabi sizi düzgün bir sistem içerisinde, adalet mekanizmasına uymaya ve örnek gösterilecek vatandaş yapamaya çalışan sistemimize aslında sözlerim. Büyüdükten sonra çevrenizin ve siyasi akranın hiçte bu tipte olmadığını görüyorsunuz. Milletmiş vatanmış falan boş verip kendi işinizi kurmaya ve kendinizi kurtarmaya çalışıyorsunuz. Yani bunu yapmalısınız bu bekleniyor sizden. Gerekirse yanınızdakinin üstüne basmalısın ki kariyer basamaklarını hızlı adımlarla tırmanasınız. Beklemek ve tereddüt etmek demek rakibinizin sizin üstünüze basıp geçmesi demek. Acımak yok bu sistemde çalışansanız daha iyi bir maaşı bulunda patronu bırakıp gitmeli, patronsanız da en ucuza çalışacak adamları bulup eşşek gibi onları sömürmelisiniz. İkinci seçeneğiniz yok bu döngüde…

Yani öyle küçükken ekmeğinizi bölüp yediğiniz günlerden geriye yapmacık iş ilişkileri ve iki yüzlülük kalıyor. Toplumsal statünüz genelde işiniz ve ne kadar para kazandığınız. Hayatında bir kitap okumamış birisi içişleri bakanı oluveriyor ve size anlatıyorda anlatıyor. Ekranlara bakıp “kadın evin süsüdür” veya diğeri “kadın kot pantolon giyerse elbette tecavüze uğrar” deyiverdiğini duymak bizleri şaşırtıyor. Aslında şaşırmamamız lazım. Çünkü o eski değerli, namuslu ve düzgün insan profili yerin dibine gömüldü sürekli. Hatırlayın ders çalışanlara inek dendi, namuslulara salak, sessiz kalan allahından bulsun denilen gerizekalı pısırık oldu. Ve savaşamıyorsunuz bu pis ikiyüzlü insanlarla çünkü saldırgan olan onlar. Saldıramıyorsunuz çünkü değerleriniz saldırı üzerine değil fikir özgürlüğü ve eşitlik üzerine.

Son Ayağa Kalmış Ganyancı Gibi Oldu Garipler

Çocuk olup büyüdükten sonra terörü, şiddetin bin bir türlüsünü, ırk mezhep ayrımcılığını, küfür kıyamet konuşan politikacıları, rüşveti, pisliği gördükçe neyin ilerlemesini konuşacağız? Ne tartışacağız? Gömüldükleri ideolojik düşünce yapısından sıyrılamadan insanları yaftalamak sınıflara ayırmak ve aşağılamak üzerine konuları tartışan gençlik neyin gelişmişliğini yaratacak?

İmam hatipler açılınca çocukların eğitim seviyesi mi yükselecek? Yada kapanınca liselerin bilgi düzeyi mi artacak? Ya ha dindar yetiştir ha popüler bilim ile yetiştir eğitimin komple çöp işte. Pisa testinde fen ve matematikte 44 ve 45. olduk ki zaten 45 ülke falan var. Yani çocuklar mal arkadaşlar. Kafası açıkta mal, namaza duranda mal fark yok. Çözüm önerisi olarak Eğitim bakanı ne dedi biliyor musunuz? “Pisa testinden çıkalım!”

Neyse çok yazarız ya konuş konuş çözüm önerilerinde bulunmak lazım. Bir arkadaşım “hep eleştiriyorsun, bir günde çözüm önerisi sun” dedi. Sunuyorum komple öğretmenleri kovmak lazım ilk önce. Yani yapacak bir şey yok çünkü heh heh. Şaka şaka kovamayız elbette lakin öğretmen seçiminde hızla daha seçici işlemlere yönelmeliyiz. Bir kere kitap okuyacaklar, popüler makaleleri takip edecekler falan. Bunlar ile ilgili yıllık eğitimlere katılması ve testlerden geçmesi beklenecek.

İkincisi bu seçim ve öğretmenlik süreçlerinde maaşlar yükseltilecek. Öyle kendine zam yapmalı değil milletvekilim yapacaksın zammı adam gibi vereceksin yüksek ücret hakim kadar alacaklar. Çünkü eğitim sistemimiz sınava dayalı. En kısa çözüm yolu en zeki öğrencilerin okuldan sonra gazete okuyup çay içtiği eczacı olmasını engellemek ve yüksek ücretler ile öğretmenliğe yönelmelerini sağlamak. Adam maaşı iyiyse seçer yoksa okumaz unutmayın bunu.

Öyle her yere üniversite ve bölüm açılmaz. Plan yapacaksın açığın yoksa almayacaksın öğrenci. Okumasın çok önemli değil yeter ki diplomasını alıp beklemesin.

Bunların dışında elbette ücretli öğretmenlik diye bir şey mümkün değil bu kaldırılacak. Taşeron öğretmen olmaz. Hademe 1500, öğretmen 800 liraya çalıştırılmaz Allah çarpar sayın eğitim bakanı şerefsizim bir gün çarpılırsınız veya çok pis döverler sizi tanırlar bak bakanlık bitince sokakta görürler. Demedi demeyin..

“Finlandiya’da çocuklara şöyle söyleniyormuş, böyle eline davul veriliyormuş bizde neden borazan var abi?” türü artık içi boş açıklamaları  da bırakalım. Burası İskandinavlar değil. Onların komşusu İran veya Yunanistan değil, iç savaşları yok, ırk ayrımcılığı yok, onlarda rüşvet yok, vergi kaçıramazsın teklif eden yok, kadına ayrımcılık veya çocuk gelin yok. Yok kardeşim işte. Gündem değişsin diye “eyyy İsrail defol git buradan biz sizi biliyoruz” tarzı din düşmanlığı yapan açıklama yapan hükümet yetkilisi yok. 16 yaşındaki genç akşama hangi sinemaya gideceğini, 26 yaşındaki mühendis hafta sonu hangi konsere gideceğini, 59 yaşındaki amcam yazın İspanya’ya mı yoksa faroe adalarına mı gideceğini konuşuyor yakınlarıyla. Allah esirgesin adamları buraya yaşa diye getirsek kalpten 3 ayda ölürler şerefsizim. Hal böyle olunca ön yargıları az oluyor. Kim hangi inançta, kim kiminle nerede yiyişiyor içiyor sçıyor bana zarar vermezsen takıl hacı diyerek dokunmuyorlar. Bizde kendi ahlak, din ve mezhep anlayışı “doğrudur” deyip kabul edilerek baskıyla yedirilmeye çalışılıyor.

En önemlisi okumak yok. Hiç kitap okumuyorsanız ve okuyana da “olm param yok diyosun kitap alıyosun, kitap alacağına bana lahmacun ısmarla” diyorsak e ne bekliyorsunuz bizden?

Ne diyim afiyet olsun…

“Gel Bakalım Yukarı” Diyor Babam

Giresun’un Espiye ilçesindeyiz. Orta okula yeni başlamışım, şimdiye 6.sınıflar denk sanırım. Aralığın başı falan galiba, bir yağmur yağıyor peh yani. Önümü kapatarak yaptığım kamuflaja destek oluyor allahtan gizlediğim şeye. Hani 10 gün geçirmişim dile kolay. Ama işte o gün yine evden hızlıca çıkıp okula giderken babam beliriyor santral penceresinden. Mümkün değil belirmez ama beliriyor adam iyimi. İçimden şanssızlığıma lanet ederken, babam yukardan “okula mı oğlum” diyor. Kafa sallıyorum, gidicem hemen bıraksa hızla. Tabii yılların kurdu adam “o önündeki leke ney?” diyor. Sanki yokmuş, bilmiyormuşum gibi “ne lekesi?” diyorum. “gel bakalım yukarı” diyor babam.

Merdivenlerden yukarı çıkıyorum ama ayaklar gitmiyor. Karakoldan içeri giriyorum. Dışarıda ki yağmur yüzünden ıslanmışım şemsiyeye rağmen. Birinci kat, ikinci kat… Babamı, odasının girişinde buluyorum. Askerler meraklanmış kenarlardan kafaları uzatmışlar. Santralci, yazıcı, posta bana bakıyorlar. Anlıyorum durumu tabii. “yanıma yaklaş bakayım” diyor babam. Yaklaşıyorum yavaşça. Montumu kenara çekiyor ve ceketimin önünde ki boydan boya dolgu verniği dökülmüş ceketimi, kravatımı ve gömleğimi ortaya çıkartıyor.

Bundan 10 gün evvelinde el işi dersinde başıma gelen bir kaza aslında bu. El işi dersinde iki arkadaş ki kendisinin babası marangozdu sanırım, beraber kibritten ev yapalım diyoruz. Evi karton temele oturttuktan sonra, tek tek kibrit çöplerini kah uzun, kah paralel efendime söyleyeyim kah keserek güzelce yapıştırıyoruz. Süper bir çalışma bu yani. Mühendis olacağım buradan belliymiş lan benim. Neyse, arkadaşın aklına babasının tahtalara sürdüğü dolgu verniği geliyor. Bunu sürersek hem cilalı bir görüntüye kavuşacağız, hem uzun ömürlü olacak. Boğaza villa yapıyoruz ya anasını satayım, bu ballandıra ballandıra anlatınca, fikri kabul ediyorum. Getiriyor öğle arasında verniği. Ben sırada otururken kutuyu tutuyorum. Arkadaşım, süreceğimiz kartonu tutuyor. Bal kıvamında bir şey bu. Arkadaşım bu kadar yeter deyip çekiyor kartı altından. Hıyarın çekmesiyle, bal kıvamındaki vernik üzerime dökülüyor tabi. Kravat, gömlek, ceket ve pantolona bile dökülüyor. Yıkıyoruz çıkmıyor, sabunluyoruz çıkmıyor. Tuzluyoruz yok, ulan çamaşır suyu tiner döksek beyazlıcak. İşte böyle böyle eve söylemeden gidip gelişlerim başlıyor. 10 gün bu. Hızla elbiseyi çıkartıp geri giymek maharet ister öyle demeyin.

Ve mont aralandığında gerçek ortaya çıkıyor. Babamdan yediğim tokat ile dönüyorum etrafımda birde hafif tekme vuruyor arkama “yürü git eve” diyor. Ben ağlaya ağlaya eve gidiyorum. Aslında hayatım boyunca babamdan yediğim tek tokat bu. Ha bir kere lisedeyken kızıp kolumdan iteleyerek git buradan demişti. Genelde bu dayak işlerini anneme bırakır, geriden gelip “hanım ne gerek var yavrumuza ekereke” diyerek sarılıp okşardı.

Neyse eve koşarak gidişim, annemin hışımla kapıyı açışı. Bana acımasını ve eve gelişimi hayali hatırlıyorum. Annemden de bir kafa kol beklerken, telefonla babamı arıyor. Babam eve geliyor çabucak. “Koskoca komutanım lan ben…”, “bir komutanın oğlu böyle yapar ise..”, “kaymakamlık, öğretmenlik yapıyoruz burada hanım..” diye bir kaç sert giriş cümlelerinden sonra beni ağlarken görüyor salonda. Üzülmüş olmalı ki olayın aslını öğrenmek istiyor. Anlatıyorum, “siz kızmayın diye sakladım” diyorum. Bu sefer babam “koskoca komutanın oğlu gerekirse en iyi okul ceketini gömleğini giyer alırız oğlum nedir ki sıkma canını”. “koskoca” yı özellikle bastırması güzeldir babamın. Mutlu bir aile tablosu tekrar yaratılırken babam işe, ben elbise ceket almaya çarşıya gidiyorum asker abiyle.

Anımızdan da anlaşılacağı üzere konumuz genel itibariyle aslında çocuğa dayak meselesi. Dayak atılmalı mı? Atılmamalı mı? Çocuk yetiştirirken nasıl davranmalıyız?

Bunlarla ilgili birçok kitap ve araştırma yazısı var biliyorsunuz. Toplumlarda, genelde çocuk yetiştirme davranışları kendi atalarına benzer şekilde yapılıyor. Yani anne veya baba, çocukken dayak yiyerek büyüyorlar ise genelde çocuklarını da buna benzer bir şekilde yetiştiriyor. Bu döngü zamanla kırılıyor haliyle. Özellikle eğitimle ilişkilendirilmese de, köy yerlerinde çocukların daha çok dövüldüğü bir gerçek. Aslında buna başvurmalarının en önemli sebebi, bildikleri başka bir eğitim şeklinin olmaması yine büyük oranda.

Keza karşı görüş ve kutupta olanların çocukları da öyle çok farklı büyümüyorlar. Genelde Ceza/ödül sisteminde ele alınan bu yetiştirme tarzında, eğer ebeveynler kontrolü çocuklarına kaptırırlar ise daha kötü yetiştirme örneklerine şahit oluyoruz.

Ben bir aile hekimi olmadığım için fazla derine girmeden gördüklerimle söyleyebilirim ki dayak yemeyen çocuklar ilerde hayatta daha başarılı olurken, dayak yiyenler daha çekinceli tavırlar sergileyebiliyorlar cesaret bakımından. Bunun yanında, hayattan daha çok beklentileri oluyor sanki rahat büyüyenlerin. Daha çok istekle büyüyorlar, modaydı, bardı eğlenceydi beklenti fazla olunca maddi güç yok ise ailede de zor yani.

Ben zaten yapı olarak dayaktı şiddetti fazla yakın şeylerden yana olmadığım için çocuğum olsa nasıl yetiştirirdim bilmiyorum. Ama dövmezdim herhalde. Lakin, kesin olarak sıkı kurallar içerisinde büyütmek ve ceza uygulamasını kesinlikle yapmak zorunda olduğumu biliyorum.

Anneme eskiden kızardım, üniversite zamanlarımda. Zamanla onun yaşantısını değerlendirip iyi bir anne olduğunu anladım. İnsan olabileceği kadar ebeveyn oluyor zaten. Onlar kendi ebeveynlerinden, biz kendi ebeveynlerimizden, çocuklarımız da sanırım bizden daha iyi birer anne veya baba olacaklar hayatta.

Bu yerden haberleri bile yoktur ama; buradan anneme ve babama, yine benden sonra daha rahat bir çocukluk geçiren kardeşime selamlarımı yolluyorum. İyi ki varsınız sizleri çok seviyorum…