Benimde Bir Aslanım Vardı

Sivas Suşehri’ndeyiz. Benim ilkokula yeni başladığım dönemler. İşte “Ali topu at, tut Ali sıkıysa tut bakalım” fişleriyle uğraşıyoruz. Jandarma karakolu şehirden 3 km falan uzakta bir yerde. Karakolla şehir arasında ilkokulumuz vardı Cengiz Topel ilkokulu. Yıllar sonra burayı araştırmıştım. Lise yapılmış, şimdi ise yıkılmış okulum. Affetmemişler yani yine vermişler balyozu.

Cengiz Topel Girişi

Karakol sanırım gittiğimiz yerlerdeki en güzel karakoldu bizim için. Ön tarafında çok büyük bir bahçesi vardı. Meyve ağaçları, kayısı, ceviz ağaçları vardı. Çimenlerde hoplaya zıplaya yazın oyun oynardım. Zaten şehre uzak olduğumdan arkadaşım pek yoktu. Kendi kendime oyunlarımla ünlüydüm annemin gözünde. Tavla taşı savaşı, yataktan kanepeye serbest uçuş, soğuktan donmuş su birikintilerine dikey dalış falan. En son terlik güreşi yaparken evdeki neredeyse bütün terlikleri telef ettiğim için bezdirmiş olmalıyım ki bahçeye salıverilirdim.

Alt kattaki astsubayın küçük oğlanla pek anlaşamazdık. Benden küçüktü zaten ama çok yalan söylediği için ona kızardım. Mesela havuzda kağıttan gemi yapardık yüzdürürdük. Onun gemi batınca koşup annesine gemiyi benim batırdığımı falan söylerdi. Yakalamaca oynarken yere düştüğünde annesine benim bilerek yaptığımı söyleyince iyice nefret etmiştim oynamıcaktım artık onunla.

Hacı oynamayacaktım da kiminle oynayacaktım adam mı vardı? Ne yapacaktım? Askerlerle şafak mı sayacaktım anasını satayım. Gerçi askerlerde o zaman mermi çekirdeğini telle örme modası falan vardı onları yapardık pehey be. Ehem neyse konuyu uzatmayayım işte bu can sıkıntısında iki tane yavru köpek getirdiler karakola. Birisi simsiyah kara kafalı biriside sap sarı bir köpek. Çocukluk işte siyah olana ben AT ismini koydum. Sarı olanına da kabaran boynundan dolayı ASLAN ismini koydum.

Bütün yaz bu iki köpek benim en yakın dostum olmuştu. Sopa atardım getirirlerdi. Su birikintilerine dikey dalışları beraber yapardık. Sırılsıklam olmuşluğum çok vardır bu sebeple. Babam ben çok sıkıldığım zaman bir askere emir verir onunla kuş avlamaya da giderdik karakol dışına. Ben çekemezdim lastiği ama asker abi çektim mi tak tak kuşları indirirdi. Şimdi tabi yaptığımız çok kötü bir şeymiş diyebilirim ne diyim? Avladığımız kuşları köpeklere getirir onlara verirdim. Baya baya yiyorlardı öyle hatırlıyorum.

İşte gel zaman git zaman kış gelip geçti ve yine bahara giriveridik. Bizim jandarma devriye kaza yapan bir mercedesten şüphelenip arayınca bagajında eroin paketleri bulmuşlardı ama öyle böyle değil bir sürü. Babama adam söylediğine göre çok yalvarmış. “Buradan 20 aile ekmek yiyor yapma komutan etme” demiş. “Sana para ayarlayayım, astsubaylara ömründe kazanacağın parayı vereyim” demiş. Tabi bizim peder ülkenin dürüstlük emsali olduğu için kabul etmemiş! Tutmuş tutanağı koymuş işleme hacı. Affetmemiş yani. İşte o mercedesin içinden teyibi çalınmıştı birde. Bizim peder astsubayları toplayıp “işlem yapmıyorum, yarın odama bırakın yoksa hepinizi yakarım” demiş, ertesi gün teybi masasında bulmuştu. Ne zamanlardı..

Bir gün askerin birisi çok kötü dayak yeyince bizim pedere şikayet etmişti bir astsubayı. Oda bu henüz yeni birliğe gelen 20 yaşındaki delikanlıyı uyarmıştı dayak konusunda. Fakat askerler yine dayak yiyordu ben görüyordum. Şehre gelen kaymakam olmadığı için babam kaymakamlıkta yapıyordu ayrıca. Kaymakamlığa da sık sık giderdi. İşte bir gün kaymakamlığa çıktığının hemen peşinden astsubay askerleri aşağıya dizmiş başlamıştı bahanelerle çat çut dövmeye. Tam askerlere dalarken bizim peder bir sebepten geri gelmesin mi bölüğe 🙂 Askerlerin durumundan olayı anlayan babam küplere binim astsubaya dalmış, silahını almış, içeride tıkmıştı çocuğu. Burayı anlattım önemli çünkü.

Çok anı var bozmayalım uzamasın. Köpeklerle yeni oyun sığınağımız olmuştu bu kaza yapan mercedes. Karakola getirilmişti öyle duruyordu evin yanında. Köpekler altına saklanır ben yakalamaya çalışırdım falan. Bizim komşu astsubayın gıcık ve yalancı oğlan bizle oynamazdı. Bu kıskanç çocuk köpekleri de hiç sevmediği gibi onlara taş falanda atardı bazen. Köpekler hep benle büyüdüğü için hiç kimseye hırlamaz ısırmazlardı gerçi ama köpek işte abi. Biz yine arabada yazın etrafında oyarken bu çocuk gelip sebepsiz yere benim sarı Aslanıma taş atmaya başladı. Atıyor vücuduna geliyor atıyor kafasına geliyor falan. Atma diyorum yok arkadaş. Artık bitanesi acıttıysa demek ki bu hırladı artık çocuğa. Ufaklık bir topuk yaptı ki sorma.

Bizim bu yalancı ve gıcık çocuk hemen babasına gidip “sarı köpeğin kendisine saldırdığını ve ısırdığını” söylüyor. Babası da “vay benim çocuğuma nasıl saldırır köpek demek kudurmuş ben şimdi sorarım” diyor ve hışımla ayağa kalkıyor. Ben yorulup oynamayı bırakmıştım ki iki asker ile beraber o askerleri döven ve yakın bir zaman önce pederin nezarete attığı astsubay geldi. Sarı köpeği soruyorlar. Bende saf saf “buralarda galiba çağırayım mı?” dedim. Kabul ettiler beraber köpeği aradık ama ben olayı hala anlayamadım.

Aslanım beni görünce yine oynamak için yanıma koşmuştu. Hemen askerler atıldı üstüne köpeğin. Astsubay “böyle olmaz ip bulmamız lazım” dedi. Ben olayı halan anlayamadığımdan ne olduğunu merak ediyordum. Askerlerden bir tanesi sonunda “astsubayın çocuğunu ısırdığı için köpeği vuracaklarını” söyledi! Onlara köpeğin bir şey yapmadığını benle beraber olduğunu anlatmaya çalışsam da beni dinlemiyorlardı. Hemen koşarak karakola babama haber vermeye gittim ama yoktu anasını satayım. Kaymakamlığa gitmişti. Hızla koşarak eve gittim. Annem benim telaşımı görünce endişelenmişti. Peşimden de asker gelmişti zaten. Olayı yarı ağlamaklı anlattım anneme. Annem her zamanki kararsızlığıyla “Ben ne yapayım oğlum saldırmış baban gelince konuşuruz” falan diyordu.

Asker “yapacak bir şey yok yenge ip var mı sizde?” diye birde sormuştu. Annemin ipi verip vermediği hatırlamıyorum. Anneme kızıp aşağıya koştuğumu hatırlıyorum. Askerler ipi bulmuşlardı. Köpek kuyruğunu sallıyor ve etrafına bakıyordu mazlum mazlum. Belki ne yaptığını anlayamıyordu belkide başına gelecekleri hissediyordu. Korkuyordu ama bu çok açıktı. Ben daha fazla dayanamayıp hüngür hüngür ağlayarak askerlerin yemekhanesine gittim. Ahçı asker “bunun insanlığa sığmadığını, köpeğin kimseye bu zaman kadar hiç havlamadığını” diğer askerlere anlatıyor bir yandan da benim gözyaşlarımı siliyordu. Biraz yatışmıştım ki silah sesi geldi bir el. Ben başladım yine ağlamaya. Ön bahçeye gittim koşarak. Siyah köpek ortalıkta yoktu onuda öldürmesinler diye kovalıcaktım.

Askerlerin yanına döndüm. Ama bir arayış var askerlerde. Ne olduğunu anladım sonra. Köpeği bağlamışlar, astsubay ateş etmiş ama köpek kurşunu yiyince can havliyle ipi koparmış ve kaçmıştı. Astsubay askerlere küfür ediyor askerler koşturuyordu. Herkes köpek arıyordu bölükte. Sonra ahçı asker abi kazan dairesinden çıktı. Bana baktı “içeride yaralı girme istersen” dedi. Ben koşarak içeri girdim. Baktım kenara kıvrılmış yalanıyor. Sağ arka bacağından kalçada bir delik kan akmış beni görünce yine kalktı seke seke geldi yanıma. Ben sarıldım boynuna ağladım sevdim. Askerler yine geldi ayırdılar bizi. Aslanım inlerken kucakladı birisi dışarı çıkardı. Mutfağa götürdüler beni. Teselli ediyorlar ama yok. Bir kola açtılar fırlattım kolayı. Baktım ahçı abide ve bütün mutfaktaki askerler ağlıyor benle beraber…

Bölük Önü

Silah sesi duymadım hatırlamıyorum artık oraları. Köpeği bağlayan askerler geldi. Onlarda bitmiş. Babama gelince olayı hemen anlatmıştım. Babam “ne köpeği skerler köpeği” edasıyla olaya yaklaşmış fakat ben ağlayınca üzülmüş biraz esip gürlemişti ama ne fayda tabi.

Tamam ağlayıp yalanlar söyleyen çocuğa kızgınım hala ama çocuk neticede. Fakat vuranı hiç affetmeyeceğim. O astsubayı hatırlıyorum genç çocuğu. Bir şeyler yapmak isteyen, gücünü kanıtlamak isteyen, askeri sebepsiz döven, küfür eden ve masum bir hayvanı gözünü kırpmadan öldüren o delikanlıyı…

Sonradan köpeğin nasıl kaçtığını düşünmüştüm. Öldüreceği köpeğin kafasına bir kurşunla hızlı bir ölüm getirmek istememişti astsubay. Hayır, bağlı olan duran evcil bir köpeği sağ kalçasından vurmuştu. Sanırım hemen öldürmek istememişti. Belki iki üç kurşunda yavaş yavaş ölmesini istedi. Canlı bir hedef tahtası gibi kim bilir?

Ertesi gün bağlayıp vurdukları yere gittim askerlerle gömmek için. Dili sarkık yan yatmış vaziyetteydi. Karnına ve hemen yanına iki kurşun daha yemişti. Son kez başını okşadım, uğurladım aslanımı…

Ve bir daha hiç köpeğim olmadı, istemedim..

Nereden aklıma geldi bu anım şimdi. Zor yazdım anlatmayalı uzun yıllar geçti. Silmişim artık hafızamdan neredeyse. Şimdi her anı aklımdan tekrar hatırladım. Sanırım hayatımdaki büyük travmalardan bir tanesi oldu benim için. Yazıyı yazarken ağladım ve zor yazdım kelime bozuklukları için kusura bakmayın tekrar okumayacağım çünkü. Hatırladım çünkü bir film izledim. Yine o yaşlarımdan bir çocuğun köpek dostluğu falan.

Öyle çok inanılmaz değil gerçi ama izlenir. Doğa ve yayla havası isteyenler sevecektir. Elbette çocuk köpek dostluklarını bilenler her daim farklı tadacaklardır bu sevgiyi.

Sevgiyle kalın canlıları sevin hacı. Öldürdüğümüze hayat veremiyoruz o zaman canlılarında hayatlarını almaya hakkımız yok sanırım. Hoşçakalın.