Adam Olamazsın

Bu çocuk yetiştirme konularının uzay bilimi haline getirilmesi çok eskilere dayanır. Sürekli bir karmaşanın, bilinmezliğin serpiştirildiği “sen bilmezsin” cilik eski modalardan. Halbuki insanoğlu üremeye başlamış ve bu çocuğu birileri bir şekilde büyütmüştür. Çok eskilere gitmeden bizim neslin yetiştirdiği çocuklardan bir halt olmayacağını tahmin ediyorum. Niye derseniz bizim nesilden bir halt olmadı biz de öyle yetiştirildik de ondan. Elbette istisnai şeyler olacaktır lakin karakter tanımı, paraya, insana, topluma ve ülkeye karşı bakış, sorumluluk vb. kavramlar açısından bir halt olmayacak. Yine bir halt derken bilim adamı da olur, sanatçı da olur, çok büyük paralar da kazanabilir. Bu başka bir şey fakat bizim kuşağın en büyük özelliği bencilliğidir, egoizmidir. Bu da yakın geçmişteki kuşaklar ile açıklanabilir.

Cumhuriyetin kuruluşunda ve peşi sıra gelişiminde doğanların çocuk yapmaya başladığı 1945-60 arası yıllarda doğan çocuklar, 1960 darbesinin özgür üniversite, eğitim, sendikalaşma, grev, sosyal haklar vs vs. ilkeleri ile büyüdüler. Devrimci düşünce (ister sağ ister sol olsun-yanlış anlaşılsın veya anlaşılmasın) kişileri etkiledi. Bireyselcilikten ziyade bu kuşağın ülke için öne çıktığını, ülkenin sorunlarını kendi sorunları gördüğünü vb. rahatlıkla söyleyebiliriz. Zaten bu yıllarda yetişenlerin yarattığı ortam, ülkemizde son kez özgür bir yapıda yaşam sürmemizi sağladı. Fakat 60-75 doğumlular (yani anne babamız yaklaşık) yine değişen eğitim sistemi ve çatışmalardan dolayı yine elbette devletin de şekillendirmesiyle, anne baba olduklarında bireysel aile yapısına döndüler. Bizi dünyaya getirdiklerinde düsturları “vatana millete hayırlı olsun, etliye sütlüye karışmasın, işine baksın, parasını kazansın, siyasi ideolojilere yanaşmasın, aman sessiz sessiz takılsın” oldu. İşte bu mal, kendi çıkarından başka bir şey düşünmeyen, sadece bireysel eğitimi ve işine odaklanarak tek gayesi para kazanıp banka hesabı açan veya 15.evini alan dönem yaşıtlarımızın ülke demokrasisi, adaleti, cumhuriyet değerleri, haksızlıklar, eleştiri vb. kültüründen komple uzak bir şekilde yaşadı. Sonuçta bu mal nesilimizin bencilliği o denli yükseldi ki, saydığım toplumsal kıstas ve değerler için en küçük bir eleştiri, eylem, grev, gösteri bile yapamadıkları ömürleri sonunda haliyle elindeki toplumsal değerleri kaybetti. Çareyi de toplumun her kesiminin kaybettiği değerleri para ile kendisini/ailesini kurtarmakta bulmaya başladı.

cocuklar-tablet-mi-sokak-mi-tercih-ediyor-1000x566.jpg

Arkadaşı haksız bir şekilde kovulduğunda, tutuklandığında veya zorbaca baskı yediğinde ucuz bir “üzüldük” cümlesi sonrası öğlen çayını içip, aslında içinden “iyi ki beni kovmadılar ben işime bakayım” diye geçirdi. 80-90 doğumlu bu bencil ve umursamaz nesilden sonra değerlerin kıymetini daha iyi kavrayan bir 90-2000 nesli geldi. Hımbıl gördüğümüz alt nesil bugün bizim neslimizden daha iyi eleştiri yapıyor belki. Daha fazla devlet yönetimini, adaleti, haksızlıkları gözlemliyor. Neyin nasıl yapılacağını bilmedikleri, grevin, milli ekonominin, devrimciliğin D’sinin kalmadığı ortamda belki twit atarak gösterdikleri mücadele kimine göre gülünç gelebilir. Fakat önemli, hem de çok önemli.

Bizim kuşağımızın anne-baba olup çocuk yetiştirdiği günümüzde ailelerin çocuklarını nasıl gördüklerine de ibretle şahit oluyoruz. Bütün çocuklar özel ve üstün zekalı olabiliyor, altına sçsa “bakın bku burada” diye Kaşıkçı Elması gibi bize sunacaklar. Laf söylenmediği gibi artık çocukları sevemiyorsunuz bile. Bizim neslimiz, çocuklarını hiç dövmemek ile cezalandırmamak ile övünüyor. Dövmüyor ve cezalandırmıyor çünkü kendisi gibi mal edeceği çocuklarının ellerine tablet/telefon verip susturuyor. Çocukların gelişimi, oyun ihtiyacı, sosyalleşmesi vs. ile ilgili bir şey mi söyledin bu ebeveynlere? “Bekara karı boşamak kolay” cümlesinden sonra dünyanın geniş global çerçevesinden girip, yazılımın gelecekte para edeceğine atıf yaptıktan sonra bütün çocukların böyle olduğunu söyleyerek aklama telaşına düşüyorlar. Çocuklarına laf geçirmeyi azarlamayı geçtim azar yiyor, korkuyorlar. Okula koşarak gidip “benim çocuğa bağırmışsınız hocam” veya “hocam benim çocuk anlayamıyor demişsiniz belki siz anlatamıyorsunuz?” gibi duyduğu veya okuduğu iki felsefe cümlesiyle o geçmişteki bencil ve toplumsal kaygılardan uzak bünyesini kusuyorlar. Yani ne alakası var efendim? Bilgisayar verdik, tableti var, elbiseleri yeni, yüzme kursuna gidiyor, akşam keman, hafta sonu bale, servis özel okul paraları cabası. Hiç bu çocuk anlamaz olur mu? Yahu babası benim anası burada!

Bu ebeveynler bir kez olsun 30 bine yakın para verdikleri özel okuldaki öğretmenlerinin, niçin 2500 tl civarında maaş alıp 35 saat derse girdiğini sorma ihtiyacı duymazlar. Çünkü toplumsal aptallıkları ve umursamaz bencillikleri geri dönülemeyecek noktaya ulaşmıştır. Bizim çocuk adam olacak özel okula gönderiyoruz.

Hani eski bir hikaye vardır. Yıllar sonra çocuk büyür de vali olunca babasını yanına çağırtır. “Baba” der “Sen bana adam olamazsın dedin ama bak gör şimdi vali oldum”. Babası da yüzüne bakıp “Ben sana vali olamazsın demedim, adam olamazsın dedim” diye lafı sokar.

Olmaz abi olmaz boşa uğraşma. O çocuk senin aynan aslında sen olacak. Bencil, umursamaz, yükselmek için yanı başındakini ezen, zorbalığa sesini çıkartmayan, ilk fırsatta daha iyi bir ülkede yaşamak isteyen insanlardan birisi olacak. Hedef 2020 doğumlular belki. Ülke çöktüğü için nasıl bu hale geldiğimizi bilerek yetişecekler. Belki, şanslıysak daha güzel günlere bizi onlar götürecek.

Saygılarımla.