Ali Ufki Bey Ve Müzik Devrimi

İnternette eski tabirle sörf yaparken rastladığım bazı besteler gerçekten beni benden aldı. Çoğu kişinin de bildiği “Uyan Ey Gözlerim Gafletten Uyan” ilahisi başta pek bilmediğim lakin aslında oldukça yakından dinlediğim bir bestekarı keşfettim. Size hem bu bestekarı tanıtmak hemde araştırırken rastladığım ilginç bir noktayı da paylaşmak istedim.

Yazımı III.Murad’a ait olan bu eserin bestekarı Ali Ufki Bey 17.yy.’ın ortalarında yaşamış. Asıl adı Wojciech Bobowski olan Polonyalı bestekar 30’lu yaşlarında Osmanlı tarafından esir alınmış. Türk musikisini ilk defa batı tarzında notalara dökerek “Mecmua-i Saz ü Söz” isimli bir de kitap meydana getirmiştir. Bahsettiğimizi eserini de bu kitaptan bulan araştırmacılar da şu anda dinlediğimiz şekle getirdi diyebiliriz. Bir çok yabancı dili ve müzik türünü bilen bestekarın zenginliği dönem sonrası gelen Itri’ye de büyük ilham olmuş gibi görünüyor. Yazılan kitabın bazı bestelerinin çalışmasını ise Bezmara müzik gurubu derleyerek ilgilenenler için seslendirmiş.

Bunlar hakkında bilgi arar iken şans eseri yine bir şekilde önderimiz Mustafa Kemal’in yaptığı müzik devrim hareketine rast geldim. Daha doğrusu onun ile ilgili olarak yapılan röportaja ulaştım.

Anlatın Paşam

Mustafa Kemal, Vossische Zeitung gazetesi muhabirine 1930 yılında verilen röportajda milli egemenlik, liderlik, din ve müzik devrimi ile ilgili bazı demeçler veriyor. Röportajın bazı kısımlarını kısaltarak buraya koyuyorum;

…..

– (Mustafa K.) Amaçlarımızın kişisel olmaması gerekir. Yerli olmayan bir kimse, ait olmadığı bir ülkeyi yükseltmek istediği zaman, kişisel isteklerden kendisini kurtaramaz. Kendini eski yasalara bağlayıp geçmiş ile yakınlığını korumak isteyen bir kimse, modern bir devlet de kuramaz. Napolyon, Polis Bakanı “Fouchet” nin yaşamını bildiği hâlde, onu görevinde bırakmıştır, bundan başka kendisinin en büyük düşmanlarına güvenmesi, çılgınlıktan başka bir şeyle yorumlanamaz. Napolyon, temel bir düşünceye dayanmadan işe başlamış ve kendisine bir fırsat yaratacağını sandığı olayların gelişimine uymuştur. Onun bu biçimde davranışı, demokrasiciliğin durumunun altmış yıllık gecikmesine neden olmuştur, diyebiliriz. Napolyon hakkında yayınladığınız kitabın Türkçe çevirisini altı ay önce gazetemde (Hâkimiyet-i Millîye) yayınlanmasını buyurmuştum. Bunun nedeni nedir biliyor musunuz? İşte bunun nedeni şudur ki, bir taraftan onun kahramanlığından ve güçlü sabrından asker bir ders alsın, diğer taraftan yerli olmayan bir kimsenin, diğer bir ülkeye girmesiyle, o ülkede hainlik etmekle, sonun neye varacağını millet anlasın.

(Gazeteci) Gazi’nin bu açıklaması, onun kendisi için çizdiği programı bize gösteriyor. Dine karşı durumunu şöyle anlattı:

– (Mustafa K.) Sonradan Kuran’ı Kerim’in Türkçe’ye çevrilmesini buyurdum. Bu da ilk kez olarak Türkçe’ye çevriliyor. Muhammed’in hayatına ait bir kitabın çevrilmesi için de emir verdim. Halk yinelenmekte olan bir şeyin var olduğunu ve din ileri gelenlerinin derdi ancak kendi karınlarını doyurup, başka bir işlerinin olmadığını bilsinler. Camilerin kapanmasına hiçbir kimse taraftar olmamasına rağmen, bunların bu biçimde boş kalmasına şaşıyor musunuz? Çobanlar, güneş, bulut ve yıldızlardan başka bir şey bilmezler. Yeryüzündeki köylüler de ancak bunu bilirler. Çünkü, ürün havaya bağlıdır. Türk yalnız doğayı kutsal sayar.

……

(Gazeteci) İlâhiyat konusundan “kader” konusuna geçtim. Ve “kaza ve kader” denilen bu iki kelimenin arasındaki farkı açıkladığını ve bunların anlamı “şans ve rastlantı” kelimelerinin anlamına yakın olduğunu söyledim. Kelimeleri duyduğu zaman, biraz durduktan sonra bu iki kelimenin Arapça olduğunu ve Türkleri ilgilendirmediğini söyledi:

– (Mustafa K.) Alın yazısını soruyorsunuz. Alın yazısının temeli, uygulaması mümkün olan sorunlarda düşündükten sonra işe başlamaktır. Komutan bir kimsenin büyük bir kararlılıkla fırsatları elden kaçırmaması gerekir. Aynı zamanda, akla uygun olan şeyleri izlemesi gerekir. Değişikliklerin sabit ve belirgin durumları yoktur. Şu kadar var ki, bu değişiklik durumunda ve çalışmasında bulunan kimseler için de bir kolaylık verir.

(Gazeteci) Gazi, ordu komutanlarının liderlerden sayılmasını ve kendisine bir asker gözüyle bakılmasını istemez. Hatta, Avrupa’daki insanların, böyle bir asker komutanı iken, Gazi’nin nasıl bir hükümet başkanı olduğunu görünce, kendilerinde şaşkınlık ortaya çıktığını Gazi’ye söylediğim zaman birdenbire cevap vermeyip biraz sonra şöyle demiştir:

– (Mustafa K.) Gerçekten bir komutan, hükümet başkanı olduğu zaman, bir tehlike duyulur. Çünkü, onun bir asker komutanlığından başka üstünlüğü yoktur. Bundan başka onu hiçbir kimse kontrol altına alamaz. Bunu elbette Almanya denemiştiniz. Savaş zamanında başkanınız kimdi?

–  (Gazeteci) Loudendorf.

–  (Mustafa K.) Bozgun gününde kaçan adam başkan değildir.

…….

(Gazeteci) Gazi, bana karşı sorgulayıcı bir gözle baktı ve şöyle dedi:

– (Mustafa K.) Daha önce ihtiras konusunu anmıştınız. Gerçekte onsuz büyük bir iş oluşturulamaz. Ancak, onun herhalde millet yolunda bir görev amacına yönelmiş olması gerekir. Başkan olan kimsenin, milletin ülküsüne göre çalışması ve milletin psikolojisine hâkim olduktan sonra milletin eğilimine bağlı olması gerekir. Ben de, padişahlardan kurtuluşumuz tamam olmadan önce, hemen Meclis’i seçime çağırdım. Ve başkanlık hukukundan vazgeçerek, af bile kabul ettim. Egemenlik tamamen milletindir. Yani, seçilen millet vekillerinindir. Yönetim işlerine sizin sandığınız kadar karışmıyorum. İşte bakanlardan birisi karşınızda bulunuyor. İsterseniz kendisinden sorunuz ki, ben onun görevine karışıyor muyum? Ben bugün  başkanlıktan ve hatta ordu komutanlığından çekilmeye ve kendi araştırmalarım için bir köşeye çekilmeye hazırım.

(Gazeteci) Gazi’nin yaşamı çok basit bir biçimdedir. Öteden beri yanında, ancak onun büyük işlerinden korkması sonucunda uzak kalan ve geri dönüşünden sonra ölen (sevgili annesi) bulunuyordu. Gazi, eşinden boşandıktan sonra, bütün mallarının Halk Partisi’ne kalmasını önermiştir. Kendisinde gösteriş ve büyüklenme eseri görülmez, Rüşvete karşı şiddetli mücadelede bulunur. Bu nedenden, onun eski dostu Deniz Bakanı’nı hapse mahkûm etmekten geri kalmamıştır. Mustafa Kemal’in demokrasiye taraftarlığını kendisinin demokrat olduğu düşüncesiyle göstermektedir.

Gazi söylüyor: 

– (Mustafa K.) Kapıda duran nöbetçi bile benden korkmaz. İsterseniz kendisinden sorunuz. Korku üzerine egemenlik kurulamaz. Toplara dayanan egemenlik sürekli olmaz. Böyle bir egemenlik ve hatta diktatörlük, ancak ayaklanma çıktıktan sonra geçici bir zaman için gerekli olur. Üyeleri çok fazla olan komisyon, büyük işler ortaya koyamaz. Ülkemize bakınız, sessizlik içindedir. Sürekli güven ve huzura taraftarız, asıl toprağımızdan başka bir metre kare toprakta gözümüz yoktur. Çünkü, toprağımız geniş olup, kendi oturanlarına dar değildirBütün devletlerle rahatlık ve kurtuluş antlaşmaları imzaladık. Ancak yeni saldırılarla karşı karşıya gelmemiz durumu düşünerek orduyu bulunduruyoruz…

……

Gazi’nin Avrupa’ya karşı tutumu:

(Gazeteci) Gazi, Batı yolunda durabilmesi için, Türk’ün bütün gereksinimlerini yine batıdan almak gereğini duyuyor. Milliyet ülküsüyle Avrupa’dan aktarma sorunu arasında bir karşıtlık görüp görmediğine dair kendisine sorduğum soruya şöyle bir cevap vermiştir:

– (Mustafa K.) Asla… Çünkü modern olan milliyet ilkesi milletler arası genelleşmiştir. Biz de Türklüğümüzü korumak için çabayla özeneceğiz. Türkler uygarlıkta soyludurlar. Yunan’dan önce İzmir, taraflarında oturan eski bir millet olduğumuzu bilimsel bir biçimde kanıtlamaya çalışıyoruz.

Müzik inkılâbı:

– (Mustafa K.) Montesquieu’nun: “Bir milletin müzikte eğilimine önem verilmezse, o milleti ilerletmek mümkün olmaz” sözünü okudum, onaylarım. Bunun için müziğe çok önem göstermekte olduğunu görüyorsunuz.

(Gazeteci) Biz batılılara göre doğu müzikçiliğinin kulaklarımıza gelen tuhaflığından söz ettim ve dedim ki, “Doğunun tek anlayamadığımız bilimi varsa, o da onun müzikçiliğidir.” Gazi, karşı çıkarak şöyle demiştir:

– (Mustafa K.) Bunlar hep Bizans’tan kalma şeylerdir. Bizim gerçek müziğimiz Anadolu halkında duyulabilir. Bu ezgilerin iyileştirilmesiyle ilerletilmesi mümkün değil midir? Batı müziği bugünkü durumuna gelinceye kadar, ne kadar zaman geçti? 

(Gazeteci) Dört yüz yıl kadar geçti.

– (Mustafa K.) Bizim bu kadar zaman beklemeye zamanımız yoktur. Bunun için batı müziğini almakta olduğumuzu görüyorsunuz. 

Uzun röportajının biz müzik ile olan kısmını ele alacağız (Elbette başkanlık ve din ile ilgili kısımları da önemlidir). Bildiğiniz gibi müzik devrimi amacıyla yurt dışından müzisyenler getirilip dinletilmiş ve bunun ile ilgili raporlar alınmıştı. (Merak edenler Yakın Kültür Tarihi yazılarımızı okuyabilir) Sonuçta bir süre Türk sanat müziği radyolarda çalınması bile yasaklanmıştı (6 aya yaklaşık). Sonradan bu saçma uygulamadan vazgeçilerek geri dönülse de uzun bir süre bazı müzik aletlerinin okullarda okutulmadığını biliyoruz (Mehmet hocaya selam olsun).

Bizans Müziği Derken?

Burada dikkat çekmek istediğim nokta Mustafa Kemal’in yaptığı müzik devriminin çıkış argümanlarını görebiliyoruz. Yani masada otururken “müziği yasaklayalım da millet dinlemesin” tarzından ziyade her zamanki gibi belli bir proje doğrultusunda niçin yaptığını anlatıyor (Montesquieu’ya katılarak).

Ve devamında Bunlar hep Bizans’tan kalma şeylerdir. Bizim gerçek müziğimiz Anadolu halkında duyulabilir.” diyerek bir şey söylemekte ve hedef göstermektedir. Ben ilk başta cümlenin ne demek istediğini tam anlayamayıp araştırmaya devam ettim. Türk sanat müziği ile Bizans müziği ne alakaydı?

Dinlediğinizde göreceksiniz ki geleneksel Bizans ezgileri veya Ermeni Ortodoks kilise ilahileri inanılmaz bir şekilde bizim arada rastladığımız müzik makamlarına benzemekte hatta benzemekten öte aynı denilebilir.

Yani Mustafa Kemal’in kafasındaki müzik yapısı artık Bizans, Ermeni ve Osmanlı cemaatinin harmanlandığı müzikten ziyade (çünkü yüzlerce yılda iç içine geçmiş) farklı bir Türk müziği yaratmaya yönelik. Neyse ki uygulamanın yani müzik kültürünün yıllar geçmesi gereken süreçle şekillendiği anlaşılmış olacak sonradan yasakları kaldırıp serbest bırakıyorlar. Elbette yine batı müziği destekli eğitim devam ediyor.

Efendim bu uzun ve dallı budaklı yazımızı bitirip sizi büyük üstat Ali Ufki Bey’in Mecmuay-ı Saz ü Söz besteleriyle baş başa bırakıyorum. Hoşçakalın..

II.Mehmed (Fatih) Devri

Önceki yazıya buradan

Burada Fatih ile ilgili birkaç not ekleyerek olaya girmek istiyorum. Malum tarihimizdeki en önemli şahsiyetlerden bir tanesi. Fatih’in yapısının belirlenmesi ve kaderi onun gelişiminde ve psikolojik etkisinde inanılmaz etkili olmuştur. Daha 13 yaşında padişahlığa geçmesi, sonradan inip tekrar geçmesi ve inmesi onda inanılmaz bir kine sebebiyet vermiştir (Halil paşa ve yandaşlarına karşı). Osmanlı tarihi anlatan kitaplardan Halil paşayla ilgili olarak, İstanbul’un fethine karşı çıktığı için onu vatan haini ilan etseler de bunun bir oyun olmadığı, o ortamı ve zamanınında değerlendirilmesi gerektiği çok açıktır. Halil paşanın neden İstanbul’un fethine karşı geldiğini anlatacağız, tabi bunu yaptı diye vatan haini olmaması gerektiğini de anlatacağız. Günümüzdekilere bıraksak zaten kendi ideolojileri ve fikirlerine karşı olan herkes vatan hainliği yapmıştır. Vatan hainliğiyle çıkar ilişkileri ve politikayı birbirine karıştırmamak gerekir. İkincisi, Fatihin her ne kadar İstanbul’u feth etse de Osmanlıda yaşayan insanlar tarafından neredeyse hiç sevilmediğini söylemek gerekir (çok fazla sefer dolayısıyla verginin fazlaca alınmasıdır buna sebep) Fatih bir kumar oynamış ve İstanbul’u almıştır. Geçmişteki olaylara bakarsanız, kaybedilen büyük savaşlardan sonra ülkelerin dağıldığını görürsünüz. Çoğu hükümdar bu sebeple ayağını yorganına göre uzatmış, ülkenin dağılma tehlikesini görüp ona göre hareket etmiştir. Fatihi özel yapan cesareti ve inanılmaz azmidir. Ya herru ya merru taktiğiyle savaşlara girerek çok büyük zaferlere imza atmış tarihi yazıp yeni bir çağ açmıştır. Tabi çağı açarken Osmanlının gelecekteki alın yazısını da değiştirmiştir. Sadece topraklardaki alımlarla falan değil, devlet düzeni ve kararlarıyla da devrimler yapmıştır. Osmanlının artık iyice büyümesiyle gün yüzüne çıkmaya başlayan saray ve mevki çatışmaları bu dönemde tam anlamıyla başlamıştır. Bu mevki çatışmaları kendi içlerinde olmasının yanında ırk ve din ayrımlarını da başlatmış görünmektedir. Neyse bunları ilerde yazı gelince belirtiriz.

II.Mehmed (Fatih) Devri – İstanbul’un Fethi 1453

1) Hemen Karaman üstüne yürüdü. Çünkü saltanat değişikliğinde yine topraklara saldırılmıştı. Karamanlılar tekrar vergiye bağlandı. Macar kralı naibi Jan Hunyad ile (çünkü Macar kralı yaşça çok küçüktü naib odur) 3 yıllık barışa imza atıldı. Sırp, Eflak ve Venediklilerle anlaşmalar yapıldı. Bizansa da Çelebi Orhan’ı ellerinde tutmaları karşılığı 300 bin akçe karşılığı anlaşıldı.{görüldüğü gibi İstanbul’un fethi için hazırlıklardır bunlar}

2) Mehmet, yeni doğan kardeşi Mehmet’i bebekken hemen boğdurdu.

3) Bizanslılar elçi gönderip Karaman seferini yapan II.Mehmet’e şantaj yaptı. Paranın yetmediğini, eğer iki katının verilmediği taktirde rumeliye bırakılacağı bildirildi. II.Mehmet çok sinirlenmesine rağmen anlaşacaklarını söyleyip elçilere gönderdi. Karamanlar ile anlaşıp Edirne’ye döndü.

4) Fatih, boğaz için kritik bazı yerleri ele geçirdi. Rumeli hisarını yaptırmaya başladı. Bizans imparatoru korkup elçi gönderip yapılma sebebini sordu. Fatihte cevaben “Babam haçlılarla savaşırken boğazı kapattınız, Ceneviz gemileriyle karşıya geçebildik. Gerekli vs. size saldırmayacağız korkmayın” diyerek kısalttım postayı koyup rumeli hisarını yaptırdı.

5) Macar Urban ismindeki mühendise büyük toplar döktürttü 1453

6) Vezir ve devlet adamlarıyla İstanbul’un alınmasını tartıştı. Halil paşa yeni bir haçlı ordusunun oluşturulabileceğini söyleyip kuşatma istemiyordu. Diğer devlet adamlarıysa şehrin alınabileceğini söylüyordu. Fatih şehrin alınabileceğini ve herkesin tam desteğini istedi. {söyledik Halil paşa karşı çıkıyor bununda sebepleri var. Birincisi geçmişte üç padişah görmüş adam. Ordunun dağılmasını, haçlı bozgununu görmüş. Böyle bir savaşın tekrar buna sebebiyet vereceğini çok iyi biliyor. İkincisi ise kendi çıkarları tabi ki. Geçmişte Fatihin tahttan indirilme sebebi Halil Paşa. Fatihin İstanbul’u alması kendisini yok etmelerini sağlayabilir. Halil paşa çok nufuzlu bir insan ve ülkenin en zengin insanı o zamanda. Her yerde adamı var, askerleri kontrol edebiliyor, baş vezir vs. Tepedeki adam padişah bile olsa Halil Paşaya kafa tutamıyor. Çünkü kendi kellesi de gidebilir bir anda. İşte bir yanda bu. Halil paşanın karşısında Fatihin çocukluktan beri yanında olan lalası Zagatnosta Halile karşı sürekli gazlıyor Fatihi. Tabi sebebi baş vezir olmak onun ortadan kalkması kendi işine geliyor. Onu ortadan kaldırmanın yolu da Fatihin kendisini kanıtlaması. Bu büyük zafer ile Fatih ve lalası Halil paşaya kafa tutabileceklerdi. Halil paşa ise “bunlar İstanbul’u alırsa beni öldürürler” diyerek bunu istemiyordu, hemde haçlılardan korkuyordu. En iyisi yerinde oturmaktı yani. Tabi burada iki tarafında hainliğinden ziyade çıkarların konuştuğunu görüyoruz. Lalası veya Halil paşa olmasaydı Fatih istanbul’u alır mıydı bilemem ama zor gibi. Çünkü alınmasını anlatacağım ancak büyük taarruz ile oluyor}

7) İstanbul’a saldırılacağını anlayan imparator yardım istemiştir. Fakat peş peşe iki haçlı bozgunu yaşayan avrupada isteksizlik vardı hemde bizans ortadoksttu yani. Yine papa, ortadoks mezhebinin katolikliğe geçmesini istiyordu. Bu konuda anlaşılıp bir grup papaz İstanbul’a gitti. Fakat, koyu ortadoks papazlar ve halk bunu kabul etmediler. Papaya bağlanmaktansa Türklere teslim olmayı istiyorlardı. Tabi bu konuda el altından casuslarda çalışmaktaydı. İmparator Konstantin binbir oyunla mücadele ediyordu. Şehri korumak ve çarpışmaya karar verdi.

8) İstanbul muhasarası için hareket edildi. 60 öküzün çektiği dev toplar şehrin belirli noktalarına getirildi. Osmanlılar yaklaşık 80-100 bin civarındaydı. Bizanslılar ise bazı askeriye destekler ile kuvetini artırmıştı fakat ziyade daha düşük 15-20 bin civarındaydı. Belki daha da azdı. Fatih çarpışma öncesi şehrin teslimini yoksa herkesin öldürüleceğini söyledi, red cevabını aldı

9) Karadan top atışları ve yapılan hücum başarısız olmuştu. Yine denizden papanın gönderdiği 3 ceneviz gemisine karşı başarısız bir savaş yaşanmıştı. Daha büyük ve yüksek gemilere sahip ceneviz gemileri, osmanlı donanmasını püskürtecek ve şehre yardım getirecekti. Fatih, kaçıp üstüne doğru gelen osmanlı gemisine karşı hiddetlenmiş, atını denize sürerek adeta denize girmiş, baya da ilerlemiştir.

10) Akşamında dedikodular başlamış, eğer bu şekilde destek gelirse şehrin alınamayacağı konuşulmaya başlanmıştır. Halil paşa, imparatorla görüşüp 70 bin altın karşılığında şehri bırakmayı önerdi. Papa ve haçlıların gelmesinden endişe etse de, lala Zaganos ve diğerleri devam etmek istemişlerdir. Sonradan haliçe karadan gemi taşınmasına karar verilmiştir.{daha önceden yazdık, Halil paşa çıkarları doğrultusunda istanbul’un alınmasını istemiyor. Ayıca yine gelecek bir haçlı ordusundan oldukça çekiniyor. Lala Zaganos’un ise açık konuşalım gözünü mevki bürüdüğü çok belli. Halil paşaya karşı sürekli gazı Fatihe verdiği gibi, onu devirmenin tek yolununda İstanbul’un fethinden geçtiğini iyi biliyor. Eğer bir çekilme gerçekleşirse, Halil paşa muhtemelen tam yetkili ve devleti kontrolüne alacağından korkuyor vs.}

11) Cenevizlilerden zeytinyağı alınıp+domuz yağlarıyla gemi iskeleleri ve kızakları yağlanmış ve bu gizli tutulmuş. Gemiler (60-80 gemi) bir gecede kızaklar üstünde Halice indirilmiş. Sabah gemileri gören Bizans askerleri çok şarşırmışlar ve endişelenmişler. Çünkü o tarafa fazlaca asker bırakmadıkları için orayada asker getirmeleri gerekmiş. {bu gemi hadisesinde tabi birçok tartışma var. Efendim kimisi yok derken, kimisi uçuk fikirlerle titanik boyutunda gemileri tasvir ediyor. Kimi görüşte gemilerin tepede yapılıp aşağıya indirildiğidir. Tabi olayın bir gecede olamayacağı belli bu durumda. Tabi durumun çok hızlı ve bir gecede olduğu tahmin edilirse, gemilerin kaydırılıp çekilerek Haliç’e indirildiğine inanır çoğu kişi. Tabi ben lisedeyken bizim tarih hocası öyle bir anlattı ki bize benim aklıma o kocaman ticaret gemileri geldi, efendim o kadar mesafe nasıl lan falan dedik yandan mehter marşları çalıyor eheheh. Sonra baktık ki taşınan mesafe oldukça kısa bir mesafe. Birde gemilerin şimdiki bildiğimiz gemilerle pek ilgisi yok tabi ki. Kaldı ki osmanlı donanması gemilerinin, dünyada denizcilik yapan diğer gemilerden neredeyse yarı yarıya küçük olduğu söylenebilir. Yani olaya yoktur da demeyelim küçülterek, titanikleri dağdan da indirmeyelim marşlarla. Belli boyuttaki küçük gemileri, zekice bir manevrayla Haliçe indirip orada da bir köprü kurmuşlardır.}

12) 6 ve 12 Mayısta yapılan iki taarruzda sonuç vermeyince Fatih, son kez elçi gönderip şehrin teslimini istemiş. Bizans kralının hazineleriyle beraber Mora’ya gitmesine ve oranın bırakılmasına, halkın canına kast edilmemesine, isteyenlerin eşyalarıyla gitmelerine, kalanların istedikleri gibi yaşayabileceklerine vs. anlaşma önerilmiş. Fakat Osmanlı tarafından satın alınan birçok devlet adamı ve casusların propagandalarına rağmen imparator Konstantin bunu kabul etmeyip ölene kadar şehri savunacağını söylemiş {heaaa demek ki dansöz oynatıp, türkleri kazığa oturtmaktan ve et yiyerek “nıhahahahah” diyerek gülmekten başka imparatorların bazıları halkı ve şehri için savaşıyorlarmışta. Ayrıca bizde anlatılan, daha doğrusu ne yazıkki muhafazarkar tarihçilerin anlattığı tarihte Halil paşa satın alınan, işbirlikçi, hain olarak nitelendirilirken ha unuttum bir Mason olarak nitelendirilirken, niyeyse Osmanlının satın aldığı Bizanslı devlet adamlarından, casuslarından propagandalarından bahsetmezler. Çünkü bu Bizans oyunudur, onlar yapar biz yapmayız tabi canım biz yapmayız. Çünkü biz milliyetçilikle anlı şanlıyız, dinimizde müslüman olduğu için bu tip aşağılık şeylere girmeyiz. Bunları şerefsiz hristiyanlar ve casusları olan Bizanslılar yapar gavur onlar, biz yapmayız mnkym}

13) Şehir çok sıkıştırılınca Macar elçiler gelmiş. Jan Hunyadın naiblikten düştüğü, yeni imparator eğer kuşatma devam ederse rumeliden saldıracaklarını söyledi. Fatih elçileri geri göndermedi. Yine Papa ve Venedik donanmalarının Sakıza vardığı öğrenilince toplantı yapıldı. Halil paşa birçok haçlı seferini ve Yavuz’u gördüğü için “kuşatmayı kaldıralım” dese de inatla, Fatih durumu değerlendirip top yekun bir hücum istedi ve “ya ölürüm, ya alırım” dedi. {Daha önceki yazıları okuyanlar için yazmıştım, Fatih burada çok ilginç bir karar veriyor. Normalde kendisine saldıracak bir Macar ordusu, yine kendisine gelen Papa ve haçlı ordusunun yanında askerlerin huzursuzluğunu da ekleyince bu kararı almasının ilginçliği anlaşılıyor. Şunu söylemek gerekir ki bundan önceki kuşatmalarda da bu durum yaşanmış ve padişahlar kuşatmayı kaldırmıştı. Peki neden Fatih bu kadar zor durumdayken son bir taarruz yaptı? Başarısız olacağında sonuçları kendisinin muhtemel ölümü, osmanlının dağılması olduğunu görüyoruz. Burada tabii ki Fatihin ne kadar büyük bir asker, komutan olduğunu görüyoruz. Sonradan görülecek seferleri, azmi inanılmaz tabii ki. Fakat İstanbul’un alınmasında en önemli etken bana kalırsa Halil paşayı ortadan kaldırmanın tek şartı olarak görmesi bana kalırsa. Halil paşa her ne kadar vezir olsa da, padişahtan fazla nüfuzu olan ve uzun yıllar tek başına ülkeyi yöneten, ülkenin en zengini, ,her yerde adamı olan bir insan. Fatih bile, kendisini iki kez tahttan indiren bu adamı öldüremiyor padişah olunca. Zamanını bekliyor, zamanı da işte İstanbul’un alınması. Tabi fırsat bu fırsat artık diyerek, o kadar hazırlıklar yapması, Bizans içerisinde çalışan satın aldığı devlet adamlarının propagandası, papanın “yardım ederiz ama katolik olursanız” cümleleriyle ortadoks tebaanın onlardansa müslümanların kontrolüne geçmek istemesi vs. diğer etkenlerde şehrin alınmasının önünü açıyordu.}

Kuşatmada Kullanılan Toplardan Birisi

14) Fatih, askerlere “şehrin binaları ve surları benim, gerisi sizin” (3 gün) diyerek ateşledi. Yağmanın serbest bırakılmasıyla oldukça hareketlenen askerler, top atışlarıyla üç gün dövülen surlara topluca hücum etti. Bizanslılar toplu hücumu okların uçlarına bağlanmış kağıt mesajlarla öğrenmişlerdi (osmanlı içerisindeki casuslarla tabii ki). Son hazırlıklarını yaptılar. Kiliseye gidip dualar ettiler. 29 Mayıs salı sabahı umumi hucum başladı.

15) Fatih, ihtiyat birliklerinide savaşa sürmüş kendisi de yeniçerililerle savaşa katılmıştır. Komutan Jüstanyin kahramanca savaşmış fakat yaralanınca geri çekilmiş, gemiyle sakız adasına taşınmış orada da vefat etmiştir. Dış surların geçiminde iç surlara Ulubatlı Hasan isminde bir yeni çeri ilk bayrağı taşımış orada oklarla burçtan düşerek vefat etmiştir. Daha doğrusu böyle söylenir. Fakat artık  ulubatlı Hasan diye birisinin olmadığını, bunun yakın dönemde halk tarafından uydurulduğu ortaya konmuştur. Fetih olayını şekillendirmek için birazda gazla yapılmış olsa gerekir. Ordunun şehri girmesiyle birlikler dağılmıştır. Bizans imparatoru Konstantin yine savaşırken ölmüştür. Bir kısım tarihçiler kaçtı falan demektedir. Kaçsa mnkym ilk gelen telifi kabul eder, Moraya hazineleriyle yerleşir osura osura yaşardı kardeşim. Halk askerler surlardan içeri girip yağma ve talana başlayınca, Ayasofya’ya koşmuş dualar etmiştir. Çünkü halk arasında bir inanç vardır o dönemde. Bir kahin şehrin ilerde Türkler tarafından ele geçirileceğini, surlara gelindiğinde gökten bir melek inip birisine imparatorluk verip onun sayesinde türkleri şehirden atacağını söylemiştir. Halkında aklı selim olanları bir kenara bırakırsak söylenen bu efsaneye inanmışlardır. {Benzer bir şekilde gökten atlar üstünde sakallı yeşil sarıklılar indirdiği müslüman alemininde de bu tip garip, hiçbir kanıt veya delil olmayan efsaneler vardır ve halkın bir kesimi de ciddi ciddi inanır bunlara. Ve neden bu tip efsanevi dini şeyler hep onu yayanların yanında olur. Biz haçlılarla savaşırız atlar üstünde dedeler gelip kılıç sallar, araplarla savaşırız atlar üstünde okçu sarıklılar ok atar bulutların arasında falan. Hadi haçlılarda savaşırken müslüman yardımcılar gökten indi, araplarla savaşırken neden bize indi de araplara inmedi? Tabi hep yenince iniyor, yenilince neden inmiyor hiç? Toplumların kendi kültür ve dinleriyle bağdaştırıp yarattıkları bu tip efsaneler, uydurma şeyleri duydukça benim o tarihtenten zaferden açıkçası midem bulanıyor kardeşim}

16) Üç burcu savunan Gridli denizcilerin olduğu yer ele geçirilememiş. Bu mücadeleyi takdir eden Fatih, gemilerle gitmelerine izin vermiş. Ayrıca şehirde olan Osmanlı şehzadesi Orhan’da kılık değiştirip kalabalığa karışmış. Fakat arandığını anlayınca surlardan atlayıp intihar etmiş, cesedi bulununca kellesi kesilip Fatih’e getirilmiş.

17) XI.Konstantin şehri canı pahasına korumuş, kaçma teklif edilse de surlardan girildiğinde kabul etmeyip savaşarak ölmüştür. Şehir bir gün yağmalanmış 50 bin esir alınmıştır {yine araya girip bilgi vereyim ele geçirilen bu esirler ne yapılırdı falan. bunlarla ilgili bir kural vardır. İşte aldığınız esirler karşılığı bir miktar para ödüyorsunuz devlete veya belli sayıda bir tane veriyormusunuz ney öyle birşey. Tabi benim söyliceğim olay cariye olayı. Ohhh mis gibi cariye sistemini kullanan Osmanlı devleti, savaşta esir alınanların köle olarak kullanılmasına eğer imparator karar verirse onları köle olarak kullanabiliyor. Tabi yakaladığın senin olduğu bu ortamda esirlerden kadın olanlar cariye olarak kullanılıyor. Dinimizde cariyeliğin kabul edildiğini görüyoruz. Sayısı varmı tam hatırlayamayacağım ama kişi cariyelerini istediği gibi kullanabiliyor. Yani ev işleri, çarşı işleri ve cinsel işlerde istediği gibi kullanabildiği gibi karısı da sayılmıyor. Yine cariyeler için müslüman kadınlardan istenen o kapanma tarzı şeylerin gerekli olmadığını görüyoruz. Eğer cariyeden çocuğun olursa, cariye serbest kalıyor genelde de sahibinin diğer karılarından bir tanesi oluyor. Yani hani derler ya yemede yanında yat amcoğlu tam o hesap. Tabi bir kişinin cariye olması için alınan esirlerin padişah tarafından köle olarak kullanılmasının izninin çıkması gerekiyor genelde çıkmış zaten. Ne güzelmiş o zamanlar, eskiyi mumla arayan bir kesimin iştahını kabartıyor olmalı, dine de uygun benim güzel insanlarım}. Askerler istedikleri kadar esir alıp yağma yaptılar bir gün boyunca. Ertesi gün cesetler yakılıp ortam sakinleştirilince Fatih atıyla şehre girdi. Ayasofya’ya gitti hemen. Orada papazlar ve halk ayaklarına kapandılar. Fatih patriğe ayağa kalkmasını söyledi. Halka istedikleri gibi yaşamalarını, haklarına artık helal gelmeyeceğini söyledi. Askerlere de yağma aşırıya kaçtığı için bunu durdurmalarını, itiraz edenlerin öldürüleceğini söyledi. Askerlerin bu karardan sonra oldukça mutsuz olduğu ve homurdandığı görüldü. {demek ki yeterince cariye alamadılar yazık}

18) İmparatoru soran Fatih onu arattı. Cesedindeki çoraptan tanınan imparatorun kafası kesilip Fatih’e getirildi. İmparatorun kellesi kesilip getirilince Fatih çok kızmış. Getiren askeri öldürtecekmiş neredeyse. Fatih kelleyi patriğe verip imparatora yakışan bir törenle defninin yapılmasını istedi.

Sonraki yazıya buradan

Fetret Devri

Önceki yazıya buradan

Osmanlı Devletinin Parçalanması – Fetret Devri

1) Yıldırım öldükten sonra Osmanlı şehzadeleri arasında mücadeleler başladı. Süleyman çelebi venedik ve cenevizliler ile anlaşıp rumeliye geçti. Peşinden Bizans ile anlaşıp bazı topraklar karşılığında onlarla da anlaştı. Oğlunu ve kızını onlara rehin vererek Edirne’de imparatorluğunu ilan etti.

2) Ankara’da osmanlının yenilmesine rağmen rumelide herhangi bir isyan veya dağılma yaşanmamıştır. Sebebini daha önce elli kere yazdık, ortadoksların müslümanların tebasında yaşamayı tercih etmesi önemli bir etkendir.

3) Macarlar ilginçtir fırsatı değerlendirip saldırmamışlardır. Çünkü o sırada papa bölümünde az çok değindik, avrupa yine karışık durumdadır. Papa, Sicilya kralını macarlara karşı kışkırtmaktadır. Bulgarlar hafif ayaklansa da hemen bastırılmıştır.

4) Babasının cesediyle Musa çelebi Bursa’da, İsa çelebi Balıkesir’de, Çelebi Mehmet Amasya’da imparatorluğunu ilan etti. Timur, Mustafa’yı alıp götürmüştür. Birde çok küçük bir kardeş var oda Bursa’da bulunmaktadır.

5) İsa ile Mehmet çarpışıyor. İsa yenilince Bizansa kaçıyor. Süleymanın isteği ile İsa çelebi oraya nakledildi. Çelebi Mehmet Bursa’yı aldı. Kaçan kardeşi Musa çelebiyide yanına aldı.

6) İsa çelebi, Mehmet çelebiyle dört kez karşılaşsa da hepsinde yenilerek yakalanıp en sonunda öldürüldü.

Musa Ve Süleyman Çelebi

7) Bunu gören Süleyman çelebi hızla anadoluya girip Bursa ve peşinden Ankarayı aldı. Amasya’ya çekilen Mehmet çelebi onunla başedemeyeceğini anlamıştı. Süleyman çelebi, Karamanoğlu topraklarına saldırdı. Karamanlarda başedemeyince Çelebi mehmetten ittifak istedi. Böylece Karaman, Çelebi Mehmet ve Musa bir yanda, diğer yanda da rumeliyi kendine bağlayan Süleyman çelebi vardı. Kendi yanında çok iyi bir vezir olan Ali paşa öldü, böylece Süleymanın kaderi değişecekti.

8) Fakat beyliklerin ittifakına rağmen Süleyman çelebiye karşı başarı sağlayamadılar.

9) Mehmet çelebi, Musa ile anlaşarak onu rumeliye karışıklık çıkarması için yolladı. Musa eğer orada savaşı kazanırsa rumeli imparatoru olacaktı.

10) Eflak kralının kızıyla evlenen Musa taraftarlar topladı. Telaşa düşen Süleyman, hemen rumeline geçti. Bunu fırsat bilen Çelebi Mehmette hızla Ankara ve Bursayı geri aldı.

11) Musa’yı yenen Süleyman, savaşı kazanınca Musanın peşini bıraktı ve onu takip ettirmedi. Artık kendisine rakip görmeyen Süleyman, kendini aleme ve içkiye verdi. Musa ise rumelideki beylerle anlaşıp onlara imtiyazlar vererek çalışmaktaydı. Askerleri toplayıp Edirne’ye dayandı. Durumu sarhoşken hamamda haber alan Süleyman kaçtı.

i) Bir kısım tarihçi Süleymanın haberi veren veziri tartakladığını, yeniçeri ağasının sakallarını kestirdiğini, bunun sebebiyle birçok yeniçerinin Musa tarafına geçtiğini, sonrada kaçarken bir köyde kafasının kesildiğini

ii) Bir kısım tarihçi kaçtığını, köyde yakalanıp bağlandıktan sonra Musa tarafında öldürüldüğünü

iii) Bir kısımda kaçıp, köyde tanınarak öldürüldüğünü

yazmaktadır. Sonuçta Musa, Süleymanı öldüren köylülerin hepsini köyleriyle beraber yakarak öldürmüştür.

12) Musa çelebi, Çelebi Mehmetle yaptığı anlaşmaya itibar etmeyip hükümdarlığını ilan etmiş 1410. Süleymanın yanında yeralan sırplara, çevre beyliklere saldırmış ve İstanbul’u kuşatmış. Bizans imparatoru korkup, rehin bulunan Süleyman oğlu Orhanı rumeliye göndermiş. Musa onu yenip gözlerine mil çektiriyor.

13) Manuel, çelebi mehmete başvurmuş mecburen. Çelebi Mehmeti rumeliye geçiriyor. Fakat Çelebi mehmet yeniliyor ve Bizansa kaçıyor. Sonradan tekrar birliklerini topluyor ve saldırıyor. Yine yeniliyor Musaya. Musa çelebi artık iyice güçlenince çevre birlikler ürkmeye başlamıştı. Çünkü Musa, babası Yıldırm gibi gaddar, cengaver ve cesur bir hükümdardı. Sırplar ve rumeli beylikleri Çelebi Mehmetin imparatorluğunu daha uygun görüyorlardı. Rumeliden de bu birliklerin katılımıyla iyice güçlenen Çelebi Mehmet sonunda Musayı yendi. Yakalanıp öldürüldü ve Çelebi mehmet imparator ilan edildi 1413

14) Fetret devrinde, savaşmaktan ziyade çıkar politikalarını ve ülke ilişkilerini iyi kullanan padişahların daha doğrusu iyi asker ve vezirleri olanın savaşı kazandığı görülüyor. Bizans imparatoru Manuel bu devri iyi kullanarak imtiyazlar almış, böylece devletin çöküşünü 50 yıl daha geciktirmiştir.

Sonraki yazıya buradan

I.Murad

Önceki yazıya buradan

I.Murad Ankara Savaşı Sonuna Kadar

1) Hamidlerden parayla alınan şehirler ve Germiyanın hem kızını hem toprağının alınmasıyla, Osmanlı devleti Karamanlılara iyice komşu oluyor.

2) Karamanlılara I.Murad kızı Melek hatunu veriyor. Karamanlılarsa Osmanlının rumelide yayılmasını ve Hamidlerin parayla toprak satmasını çekememiş. İleride sürekli sınırı aşıp Osmanlıya saldırıyorlar. “Karamanın koyunu, sonra çıkar oyunu” da buradan gelmiş hadi vereyim yine bilgiyi. Karamanlılar birçok yoldan yıpratıyorlar Osmanlı devletini. Sırpları kışkırtmaktan, haçlılarla işbirliğine kadar gidiyor. {tabi ne yazıkki yine bazı tarihçiler karamanlıların bu hareketlerini şerefsizlik, hainlik, gayri müslimlik, sebepsiz yere saldırganlık olarak özetliyorlar tarihte. İyide adamlar zevkine saldırmıyorlar ya kardeşim, o zamanların en büyük beyliğiyken bunun eriyip gittiğini görüyor Karamanlılar. Osmanlı gittikçe büyürken Karamanlılar doğuyla uğraşıyorlar. Ki en önemli etken, Osmanlının yeterince kuvvetlendiği zaman kendi işlerini bitireceğinin bilinmesi. Osmanlı tarihte çoğunlukla kendisine saldırmayana saldırmasa da, bu ilerde arap topraklarını almak için Karamanlılara saldırmayacağı anlamını taşımıyor. Karamanlılar her fırsatta saldırıyor, fakat birçok kez politika/müslümanlık/rumeli saldırıları bu beyliği kurtarıyor}

3) Karamanlılar kıpırdanınca, I.Murad bunların üstüne yürüyor. Tarihin akışını değiştiren savaşta iki tarafta da 70 bin askerin olduğu görülüyor. Fakat savaşlarda tecrübeli osmanlı komutanları ve yanlarındaki sırp, bizans, rum, bulgar kuvvetleri savaşın kazanılmasını sağlamış 1387. Karamanlılar asker vermeyi ve vergiyi kabul ediyor

I.Murad

4) İşte bu savaşla Anadolunun en kuvvetli beyliğini yenen Osmanlının sesi iyice duyulmuş

5) Bosna kralı, Karamanlılarla savaşan Osmanlıya karşı hemen harekete geçip macar, sırp, bulgar krallarıyla konuşuyor. Casuslarıyla bunu haber alan I.Murad hemen rumeline hareket ediyor. Bulgarlara uç beyleri birleşmemesi için saldırılar yapılıyor. Anadolu beyliklerinden askerler alınıp Kosovaya gidiliyor. Düşmanın daha fazla olduğu savaş kazanılıyor 1389

6) I.Murad galibiyetten sonra gezerken Miloş tarafından hançerleniyor. İşte hikayeleri var, kesinliği olmamakla beraber bırakın ben müslüman olucam deyip padişahın eteğini öperken hançerliyor deniyor vs. Tabi orda parçalara ayrılan Miloşunda Kosovada daha sonra türbesini yapıyorlar bizim türbenin karşısına sanırım. Ağır yaralanan padişah hemen çadıra götürülüyor. Devlet erkanınında kararıyla çadıra oğlu Yıldırım Beyazıd çağırılıyor ve padişahlık ona bırakılıyor.

7) Savaşta yine kahramanca savaşan büyük bir asker olan diğer oğlu Yakup düşmanı kovalıyor tabi o sırada. Dönüşünde çadıra çağırılıyor. Zafer sevinciyle çadıra giren Yakup Bey boğduruluyor.

8) 29 yıl hükümdarlık yapan I.Murad, 37 savaş yapmış ve hepsini kazanmıştır. Mükemmel bir komutan olup, avrupadaki karışıklıklardan fevkalade faydalanmıştır {söyledik karışıklıkları}. Osmanlı onun zamanında imparatorluk olmuştur.

9) Daha sonra imparator Yıldırım Beyazıd yenilenlerle vergi ve asker verme karşılığı anlaşmıştır. Ayrıca kızı Marya yıda almıştır.

10) Anadoluda I.Murad ın ölümüyle isyanlar çıkmıştır. Karamanoğlu başta, Hamid, Aydın ve Germiyanlarda katılıyorlar. Yıldırım hepsine ayarı verip vergiye bağlıyor. Bu seferlere sırp askerleri ve bizans askerleride katılıyor.

11) Macar kralı bulgarlarla işbirliği yapıp ayaklanıyor. Bunların üstüne giden Yıldırım bulgarların başkentini alıp ortadan kaldırıyor.

12) V.Yuannisin ölümüyle, oğlu Manuel topuk yaparak İstanbula gidiyor. Yıldırım kendisinden izin alınmadığı için istanbulu bahaneyle muhasara ediyor 1391

13) Anadoluda yine karışıklık çıkıyor. Kadı Burhaneddin ile mücadele oluyor. Yıldırım, oğlu Çelebi Çehmeti oraya gönderiyor. Amasya, Tokat, Merzifon, Osmancık dolayları alınıyor, Çelebide orada kalıyor 1393

Sonraki yazıya buradan

XIV.-XV. y.y. Osmanlı-Bizans İlişkileri

Önceki yazıya buradan

XIV.-XV. Osmanlı-Bizans İlişkileri

1) 1261’de latinlerden geri kalan İstanbulda durumlar pek iyi değildi. Vergilerden halk bunalmış, Anadolu ve rumelideki yerler elden çıkmıştı. Denizde Venedik ve Cenevizliler kontrolüyle geçiyordu. Karada da soldan Macarlar, sağdan türkler kan kusturuyordu.

2) 1282’de imparator yardım için İlhanlılara kardeşini veriyor biliyorsunuz. İlhanlılar da, batı kıralı o sırada ölünce “kızı alırım gerisine karışmam” diyerek olaya noktayı koyuyor. Bu sırada katalan denilen denizcileri çağırıyorlar. Fakat bunlar genelde hırsızlardan oluşan serseri bir birlik.

3) Not atmamışım sanırım, İspanya kralı işi bitince bunları Bizansa gönderiyor. Oda bunalmış zaten. Katalanlar başarılar kazanıyorlar Türklere karşı. Fakat adamlar ele geçirdikleri yerleride yakıp yıkmaya yağmalamaya başlamışlar heh heh. Bizans iparatoruda Türklerden çok “ulan bunlar banada saldıracak mnkym” diyerek tırsmaya başlamış. Komutanlarını çağırtıp öldürtmüş. Bunu haber alan Katalanlarda trakyayı yakıp yıkmış, Atinayı ele geçirip burada Askeri Demokrasiyi kurmuşlar 1311

4) Latinlerin tekrar işgal tehlikesinin yanında, Papa da Venediklileri ve Fransa kralını İstanbulun fethi için iknaya çalıştı (ulan bu papa varya). Böyle bir ortamda batıdan destek alamayan Bizans impratoru Osman gaziye karşı direniş gösterememiş. {yani Osmanlı daha yeni yeni yayılırken Bizans çok zor durumda}

5) Daha öncede örnek verdiğim yer. İmpratorun torunu genç Andonigos taht kavgasını kazanıp tahta geçmiş. İznike yardım için Orhan gazinin üstüne yürümüş. Fakat Palekenon savaşını kaybetmiş. Bizansta moraller sıfıra inerken, Genç Ando hüngür hüngür ağlamış deniyor 1329

6) 1337’de İzmit kaybediliyor. Büyük bir gelir kaynağı olan izmitin gelirlerinin kesilmesi çok koymuş.

7) Baktıki olmıcak “napalım lan” demiş imparator. Kızını Orhana, diğerinide Bulgar kralına vermiş. “Bari demiş müttefikim yapayım”.{bilmeyenler için, Bizans bu tarihlerde bizim müttefikimiz olmuş. Demek ki, bizim filmlerdeki gibi müslümanları kazığa oturtup, şarap içip, et yiyerek dansöz seyretmekten başka geçmişte bir süre müttefiklerimizmiş}

8) Sırp kralı Duşan bakmış iş yok Bizansta, yardırmış rumeliden 1340

9) Genç Ando 1341 de ölmüş. Yine taht kavası çıkmış.

10) Taht kavgasında Kantakuzen’e Aydınoğlu Umur bey yardım etmiş. Fakat kıyılarına saldırı olduğu için artık yardıma gelemeyeceğini söylenince Kantakuzen ümitsizliğe kapılmış.

11) 1345 te Umur bey Kantakuzene “amcoğlu Orhan bey mert adamdır git ondan yardım iste daaaa” demiş. Oda yardım istemiş.

12) Orhan gazi 5-6 bin asker ile Bizansa yardım edip, Edirneyi geri almış ve Bizansa geri vermiş. 1346’da daha önce genç Andonun kızıylada evlenen Orhan, Kantakuzenin Teodora isimli kızıylada evlenmiş.

13) Orhan gazinin askerleriyle beraber istanbulu kuşatıp imparatorluğunu ilan ediyor Kantakuzen. Yine Orhan gazi 1347 de beraber sırplara karşı savaşıyorlar.

14) Fakat “müttefik ayağı, göt ayağı” (bknz. Benan Pastacı: “kardeş ayağı, göt ayağı”) diyen Kantakuzen, Papadan yardım istemiş 1353. Tabi yine başı sıkıştıkça kayınpeder Orhandan da yardım istemiş. Bulgarlarla savaşta yardımlarından dolayı Geliboludaki Çimbi kalesini Orhana vermiiiiiş.{ilk defa rumeliye çıkıyoruz böylece}

15) Kantakuzen “ulan ben bunlara bu kaleyi verdim ama, bunlar yarın birgün bana saldırır allahım neyapayım” diyerek Orhandan kaleyi geri istemiş. “Anadoludan başka yeri vereyim demiş, para vereyim demiş.” Orhan gazi “kaleyi sen hediye ettin amcoğlu tamam vereyim, ama Geliboluda biz savaştık burdan çıkmam” deyince Kantakuzen hemen topuk yapıp Bulgarlardan ve Macarlardan yardım istemiş. Onlarda “ulan lavuk daha 6 yıl evvel sen bunlarla beraber olup bizle savaştın sikerağğ ulan” deyince öyle kalmış Kantakuzen.{Burda notumu atayım, gördüğünüz gibi bizim ilerlemizin yönünün neden Bizans olduğu. Orhan gazi yine iyi bir komutan ve diplomat olduğu için nerdeyse Bizansla hiç kılıç savaşı yapmadan onun yanında yeralarak “biz size yardım ediyoruz” “biz size bişey yapmıcaz baaaaak aldık edirneyi size verdik baaak” diyerek kobrayı hazırlamışlardır. Bizansında taht kavgalarından dolayı büyük kozlar verdiklerini I.Murada kadar görüyoruz. Sonrasında aynı avantajı Fetret devrinde bize kullanmışlardır onuda yazacağız}

16) Kantakuzen bu şekilde alenen sıçıp, rumeliye türkleri kendi eliyle sokunca, öbür varis Yuannis halkı ayaklandırıp imparator oluyor. 1355

17) Bununda papucu yemeyince Orhanla iyi geçineyim diyor 10 yaşındaki kızını Orhanın oğlu Halil’e nikahlıyor

18) Türkler geliboludan “ulan buraları bize tehlikelidir” diyerek Çorluya doğru yayılıyorlar.

19) Yuannis yine kederlen latinlerden yardım istiyor. Papa ya gidiyor. Papa tabi anasının gözü olduğu için pek yüz vermiyor. “Tamam, mezhebinizi değiştirin yardım edelim” diyor (şerefsiiiiz). {tabi burda Bizans nekadar çaresiz görüyorsunuz. Ortadokslara acıyorum açıkçası hep eziliyorlar bu dönemde. Düşenide kullanıyorlar tabi} 1361

20) Macar kralının yardımıyla geliboldan türkleri atıyorlar. Fakat burda da yine mezhep çatışması yaşanıyor (1367) Yuannis yapacak bir şey olmadığını görünce Papanın yanına gidip Katolikliği kabul ediyor 1369. {şimdi bilmeyenler için yazalım yazdıkmı lan yoksa. O dönemde din kavramı çok farklı arkadaşlar. Toplumlar liderleri hangi dine mensupsa o dini kabul ediyorlar. Yani kral “ben taşa tapıyorum” deyince, halk “yaşa kralım taşa tapıyoruz” diyerek onun benimsediğini hemen olmasada benimsiyorlar. Yani papa, “Bizans impartorunu Katolik yapayım da, gerisi gelir” diyor, tabi kazın ayağı öyle olmuyor}. Fakat İstanbuldaki halk buna itaat etmemiş ve şiddetle karşı çıkmış. Neden karşı çıkıldığını yazdık biliyorsunuz. Katolik nefreti iliklerine işlemiş ozaman. {Efendim tabi Yuanniste neyapsın. Türklerle iyi geçinsemde, bunlar az çok bana yine saldırıp topraklarımı alacak diyor, yardım arıyor ümitsizce}. Avrupada sürekli yardım için dolansada bişey elde edemeyince gerisin geri gelip Osmanlı hakimiyetini tanımış ve asker vermeyi kabul etmiş (I.Murad zamanı 1373)

21) {Hah burasına dikkat, kuvvetli liderin zayıf rakibine karşı yaptığı hareketi görüyoruz, burda ondan faydalanıp nasıl bir damla kan dökmeden neyapıyor bakın I.Murad}. Yuannisin oğlu Andronikos ile I.Muradın oğlu Savcı bey buluşup “dayıoğlu biz neden imparator değiliz, bizim neyimiz eksik” deyip muhtemelen birbirlerini adabazarlı gibi gaza getirerek isyan ediyorlar. Tabi, I.Murad üzerlerine yürüyüp bunları yeniyor ikisinide ele geçiriyor(1375). I.Murad şehzade Savıcının ve Yuannisin gözlerine mil çektiriyor. (mil çektirmek, yani kızgın demir bağlı kişinin gözlerinin önüne getirilir. Büyük oranda su olan gözler, ısı sonucu kurur ve belli bir süre sonrada eriyip akar) Tabi bir farkla, Bizans prensini tam kör yapmayıp istanbula gönderiyor. Savcıyıysa daha sonra hemen öldürtüyor. Neden? belki ilerde kullanırım diye  yazacağım ehehe

22) Venediklilere borcu olan Yuannis ödeyemeyince karşılığında Bozca adayı ve Tenedosu onlara veriyor. Tabi Cenevizliler ayar oluyor buna, hemen plan yapıp gözlerine mil çekilen (tek gözü gören Andronikosu) kaçırıyorlar. Oda imparatorluğunu ilan edip Bozca adayı Cenevizlilere veriyor (1376). {bakın şimdi}. I.Murad, Andronikosu destekleyip asker gönderiyor tabi bir miktar toprak karşılığında. O da imparator olmak için tamam diyerek yardımı kabul ediyor. Yönetimi ele geçirip babasını ve kardeşini hapse atıyor, I.Murada da istediklerini veriyor. Tabi Venedikliler bu olaya kızıyor hemen plan yapılıp 1379 da Yuannisi ve oğlunu kaçırıyorlar. Bunlarda I.Murad a gidiyorlar. I.Murad istekleri doğrultusunda onlara busefer destek olarak onu imparator yapıyor Smiley Tabi vergi ve askerde var. Yıldırım daha sonra körü ve oğlunu Selanik valisi yapıyor ilerde (1390)

23) 1390 Ekimde Yıldırım anadolu seferine çıkmış, yanında Bizans imparatorun oğlu Manuel ve askerleriyle. Sefer dönüşü Yuannisin ölüm haberini duyan Manuel, hemen istanbula geçmiş. Yıldırım kendisinden de izin istenmeyince sinirlenip istanbulu kuşatmış. Kuşatma 7 ay sürmüş. O zamanda sur yıkacak topların daha kullanılmadığını düşünürsek açlıktan şehrin alınması planı işlevsel görünüyor

24) Avrupadan yardım isteyen Manuele yardım eden çıkmamış. Napacaz falan derken Timurun gelişi ortaya çıkıyor. Timurun gelişinin sebepsiz olduğunu söyleyen muhafazakar tarihçilerin dedikleri tabiki doğru değil. Hindistan ve dolaylarını zapteden doğunun türk impratoru Timur, Osmanlının büyük ilerlemesini görmüş, ilerde kendisinede tehlike yaratabileceğini düşünmüş, İstanbulunda alınmasıyla dahada tehlike yaşanacağını anlayıp şehir ele geçmeden anadoluya girmiştir. Amacı, Osmanlıyı dağıtmaktı. Neyse, Timur doğudan gelince Yıldırım mecburen anlaşıp askerleriyle doğuya yöneldi. Bizans imparatoruyla ağır şartlarda anlaştı. Asker ve vergi ile beraber, 700 evlik bir müslüman mahallesi, müslümanların haklarının korunması, şeriat mahkemesi için kadı tayini, 2 cami konularındaki anlaşmaları kabul ettirdi. {tabi ilginç, osmanlı zayıflayınca aynı azınlık haklarını avrupalılar istiyor hatta şimdi bizden isteniyor}

25) 1425’e kadar Manuel imparatorda Bizans bu tarihe kadar ayakta kalıyor. Timur çöküşü yarım asır geciktiriyor yani

26) İmparator, Ankarada Yıldırım esir düşünce hemen istanbuldaki türkleri kovdu, islam mahkemesini kapattı ve Timuru tanıdığını ilan etti.

27) Tekrar nefes alan Bizans, Osmanlıdaki taht kavgalarını iyi kullanmışlardır. Çelebi Mehmeti, rumelideki Musa çelebiye karşı kışkırtmıştır. Mustafa çelebiye yardım etmiş vs. çelebi mehmetin oğlu II.Murad imparator olunca bu sefer Mustafa çelebiyi rumeline gndererek ortalığı karıştırmıştır. Mustafa çelebi Edirne ve gelibolu dolaylarını almış, fakat sözünde durmayıp Bizansa geliboluyu vermemiştir. Bunun üzerine Bizans, II.Murada başvurmuş, rumeliye geçmesi ve yardım için iki oğlunu rehin istemiş kabul edilmemiş tabi. Cenevizliler fırsat bu fırsat deyip II.Murad ile anlaşımışlar (vergi alınmaması, imtiyazlar) ordusunu rumeliye geçirmişler. Rumelide zafer kazanan II.Murad tam rahatladık derken, Bizans elindeki öbür Mustafayı anadoluya geçirmişler. Onuda yenen II.Murad sonunda olaya noktayı koymuş. Bu haberi alan Bizans kralı kalp krizi geçirmiş ve ölmüştür ehehe 1425

28) Yeni imparator, II.Murad ile vergi ve asker verme karşılığında anlaştı

29) Macarlar ve haçlıara karşı Varna savaşı kaybediliyor, sebebi yardıma gidememeleri. Osmanlı askerini Bizans ve Venedik gemileri karşıya geçirmiyor. { ya burası tam net değil bilen açıklayabilir yani kafam gitmiş sanırım. Ama burda boğazda bir engelleme var. Birde Osmanlının anadolu ve rumeliye geçişlerdeki bu taşıma olayına rağmen denizlerde bişeyler yapmamaları yine çok ilginç. Tabi çok daha eski ülkelerden çekinip onları kiralamışlardır ama kardeşim yani orduyuda geçirecek kadar donanma yapılır daaa}

30) Artık istanbulu almak isteyen Fatih, 1453 29 mayısta şehri alıyor. İmparator XI. Konstantin kendi devlet adamlarının bin türlü hıyanetine rağmen sonuna kadar şehri savunmuş ve askerlerinin başında ölmüştür.

Bunlar genel bir yazıdır, ayrıntıları ilerde yazıcam.

Sonraki yazı için buradan

Orhan Gazi

Önceki yazıya buradan

Osmanlının kuruluşu – Orhan Gazi

1) 6 Nisan 1326’da Bursa teslim olmuş. Kale kuşatılmış, komutalarıyla anlaşma yapılıp şehir savaşmadan alınmış. Keremin daimi yeri olan Bursalılara karşı Orhan gazi diğer şehirlere uyguladığı taktiği uygulamış. Şehir lideriyle konuşmuş, eğer savaşmazlarsa şehre ve insanlara zarar vermeyeceklerini söylemiş. Halkın istedikleri dinde, istedikleri gibi yaşabileceklerini, istemeyenlerin alabildikleri eşyalarla şehirden gidebileceklerini söylemiş.

2) İlk akçe burada basılmış 1327

3) Kocaeli’nin gerisi Sapanca ve etrafı alınmış. Karamürseli, Kandırayı alan komutan Akçakoca buraların beyi olmuş.

4) İznik kuşatılmış. Bunu engellemek için Bizans imparatoru gemiyle gelmiş. Orhan ile ünlü Palekenon savaşı yapılmış. Geçen sanırım 4 ay evvel NTV tarhi dergisinde savaşın geniş ayrıntısı ve günümüzdeki geçilen yolların resimleri falan vardı merak eden okuyabilir. Neyse yenilen imparator zor kaçmış. Genç imparator savaş sonrası hırsından ağlamış

5) Yardım gelmeyince İznik komutanı şehri yine aynı şartlarla teslim etmiş. Gerçekten de halkına zulüm yapılmayan Bursa’da, İzniklilerin çoğu gitmemiş. {not atayım yazdık, bir adamın Bursa ve İznik’i nasıl aldığını gördük. Yine ne yazık ki okuduğumuz kitaplarda buraların şehri verme sebebinin müslümanlıktan ve kurandan etkilendikleri için oldukları söyleniyor. Ne alakası var kardeşim, hiç insan ikinci sınıf vatandaşı olacağı halde şehrini başka dinden olanlara verir mi? Yüzyıllardır ellerindeki şehirler bunlar. Veriyorlar çünkü yapacak bir şey yok sebepleri ana maddelerler yazarsak 1) Bizansın zayıflığı 2) katoliklerden korku (rumeli tarafları için) 3) Dinlerini istedikleri gibi yaşama özgürlüğü 4) Halka zulüm yapılmaması. İşte bu ana etkenlerin yardımıyla bunuda gören Orhan ve I.Murad rumelide ve andoluda Bizans topraklarını çok rahat ele geçirmişlerdir. Misal yine ilerde yazacağım, rumelide artık kendi başlarına bırakılan Bizans ve ortadoks tebasını gelip kesen katoliklere (ki kendi dinlerinden olsada farklı mezheplerden oldukları için) karşı tek tutunacakları dalın kendi dinlerini yaşamalarına izin veren Osmanlı olduğunu gördükleri için, seve seve hatta şehirleri vermişlerdir. Orhan gazide bu şehirleri yakıp yıkmayarak hem askerden kazanç, hem de en azından düzenli bir şehir almış. Buralara göç ile anadolunun değişik yerlerinden insanlar getirip, buradaki halktan da ayaklanabilecek asker/lider kökenli insanları anadoluya götürmüşlerdir}

6) İzmit, 1331’de kuşatılmış. Şehre yiyecek ikmali engellenmiş. Tabi o zaman büyük toplar falan yok anca böyle. 6 yıl sonra şehir açlıktan ve sefaletten teslim olmuş. {e yani burada görüyoruz yine. Bursa İznik efendim müslümanlığın ışığında aydınlanıp şehirleri verirken, İzmit vermemiş. Sakın yapılacak bir şey olmadığını görüp, ölmektense verelim demiş olmasınlar}1337

7) 1354 Ankaradaki karışıkları fırsat bilip ele geçiriyorlar

8) Yine not atmışım devlet erkanını. Kararların Divandan alındığını söyleyelim. Divana padişahta katılır, vezirler maliye zartı zurt gelir ülke meseleleri, giderler halkın istekleri seferler artı/eksi tartışılırdı. İlk defa daimi askerler bu zamanda alındı. Beyin yanında olan bu askerlerin kara birliklerine yaya, atlılara müsellem denildi. {yine not, o zamanlarda düzenli ordu yok. Daha doğrusu daimi ordu yok. Çünkü beslemesi barınması zor. Avrupa ise zaten kargaşa içerisinde ezilmekteler biliyorsunuz. Osmanlıysa İlhanlılardan, Selçuklulardan gelen devlet yapısını devam ettirip yeni bir impratorluğun temelini atıyorlar. Karşılarında bu sebeple düzensiz, kendilerine karşı sayıca üstün orduları savaş taktikleriyle, üstün komutanlarla hep mağlup ediyorlar.}

Devamı için buradan

Osmanlının Kuruluşu

Önceki yazıya buradan

Kayı Boyu – Osmanlının Kuruluşu

1) Moğol istilasından kaçan Türklerden kayı boyu Ankara batısına ve yakınına yerleşmişler.

2) 1250’li yıllarda Ertuğrul bey Söğütü alıyor ve Seçuklu sultanı burayı Ertuğrul beye veriyor {yine not atayım o zamanlarda komutanlar veyahut oğulları sefere gidip ele geçiriyorlar toprakları. Sultanda ele geçirdiği yerler için genellikle oraları o beye veriyorlar. Yani o beyin toprakları yine sultana bağlı devam ediyor. Tabi ne zamana kadar? Güç devam edene kadar. Selçuklular güçten düştüğü zaman bu beyler bağımsızlığını nasıl ilan ediyorsa, ilerde biliyoruz ki Osmanlı zayıfladığında sırplar, makedonlar, araplar, ermeniler vs. de kendi bağımsızlıklarını ilan etmek istiyorlar. Yani dünya güç dünyası dayı. Birde işte misal Seçuklu zayıfladığında beylikler başlarına buyruk hareket edince Osmanlıda kel değil onlarda etmiş işte. Osmanlı zayıfken isyan edenler heleki milliyetçilik ve cumhuriyet ayaklanmalarıyla yani onlar hain, şerefsiz biz 1300 yılında zayıflayan Selçuklulardan koparken efendim ne güzel. Bu bakış açısınıda anlamıyorum. Tamam Osmanlı o topraklarda zulüm yapmamış olabilir, ama sana bağlı bu topraklar tarihte hep hristiyan toprağıydı zaten özlerine dönmek istemeleri bence normal. Arap olayına ise hiç girmiyorum}

3) Ertuğrul 1281 veya 1288 de ölüyor

4) Küçük oğlu Osman veyahutta Otman başa geçiyor. {yine yabancı yazarların Ottman veyahutta Otman dediklerini görürsünüz. Malumunuz ismi kesin olarak belli değildir bu sebeple yabancılar Osman değil Otman der bakabilirsiniz} Amcası Dündar, daha önce bashettiğimiz içgüdüyle “ben bey olacağım laaayn” diyerek isyan ediyor. Fakat Osman anasının gözü, hemen amcasını yakalayıp öldürtüyor (1298)

5) Sakarya sınırlarını, Eskişehiri alıyor. Aşiret beyliğinden Uç beyliğine geçiyor böylece Selçuklularda {boyutlarına ve kuvvetlerine göre beyliklerde derecelendirilmekte o zaman}

6) Yarhisarı alınca, başkasına verilecek olan kızı kaçırıp,yani alıp oğlu Orhana nikahlıyor (1299)

7) Selçukluların çözülmesiyle iyice rahatlanıyor. Bilecik alınıyor ve burası merkez yapılıyor.

8) Bizans taraflarına saldırıldı. Fakat merkezden yardım gelen kaleler iyi direniyor alınamıyor bazıları

9) İznik kuşatılıyor. Alınmaya çalışılıyor tabi zor göl kıyısı ve bataklıklar var kuşatılıyor o sebeple

10) Bizans hükümdarı tırsıp “ulan bunlar geliyorlarda geliyorlar” diyor, “dur diyor hacı ilhanlılardan yardım istiyim” (moğolardan). Kardeşi Marayı gelin olarak onlara gönderiyor. Lakin, Moğolların batı hükümdarı ölmüş, ülke karışık durumda. Zaten çok uzakta olan Bizans umursanmıyor.

11) Ayrıca Bizansta taht kavgası başlıyor. Buda onları zayıflatıyor, buda Osman gazinin haliyle işine gelmiş.

12) 1320’de idare Orhana geçiyor. Orhan gazi, ilhanlıların hakimiyetini kabul ederek icraata devam ediyor.

13) Osmanın kaç karısı var bilinmiyor, 6 erkek bir kızı oluyor. Orhan dışındakiler ellerindeki toprakları işleyerek vakıflar ile geçinmişler.

14) Orhan beyin okuma yazması olmadığı biliniyor. {Tabi bir söylenti var ama yazmıcam onu çünkü başka bir kitaptan doğru olmayabilir. Burda yine kendi yorumumu yazayım gençken okuduğum osmanlının kuruluş amacı diye bir kitap vardı. Osmanlının dini yaymak, kafirleri dize getirmek için kurulduğu ve müslümanlarla savaşmaktansa, hristiyanlarla savaştığını anlatıyor. Tabii ki hristiyanlarla savaşmak ve dini yaymak bir etken görünmekte fakat kaçıncı dereceden? Okuma yazma bilmeyen beylik liderlerinden bahsediyoruz, henüz yıl 1300 lerde. Yani o zamanı, o zamanın koşularıyla düşünürsek ben pek dinle bir ilgisi olduğunu düşünmüyorum batıya fetihlerin. İlerde yine yazıcam, fetihlerde dinden ziyade stratejik bir hamle var. Yani misal yine okuduğum başka kitapta cümle aynen şu; “Osmanlılar sağ tarafta olan Moğollarla veya müslüman tebayla uğraşmaktansa, Allahın indirdiği kuranı kerimi yaymak için, allah yolunda sol tarafa yönelmişlerdir”. E şimdi dayı olmuyor. Burda amacım müslümanlığı aşağılamak değil, fakat bence bu şekilde yazan kişi tarihin yorumlamasını kendi dinine göre yapıyordur. Okuma yazma bilmeyen beylerin ki büyük ihtimal kuranı okumamışlardır haliyle nekadar müslüman kabul edebiliriz? Geçtim 1300 yılını, 1923 te cumhuriyet kurulurken türkiyedeki okuma yazma oranına bakarsanız nedemek istediğimi anlarsınız zaten. Sadece bizde değil, bütün hristiyan camiada da aynı şeyin yani dinini bilmeyen, okumayan bir toplumun1300 lerde olduğunu görmekteyiz. Yani lafı uzattım, Osmanlının ilerlemesi din adına olmaktan ziyade (tabiki o tarihler için) stratejik sebep için.”İlhanlılarla uğraşmaktansa” değil onlara zaten vergi ödeyip hakimiyetlerini kabul ediyorlar daha küçük beylik ne İlhanlısı, ikincisi beylikler arasında en güçlüsü Karamanlılar misal “onlara müslüman, onlara saldırmayayım” ile ilgisi yok, o zamanda onlara nasıl saldırsınlar çok zayıf beylik. Onlara saldırmaktansa, toprağın bulunduğu batıda iyice zayıflayan Bizans topraklarına saldırmışlardır ve çoğu yeri savaşmadan almışlardır. Yani bunu belirtmeyip “din adına sefer” düzenlemek benim için doğru değildir}

Sonraki yazıya buradan

Rum İmparatorluğu Giriş

Önceki yazıya buradan

1200-1261 Rum İmparatorluğu

1) 1210’a kadar Selçukluların saldırıları sonucunda bunalım, Moğolların istilasıyla bir rahatlama yaşanmış 🙂

2) II.Lanj, 1195’te kardeşini tahttan indirip kendini imparator ilan ediyor. 1201’de eski imparatorun oğlu kaçıp Venedikteki IV.Haçlı ordusuna başvuruyor, “bana yardım edin lan” diyerek. Buradan da şehri haçlılarla geri alıyor.{yalnız kitap anlatmamış ben burdan bilgiyi paylaşayım yine. Şimdi bu haçlı seferi çok önemli bir sefer. Varis bizans prensi haçlılardan yardım istiyor tabi imparator olmak için. Papanında gazıyla ilerde de isteklerini yerine getiririz dayı diyerek şehir alınıyor. Fakat şöyle bişey oluyor ki; o haçlı ordusu şehri aldığı gibi bırakmıyor. Katolik olan papa ve ordusu, ortadoks olan merkez istanbulu yağmalıyorlar. Tam anlamıyla yani. Zaten doğu roma imparatorluğu olduğu için güzel birşehir kabul edilen istanbuldaki zenginlikleri gören haçlıların serseri guruh takımı ne bulurlarsa yağmalıyorlar. Ayasofyadaki altın şeyleri falan söküyorlar ki bazı parçalar şu an vatikandadır. Neyse efendim hatta kilise Ayasofyaya hayvanları soktukları, ötesi kadınlarla ilişkiye girdikleri de yazılmakta. Yani yapılmayacak ne varsa yapılmış. Sonrada gerisin geri heralde yağmadan sonra birde üstüne sigara yakarak dönmüşlerdir. Burası kırılma noktası çünkü arası zaten bozuk olan katolik ve ortadoks mezhepleri özellikle ortadokslar, haçlılardan da katoliklerden de nefret etmişler. Onları hırsız soyguncu olarak gördükleri için bu kin oluşmuş. Yine kırılma noktası çünkü bu kin sayesinde İstabulun alınmasına da, Osmanlının ilerlemesine de vesile oluyor anlatacağız}.

3) Latinler, 1204’te şehri işgal edip latin iparatorluğunu kuruyorlar. {Hemen haçlılardan sonra gelen hırsız mal kafalı latinlerin emrine giren Ortadokslar kafayı yemiş olmaılar. }

4) 1261′ de şehir tekrar geri alnıyor.

1300’lü Yıllarda Anadolu

1) Selçuklular çökmüş, Bizans çok zayıflamış durumda. Selçukluların uç beyleride, Moğollara vergi vermeyi kabul ederek kendi başlarına hareket etmeye başlıyorlar

2) Doğudan batıya göçler oluyor {sebep malum Moğol istilası ara ara}

3) Beylikler kuruluyor. Germiyan, Eşref, Hamidoğulları, Saruhan, Menteşe, Osmanlı vs. kuruluyor

4) Moğol valileri vergileri topluyorlar, isyanları bastırıyorlar

5) Beyliklerin Osmanlıyla münasebetleri oluyor haliyle. Kimisi sürekli savaşıyor, kimisi topraklarını satıyor, kimside “veriyorum al amcoğlu” diyor.

6) Ankara savaşından sonra bazı beylikleri Timur geri veriyor. Fakat osmanlı toparlandıktan sonra buraları geri ele geçiriyor.

7) Çoğu beyliğin taht kavgasına girdiği için yokolduğunu görüyoruz. {daha öncede dedim, efendim ben iyi hristiyanım, müslümanım, yok ben çok iyi candaroğullarındanım işlemiyor. Yok dayı, taht ve ihtiras herşeyin önünde buralarda. Çocuklar, kardeşler amcalar kendi imparatorluğu için ayaklanıyorlar. Kral ve impratorluğun soyundan gelenler halk tarafından kutsal göründüğü için (bizim içinde hristiyanlar içinde) bir padişah veya bey kardeşi çocuğu “ben imparatorum lan” dediğinde halk onuda takip ediyor sonuçta ülkede kargaşa ve bölünme yaşanıyor. Tabi 1300 lü yıllardan bahsediyoruz bu zamanlardaki dine ve topluma bakışı görebilmek lazım. İlerde açıklayacağım ara ara}

Devamı için buradan

Anadoluya Giriş

Arkadaşlar uzun zaman evvel tarihle ilgili bir yazı yamıştım kitabıda açıklayacağımı söylemiştim. Kitabı bitirdim, maddeler halinde dönüp notlar aldım baya uzun. Yazacağım dediğim için yinede yazayım diyorum üşensemde. Okuyan olursa, ben takip ediyorum der ise devamınıda yazacağım. Belirttiğimiz gibi ilk cilt 1071-1453 yılları arası avrupa ve osmanlıda durumu anlatıyor. Hızlıca not aldığım için bazı yerlerde tarih veya yorum hataları olabilir söylenirse düzeltiriz fakat tekrar belirteyim bana burda boşa yazdırmayın, okunursa yazıcam yani. Evet başlayalım yerlerinize oturun, ha birde okurken bune lan demeyin kitap ayrı ayrı ele alarak olaylara ve tarihsel gelişimlere bakış açısı getirmiş. Okuduğunuzun ayrıntısını ilerde göreceksiniz, hepsini okuduğunuzda o dönemin gözünüzün önünde canlandığını zaten anlayacaksınız;

1071-1308 Anadoluya giriş ve olaylar:

1) 1071 Alparslan Malazgirt savaşıyla girişi yapıyor

2) Alp’in komutanları hızla anadoluda yayılarak şehirleri ele geçiriyor. Bir komutanın oğlu, Süleyman İznik’i alıyor (1080). {9 yılda en batıya gelmiş}. Saldırılan yerlerde pek zulüm yapılmıyor, zaten adamlarda pek mukavemet gösteremiyor

3) 1095 yılında haçlı ordusu geliyor. Kudüsü’de alıyorlar (1095). Haçlıların seferleri başlıyor. Bu surette Bizans, İznik’i geri alıyor.

4) II.Kılıçarslan’ın ölümüyle, Selçuklular bölünüyor(1192)

5) Latinler İstanbul’u işgal ediyor (1204) İznik ve Trabzonda rum impr. kuruluyor.

6) Harzemşahlar moğollardan kaça kaça anadoluya geliyorlar (1226). Selçuklu hükümdarı Moğolların hakimiyetini kabul ediyor (1237)

7) 1243’e kadar, Moğollar şehirleri yakıp yıkıyor. Buna karşılık hiç mukavemet gösteremeselerde Selçuklu, Eyyübi, Artukiler, Harzemler falan yinede birleşmektense, kendi aralarında savaşmayı yeğliyorlar.

8) 1242’de Moğollar Erzurumu alıyor. Süt emen erkek bebekler dahil öldürülüyor ve şehir yakılıyor.

9) 1243 Sivas’ta Selçuklular yeniliyor. Kayseri yağmalanıyor, şehirdeki bütün erkekler öldürülüyor. Moğol komutanı Baycu, Azerbaycan’daki karargahına hayvan, köleler, hazinelerle geri dönüyor. {Burada şunu belirteyim, Moğolların taktiğide dünyada o zaman nekadar etkili bakmak lazım. Hani hep kafamızda toprak alma var, görüyoruz yani işte erzurumu aldık gittik onu aldık ala ala gidiyoruz. Fakat unuttuğumuz, aldığını şehri elinizde tuttuğunuzda şehrin bir yönetim sorunu oluyor. Yani yargıç ile adalet, öğretmen ile eğitim efendim aklınıza ne geliyorsa kanalizasyonundan, yollarına, dinlerine, mezarlarına kadar birsürü şeyiyle uğraşmak zorunda kalıyorsunuz. Özellikle o zamanın büyük devletleri bu merkezlerine çok uzaktaki yerleri ele geçirmektense, çoğu devlet gibi oralardaki ülkeyi yenip haraca bağlamayı veya Moğollar gibi oradaki ülkeyi yenip hem haraca bağlamayı veyahutta şehirleri gezerek yağmalayıp öyle öyle devam etmeyi kendileri için avantaj görmüşler. Moğollar böylece şehirle uğraşmaktansa zaten zenginleşmiş şehire giderek yağmalayarak oraları gezmiş}

10) Selçuklu hükümdarı ölünce Moğollar ülkeyi üç hükümdarın yürütmesine karar veriyor. Artık Selçukluların çok zayıfladığı, özde değil sözde devlet olduğunu iç ilişkilerine karıştırdığından görüyoruz. 1249

11) 1279’a kadar kargaşa, Moğol zulmü devam etmiş. Vergisini veremeyene yine saldırmışlar, yağmalayıp şehrileri talan etmişler. Selçuklular bunlara hiç mukavemet gösteremediği için Selçukluların uç beyleri artık kendi kedilerine hareket etmeye başlıyorlar1289

12) 1308 selçuklular tarihe karışıyor. Moğollar ülkeye valiler tayin ederek beylikleri kontrol ediyor.

Devamı için buradan