Memleketimden İnsan Manzaraları V

Bir önceki yazı için buradan

20150817_175650

Merzifon Kara Mustafa Paşa camisinin ön tarafında belediyenin yaptırdığı bir kulübe bulunmakta. İçerisinde turistler içinde güzel bir kuş bakışı maket bulunmakta.

20150817_165840

Yukarıya çıkmaya devam ettiğinizde Merzifon Belediyesi’ne ulaşıyorsunuz. Önünde bekleyen aracın kime ait olduğunu öğrenemedim. Yoksa kiralık mı satın almışlar soracaktım. Belediye madem el değiştirdi CEHAPE oldu bunlardan tasarruf yapmaları lazım tabi konuşmayla olmaz.

20150817_162101

Merzifon şehir stadı kentin tam ortasında bulunuyor. Bu resimde gördüğünüz ise idman tesisi. Stat çevresi ve içerisi maç olmadığı zaman halka açık genelde. İnsanlar spor yapıyor, aletleri kullanıyor veya koşuyor. Hemen yanındaki spor salonu ise yine baya dolu denilebilir. Benim bildiğim kızlar voleybol takımı, deplasmanlı ligde bir basketbol takımı, judo/karete tarzı bir belediye takımı da alt yapısıyla beraber buraları kullanıyor. Elbette birde futbol takımı var tabi.

20150817_170912

Yukarı mevkilerde Merzifon üniversitesi ve Fen lisesi bulunmakta. Üniversite bölümüne bakamadım ama Fen Lisesi oldukça güzel görünüyor gerçekten. Başarı oranı yine yüksek bir okul diyebiliriz. İnsanın okuyası gelir lan bu okulda 🙂 Yine etrafta görebileceğiniz hemen hemen bütün ilkokul/lise dolaylarında basket potaları bulunmakta ve her okulun sahası ve kapalı spor salonu neredeyse var.

20150817_171016

Resimde gördüğünüz yer Merzifon Fen lisesinin hemen yanında bulunan eski Amerikan Koleji. Ermeni saldırılarından sonra buraları terk edilmiş ve bir daha da kullanan olmamış. Oldukça harabe olan bu tarihi yer ve burada yaşayanlara saldırılar sebebiyle ABD’nin boğazlara uçak gemisi yolladığını ve savaş ile hükümetimizi tehdit ettiğini biliyor muydunuz?

20150817_171114

Aslında burası da tarihi bir mekan olduğundan kültür bakanlığı tarafından tekrar restore edilerek ziyarete açılabilir. Bu şekilde bir yapının atıl durması üzücü gerçekten.20150817_151155

Yine şehir yapısından bir iki resim koyarak artık bitirelim. Bazı arkadaşlarıma anlatıyorum ama inanmıyorlardı. Merzifon şehir içi hariç sanırım ana hatların hemen hemen hepsi bu şekilde çift şerit geliş ve gidiş şeklinde düz yollara sahip. Görüldüğü gibi öyle dar falan değil baya baya geniş ve güzel bir şehirleşme var.

20150817_151328

Yine bir arkadaşıma Sapanca çarşısındaki yol genişliği kadar kaldırımlar olduğunu söylemiştim de inanmamıştı. İşte gördüğünüz gibi kaldırımların genişliği Sapanca çarşı içindeki yolların genişliği kadar. Yani artık yapılaşmayı mı önceden planlamışlar yoksa Sapanca Belediyeciliği mi öngörüsüz bilemiyorum ona siz karar verin.

20150817_175418

Burada ki tabelalar dikkatimi çekmişti. Şehrin bütün tabelaları bu şekilde altın sarı yaptırılmış. Belediye görüntü kirliliğini önleme maksadıyla ve turizm amacıyla buna yönelmiş ve herkes böyle yapmış. Yani kafasına göre tabela dönemi yok burada. Belli bir renk ve dizayna sahip olmalı. Bu kural resmi kurum ve özel teşebbüslerin hepsini kapsıyor.

20150817_175553

Buraya ekleyemediğim bir çok şey var daha. Cidden çok büyük bir hastanesi bulunmakta hatta iki hastane var (diğeri askeri hastane). Belediye oldukça iyi nasıl diyeyim asfalt makinesi falan var kendileri yapıp döküyorlar. Sayısız bahçe ve park bulunuyor. Şehirler için anıtlar yapılmış. Belediye kendi çabasıyla konservatuvar açmış.

20150817_165645

Şehrin bir çok noktasında yatır, tarihi mezarlar var. Bunlar yıkılmamış tabi böyle korunmaya çalışılmış. Efendim başka nedir kafeler var gençlerin oturup bir şeyler yiyebileceği. Ben bir iki yer gördüm adam birasını içiyor yemeğini yiyordu kafe tarzı. Hava alanı bile var. Askeri bir hava alanını dönemin belediye başkanı (eski AKP’li) proje geliştirerek halka kazandırmış. THY seferleri var büyük şehirlerden.

Ha “kardeşim ne övdün Muğla gibi mübarek” diyebilirsiniz. Kötü yanı var mı? Soğuk işte baya da rüzgarlı bir şehir Merzifon. Tabi bu sayede yazın sivrisinek derdiniz olmuyor ama soğuk arkadaşlar öyle böyle değil 🙂

Eskiden çok sevmezdim burayı ama zamanla yaş ilerledikçe bu sessiz sakin Anadolu şehrini sevmeye başladım diyebilirim. Tarihi bir şehir olmasının yanı sıra nemsiz ve sert iklimi vücudu zinde tutuyor. Trafik ve gürültü çok az. Köken karışımı neredeyse yok denilebilir. En önemlisi halkı bağnaz değil buda sanırım önemli bir seçenek ki özellikle Anadolu şehirleri içinde çok önemli denilebilir. Burası Bodrum değil ama kız arkadaşınızla da gezip biranızı içebileceğiniz, tarihi hamamında yıkanıp spor yapabileceğiniz, müzik konserlerine veya sinemaya gidebileceğiniz oldukça gelişmiş bir şehir.

Ne diyelim yolunuz düşerse bu söylediğim yerleri gezmek gerek bir günde olsa. Oralarda olursam sizi ağırlarım da inşallah. Gerçi memleketimizde gurbette olduğumuzdan oraları zor.

Hadi herkese selamlar Amasya’dan

Memleketimden İnsan Manzaraları IV

 

Bir önceki yazı için buradan
20150817_175718

Geçen yazımızda anlattığımız tarihi bedestenin üst tarafında ise ünlü paşamız Merzifonlu’nun camisi bulunmakta. Eğer ilk yazımızda bahsettiğimiz baharat çarşısına sağdan girmeyip düz giderseniz bu fotoğraftaki noktaya çıkacaksınız. Zaten hepsi yan yana efendim. Burası önceden dükkanlarla doluyken restore edilmesi sonucu önü açılarak cami ortaya çıkartılmış oldu. Buradan bakışta caminin hemen arkası tarihi bedestene doğru çıkmanızı sağlar.

20150817_180339_Pano

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa çok inatçıymış arkadaşlar. Hani belki eşek inatçılığı falan buradan mı geliyor bilemiyorum. Veziri Azam iken (baş vezir) batı seferlerinde karşısında ordu duramıyormuş. Fakat kah o kale kah bu kale derken yazın bitmesine yakın ana mevki olan ve alınamayan Viyana’yı almak istemiş. Fakat etrafını almadan ve kışın bastırmaya yakın zamanında oraya saldırmak pek akıl karı olmadığından diğer vezirler ve askerler tarafından eleştirilmiş. Merzifonlu dedik ya inatçıymış kendisine bu şekilde karşı gelenleri Fatih Terim gibi “Ders almam, ders veririm lan” diyerek aşağılıyor ve kızıyormuş. Kimse bu sebeple sesini çıkartamaz olmuş.

20150817_180524_Pano

Merzifonlu yine bir gün yemekteyken oldukça değer verilen ve yaşı da ileri olan yaşlı bir uç beyine fikirlerini sormuş. Yaşlı adamda Merzifonlu’ya dönüp “Paşam siz pilav önünüze geldiğinde gidip tam ortasından mı yoksa kenarlarından mı yiyerek yemeğe başlarsınız?” demiş. Kara Mustafa Paşa da “Bu nasul sorudur? Elbette ki kenarlardan yiyerek başlarum” demiş. Yaşlı amcada “O zaman neden kenar kaleler alınmadan gidip Viyana’ya saldırı yapıyoruz. Kışı bekleyelim ertesi sene alırız paşam” deyince Merzifonlu Kara Mustafa Paşa çok kızmış. Vermiş veriştirmiş, hakaretler etmiş yaşlı adama. “Sen savaşmaya savaşmaya iyice işi unutmuşsun yaşlanmışın” benzeri cümleler ile çok giydirmiş ve rezil etmiş oradakilere. Hal böyle olunca hatta beylerden birisi bir bahaneyle kuşatmaya da katılmamış. Ayrıntılarını ilerde tarih bölümünde yazacağım. Neyse işte ordu kış başlangıcında kuşatmayı başlatıp yemek ve soğuk sıkıntısı başlayınca ordunun dağılmasına kimse sesini çıkartmamış içten içe kin beslenmiş paşaya. Ordu bozgunla birden dağılınca Paşa hatasını anlamış. Çok iyi bir komutan ve yönetici olduğu için kaçan orduyu geri planda yeniden toparlamış (kaçan orduyu toparlamak çok zordur). Hazırlıkları yapmış, tekrar düzenlemelerde bulunmuş, seneye kesin alınacağını etrafa söylemiş. Pişman olmuş dinlemediği için etrafındakileri tabi. Fakat işte bu hazırlıkları yaptığı sırada Mustafa Paşayı çekemeyen bazı vezirlerin gazına gelen padişah IV.Mehmet fermanla onu boğdurtmuştur. Bunu bekleyen ama yinede suçu olmadığına inanan paşa ise sesini çıkartmadan fermana boyun eğmiştir. Çok büyük bir komutan olan paşamız tarihçilerin tahminiyle “eğer ölmeseydi seneye Viyana’yı alırdı” diye fikir yürütmektedirler. Gerçi bilemeyiz ama bu buhranlı dönemde ölen vezirden sonra ülke sadece 15 yıl içerisinde çoğu toprağını elinde tutamamış ve batışa giden sürece girmiştir. Bunun sebebi de işte haksız katledilmeye sebep olan şerefsiz hırsız vezirler yalakalardır.

20150817_175909

Cami ve arkasındaki bedesten Kara Mustafa Paşa tarafından 1660 yılında yaptırılmıştır. Şehrin tam merkezinde olup oldukça da güzel bir camidir gözden kaçmaz yani. Dikdörtgen planlı, tek kubbeli ve minarelidir. Cami önündeki Şadırvan ünlüdür. Şadırvanın içine 1875 yılında Zileli Emin manzara resimleri çizmiştir. Hala güzel bir biçimde bulunmaktadır. Yine cami içerisinde yapımıyla beraber dikilen iki çınar hala durmaktadır. Gerçekten çok ilginç geliyor 1660 yılında dikilen çınarlara yıldırım isabet etmiş ama hala ayaktalar biz ölünce de muhtemelen ayakta kalacaklar.

20150817_180250_Pano

İlk resimden Merzifonlu camisine girmeyip yukarı devam ederseniz hemen solda yine ünlü bir cami ve yanında medrese bulacaksınız.

20150817_175251_Pano

Amasya’da şehzadelik yapan ve Lale Devri sonunda ülkenin padişahlığını mücadelelerle kazanan Çelebi Mehmed buraya bir cami ve medrese yaptırıyor. Bu arada o “t” değil “d” olacak beyler neyse. Önünde park olan bu medrese ve cami çok daha eski olup 1414 yılında yaptırılmıştır. Şu anda görüldüğü gibi park yeniden restore edilmektedir. Merzifon’da her yerde bir çalışma ve restore girişimi vardır arkadaşlar yatmıyorlar yani.

20150817_173925

Medrese içinde eskiden kafe ve çay bahçeleri bulunurdu. Ramazan ayında sahur zamanı burada insanlar çay içer simit falan yer sahuru geçirirdi. Şimdi kültür bakanlığı burayı dini eğitim veren medrese haline getirmişler. Amerika’daki dayım buna kızarak “her yere medrese diksin ipneler” tepkisi verse de ben beğendim. Tarihi yapıların tekrar bu şekilde kullanılması güzel. Ha eğitim laik olmalı canım onda fikrim değişmedi. Fakat bunları da tarihi sürecinde bu şekilde değerlendirmek hem kültüre sahip çıkma olur hem daha doğru olur kanaatindeyim.

Devam yazımızla son resimlerimizi koyup dosyayı kapatalım arkadaşlar hoşçakalın..

Son yazı için buradan

XIV.-XV. y.y. Osmanlı-Bizans İlişkileri

Önceki yazıya buradan

XIV.-XV. Osmanlı-Bizans İlişkileri

1) 1261’de latinlerden geri kalan İstanbulda durumlar pek iyi değildi. Vergilerden halk bunalmış, Anadolu ve rumelideki yerler elden çıkmıştı. Denizde Venedik ve Cenevizliler kontrolüyle geçiyordu. Karada da soldan Macarlar, sağdan türkler kan kusturuyordu.

2) 1282’de imparator yardım için İlhanlılara kardeşini veriyor biliyorsunuz. İlhanlılar da, batı kıralı o sırada ölünce “kızı alırım gerisine karışmam” diyerek olaya noktayı koyuyor. Bu sırada katalan denilen denizcileri çağırıyorlar. Fakat bunlar genelde hırsızlardan oluşan serseri bir birlik.

3) Not atmamışım sanırım, İspanya kralı işi bitince bunları Bizansa gönderiyor. Oda bunalmış zaten. Katalanlar başarılar kazanıyorlar Türklere karşı. Fakat adamlar ele geçirdikleri yerleride yakıp yıkmaya yağmalamaya başlamışlar heh heh. Bizans iparatoruda Türklerden çok “ulan bunlar banada saldıracak mnkym” diyerek tırsmaya başlamış. Komutanlarını çağırtıp öldürtmüş. Bunu haber alan Katalanlarda trakyayı yakıp yıkmış, Atinayı ele geçirip burada Askeri Demokrasiyi kurmuşlar 1311

4) Latinlerin tekrar işgal tehlikesinin yanında, Papa da Venediklileri ve Fransa kralını İstanbulun fethi için iknaya çalıştı (ulan bu papa varya). Böyle bir ortamda batıdan destek alamayan Bizans impratoru Osman gaziye karşı direniş gösterememiş. {yani Osmanlı daha yeni yeni yayılırken Bizans çok zor durumda}

5) Daha öncede örnek verdiğim yer. İmpratorun torunu genç Andonigos taht kavgasını kazanıp tahta geçmiş. İznike yardım için Orhan gazinin üstüne yürümüş. Fakat Palekenon savaşını kaybetmiş. Bizansta moraller sıfıra inerken, Genç Ando hüngür hüngür ağlamış deniyor 1329

6) 1337’de İzmit kaybediliyor. Büyük bir gelir kaynağı olan izmitin gelirlerinin kesilmesi çok koymuş.

7) Baktıki olmıcak “napalım lan” demiş imparator. Kızını Orhana, diğerinide Bulgar kralına vermiş. “Bari demiş müttefikim yapayım”.{bilmeyenler için, Bizans bu tarihlerde bizim müttefikimiz olmuş. Demek ki, bizim filmlerdeki gibi müslümanları kazığa oturtup, şarap içip, et yiyerek dansöz seyretmekten başka geçmişte bir süre müttefiklerimizmiş}

8) Sırp kralı Duşan bakmış iş yok Bizansta, yardırmış rumeliden 1340

9) Genç Ando 1341 de ölmüş. Yine taht kavası çıkmış.

10) Taht kavgasında Kantakuzen’e Aydınoğlu Umur bey yardım etmiş. Fakat kıyılarına saldırı olduğu için artık yardıma gelemeyeceğini söylenince Kantakuzen ümitsizliğe kapılmış.

11) 1345 te Umur bey Kantakuzene “amcoğlu Orhan bey mert adamdır git ondan yardım iste daaaa” demiş. Oda yardım istemiş.

12) Orhan gazi 5-6 bin asker ile Bizansa yardım edip, Edirneyi geri almış ve Bizansa geri vermiş. 1346’da daha önce genç Andonun kızıylada evlenen Orhan, Kantakuzenin Teodora isimli kızıylada evlenmiş.

13) Orhan gazinin askerleriyle beraber istanbulu kuşatıp imparatorluğunu ilan ediyor Kantakuzen. Yine Orhan gazi 1347 de beraber sırplara karşı savaşıyorlar.

14) Fakat “müttefik ayağı, göt ayağı” (bknz. Benan Pastacı: “kardeş ayağı, göt ayağı”) diyen Kantakuzen, Papadan yardım istemiş 1353. Tabi yine başı sıkıştıkça kayınpeder Orhandan da yardım istemiş. Bulgarlarla savaşta yardımlarından dolayı Geliboludaki Çimbi kalesini Orhana vermiiiiiş.{ilk defa rumeliye çıkıyoruz böylece}

15) Kantakuzen “ulan ben bunlara bu kaleyi verdim ama, bunlar yarın birgün bana saldırır allahım neyapayım” diyerek Orhandan kaleyi geri istemiş. “Anadoludan başka yeri vereyim demiş, para vereyim demiş.” Orhan gazi “kaleyi sen hediye ettin amcoğlu tamam vereyim, ama Geliboluda biz savaştık burdan çıkmam” deyince Kantakuzen hemen topuk yapıp Bulgarlardan ve Macarlardan yardım istemiş. Onlarda “ulan lavuk daha 6 yıl evvel sen bunlarla beraber olup bizle savaştın sikerağğ ulan” deyince öyle kalmış Kantakuzen.{Burda notumu atayım, gördüğünüz gibi bizim ilerlemizin yönünün neden Bizans olduğu. Orhan gazi yine iyi bir komutan ve diplomat olduğu için nerdeyse Bizansla hiç kılıç savaşı yapmadan onun yanında yeralarak “biz size yardım ediyoruz” “biz size bişey yapmıcaz baaaaak aldık edirneyi size verdik baaak” diyerek kobrayı hazırlamışlardır. Bizansında taht kavgalarından dolayı büyük kozlar verdiklerini I.Murada kadar görüyoruz. Sonrasında aynı avantajı Fetret devrinde bize kullanmışlardır onuda yazacağız}

16) Kantakuzen bu şekilde alenen sıçıp, rumeliye türkleri kendi eliyle sokunca, öbür varis Yuannis halkı ayaklandırıp imparator oluyor. 1355

17) Bununda papucu yemeyince Orhanla iyi geçineyim diyor 10 yaşındaki kızını Orhanın oğlu Halil’e nikahlıyor

18) Türkler geliboludan “ulan buraları bize tehlikelidir” diyerek Çorluya doğru yayılıyorlar.

19) Yuannis yine kederlen latinlerden yardım istiyor. Papa ya gidiyor. Papa tabi anasının gözü olduğu için pek yüz vermiyor. “Tamam, mezhebinizi değiştirin yardım edelim” diyor (şerefsiiiiz). {tabi burda Bizans nekadar çaresiz görüyorsunuz. Ortadokslara acıyorum açıkçası hep eziliyorlar bu dönemde. Düşenide kullanıyorlar tabi} 1361

20) Macar kralının yardımıyla geliboldan türkleri atıyorlar. Fakat burda da yine mezhep çatışması yaşanıyor (1367) Yuannis yapacak bir şey olmadığını görünce Papanın yanına gidip Katolikliği kabul ediyor 1369. {şimdi bilmeyenler için yazalım yazdıkmı lan yoksa. O dönemde din kavramı çok farklı arkadaşlar. Toplumlar liderleri hangi dine mensupsa o dini kabul ediyorlar. Yani kral “ben taşa tapıyorum” deyince, halk “yaşa kralım taşa tapıyoruz” diyerek onun benimsediğini hemen olmasada benimsiyorlar. Yani papa, “Bizans impartorunu Katolik yapayım da, gerisi gelir” diyor, tabi kazın ayağı öyle olmuyor}. Fakat İstanbuldaki halk buna itaat etmemiş ve şiddetle karşı çıkmış. Neden karşı çıkıldığını yazdık biliyorsunuz. Katolik nefreti iliklerine işlemiş ozaman. {Efendim tabi Yuanniste neyapsın. Türklerle iyi geçinsemde, bunlar az çok bana yine saldırıp topraklarımı alacak diyor, yardım arıyor ümitsizce}. Avrupada sürekli yardım için dolansada bişey elde edemeyince gerisin geri gelip Osmanlı hakimiyetini tanımış ve asker vermeyi kabul etmiş (I.Murad zamanı 1373)

21) {Hah burasına dikkat, kuvvetli liderin zayıf rakibine karşı yaptığı hareketi görüyoruz, burda ondan faydalanıp nasıl bir damla kan dökmeden neyapıyor bakın I.Murad}. Yuannisin oğlu Andronikos ile I.Muradın oğlu Savcı bey buluşup “dayıoğlu biz neden imparator değiliz, bizim neyimiz eksik” deyip muhtemelen birbirlerini adabazarlı gibi gaza getirerek isyan ediyorlar. Tabi, I.Murad üzerlerine yürüyüp bunları yeniyor ikisinide ele geçiriyor(1375). I.Murad şehzade Savıcının ve Yuannisin gözlerine mil çektiriyor. (mil çektirmek, yani kızgın demir bağlı kişinin gözlerinin önüne getirilir. Büyük oranda su olan gözler, ısı sonucu kurur ve belli bir süre sonrada eriyip akar) Tabi bir farkla, Bizans prensini tam kör yapmayıp istanbula gönderiyor. Savcıyıysa daha sonra hemen öldürtüyor. Neden? belki ilerde kullanırım diye  yazacağım ehehe

22) Venediklilere borcu olan Yuannis ödeyemeyince karşılığında Bozca adayı ve Tenedosu onlara veriyor. Tabi Cenevizliler ayar oluyor buna, hemen plan yapıp gözlerine mil çekilen (tek gözü gören Andronikosu) kaçırıyorlar. Oda imparatorluğunu ilan edip Bozca adayı Cenevizlilere veriyor (1376). {bakın şimdi}. I.Murad, Andronikosu destekleyip asker gönderiyor tabi bir miktar toprak karşılığında. O da imparator olmak için tamam diyerek yardımı kabul ediyor. Yönetimi ele geçirip babasını ve kardeşini hapse atıyor, I.Murada da istediklerini veriyor. Tabi Venedikliler bu olaya kızıyor hemen plan yapılıp 1379 da Yuannisi ve oğlunu kaçırıyorlar. Bunlarda I.Murad a gidiyorlar. I.Murad istekleri doğrultusunda onlara busefer destek olarak onu imparator yapıyor Smiley Tabi vergi ve askerde var. Yıldırım daha sonra körü ve oğlunu Selanik valisi yapıyor ilerde (1390)

23) 1390 Ekimde Yıldırım anadolu seferine çıkmış, yanında Bizans imparatorun oğlu Manuel ve askerleriyle. Sefer dönüşü Yuannisin ölüm haberini duyan Manuel, hemen istanbula geçmiş. Yıldırım kendisinden de izin istenmeyince sinirlenip istanbulu kuşatmış. Kuşatma 7 ay sürmüş. O zamanda sur yıkacak topların daha kullanılmadığını düşünürsek açlıktan şehrin alınması planı işlevsel görünüyor

24) Avrupadan yardım isteyen Manuele yardım eden çıkmamış. Napacaz falan derken Timurun gelişi ortaya çıkıyor. Timurun gelişinin sebepsiz olduğunu söyleyen muhafazakar tarihçilerin dedikleri tabiki doğru değil. Hindistan ve dolaylarını zapteden doğunun türk impratoru Timur, Osmanlının büyük ilerlemesini görmüş, ilerde kendisinede tehlike yaratabileceğini düşünmüş, İstanbulunda alınmasıyla dahada tehlike yaşanacağını anlayıp şehir ele geçmeden anadoluya girmiştir. Amacı, Osmanlıyı dağıtmaktı. Neyse, Timur doğudan gelince Yıldırım mecburen anlaşıp askerleriyle doğuya yöneldi. Bizans imparatoruyla ağır şartlarda anlaştı. Asker ve vergi ile beraber, 700 evlik bir müslüman mahallesi, müslümanların haklarının korunması, şeriat mahkemesi için kadı tayini, 2 cami konularındaki anlaşmaları kabul ettirdi. {tabi ilginç, osmanlı zayıflayınca aynı azınlık haklarını avrupalılar istiyor hatta şimdi bizden isteniyor}

25) 1425’e kadar Manuel imparatorda Bizans bu tarihe kadar ayakta kalıyor. Timur çöküşü yarım asır geciktiriyor yani

26) İmparator, Ankarada Yıldırım esir düşünce hemen istanbuldaki türkleri kovdu, islam mahkemesini kapattı ve Timuru tanıdığını ilan etti.

27) Tekrar nefes alan Bizans, Osmanlıdaki taht kavgalarını iyi kullanmışlardır. Çelebi Mehmeti, rumelideki Musa çelebiye karşı kışkırtmıştır. Mustafa çelebiye yardım etmiş vs. çelebi mehmetin oğlu II.Murad imparator olunca bu sefer Mustafa çelebiyi rumeline gndererek ortalığı karıştırmıştır. Mustafa çelebi Edirne ve gelibolu dolaylarını almış, fakat sözünde durmayıp Bizansa geliboluyu vermemiştir. Bunun üzerine Bizans, II.Murada başvurmuş, rumeliye geçmesi ve yardım için iki oğlunu rehin istemiş kabul edilmemiş tabi. Cenevizliler fırsat bu fırsat deyip II.Murad ile anlaşımışlar (vergi alınmaması, imtiyazlar) ordusunu rumeliye geçirmişler. Rumelide zafer kazanan II.Murad tam rahatladık derken, Bizans elindeki öbür Mustafayı anadoluya geçirmişler. Onuda yenen II.Murad sonunda olaya noktayı koymuş. Bu haberi alan Bizans kralı kalp krizi geçirmiş ve ölmüştür ehehe 1425

28) Yeni imparator, II.Murad ile vergi ve asker verme karşılığında anlaştı

29) Macarlar ve haçlıara karşı Varna savaşı kaybediliyor, sebebi yardıma gidememeleri. Osmanlı askerini Bizans ve Venedik gemileri karşıya geçirmiyor. { ya burası tam net değil bilen açıklayabilir yani kafam gitmiş sanırım. Ama burda boğazda bir engelleme var. Birde Osmanlının anadolu ve rumeliye geçişlerdeki bu taşıma olayına rağmen denizlerde bişeyler yapmamaları yine çok ilginç. Tabi çok daha eski ülkelerden çekinip onları kiralamışlardır ama kardeşim yani orduyuda geçirecek kadar donanma yapılır daaa}

30) Artık istanbulu almak isteyen Fatih, 1453 29 mayısta şehri alıyor. İmparator XI. Konstantin kendi devlet adamlarının bin türlü hıyanetine rağmen sonuna kadar şehri savunmuş ve askerlerinin başında ölmüştür.

Bunlar genel bir yazıdır, ayrıntıları ilerde yazıcam.

Sonraki yazı için buradan