Devlet Adamlığı

Az önce sahilden eve giderken “hocam bakar mısınız?” diye bir ses işittim. Jandarma karakolunun orada nöbetçi asker beni çağırıyordu. Yanına gittiğimde benden mümkünse sigara vermemi rica etti. Sigara içmediğim için yardımcı olamadım. Kendimi tanıtıp biraz konuşma fırsatı buldum. Hani askere ne sorulur? Askerlik nasıl gidiyor, memleket neresi falan…

Asker arkadaşımız babamın da jandarma subayı olduğunu öğrenmesiyle beraber dertlendi. Çok rahat ve güzel bir yerde askerlik yaptığını söylememe rağmen askerlerin oldukça mutsuz olduğunu, aslında bütün alaydaki askerlerin mutsuz olduğunu söyledi. Hani biraz da askerlik mi ağır geldi dedim ama yok. Seve seve askere gelmiş lakin komutanlarından şikayetçi. Bir çok şeyden bahsetti bana. En büyük şikayetiyse bildiğimiz bir mesele; “Adalet yok abi!”

18555908_10154435303961560_3605500151962726660_n.jpg

Fotoğrafa dikkatli bakmanızı rica ediyorum. 1997-98 terhisli bölük askerlerimizin geleneksel buluşma fotoğrafını görüyorsunuz. 20 yıl geçmiş olsa da buluşup bir şeyleri paylaşan, hasret gideren, eski günleri anlatan vs. bir buluşma yapıyorlar. Aslında babamın bölüklerinden bir çok asker yıllar sonra bile babamı bir şekilde bulur hal hatır sorar. Nöbetçi askere bunu gösterdiğimde hayretler içerisinde kaldı tabi. Şaka yapıyorum falan zannetti ama fotoğraflardan kabul etti.

Nasıl Oluyor Abi?

Babam döneminin liste başlarından olduğunu daha önce yazdığım bazı yazılarda bahsetmiştim. Buna sebep sürekli sınır karakollarında geçen bir ömür yaşadık beraber. Gençlik yıllarında PKK kurulmuşken, orta yaş subaylığında yine terörün en azgın döneminde bulunmuş kişilerden bir tanesi. Sadece o değil tabi. Devre arkadaşları ile bu ülke için çalışan, ismini hiç duymadığımız ve aslında hiç bir zaman gitmeyeceğimiz, yolu geçtim patikası bile olmayan dağlarında tepelerinde yaz/kış pusu atan/yiyen adamlardan bahsediyoruz. Operasyon nasıl yapılır, pusuya nasıl düşülür, hangi yerden nasıl baskın yapılır vs. askerliği kağıt üzerinden bire bir uygulamaya geçirmiş adamlar bunlar. Koltuğunda yayılıp güneşlenirken “Bu çay soğuk yeni getir lan!” veyahutta ordu evlerinde “yarım kilo su böreği ver oğlum” komutanlığı yapmayanlar..

Devlet adamlığının komutan kanadı yani. Eğitimli, askerini kendi oğlu gibi gören. Askerini gerekirse döven hatta bazen söven ama asla onurunu kırmayan insanlar. Onuru ve gururu bilen, yaptığı hareketin sonucunda askerin yarın atacağı pusuda sakat kalırsa veya ölürse kahrolacak kişiler bunlar. Bölükteki her askeri oğlu gibi gördüğü için şehit olan askerlerine gerçekten ağlayan ve onları unutmayan komutanlarımız. Hepsine verdikleri hizmetten dolayı minnet ve şükran borçluyuz. Onlar olmasaydı verdiğimiz şehitler terörün azgın olduğu yıllarda katlanırdı bunu çok iyi bilmeliyiz.

Yıllar süren mücadelelerinden sonra devrelerinin 1/3’nün şehit olduğu (bazılarının parçalarını bile bulamadılar), 1/3’nün sakat kaldığı (bizim pederde bacağı eline alanlardan), kalan 1/3’nün de bir kısmının sahte davalarla tutuklandığı hapse atıldığını üzülerek tekrar hatırlatmak istiyorum. Beraber savaştığınız, sakatlandığınız, parçalara ayrıldığınız bu mücadelede ayakta kalan son komutanlarında hapislerle sahte davalarla imha edildiğini düşünmenizi istiyorum. Hani eskilere gidin biraz. Şehit isimlerini ekranlarda görüp üzüldüğümüz yıllardı o eski dönemler.

Hakkari’de Pusuya Düşen 7 Asker 1 Astsubay Şehit Oldu Başımız Sağ Olsun Şimdi Survivor’a Bağlanalım Turabi Golden Sonra Kaç Takla Attı? 

Geldiğimiz nokta da artık adına ne dersiniz bilmiyorum. İster “Fetö devleti çökertti” deyin isterseniz “Hükümet içine etti” deyin fark etmez. Bana kalırsa ülke temel vicdanını kaybederek kendi içine etti de neyse. Görülen şey bir çok devlet ayağında olduğu gibi “Kaliteli Komutan” argümanını kaybettiğimizdir. Kaldı ki kalite eğer masalarda tatbikatlarda eğitimse haydi onu yapıyoruz diyelim. Bu ülkenin birebir operasyon yapan, pusu yiyen ve onlarca askerini çatışmalarda kaybeden tecrübeli komutan sınıfı bana göre bu tanıma daha çok uymakta. İtiraf etmeyi pek bilmiyoruz ama şöyle bir gerçek var arkadaşlar. Devlet adamlığının bitmesiyle orduda ki Komutan kavramı da çökmüş bulunmakta.

Bunu bir nöbetçi askerden çıkartmıyorum sakın yanılmayın. Zaten uzun süredir bunu dillendiriyorum. Önceden de askeriye verimli ve düzenli bir yer elbette değildi. Fakat bu ülkede operasyon tecrübesine sahip komuta kademesi gerçekten dünya standartlarında bulunmaktaydı. Artık ülkemiz bu standartların çok çok altında bulunmaktadır.

Lafı nereye getireceğim. Hazır ülke olarak ona buna çatıp operasyon gümbürtüsü yapıyorken bunu da göz önünde bulundurmanızı rica ediyorum. Allah toplumumuza savaş göstermez inşallah. Çünkü kahvehane köşelerinde futbol goy goyu yapmaktan çok daha fazla sonuçları olacağının ne yazık ki farkında değiliz. Elbette bunun sorumluları da yıllar sonra buna izin verenler veyahutta ülkemizi bu hale sokanlar olacaktır.

Yukarıda ki fotoğrafa tekrar bakın. Bırakalım şimdi terhis olanlar 20 yıl sonra tekrar buluşabilsin.

Yöneticinin iyisi savaşı kazanan değil, o savaşı yapmadan kazanandır.

Hoş çakalın.

Reklamlar

Sağaa Dön!

Askerdeyim bölük komutanı çağırdı. Gittim odasına. “Şeker asteğmenim çavuş seçeceğiz 12 tane. Ben şunları çavuş seçtim diğerlerini sen seç bana bildir” dedi. Aldım elime listeyi bakıyorum bölük komutanının seçtikleri zaten lise mezunu. Geriye kalan listenin tümü orta okul veya ilkokul mezunu hatta ilkokula gitmeyenler bile var.

Gelen kısa dönemleri zaten çavuş yaptık ama yetmiyor haliyle. Askerlere haber gönderdim yarın sınav var askerin el kitabına çalışın diye.

Ertesi gün çavuş seçimi için arazide toplandık. Rast gele emirler veriyorum. “Bölük hizaya geel” veya “uçak sağdan yaklaşıyor yatın” veyahutta “kama düzeninde toplan” vb. Emri veriyorum ama yapabilen yok ve ciddi anlamda sıkıntı yaşıyoruz. Ne yapacağım bilemiyorum. Çünkü çavuş yapacağımız adam askerleri nöbet yerine götürecek az çok bir şeyler bilmesi lazım.

Sanırım Volkan astsubay veya Alper astsubaydı beni kenara çekti. “abi hiç kastırma direk sağını solunu soralım yapabilenleri seçeriz” dedi. Bende yüzüne baktım olur mu lan öyle der gibi ama başka çaremiz yok.

Emir verdim; “Sağaaa Dön” ve tekrar “Solaa dön” ve bir tane daha “geriyeeee dön” ve tekrar “solaaa dön”…

asker0002

1 dakika içerisinde veridğim bu komutları hatasız yapabilen 7 kişiyi çavuş yaptık!

O zaman çok genç olduğumdan bizim bölüğe türkiyenin en eğitimsiz ve cahil askerleri gönderiliyor zannederdim. Çünkü babamın bölüğü en az lise mezunları ile dolu olurdu iyi hatırlıyorum.

Yıllar sonra babamın askerleri alaya gidip kendi elleriyle seçtiğini, kendisine verilen ilkokul veya orta okul mezunu askerleri değil daha eğitimli ve gözü açıklarıyla değiştirdiğini öğrendim.

Neyi Anlatıyorum?

Amacımız ordunun nasıl bir organizasyon bozukluğunda olduğunu anlatmak değil. Onun sonucunu zaten son yılda gördük. Amacımız o seçtiğim askerlerle ilgili yada seçemediğimiz diyelim. 2015 yılı Türkiye istatistik kurumu (TUİK) verilerine göre 15 yaş üstü nüfusun eğitim dağılımı şöyle;

Doktora Bitiren 168.211 kişi

Yüksek Lisans Bitiren (5-6 yıllık fakülteler dahil örneğin Eczacılık-Doktorluk gibi) 641.210 kişi

Yüksek Okul veya Fakülte Biren 8.340.145 kişi

Lise-Meslek veya Dengi 12.990.847 kişi!

Orta Okul İlköğretim Bitiren 15.616.415 kişi!

İlkokul Biren 14.937.011 kişi!

Hiç Okul Okumamış 6.051.260 kişi!

554.580 kişinin ise ne olduğundan haberimiz şu an yok!

Kafanız Karışmasın

Sayılar ile verdiğim oranlar TUİK‘ten aldım arkadaşlar laf olmasın diye. Rakamlar ile aranız çok iyi değil ise size % olarak bir pasta yapayım.

adsiz

Ben grafikte pek okuyamam diyorsanız size şöyle anlatayım;

Ülkenin 15 yaş üstü yaşayanların %62’si Orta okul mezunu ve altında eğitim görmüşler. Bunların %25’i İlkokulu bitirmişken ülkenin %10’u hiç bir okul okumamış durumda. Keza bilinmeyen dediğimiz kişilerde muhtemelen hiç bir yerde kaydı olmayan ve okul okumayan kişilerden oluştuğunu kabul eder isek %63 yani rahat rahat 3 kişiden ikisi orta okulun altında!

Şaka değil arkadaşlar bu grafik oyunu falanda değil. Bazılarınızın gerçekten şaşırdığını “yahu nasıl olur benim arkadaşların hepsi liseyi bitirdi” falan dediğinizi duyar gibiyim. Tam tersine liseyi bitirdiyse etrafınız şanslısınız.

Yine lise ve dengilerin uluslararası standartların çok altında olduğunu kabul erdersek (gidip OECD raporlarına bakabilirsiniz) onlarında katılımıyla ülkenin %85’i şu an baya baya eğitim olarak eksik durumda. Hatta dağa taşa üniversite açıldığını kabul edip üniversitelerin diploma çöpüğüne çevrildiğini de eklersek durum çok çok vahim gibi gözükmekte.

Ki bu durum daha kağıt üstünde olanı ha. Yoldan çevirdiğimiz üniversite öğrencisine “Orta Doğu’dan ülke söyle” desek yüzümüze Yeni Zelanda diyeceğinden adım gibi eminim.

Bize cahil diyurlar! E cahilsin bilader..

Geliyorum sadede. Kusura bamayın arkadaşlar. Kağıt üzerinde oldukça eğitimsiz, cahil, kalitesiz bir toplumumuz var. Hiç kimseyi eğitim alamadığı veya az aldığı için suçlamıyorum lakin tablo ortada veriler gözümüzün önündeyken bu toplumun uzaya çıkmasını, bu toplumun Montesque okuyup “evet dikta rejiminin tehlikesi hakkında size katılıyorum Şeker bey” demesini veyahutta “islam toplumu niçin batı medeniyetinin gerisinde kalıyor?” diye düşünmesini beklemek hayaldir!

20120820023201-5719-big

Aslında mesele eğitim değildir. Eğitim hayattır ve öğretidir.Amacımız eğitim almayan veya alamayan kişileri aşağılamak değildir. Bir kişi elbette okula gitmediği halde kendisini geliştirip dediğimiz öngörülere sahip olabilir. Fakat kaç kişi sayılabilir? Üstelik kitap okuma oranlarımız da benzer şekilde yerlerde seyrederken bu tezi ne kadar savunabiliriz?

Bir diğer sıkıntı ise 30 yıl evvel üniversite mezunu görünce önünü ilikleyen insanların özellikle bilinçli eğitim katliamından sonra bazı sığır yöneticilerden de destek alarak üniversite mezunu kişileri aşağılaması hor görmesidir. 1970 yılında üniversiteye girmek büyük bir azim ve çalışma gerektirirken artık hemen her yerde açılan fakülteler sebebi ile kalitenin düştüğünü kabul etmek ile beraber halktaki bu “okumuş ama sen kimsin?” modundaki aşağılık bakış artık gına getirtmiştir.

Hayatında bir konu hakkında merak veya şüphe duymadan yaşamış, söylenene/okuduğuna/seyrettiğine körü körüne inanmış, dünya iktisadi/kültürel/siyaset konjektürlerini dizi filmlerden öğrenmiş, yaşadığı topraklarda uygarlıklar yaratmış olan ünlü düşünürlerin fikirlerine bakmamış, sığındığı ve anlamını bilmediği ırksal/dinsel/mezhepsel ön yargılarıyla en çok konuştuğu değerlerin ne olduğunu araştırmamış kişi veya kişiler bize gelip “sen kimsin ki?” diye bir şey söylemesin yeter artık. Bilgisilik veya yarı/çarptırılmış bilgiyle kuş beyinli insanların “bize cahil diyorlar” açıklamaları sadece kendi cehaletlerini örtmek, eğitim alamamalarının burukluğuna bürünerek bize laf sokmaya çalışmaktan başka bir amaca hizmet etmemektedir.

Bu sebeple ülkemizin önümüzdeki yıllarda daha iyiye gideceği hayali emin olun hayal olarak kalacaktır.

Peki ümitsizliğe kapılmak mı gerekir? Hayır!

Ülkenin ayağa kalkması için toplumsal eğitimden ziyade belki %5 oranında yakalayacağımız kaliteli üniversite kuşağı ile bunun belki sağlanabileceğini söyleyebiliriz. Büyük bilim insanları ve bilimsel kalite artışı bizi belki medeniyetin kıyısında bir süre daha yaşatacaktır.

Benim tek ümidim toplumun eğitim seviyesinden ziyade evrensel düzeyde üniversite eğitiminin sağlanabileceği umududur. Gerçi eğitimi dünyada kabul görmüş hocalarımızın ekranlara bile çıkmasına tahammül edemeyen odun kafalı, hayatında iki kitap okumamış, tarihini tıpkı dini gibi efsanelerden hadislerden öğrenmiş cahil cühela yönetimlerle bunun oluşması da hayaldir ya..

Yine de umudumuzu kaybetmeyelim ve mücadeleye devam edelim arkadaşlar.

Saygılarımla.

Bir Gün Yine Komandoyuz I

Ya yazmayayım diyorum ama askerlik işte yazmadan da olmuyor yani. Erkek milletinde malum büyük bir askerlik anısı potansiyeli var her zaman. Hani öyle dıdının dıdısını yazmıcam ama evdeki bir iki resmi buldum buraya koyacağım birkaç arkadaşı da ekleyeyim ki okusunlar özlem giderirler belki…

Yıllar çabuk geçiyor elbette. Dur bakayım bulduğum resimleri anlatayım. Ben Malatya’ya Hava Savunma taburu 1.Batarya 2.Takım komutanı olarak atandıktan bir ay sonra falan karargah bölüğüne gönderilmiştim. Herhalde en çok çalışanı bu olur en salağı bu deyip gönderdiler bizi yan bölüğe. Muhabere takım komutanı olmuştum ve ek olarak kantin kasa subayı yapılmıştım. Başka bişeylerde olmuştum ama tam hatırlayamıyorum ne varsa yapıyorduk zaten.

Mehmet Başçavuş-Ben-Ali Astsubay Çadırları Topluyoruz
Mehmet Başçavuş-Ben-Ali Astsubay Çadırları Topluyoruz

Ama karargaha girmeden başıma bir olay geldi. Daha çömez olduğumdan bölükte ilk gittiğimde sağı solu inceliyorum tabii. Oryantasyondayım iki hafta falan. Yani görev verilmiyor öğreniyorum işte. Adana atışlarından taburun döndüğü zaman. Toplarımız sivil kamyonlar ile taşınmış geri getiriliyor araziye. Bataryalar da araziye gelen topları kendi kamyonlarıyla alıp garaja yerleştiriyorlar. Kendi kamyonlarımız ile gitmiyoruz çünkü araçlarımız çok eski. O zaman çocuktum bilmiyordum gerçi. Bize Adnan MENDERES zamanında güney koreye savaşmamızın karşılığında NATO tarafından verilen 1945-55 model MAN ve REO kamyonlar var elimizde. Bir boka yaramayan bu kamyonlar kış zamanında dert küpü olurdu bize. Yağı boşalır, hidroliği patlar, aküsü biter falan. O zaman inanılmaz yakıt israfı yapan bu kamyonların kullanılmasını anlayamazdım. Sonradan askeriyedeki bu düzensizlik ve başıbozukluğu öğrenince neden ülkemizin böyle olduğunu anlamış oldum. Farklı bir şey anlatmayayım efendim bu araçlarla garaja geri getirirken tabii şöför askerin yanında bir komutanın olması lazım mutlaka. Ben garajda gelen gidene bakıyorum o sırada bir şey yapmıyorum çünkü zaten yeniyim taburu bilmiyorum yani. Bir top ile Haydar başçavuş geldi. Atladı kamyondan bana seslendi. “senden rica etsem kamyon ile araziye gider misin Şeker asteğmenim?” dedi. “giderimde ben bilmiyorum bir şey olması sonra bak” deyince “asker çok tecrübeli sen rahat ol” dedi. Bindik kamyona sallana sallana gidiyoruz. Şöför askerde başladı muhabbete benle “komutanım siz nerelisiniz, sizin askerlik bitmez, benim iki haftam kaldı vs” benle muhabbet ediyor ama hiç yola bakmıyor adam. “Olm yola baksana” diyorum “ben dolmuş şöförüyüm komutanım bişeyolmaz” diyor sağ sol yapıyor vites değiştiriyor böyle gidiyoruz. Yolda başka bir top taşıyan kamyon ile karşılaşınca asker “ben bir sağa yanaşayım” dedi sağ tarafın ötesi benzinlik. Bu ileri geri falan derken “taaaak” diye bir ses duyuldu. Hemen indik aşağıya baktık asker geri giderken elektrik direğine çarpmış. Direk devrilmiş, kabloları da kopmuş benzinliğin içine düşmüş. “Ne yaptın lan?” deyince bizim o yola bakmadan vites attıran şöför gitti bildiğin mum gibi bir asker geldi sesi çıkmıyor..

Etrafa bakıyorum kimse farketmedi bizi ama. Bir hengame var sürekli. Haydar başçavuşa haber söyledik koşa koşa geldi. Bizi hiç umursamadan “araca bir şey oldu mu?” dedi. Kontrol etti bir şey yok. Elektrik direği tahta olduğu için devrildi iz var hafif böyle. Askere kızdı falan atla dedi kamyona. Bana dönüp “kimse gördü mü devirdiğinizi?” dedi. Bende “yok kimse farketmedi galiba” dedim. Gerçektende herkes bir şeyler yaptığından farkedilmiyor olay iyimi. “Hadi görüşürüz o zaman Şeker asteğmenim” demesin mi başçavuş. “Yahu” dedim “nereye abi direk devrildi elektrikler gelirse benzinlik yanar” deyince bana “sktiret yansın sorumlusu düşünsün ben gidiyorum” dedi. bastı gitti bildiğin adam. Ben yamuk bir direk ve kopmuş elektrik kablolarıyla kala kaldım. Kimseyi de tanımıyorum toplanan astsubaylar vardı yanlarına gittim hızla.

Volkan Astsubayla Arazide
Volkan Astsubayla Arazide

Kendimi tanıttım hoşgeldin faslından sonra olayı anlattım. Hangi direk falan hemen arkalarını gösterdim. Bir saatti ordalardı ama direği görmemişlerdi. “Kimse gördü mü?” diye sordular “hayır” deyince “boş ver” dediler. Ben şaşırdım tabi hemde üzüldüm o zaman. Umurlarında değildi yardım isteğimi de geri çevirdiler. Genç bir astsubay varmış Alper diye ona git dediler. Onlara göre olay üstüne kalırsa mahkemelik olurmuşum, çünkü akşama otomatik yanacak olan elektrikler kesintiye uğrayacak tabii benzinlikte cabası…

Tabii durumu hemen bölük komutanına söylemek lazım diye düşünüp çabucak ona giderken yolda rastladım. “Nasılsın, alışıyormusun …” faslında “şöförün elektrik direğini devirdiğini” anlattım. “Hangi direği?” dedi. “Yanından geçtik az önce” dedim bende 🙂 Dönüp baktı direğe baya kızgın görünüyordu. “Araç komutanı kimmiş?” dedi burnundan soluyarak. Bende olayı anlattım işte. Bana dönüp “madem araç komutanı sensin düzelt bunu, akşam 4,30 da elektrikler gelecek” deyip yürüdü gitti. Ben yine şoke olmuş vaziyette tabura yöneldim.

Tabur içinde Alper astsubayı arıyorum. Yakıt takım komutanı olduğunu öğrenince kazan dairesine sorarak ulaştım. Asker göreve gittiğini söyledi, bir saate geldi Allah’tan. Alper astsubay iyi birisiydi zaten oda yeni gelmiş ve evlenmişti. Benim geldiğimi duymuş tanışmaya fırsat aramıştı sağolsun. Beraber direğin yanına gittik. Direğin ucuna ip asıp çektik olmayınca araçla itelim dedik. İtledik düzelttik direği, arasınada taşlar koyduk falan. Lakin kabloyu nasıl bağlayacaktık? Elektrikçi astsubaylar izinde olduklarından ne yapacağımızı bilemiyorduk. Belediyeyi de arayamazdık çünkü pazar günüydü. Derken yanımıza fotoğrafçı asker geldi. Daha sonradan öğrenecektim ki bazı iyi huylu veya işe yaramaz askerleri son dönemlerinde fotoğrafçı yapıyorduk. Buda böyle bir askerdi. “foto çekeyim mi komutanım?” deyince “başlıcam fotona” dedim kızarak. “Görmüyor musun direğin kablosunu bağlayamadık” diye söylendim. Artık ümit yoktu yani. Elektrikler bir saate gelecek, benzinlik alev alacak, patlamalar neticesinde kışlanın yanmayan ışıkları birleşecek , bende daha ikinci haftamda askeri mahkemeye sevk edilerek rekor kıracaktım. Benim askerlik bitmeyecekti mnkym. Birden fotocu asker “ben takarım komutanım ne var bunda ya” dedi. Baktım buna “ne anlatıyosun olm sen? Ne anlıcaksın lan şak şuk fotoğraf çekiyorsun yanımızda anca” diye. Fotocu askerde “komutanım ben askerde tekte çalışıyordum bu işi yapıyordum takarım bunu” demesin mi? “Yapma yaw” dedim hemen bir ümit ile. Ama direğe tırmanmak için kelepçe lazımdı. Ama elektrikçi astsubaylar izinliydi anasını satayım. dolaplarındaki kelepçeyi alamayacaktık. Zaman yoktu yarım saat kalmıştı. İşte elektrikler gelecek, patlamalar neticesinde kışlanın yanmayan ışıkları birleşecek, bende daha ikinci haftanın sonu.. “komutanım bende anahtar var açarım kolay o iş” dedi fotocu asker. Tabii ondan ne arıyordu anahtar neyse “hadi çabuk laaaağn” deyip gönderdim askeri. Koşarak gidip aldı kelepçeleri. Teli bağladı porselene ve indi aşağıya. İner inmez elektrikler geldi ve kışla aydınlandı.

asker0002

İşi kotarmıştık ama nasıl olduğunu anlamamıştım yani. İşte Allah yardım eder ya bazen sanırım öyle oldu. Askerlere marlboro almıştım sağolsunlar. Alper astsubaya teşekkür edip bölük komutanına tekmil vermeye gittim. Kapıdan hallolduğunu söyledim, yüzüme bakmadan “ayağını denk al” dedi. Sanırım hiç sevmedi beni. Neyse ertesi gün direğe çimeto dökülmesini emretmiş. Ben tabi bilmiyorum çimentoyu falan nereden alacağız bölük başçavuşuna söyledim ve oradan bölüğün deposundan kullanıp sağlamlaştırdık direği. Sonradan yüzbaşı bölüğün kendi çimentosunu kullanmama kızmıştı (aslında çok az bir çimentoydu). Bende kendi paramla bir torba çimento almış, direğe tekrar döktürmüştüm. O günden sonra aramız hiç düzelmedi o yüzbaşıyla..