Yılbaşı Kutlamaları

Arkadaşlar geçen yılbaşında yazacaktım ama fırsat bulamadığım için yazamadım. Bu sene de her zamanki gibi bir kaç yerde saçma sapan şeyler okuyunca yılbaşı kutlamaları ile ilgili bazı bilgiler vermek istedim. Noel nedir, yılbaşı kutlamaları nedir, ne zaman kutlanır, günaha mı giriyoruz vb. sorularınızın yanıtını alacağınıza eminim.

İlkönce son 10 yılda hortlayan “ben yılbaşı kutlamıyorum” ile başlayan ve kutlayana yadırgarcasına bakışlar atan kişiler için önden cevabımızı verelim; Yılbaşını kutlamanın din ile ilgisi yoktur! Dolayısıyla kutlama yapmanız sizi günaha sokmayacaktır hiç merak etmeyin.

Bazı basit tabirleri bir birine karıştırarak toplumsal olarak ayrışma gerçekleştirmek amacıyla uydurulan şeyler olduğunu düşünüyorum. Günümüz bilgi çağı olsa da bilgiyi bulmak ve anlayabilmek için nasıl bulunacağını bilmek gerekmekte. Sosyal medya saçmalıklarında gördüğünüz bir çok şey doğru değildir. En basitinden Noel nedir mesela?

Noel bir hristiyan bayramıdır. Müslümanlık gibi farklı farklı mezheplerin farklı tarihlerde kutladığı bayramın adıdır diyelim. Peki neyi kutluyorlar? Hristiyanlar için son peygamber olan İsa’nın doğumunu “Noel Bayramı” olarak kutlarlar. Noel latince “Natalis” kelimsinden gelmektedir ve anlamı “doğum” dur. Başta ABD bir çok ülkede de bu güne “Christmas” denmektedir. Benzer şekillerde anlamı “gönderilen” veya “kutsal gün” olarak kabul edilmektedir. Bildiğiniz takip ettikleri dinin peygamberinin doğumunu ve kendilerine getirdiği vahiyler için kutlama yapmaktadırlar.

mere-noel-pere-noel-sexy-fetes.jpg

Tarihte Noel ilk olarak Batı Roma İmparatorluğunun hristiyan olmasından sonra gerçekleştirilen İznik Konsülü’nde (M.S.325) İsa’nın doğumu için kabul ettikleri tarih olan 25 Aralık’ta kutlanmıştır. Doğu kiliseleri ise bu tarihi kabul etmeyerek 6 Ocak’ta Noel Bayramı’nı kutlamayı tercih etmiştir ki bunun asıl sebebi Batı-Doğu kiliseleri arasındaki çatışmadan ileri gelmektedir. Onuda yakın bir zaman sonra yazacağım Papalık Tarihi serimde okuyacaksınız.

Bunlaaaar Hristiyanların Oyunlarııııı

Sermaye dünyası 1850’lerden sonra kapitalizm ile birlikte Noel Bayramı’na da elini atmıştır. Tarihte pagan geleneği olan “çam ağacı süsleme” geleneksel hale getirilmiştir. Peşi sıra bu gün için efsanevi bir kişilik (Noel Baba) yaratılarak bayram uzatılmış yok şekerleme, yok duvar süslemesi, yok efendim herkese oyuncak ve hediye vay efendim “Noel Baba’nın geyiklerine süt bırakalım acıkmışlardır” türü saçmalıklar vs. bunların hepsi “Noel Bayramı” düşüncesini daha tüketime yönlendirmek için yapılmış şeylerdir.

Yine Noel Bayramı, kapitalist ekonomi için tüketim çılgınlığı ile birleştirilerek anlamının yitirlmesine muhafazakar Hristiyanlar tepki göstermiştir. Yani şaşıracaksınız ama muhafazakar Hristiyanlar “kardeşim bu dini bir bayram ağaçtı, geyikti Noel Babaydı maymun ettiniz başka dindekilerde bizim yaptığımızı yapıyor bu bizim bayramımız yapmayın değerlerimizi yozlaştırmayın” demiştir. (Ya sadece muhafazakar Müslümanlar söylemiyor bunu hacı amca). En büyük eleştiri “Noel Baba” simgesinin İsa’nın önüne geçirildiğidir. Neyse biz gavurları kendi tartışmaları ve sıkıntılarıyla başbaşa bırakalım.

“Yılbaşında O Güne Özel Malzeme Alıp Kutlama Yapan Dinsizdiiiir!”

Cami İmamı

Evet Noel Bayramı’nı anladık sanıyorum arkadaşlar. Şimdi Yılbaşı Kutlamasını anlatalım;

Yılbaşı Kutlaması hemen hemen bütün toplumlarda “Kullandıkları Takvime Göre” yıl bitiminin “Son Günü” kutlanan geleksel (dini değil) bir gündür.

Bir çok ülke kendi takvimlerine göre yılbaşını çeşitli etkinliklerle kutlar, eğlenir ve yeni yıla iyi dileklerle girer. Çin’de Ocak sonu gibi “Yeni Ay” gününde kutlanır ve eğlenceler düzenlenir. İran’da ve bazı türklerde “Nevruz” olarak ilkbaharın başında kutlanır. Tayland mesela Nisan ortasında kutlar ve geleneksel kutlama yapar.

Bunların dışında “Dini Takvimlere Göre” yeni yılda kutlanır. Yahudiler kendi takvimlerine göre Eylül sonu yeni yılını kutlar. Müslümanlarda ise Hicri takvime göre bu tarih başlangıcı “Hicret” ile başladığından bu günü kutlamazlar. Aslında günümüz müslüman ahalisinin “yılbaşında hicret oldu nasıl eğlenelim” düşüncesi de buradan gelir. Lakin şunu belirtelim kullandığımız Miladi Takvim olduğu için Hicret çok nadir yıllarda 1 Ocak gününe denk gelecektir. Yani 1 Ocak günü Hicret olmadı arkadaşlar Hicri Takvim’e bakacaksınız.

Best-Happy-New-Year-Pictures.jpg

Peki Osmanlı Devleti’nde bu nasıldı. Kısaca bunuda anlatıp konuyu kapatalım. Osmanlı Devleti’nde ay yılına göre düzenlenen Hicri Takvim 1840 yılına kadar kullanıldı. Lakin bu yıldan sonra bir takvim daha kabul edilerek iki takvimli siteme geçildi (Güneş yılına göre Rumi Takvim). 1700’lerden itibaren ise resmi belgeler ile Osmanlı Devleti’nde yılbaşının hafif eğlenceler ile karşılandığını görmekle beraber 1850’lerden itibaren kuvvetle büyük şehirlerde eğlenceler dünzenlenmekte ve yeni yıl karşılanmaktadır.

Artık geçtiğimiz takvime göre yeni yılın başı zaten Hicret’e denk gelmemektedir. Zaten gelseydi Ramazan’ı hep aynı aylarda kutlardık arkadaşlarım güzel kardeşlerim.

Toparlarsak yeni yıl kutlamaları ile Noel Bayram’ı farklı şeyler olduğunu anlattık. Birisi dini bir bayram iken diğeri Yeni Yıl kutlamasıdır.

Sorulması gerek soru neden son 10 yıldır bunu kutlayanlara karşı böyle garip bir tepki verilmektedir. Bunun sebebi muhtemelen geçilen Miladi Takvime verilen bir tepki midir artık geri zekalılık mıdır bilmiyorum. İsteyen kutlar istemeyen kutlamaz arkadaşlar. Sen Kuran okuyarak gir bırak ötekisi dansöz oynatarak girsin berikisi noel babaya sarılsın. Bırakalım artık şu saçma sapan şeyleri lütfen.

Ha kültür yozlaşması yaşıyoruz diyorsanız kıçınıza giydiğiniz kotta, çocuğunuzun makarnasına sıktığınız ketçapta, ailecek gittiğiniz sinemada batı kültürüdür zaten. Din bir günde yıpranacak veya kurtarılacak bir olgu düşünce de değildir. Geniş çaplı felsefik bir kavramdır. Yaşam ile iç içedir. Bu tür şekilci uygulamalar ile yıpranacak ise anladığınız dinde bir sıkıntı var demektir.

Sen medeniyeti elinde tutaydında onlar deveye bineydi elince hurma yiyeydi güzel kardeşim.

Herkese yeni yılında sağlık ve mutluluk diliyorum hoçakalın..

Reklamlar

Nerede O Eski Bayr..

Bayram gelir  güzel temiz elbiseler giyilir. Yaşlılara ziyaretler yapılır eller öpülür. Yaşlıların tam “ahh efendim nerede o eski bay..” kelimeleri söylediği duyulmadan çocuklar hemen dışarı çıkmak isterler.

Ama zamane çocuğu bir başka. Çocuk değiller zaten artık. Çocuk yasal olarak 18 yaş altı kabul edilse de bilime göre değiller. Ben 12 yaşımdayken babamların 15-16 yaşındaki zekaya sahiptim. Şimdiki çocuklar 8-9 yaşlarında benim 12 yaşımdaki zekaya sahipler. Bilgisayar, televizyon ve her kaynağa ulaşılabilirlik daha çabuk zeka gelişimine sebebiyet veriyor.

Yani kapınızda gördüğünüz mini mini 10 yaşındaki çocuklar aslında babanızın bundan 30 yıl evvelki 18 yaşlarına denk geliyor önünüze zeka bakımından.

Niye anlatıyorum bunları peki? Çocuklara bakarak ülkenin psikolojik travması ve iki yüzlülüğünü çok iyi yakalıyorsunuz da o yüzden anlattım.

Geçen bayram sabahı evde uyurken kapımı açan bu mini mini çocuklar “iyi bayramlar” diyerek beni uyandırmıştı. Tabi şeker falan yok evde. Hemen bozukluklar aklıma geldi. Hepsinin eline birer lira verip gönderdim. Çocuklar sevinip koşarak uzaklaşırken bende uykuya kaldığım yerden devam edecektim haliyle. Kapının tekrar çalması ile yine ayaklandım. “Hayırlı bayramlar” faslı ve elimdeki diğer bozukları vermem ve tekrar yatağa yatışım arasından fazla zaman geçmemişti ki dışarıda patlayan torpil sesiyle uyandım. Sonra ikinci üçüncü torpiller patlarken güne Halep veya Cerablusta bayram sabahına girer gibi başladım.

8dc560b56f5e424c2b6a42f3d461881f.jpg

Benimle bayramlaşıp aldıkları parayla muhtemelen torpil alıp sokakta patır patır patlatan çocukların kahkahaları kulaklarıma geliyordu. Derken yine kapı çaldı. Elimdeki son bozuklukları verdim fakat bir garip kıza param çıkışmadı. Bende cebimdeki 5 lirayı abisine verdim. Paranın yarısını kardeşine vermesini tembihledikten sonra artık uykum da dağıldığından banyoya girdim.

Yıkanırken kapının ısrarlı çalışları ve sanki bütün şehir çocuklarının benim bayramımı kutlamaya gelmesi alışa geldik bir durum değildi tabi. Yıkanıp elbiselerimi giydikten sonra yine kapı çaldı. Gelen çocuklara bozuk param olmadığını söyledim ama mazlum mazlum bakışlarına dayanamayıp elimdeki paralardan ellerine tutuşturdum. “Aslansın kralsın abi” cümleleriyle koşarak gittiler.

Dönüp elimde kahve pencereden “ne güzel bir bayram sabahı efendim ahh nerede o eski bay..” diyeceğim an kapı yeniden çaldı. E ama bu kadarı da fazlaydı. Hemen pencere kenarında ise çocukların hararetli bir şekilde organize olduğunu ve büyük çocuğun “şu dairedeki abi para veriyor olm koşun lan” veya “oradaki sadece şeker veriyor isterseniz gidin” veyahutta “onlar evde yok” tarzı cümleler ile etrafını koordine ettiğini duymuştum. Tabi “para veren abi” ben oluyordum ve bu sebeple bütün çocukların ilk hedefi bendim haliyle.

Tamam da kardeşim bende Rockefeller değilim yani. Kapıyı açtım ki ilk bütün para verdiğim kız çocuğun abisi tekrar gelmiş uyanık. Bayramlarını kutlayıp artık param kalmadığını söyledim. Küçük kızın abisi suratını asıp garip el kol hareketleriyle beni kınadığını bildiriyordu.

Penceremde kalan kahvemi yudumlarken “ya ayıp mı oldu acaba şeker alıp geleyim yine çocuk netice de” diye düşünürken aşağıda olayları organize eden çocuğun tam pencerenin altında net sesini duydum “O….çocuğu işte”.

whatsapp-image-2016-09-11-at-12-14-02

Az evvel ellerine para verdiğim zaman “Aslansın abi, leoparsın abi maşallah boyunda uzunmuş ekereke” diyen çocuklara “param kalmadı” deyince anında satışı koymuşlardı.

“O…. çocuğu işte abi” diye sitem eden küçük kızın abisine destekte geliyor yandan “aynen abi” diyor başka bir çocuk. “Bunlar böyledir paragözdür ne var yani versen para” diye ekliyor. Yandan birisi “Şerefsiz zaten bayram namazına da kalkmamış uyuyordu” derken öteki “ya zaten belli bayram namazına kalkmayan adamndan ne bekliyorsun” diyor. Birden başka bir çocuğun koşarak gelip yeni bir “para veren abi” bulmasıyla muhabbet sonlanıyor hızla o tarafa doğru koşuyorlar. Ha birde penceremin tam önünde bir de “akıllı ol” torpili patlatıyorlar.

Asıl problem “Ya onlar çocuk” deyip geçiştirdiğimiz bu yetişme tarzıdır arkadaşlar. Aynı davranışların yetişkin dönemlerde de sergilenmediğini söyleyebilir miyiz?

Çocuklar toplumların aynalarıdır. Kültürel yozlaşma ve iki yüzlülüğe batmış, çıkarcılığın ve paranın peşinde koşan, ağzı bozuk ve kabadayı geçinen büyüklerin küçük resimleridir.

Eskiden böylemiydi? Nerede o eski bayr…

Oyun

Eski yazılarımdan okumuşsanız babamın jandarma subayı olduğunu biliyorsunuzdur. Görev amacıyla gittiğimiz güneydoğu ve doğu anadolunun sınır şehirlerinde yaşam çok farklıydı. Halk geçim için mücadele verip terör ile devlet arasında sıkışıp kalmışken, babam ve silah arkadaşları görevlerden ölmeden dönmeye çalışıyordu.

Biz tabi çocuğuz o yıllarda. Bırakın arkadaşlar ile kaynaşmayı arkadaş bile zor buluyoruz. Hem güvenlik sıkıntısı hem de uyum sorunu beraberinde geliyor. 2 yılda bir şehir değiştirip gittiğimizden okula alışmak yeni arkadaşlarımla kaynaşmak ne mümkün?

Yine de yöre çocuklarıyla oyunlar oynuyoruz sürekli. Çocuk ne oynayacak? Top peşinde koşup kışın kızak yapıp kayıyoruz karlar üzerinde.

577d5f31f0dc1e125094332d.jpg

Bu masum oyunlar aklıma geldi bayram günü. Hatırladığım oyunlardan bir kısmı ise göründüğü kadar masum değildi sanırım. Kar topu savaşında bazı çocukların kar topu içerisine taş koyması veya boru ile üfleyerek atılan huni şeklindeki kağıtların ucuna takılan raptiyeler belli ki bazı psikolojik rahatsızlıkların işaretiydi.

Bunların dışında benim annemin oynamama izin vermediği bir oyuncak olan “silah” ile adam kaçırma ve silahlı çatışma bu yöre çocuklarının oyunuydu. Bu oyun olduğunda bende bazen elimi silah yapar (parası ve silah oyuncağı olmayanlar gibi) bir birimize yalancıktan ateş eder yaralar falan eğlenirdik. Annemin neden kızdığını anlayamazken hiç silah oyuncak almayışlarına sitem ederdim.

Yıllar sonra büyüdüğümde silahın, ateşin, ölen askerlerin, operasyonların, PKK’nın, terörün ve ölen şehitlerin içerisinde büyüdüğüm halde babamın silahının nerede olduğunu hiç bilmediğimi fark etmiştim. Hiçte merak etmediğim gibi birden “yahu bizim peder komutandı silahı yok mu? Nerede acaba?” diye sorduğumda Malatya taburunda 23 yaşımda teğmen olarak nöbet tutuyordum.

Belli ki ailem (özellikle annem) çocukların silah ile oynamasına karşı olmuş ve o yıllar için büyük bir öngörü göstermiş. Yıllar sonra Halep’te bayram günü temiz elbiseleriyle silah ile oynayan çocukları gördüğüm zaman bunlar aklıma geldi.

577d5f314967833ae078c58d.jpg

Çocuklar ciddi anlamda çatışma ortamından etkilenmekte ve büyüklerini takip etmekte. Yani yaratılan silahlı canavarların, şiddetin ve terörün suçlusu bu psikolojik travma ile büyüyen kişiler değil buna ortam hazırlayan aile bireyleri ve büyükleridir.

Lütfen eğer çocuklarınız var ise (veya yakınlarınızın) silah, bomba, bıçak, kılıç vb. oyuncaklarını ellerinden alın ve çöpe atın. Sizden ricam bir daha bu oyuncakları almamanız ve çocuğunuzu ciddi anlamda bu tür oyunlar oynamaması için uyarmanız.

Herkese hayırlı bayramlar ve mutlu yarınlar diliyorum hoşçakalın.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

Neredeyse 5 yıldır blog yazıyorum bir tane bayramımızı kutlamamışım. Millete laf anlatmaktan sıra gelmedi belkide. Özellikle saltanatın resmi kaldırılışı ve cumhuriyetin kuruluşu olduğu için çok önemli bir yere sahipti.

Aslen tarihte bu günün çocuk bayramı yapılmasının sebebi savaşta babası ve akrabaları ölen yani yetim/öksüz kalan çocukları mutlu etmekti. İlk başlarda bunun ile ilgili yardım kampanyaları düzenlendi ve daha sonraki dönemlerde bu iş büyüdü ve ülke genelinde kutlanmaya başlandı biliyorsunuz.

23 Nisan bayramında gelenektir çocuklar devlet büyüklerinin makamlarına temsili olarak oturtulur. Şimdi düşünüyorum da çocukların makamlara oturtmasında bile bürokrasi işlem arkadaş. Ben bütün 23 Nisanlarda bir yerlere götürülmüştüm. En iyi hatırladığım Sivas Suşehri ilçesinde DSİ genel müdürlüğünün makamına oturmuştum. Masada mal gibi beni bırakıp çıkmışlardı. Bir isteğim var mıydı? Yahu ne isteyeyim 8 yaşında? “Bağlayın Jandarma komutanını” dedim.

20150813_154400

Karşılıklı “alo” cümleleri sonucunda Jandarma komutanı diye beklediğim babam yok karşı tarafta. Bir tane çocuk bağladılar. İlk makam görüşmesini böylece ikimiz yapmış olduk. Çocuk bakmak için silah istemiş vermemişler tabi. Baktım babamdan ne yapacağıma dair bir bilgi alamayacağım “hoşçakalın” deyip kapattım telefonu.

Koskoca oda arkadaş. Tabi canım sıkılıyor. Aradım sekreteri hemen. “Ben süt ile çikolata istiyorum” dedim. “Elbette efendim” falan. Baya ciddi bir 23 Nisan geçiriyorum. Baktım vitrinde değişik taşlar var. Renk renk, mat parlak koleksiyoncuymuş müdürü. Odaya geldi sonradan. Taşları anlattı ama tabi hiç bir şey anlamadım. Siyah cam gibi bir taşı beğendim. Benim için kırdırıp hediye etmişti sağ olsun. O taş ananemlerdeki oyuncak sandığımda duruyordur. 20 yıl geçti sanırım sandığı açmayalı. Ne misketler ne oyuncaklar çıkar içinden.

Neyse efendim hepinizin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını en içten dileklerimle kutluyorum. Bayramlarımıza sahip çıkalım değerlerimizi unutmayalım lütfen.

Hoşça kalın.

Bayram!!

Ya aslında bir Mumcu yazısı daha ekleyip biraz daha güzel bir analize girmek istiyordum ama dün yaşananlardan sonra onu sonraya atmaya karar verdim. Herkesin bildiği gibi, gerçi herkesin bildiği de yok ama dün cumhuriyet bayramının 89. yıl dönümü kutlandı daha doğrusu kutlanmaya çalışıldı belki de.

Açıkçası çok sinirliyim şu anda. Olayların bitiminden itibaren yorumları, açıklamaları dinledim ve okudum. Olayın siyasetine hani çok girmek istemesekte giriyoruz yani ucundan. Muhalefet; olaylarda çoğu bu tip laikti, cumhuriyetti tarzı kutlamalardaki fırsatı değerlendirip tam kadro yerini alırken, iktidar; her zaman ki gibi kutlamaların ne anlama geldiğini sanırım bilmediklerinden bunlara katılmayıp “efendim bayram hepimizin bayramı, cumhuriyet hepimizin cumhuriyeti ama işte provekatif helölö” tarzı açıklamalar ile bizi daha doğrusu hem bizi hem kendilerini kandırdıklarını zannediyorlar.

İlk önce çuvaldızın iğnesini cumhuriyet ve bu tarz bayramları kendi tekeline almaya çalışan muhalefete batıralım. Yapmayın beyler, etmeyin böyle. Geçmiş yakın tarihimize bu tip tekelleştirme hareketleri hep tekelleştirilen şeylere zarar verdi. Dönüp bakalım isterseniz; milliyetçilik, dindarlık, laiklik, cumhuriyetçilik, müslümanlık, dinsizlik, mezhepcilik vb soyut veya herkesin birden fazla sahip olacağı değerler tekelleşti siyaseten. Bu manalar emeller doğrultusunda kullanıldığı için ilk önce yıprandı, sonra zarar büyüdü ve anlamları kaybolmaya başladı. İnsnalar anlamsız bir bilinçaltıyla bu değerlerden çevresi, partisi, görüşleri yüzünden uzak durdu ve sanki doğal birşeymiş gibi değiştirilemez doğru olarak kabul etti.

Mesela muhalefet partisi laikçiliği esir etti son yıllarda kendine, cumhuriyeti de benzer şekilde. Birileri milliyetçiliği esir etti, birileri müslümanlığı esir etti. Bırakın bu ayakları artık, bırakalım bu tip eylemsel şeyleri. Belki bu bayramda çok olmadı ama çoğunda oluyor. Ve bayraklarıyla sokaklara çıkamıyor hükümet yandaşları mesela. Kafalarında farklı bir düzen olabilir ama bu başka bir şey be kardeşim. Bayramını kutlayamıyor adam partisinden dolayı iyimi! Çünkü provakatörler aşağıda, çünkü anarşistler sokakta efendim olmaz. Muhalefet bayramı yıpratıyor, laikliği sakız ediyor ve değerini düşürüyor. Atatürkü ise sağolsunlar bütün siyasi partiler tarafından defnedeleli çok oldu.

Bunlara ilerde değineceğim için derinleştirmiyorum. Ne anlatmak istediğimi belki yazılarımı okudukça anlayacaktır arkadaşlarımız.

Gelelim iktidar komedisine. Her kutlamayı “efendim bizimde bilmem neyimiz ama işte provakatörler” diyerek geçiştirmek artık inandırıcı gelimiyor bize. Gerçi iktidarın inandırıcılığını yitireli çok oldu ama olsun yani gelmiyor. Gerçekten de garip bir şekilde hala geçmişle alıp verme sorunu var. Muhalefetin bu çıkışlarını da bahane edip garip saçma olaylara sebebiyet veriyorlar. Yönetim beceriksizlikleri ise son yaşanan bu bayram ile had safhaya ulaştı.

 

Yukarıdaki resimde gördüğünüz ve anladığınız bir şey var. Büyük bir provakasyonun direğinden dönüldüğüdür. Bu kadar insanın karşında polis çıkartılmaz. Yani çıkartılır tabii ki ama bu olay ülkenin cumhuriyet bayramıysa, ellerinde Atatürk ve türk bayrağı var ise insanların yaptığınız geri teper. Ve televizyondan pişmiş kelle gibi “provakatörler/teröristler” laflarıyla zaten dolmuş insanlara birde su sıkarsanız, olmadı bunlar saldırmıyorlar dur bir de biber gazı atalım derseniz eeeee….

Açık söyleyeyim ben orada olsaydım kesin elimde ne var ise atardım polise, saldırırdım yani. Bunun eğitimi, bunun efendiliği olmaz. “ama hani sağduyu” olmaz. Kalem sallanacaksa yazarız, tartışılacaksa buyrun fikirlerimiz burada gelin konuşalım. Ama sen bana biber gazı su sıkacaksan ve sonra “ben devletin polisiyim” diyeceksen orada duracaksın arkadaşım. Hiç kimse veya kurum; yollarda bayramı kutlamaya giden otobüsleri bu sebeple durduramaz, arayamaz, kimlik soramaz. Atatürk ve türk bayraklı arabalar durdurulup “nereye gidiyorsunuz” denmez. Siz kimden emir alıyorsunuz a benim polis arkadaşlarım askerlerim? O üstünüze giydiğiniz üniformaları yırtıp atın lütfen. Adaleti sağlamak ile görevlendirilen siz topu “emirler böyle” diyerek sağa sola da atmamalı. Hadi diyelim geçtik sizde zurnanın son deliğisiniz size bu emri kim verir? Nasıl bir organizasyondur bu?

Hemen iktidar tarzı suçu “ankara valisinin işgüzarlığına” atsada olayın boyutu bunun ile açıklanamaz. Amasyadan kalkan otobüsü “sağlık sigortanız yok, yola çıkamazsınız” diyerek durduran polisi, Samsundan yola çıkan atatürk ve türk bayrağı olan taksiyi “kar lastiğiniz yok” diyerek durduran jandarmayı Ankara valisi mi organize etti?

İktidarın dikkat etmediği şey, resimde 20 bin kişinin içendeki polislerin linç edilebileceğidir. Bu ihtimali nasıl düşünmezler. Halkın gözü dönüp saldırsa orada polis kalır mı acaba? Böyle bir olayın sorumlusu olarak muhalefet ve iktidar oturup karşılıklı çay mı içecekler?

Gerçekten inanılmaz bir ülkeyiz. Bir yandan demokrasi olarak, insan hakları olarak alacağımız çok yol varken, diğer yandan ise gerçekten bir iç çatışma ortamlarına karşı hoşgörülüyüz. Nereye kadar devam eder bu bilemiyorum ama ilerisi hiç iyi ışıklar vermiyor. “Cumhuriyetin bekçisi” kalabalığı kaba kuvvetle bastırılmadan yok olamayacakmış gibi. Dönüşümler ve devrimler yavaş yavaş yok edilir belki ama bir yerden kırılır ve işte o zaman neler olur bilemiyorum ben.

Bir hopa olayı yaşandı zaten, ikincisi bence budur. Ve yine görünen bir şey var ise, iktidarı kaybedeceği gün vay iktidarın yandaşına… Çünkü muhalefet hiçte demokratik bir çözüm reçetesiyle geleceğe ışık tutmuyor bu açık. Buda farklı bir tartışma konusu olacaktır bizim için..