Anadolu İsyanları Ve Celaliler

Önceki yazıya buradan

Anadolu İsyanları ve Celaliler

1) Gelelim şu isyanlara. İsyanların tabi ki ilk önce sebeplerine gelmek lazım. “haydi isyan edelim kafam bozuk” tadında olmaz o işler. Günümüzdeki yorumlarda ya isyancılar “vatan haini” ilan edilmiş, yada Osmanlı devleti “katil” ilan edilmiştir. Zamanın toplumsal yapısını değerlendirmek ve olaylara düz bir şekilde bakmamak lazım. Neyse isyanın birçok sebebi vardır. En tepedeki sebep ekonomik buhrandır. Ekonomik buhranı getiren sebepler incelendiğinde ise uzun savaşlar, yeni ganimet getiren seferlerin yapılmaması, dünyadaki ticaret ağının kaymaya başlaması, devlet dirlik ve düzeninin bozulmaya başlaması, rüşvetin yaygınlaşması, sonuçta halka vergi yükü olarak binmesi vs. sayılabilir. Sonuçta tartım-din imparatorluğu olan devlette, halk bu mezalimden bunalıp artık tarımı bırakarak şansını şehirlerde denemeye karar veriyor veya işte ilk pundunu bulunca da isyan ediyor.

2) Batıda Avusturya ile mücadele sebebiyle Anadolu iyice başıboş kalmış, halktaki bu huzursuzluğu kullanarak değerlendirmek isteyen bazı kişilerde isyan etmiş, kendi adlarına hutbe okuyup para bastırmış, hatta askeri teşkilat bile kurmuştur.

3) Osmanlıda enflasyon yükselince paranın ayarıyla oynanır genelde, fakat sonuçta yine vergi/ayar/rüşvet üçgeninde patlayan halk oluyor tabi. Enflasyonun ne olduğunu aramızda hala bilmeyenler var. Enflasyon “maaş ile çalışan” kişilerin üzerilerine bindirilen yüktür kısaca. Şöyle diyelim bir ürünün fiyat artımına gitmesinin değişik sebepleri olabilir. Enflasyonun devlet tarafından yapılmasının amacı zararını azaltmaktır. Ayarı düşürür veya piyasaya para sürer. Para değer kaybedince patron zarar etmemek için fiyatları yükseltir. Çalışan ise bu fiyat yükselmesine karşı çaresizdir. Zam yapılmasını bekler ve zam alana kadarki dönemde bu kur/değer farkından dolayı devletin zararını kendi cebinden öder. Kabaca bu yani. Direkt sabit fiyat üzerinden vergi ödeyenler en büyük zararı onlar görür. Bu sebeple enflasyon artmış artmamış borsayı pek ilgilendirmez. Ha dolaylı olarak elbette etkilenme olacaktır tabii daha az.

4) En zorlu celali isyancıları Karayazı ve kardeşi Deli Hasan {ki kardeşi sonradan affedilip paşa yapılmış, lakin uygunsuz davranışları görülünce öldürülmüştür}, Tavil Ahmed, Kalendaroğlu ve Canboladoğulu’dur.

5) Ayrıntılara girmiyorum, vezir-i azam Murad paşa anadoluya girmiş ve üç yılda bütün isyancıları temizlemiştir. Hani öyle böyle değil, yataklık yapanları, şüphelileri, kadınları, dedeleri çocukları/bebekleri dahil bir daha buna kalkışmasınlar diye öldürmüştür. Bu sürede 200 bine yakın kişi öldürülmüştür.

6) Günümüzde alevi vatandaşlar bu isyanları da “komple bize yapıldı” veya “Osmanlının mezalimi” diye anlatsa da yada bilse de pek ilgisi var mı bilemiyorum. Fakat daha önce yorumlarımda belirttim, Osmanlıdaki devlet ve yönetim biçimi belli. Aleviler farklı bir mezhep ve hayat yaşadıklarından hoş görülmezlerdi haliyle. Muhtemelen bozulan devlet düzeniyle beraber daha çok ezilen, üstüne basılan ilk önce gayri müslimler ve farklı mezhepten vatandaşlar olacaktır. Sonuçta bu celali dediğimiz isyanlara katılanlarda büyük alevi topluluklarıdır ki bunda da bir anormallik yoktur. Fakat işte, devlete karşı baş kaldırı olarak görülen bu hadise tarihte daha önce söylediğim gibi oldukça kanlı bir şekilde bastırılmıştır sürekli.

7) Olanların ışığında suçlu aramak yersizdir. Değişen düzenle beraber halk ayaklanmış, birileri bunu kullanmış, tepelerine acımasız bir şekilde de binmiştir. İsyanları bastıran Murad Paşaya sonradan kuyucu lakabı verilmiştir. {yakaladıklarını çukur kazdırıp canlı canlı gömdürürmüş}. Aslında olaya şu açıdan bakmamız gerek sanırım, genel toplumlarda geçerli olan kural güçlünün ve fazla olanın, güçsüz ve az olanı yok etmesidir. Bu bitkilerden, hayvanlara ve doğal olarak insanlara kadar herşeyde vardır. Demokratik topluma geçişlerimizde bile bunun devam ettiğini görmekteyiz. 1600’lü yıllardan bahsediyoruz yani. Tahmin ediyorum ki, toplum genelini ters çevirsek yani fazlalar mesela alevi olsa ve devlet yapısı ona göre işlese farklı mezhepten olanlar ezilecek ve isyana açık olacaktır. Bunlar varsayım olsa da her yerde görülen şeyler kendimizi kandırmaya gerek yok. Yaradılış gereği canlılar kendinden farklı olanı yok ediyor genelde. Bu zaman için insanların canlı canlı gömülmesi vahşet gibi görünse de, zamanında kellelerden dağlar yapıldığı düşünülürse veya “yıldırım düştü silah deposuna ölmen gerek” dendiği düşünülürse (tanrıdan bir işaret var diyerek) normal karşılanmalı. Elbette belli bir kesmin tarihte gerçekten ezildiği ve zulme uğradığıda bir gerçektir

8) Son olarak sonuçları yazarsak, toprak ağalığı başlamıştır. Çünkü tefeciden veya ağalardan borç alan halk ödeyememiş ve buraları kaybetmiştir. Tımar sistemi bozulmuştur, büyük nüfus hareketleri olmuş, tarımsal üretim düşmüş, vergiler azalmıştır. İlerde bunu engellemek için teşvik yasaları da çıkmıştır. {bir laf anlatırlardı “Osmanlı devleti 1600’lerde o kadar zenginmiş ki, sadaka verecek adam bulamıyorlarmış” diye yani işte ekonomik veriler kayıtlı zaten}

Sonraki yazıya buradan

Sultan Süleyman Hükümdarlığı

Önceki yazıya buradan

Sultan Süleyman

1) Sultan Selim’in tek oğlu ve altı kızı vardı. Süleyman 26 yaşındayken padişah oldu.  Kardeşi olmadığı için imparatorluk herhangi bir sarsıntı yaşamadı. “Neden tek oğlu var ulan?” diyenler gitsin okusun, onları da buraya yazacak değiliz. Bazı padişahlar kısırlığa, bazıları da iktidarsızlığa yakındı onu söyliyelim. Tabi azgın olanlarda vardı küçültmek için söylemiyoruz. Kendi sülalenize bakarsanız onlarda da vardır.

2) Gazze beyi ayaklandı. Aklı alınıp {gerçek anlamda} getirildi. Yine gtü kalkan Dulkadir beyininde kellesi alındı. (1522) {merak edenler için yazalım bari “efendim Gazze’deki adamın kellesi alınmış, padişaha getirilmiş yahu o sıcakta kurtlu kelleden nasıl taşınırmış?” falan diyenler olabilir. Uzun mesafeler için böyle kelle kesme durumunda kelleyi bal dolu bir sandığa koyarlarmış. Sonuçta havayla teması kesilen kelle de yolculukta hasar görmez, padişaha getirilince kelle baldan çıkarılır gösterilirmiş}

3) Büyük bir vezir olan Piri Paşa, genç hükümdara Belgrad’ın alınmasını, burasının avrupa açılımı için kritik öneme haiz olduğunu anlatmaya çalışıyor. Fakat Piri Paşa’yı çekemeyen üçüncü Vezir Ahmed Paşa (Hain Ahmed diye geçer) Budin’i alalım diye kafasını çeliyor padişahın. Fakat Süleyman “Belgrad’ı alayım” deyip oraya sefer yapıyor. Burası gerçekten de uzun yıllar Osmanlıya üs yeri olmuştur (1522)

Sultan Süleyman

4) Belgrad’ın alınmasıyla Rodos’a yöneldiler. Tutuşan Rodos şövalyeleri erzak falan yığsa da dönemin eniyi topları, birlikleri ve 700 gemisiyle gelen Osmanlıyla anlaşarak teslim oldular. Sultan Süleyman, Cem Sultan’ın hristiyanlığa geçen oğlunu buldurttu {bknz. eski yazılarımıza}. Evlendiğini ve çocukları olduğunu da tespit ettiler. Onları huzuruna çağıran padişah “müslüman mısınız yoksa hristiyan mısınız?” diye sordu. “hristiyanız” deyince erkek çocuklarının hepsini ve Cem’in oğlunu orada öldürttü. Kızı ve karısını da İstanbul’a göndertti. {neden öldürttü? sanırım taht iddiası yapacağından değilde hristiyanlığı seçmelerinden, utandığı da düşünülebilir}

5) Mısır’da sular durulmuyordu bu arada. Rodos muhasarasında üçüncü vezir Ahmed paşa, muhasaranın uzaması dolayısıyla padişahı fişekleyip ikinci vezir Mustafa Paşa’yı Mısıra vali yaptırdı (ibnelik çanları çalmaya başlıyor). Fakat oralardaki kanunların halka uymaması hep sorun yaratıyordu. Halk, Memlüklü dönemindeki yasaları istiyordu.

6) İkinci vezir olan Ahmed Paşa, veziri azam Piri Paşa’yı da rüşvet aldığı iddiasıyla tepeden indirtti. Lakin Süleyman gidip Rumeli beyini baş vezir yaptırınca, çok üzülüp Mısır’a vali gitmek istediğini söyledi (ulan ne adamlar yaşamış değil mi tarihte). Mısır’da teşkilatlanan paşamız hükümdarlığını burada ilan ettirip parada bastırdı.(yuh) Sonradan kellesi kesilip hakkından gelindi. Mısar’a tecrübeli İbrahim Paşa gönderildi. Oraların sorunlarını düzenleyerek vergileri yeniden tasarladı. Sistemi kurup geri döndü 1525

Macar Seferi

1) Artık doğu seferindeyken Osmanlıyı taciz eden Macarlara sıra gelmişti. Mohaç’ta savaş yapıldı 1526

2) Macar süvarileri birbirlerine zincirle bağlıydı. 50-60 bin süvari bu sebeple çok tehlikeliydi. (birbirlerine zincir ile bağlanarak atlılara karşı önlem alınıyor) Bu savaşta, Osmanlı değişik bir taktikle savaş manevrası uyguladı. Sonuçta savaş kazanılıp kralda öldürüldü.

3) Yeni kral Yanoş Zapolya ilan edilip Osmanlı hakimiyeti tanınsa da Macar beyleri Ferdinand diye bir beyi kral ilan edip, Yanoşu’da dinden çıkardılar {ne güzel çıktın deyip ahahha}

4) Ferdinand birlikleriyle, Osmanlı askerleri sonbaharda geri dönünce saldırı yapıyordu. Askerler yazın gelince toz oluyordu. Kaybedilen yerler alındı/verildi vs. İlk Viyana kuşatması yapıldı. Fakat tarih olarak burasının kuşatması zaten planlanmadığı için vakit kışa gelince vaz geçildi 1529

V.Karl Şarlken Carlos

5) Üçüncü Macar seferi Alman impr. Şarlken saldırınca yapıldı. Ordu 200 bin civarında olup, son sistem silahlar, zırhlar ve toplarla ilerliyordu. Şarl cesaret edemeyip kaçtı. Ordu amaçsızca bazı şehirleri yağmalayıp esir ve ganimetlerle geri döndü. Al ver derken Macarları sonra komple alıyoruz 1562. {tabi yine ekleyelim bu 7-8 yıllık seferler sonucunda adam gibi bir ganimet ve sonuç elde edemiyoruz. Buda mali olarak Osmanlıyı çok sarsıyor. Çünkü ordu çok büyüdü, imparatorluk kontrolü zorlaştı vs. Bizim tarih hocası lisedeki “Kanuni zamanında para verecek dilenci bulamazlarmış, hazine o kadar doluymuş ki yeni hazineler açılmış keh keh” diyip bize anlatırdı bizde gururlanırdık ama görünen o değil. Evet, devletin ilk Kanuni yılları zengin bir yapıda olsa da bu seferlerde sonuç alınamaması, plansız seferler vs. devleti ekonomik buhrana götürüyor. Bu isyanları peşinden getiriyor. Yençeriler, mezhep, ırk vs. İsteyen ayrıntılarını okuyabilir}

İran Seferi

1) Osmanlı yönünü macarlara döndüğü zaman Anadoluda değişik yerlerde bazen kendiliklerinden, bazen adaletsiz vergilendirmeden, bazen dış etmenlerden dolayı kızılbaşlar (aleviler) ayaklanıyordu. Bu ayaklanmalar değişik tarihlerde bastırılmıştır {Şah İsmail’le beraber artık Osmanlı alevileri, İsmail’in tarafını tutuyor. Öldükten sonrada, yine Osmanlıya karşı ayaklanmalar gerçekleşmekte. Tarihte Osmanlı ve T.C. de bu tip ayaklanmalar sıkça yaşanmış ve ne yazık ki bazı dönemlerde bu ayaklanmalar oldukça kanlı bastırılmıştır. Osmanlı hiçbir dönemde alevilere güvenmemiştir. Yine cumhuriyet ilk kurulduğunda bir çok isyan çıkmakla beraber (genelde kürt-islam ayaklanmaları) alevilerde bazı bölgelerde kışkırtılıp isyan ettirilmiştir. Bir iki kişinin yüzünden de devletler artık isyan çıktıkça daha sert ve kanlı önlemlere doğru kaymıştır. Bu sebeple sanırım bir dönem nüfusun yaklaşık yarısını meydana getiren alevi mezhebi hor görülmüş, bu mezheple ilgili çirkin iddialar ortaya atılmıştır. Ülkemizde alevilerin bir baskı gördüğü çok açıktır geçmiş 1000 yılda. Cumhuriyetteki son isyanlarla beraber artık aleviler gizlenmiş veya mezheplerini değiştirmiş/yerlerinden göç etmişlerdir. Gördüğüm kadarıyla aleviliği ülkemizde farklı yaşayan insanlar (yöreler) ortaya çıkmıştır. Bu gruplar genelde “asıl alevi bizleriz” dese de mezhebin yıprandığı çok açıktır. Kendisini ayrı bir din olarak görenler olduğu gibi, kurana inanmayıp (bazı ayetlerine) yinede mezhep olduğunu söyleyen, bazı peygamberlerin kabul edilmemesi (sevilmemesi veya) görülüyor. İlginçtir, müslümanlığı tam anlamıyla yaşayan aleviler de vardır. Bu gerçekten böyle yaşadıkları için mi, yoksa eskiden korkup mezheplerini değiştirme zorunluluğundan mı bilinemiyor tabi ki. Bir diğer gözlemimde, toplumdaki eğitim yetersizliği sebebiyle alevilerin dinden uzaklaşmalarıdır. Sığır toplumlarda görülen “benim gibi değilsen ırkımdan değilsin, dinimden değilsin” tepkilerinin zıt tepkisi oluşuyor insanlarda yine. Yani “onlarda evlerini sarıya boyattıysa ben artık boyatmam veya onlar müslümansa ben değilim” yaklaşımı var bir nevi. Etrafınızdan görebilirsiniz. Yine şunu ekliyim tanıdığım aleviler başka mezheplerle ilgili çok fazla ayrıntı ve kötüleme sergilemezken, alevi mezhebiyle ilgili yalan yanlış çok ağır ithamlar gördüm ki yemin billahla anlatılıyor bunlar. Tarihte buraya da yazıyoruz hep söylüyoruz en ağır zulmü insanlar başka dinden olanlara değil, kendi dininden olup farklı mezhepten olanlara yapıyorlar. İnsanlar kendi mezheplerini “mutlak doğru” kabul ettikleri için amaçları karşı tarafı yok etmek. Gücü ele geçirirlerse ilk yapacakları da bu olacak sanırım}

2) İran’a sefere çıkılıyor. Bağdat seferinde kışın yola çıkılınca çok kayıp veriliyor {tabi neden? imparatorluk büyüdüğü için artık entrika ve rüşvetler başlıyor tabi. Yani en yetenekliler değil, entrikayı en iyi yapan, rüşveti veren yükseliyor. Sonuçta ilerde kokuşan sistemde bu adamların adaleti ve yönetimi ülkeyi çökertiyor.} Buna sebep olan İskender Çelebi asılıyor. Veziri azam İbrahim Paşa’da ülkenin yönetimini tamamen ele geçiriyor. Tersten anlattık İbrahim paşa, Süleyman’ın çocukluk arkadaşı {kankası yani} olup, kardeşiyle de evli. Devleti çok iyi yöneten İbrahim paşa’ya, 1529 da seraskerlik veriliyor. {Yani padişahın bir nevi yetkileri} Neyse, sonradan mevki sahibi olunca gtü kalkan İbrahim paşa, kendisine bazı fermanlarda sultan lakabını da ekletince İskender çelebi bunu yasaklatıyor. İskender çelebi bu sebeple çekişiyor. Bağdat dönüşünü yanlış planlayınca da kelle gidiyor tabi. Onun Bağdat dönüşü asılmasıyla İbrahim Paşa rahatlıyor iyice.

Pargalı İbrahim (Diziden Alınma)

3) Eden bulur mu? Kanuni’nin güzel zevcesi ünlü Hürrem Sultan (Mahmud, Selim ve Beyazıd anası) padişahın sevgisini kazanmıştı. Çocuklarından Beyazıd’ın hükümdar olmasını istiyordu. Sonuçta Hürrem sultan vezirin ayağını kaydırmaya karar verdi. {burada da bir bilgi verelim. Padişahın eşleriyle ilgili kitaplar var okuduysanız. Bunlar fantazi ürünlerdir. Karıların öyle padişaha yumurta pişirip sohbet eden tipte insanlar olmadığını biliyoruz. Yani nasıl diyim padişah ulan bu. “Süleymaaaannn hadi as veziri aşkıııuom” tarzı konuşmalar olamazdı. Padişah fazla iplemezdi zaten devlet işlerinde kadınları. Haaa diğer yandan, nüfuzu ele geçiren kadınlar çocuklarının padişah olması için entrikalar düzenlerlerdi o ayrı. Bunlar rüşvet, dedikoduyla ilgili, anlatırız arada}

4) İbrahim paşa Bağdat dönüşünden 2,5 ay sonra ramazanın 22. gecesi boğduruldu. Devlete düşman olduğu, dinsiz olduğu, padişah olmak istediği, çok para harcadığı vs. söylentileri halk arasında konuşuluyordu. İbrahim paşa kendisini padişaha çok yakın görmekle beraber hepsi dedikoduydu. Çünkü Hürremin oğlunu desteklemiyordu İbrahim paşa. Sonuçta aldı kafayı eline ne diyelim.

5) İran seferi yapıldı. Varna, Tebriz falan alındı. Tomnaso ile savaşıldı. Fakat savaşta onun kardeşi fırsatı değerlendirip taht kavgasına girmesin mi hehe hehe. {aman ne şaşırdık} Osmanlıya kaçtı, İranlılar dayanamayıp 1555 te anlaştılar. Osmanlı böylece iyice batıya yöneldi.

Sonraki yazıya buradan

Sultan Selim

Önceki yazıya buradan

Arada iki de tarih yazalım bitsin merak edenler var ise. II.Beyazıd’tan sonra tahta oğlu sultan Selim geçiyor;

Sultan Selim (Namı Değer Yavuz Sultan Selim)

1) Sultan Selim, kendi çocukları hariç bütün kardeşlerini ve çocuklarını öldürmeye karar verdi. Henüz yaşları küçük olan yeğenlerini boğdurttu (9 tane). Korkud’a “padişah hevesin var mı?” diye mektuplar yazdı oyundan. Şüphelenip üstüne gitti, kaçan Korkud yakalandı ve boğuldu. Diğer kardeşi Ahmed ise sahte Paşa mektuplarıyla kandırıldı. Ordusu yenilip kendisi de hemen öldürüldü.

2) Sultanlar taht kavgasındayken Osmanlılardaki Kızılbaşları (aleviler) ayaklandıran Şah İsmail can sıkıntısıydı. Birçok isyan ve ayaklanmadan sonra Yavuz Padişah olunca hemen bu sorunun üstüne gitti. Orta Anadoludaki bütün alevi ailelerin yerlerini tespit ettirdi.

3) Şah İsmail’e sefere gitmeden evvel buradakilerin tekrar ayaklanmasından çekinen Yavuz Selim, 7-70 yaş arası yaklaşık 40 bin aleviyi ya öldürmüş yada hapse attırmıştır {her ne kadar böyle yazsa da, Osmanlılardaki tahrir (vergi) defterlerinden toplu bir katliamın yapılmadığı ortaya konmuştur. Bu tip bir katliamın “yüzlerce köyün yok olması” anlamına geleceğini ekranlara gözlerini patlatarak söyleyen Murat Bardakçı, “hapis ve öldürme tabiî ki vardır, ama bu boyutta değildir efendim” demiştir. Tahrir defterlerinde bu tip bir katliamdan sonra o yöreden köylerin silinmediği ertesi sene yeniden aynı miktarlarda vergi alındığı açıklandı. Doğrumu tarihçi arkadaşlar cevaplar bilen varsa}

Nameler

4) Yavuz, Şah İsmail’e sefere giderken ünlü namelerini yazmıştır. “savaşa geliyorum, Müslüman ol, adam ol lan!” şeklindeki ilk nameye “hazırız amcoğlu” tarzında yanıt veren Şah İsmail yanında kadın elbisesi de yollamış. Yavuz “Erzincan’dayım geliyorum” derken, Şah İsmail’de “Timur gibi olmasın sonun” deyip iki kutuda esrar/afyon göndermiş. {esrarkeş demek istiyor, II.Beyazıd bir ara öyleydi ya}. Neyse öyle böyle savaş için nameler yazılmış isteyen ayrıntılarına bakabilir. {tabi neden yazılmış? Yavuz, sefer sırasında isyanlarla uğraşıyor habire. Şah İsmail’i gaza getirip savaşa çekmek istiyor hemen. Şah ise yolu uzatmak istiyor yine gaz ile}

5) Yavuz 140 bin kişilik birlikle hareket ederken, 40 bin küçük ve yaşlı askeri geride ihtiyat bırakıp ilerliyor. İran topraklarına Erzincan dolaylarında giriyor. Sorunda buradan başlıyor. Yavuz’a karşı vezir ve paşaların oyunları bitmiyor. Askerler hem Şah İsmail’le savaşmak istemiyor {kuvvetli, mezhebi aynı olan var ve efsanevi bir insan, birde mesafe çok uzak}. Bazı vezirler ve paşalar askerleri arada gazlayıp ayaklanma ve huzursuzluk çıkarıyorlar. Hamza Paşa (II.Beyazıd’a nameyi hatırlatan söyledik, Yavuz çok seviyor bu adamı sonradan) askerin huzursuzluğunu ve geri dönmek istediğini söylüyor. Hemen oracıkta paşanın kellesi kesiliyor. Fakat bu tip şeyler askeri sustursa da mesafe uzadıkça kazan kaynıyor. Bir sabah Yavuz’un çadırına ateş bile ediliyor. Yavuz cesaret verici konuşmalar yapsa da içten içe “ben sorucam ulan size” diyor tabi.  Doğubayazıt’ın 80 km güneydoğusunda Çaldıranda karşılaşıyorlar.

6) Şah İsmail’in ordusu da 60 bin kişilik mükemmel bir süvari birliği var. Dinlenmişler lakin kara birlikleri kötü ve az. Yavuz’un ise muntazam kara birlikleri var, topları da son model olup son donanımdalar. Sayıca fazla olsalar da yorgunlar. Bu arada Şah İsmail’i anlatmadık. Şah İsmail Şii mezhebinden olan, son derece dinine bağlı, acımasız, gözü kara bir hükümdar. Ele geçirdiği yerlerde Aleviliğe geçmeyenleri öldürürmüş, kahramanlığı olan inanılmaz bir lidermiş. Askerler onun kutsanmış olduğuna inanmakla beraber, hepsi uğrunda canını verirmiş ama öyle böyle değil misal “gel lan buraya, kes sağ kolunu” desen hemen sorgusuz sualsiz kolunu kesermiş o denli anlayın yani. Askerleri kafalarına kırmızı bir sarık sararmış (Kızılbaş buradan gelir) Kılıcın kutsallığına inanır, tüfeğe tenezzül etmezlermiş. Tabi Şah İsmail de peygamber seviyesinde bir adam onlar için.

7) Çaldırana gelen birliklerden Osmanlı, hemen ertesi gün yorgun olmalarına rağmen savaş girdi {çünkü orduda bazı alevi sınıflar vardı ve karşıya geçmelerinden korkuyorlardı}. Şah İsmail’in birlikleri savaşta üstünlüğü ele geçirmelerine rağmen top ve silahlara sahip Osmanlı ordusu bunu çok iyi kullanıp rakibini yeniyor.{yani sürekli bizim kendimize addettiğimiz “tüfek icat oldu, mertlik bozuldu” deyimini aslen Şah İsmail söylemiştir, hemde Osmanlıların kendisine karşı kullanmasına. Tüfek icat olduktan sonra, hemen dönemin en iyi teknolojilerini ülkeye getiren Osmanlı askerlerini bu silahla donatmıştır. Elinde bu teknoloji olmayan diğer ülkeler, bu silah ve toplara karşı koyamamışlardır. Bunun ekmeğini çatır çatır yerken, zaman ilerledikçe o teknolojiyi takip etmememiz, savaşlarda aynı akıbete tersten uğramamıza sebep vermiş. Oturup ağlamalı değil yani. Millette nedense genel bir kanı var sanki tüfek son 200 yıldır kullanılıyormuş gibi. Hayır, Osmanlının en tepeye çıkmasının sebebi top ve tüfekleri olmasıdır. Toplum algısı değişik bir şey değil mi heh heh}. Ordusu bozulan Şah kaçmış, Hanımını da Yavuz aldığı söyleniyor ama oda kaçmıştır sonradan 1514

Şah İsmail

8) Yavuz şahın peşinden gitmek istemişse de ordu çok huysuz olunca vazgeçip Amasya’ya kışı geçirmeye geliyor. Yeniçerileri isyana teşvik eden iki veziri bahaneyle bertaraf edip Dulkadir beyliğini alıyor. 1515

9) Diyarbekir, Mardin, Urfa dolaylarını alıyor ve İstanbul’a dönüyor 1515

10) Yavuz hemen isyanı körükleyenleri araştırdı, üçünün boynunu vurdurdu, vezirleri değiştirdi.

11) Şah İsmail savaş öncesi ve sonrası Memlüklüler’den yardım istemişti. Fakat Sünni mezhebinden olan Memlüklüler, çekinmiş ve tarafsız bir siyaset yapmışlardı. Yavuz, Şah İsmail’e bir sefer daha yapacağını duyurunca Memlüklüler iyice Şah İsmail’den uzaklaşıp “banane amcoğlu” demiştir bizde kendisine “susma sustukça sıra sana gelecek amcoğlu” diyoruz. Tabi çakal bir padişah olan Yavuz’un amacı Memlüklülere saldırmaktı. Ha Memlüklülerde az anasının gözü değildi. Şaha karşı yapılan savaşta Osmanlıya nerdeyse arkadan saldıracaktı. Memlük sultanı yinede durumdan kıllanıp hazırlıklarına başladı. Şehzade Ahmed’in oğlu yanına sığınmıştı. Ona sancak verdi herhangi bir durumda onu kullanacaktı.

12) Veziri 40 bin kişilik bir kuvvetle Şah İsmail’e gönderen Yavuz, Memlük sultanının Fırat’ın geçilmesine izin vermemesini bahane edip savaş açtı. Merc-i Damık’ta iki ordu karşılaştı. Ordusu dağılan Kansu Gavni kalp krizi veya zehir içerek öldü. Ölünce cesedini bulan çavuş başını kesip Yavuz’a getirmiş, Yavuz sinirlenip çavuşun kellesini almak istese de vezirler araya girip rütbeleri sökülmüştür. Halep ve Şam hızla alınmış 1516

13) Suriye ve Filistin dolayları alındı. (Gazze, Kudüs). Sıra geldi Mısır’a. Kahire’ye kaçan Memlük birlikleri, orada bırakılan Memlük sultanının yeğeni Tomanbey’i sultan yapmak istediler. Tomanbey ısrarla “olm ben yapamam anlamam bu işlerden” dese de kabul etti. Yavuz onunla haberleşip “Mısır ve aşağısını sana vereyim amcoğlu ilerde buralara araplar gelir hatta gelmiş sadece beni tanı” dedi. Mısır krallarına da “akıllı olun beni tanıyın” dedi. Mısırlılar Cengiz ve Timur gibi onunda buralara gelemeyeceğini, Anadoluya gidince Gazze’nin falan geri alınacağını düşünüyorlardı.

14) Baktı olmuyor Yavuz orduyu toparlayıp çöle girdi. Çölü yağmur yağarken geçmeleri büyük şanstı. {tabi şans olan çölde toplasan bir hafta süren yağmur mevsiminin, kuraklığın bittiği döneme denk gelmesidir arkadaşlar. Daha önce söyledik, Osmanlılar baharda hazırlanır, yazın sefer yapar, sonbaharda döner. Burada sefer yapılmış, kış döneminde ise işte Mısır’a gidiliyor. Günümüzde de, o zamanlar da da yağmur zamanı yaklaşık olarak bilinmektedir. Tabi bazen iki üç ay atsa da bilinir. Bu seferde de beklenildiği gibi yağmur döneminde çöl geçilmiştir. Sorun nedir? Bu olayı yine dinsel öğelerle süslendirmektir. Yavuzun dört peygamberle geçtiği, bulutların orduyu takip ettiği falan söyleniyor. Bunları anlatan arkadaşıma ben “yalan olm bunlar ya” deyince bana deli gibi bakıp “çölde yağmur yağar mı manyak” dedi. Diyecek bir şey yok, evet hiç yağmur yağmaz çöle mnkym}

Yavuz Sultan Selim

15) Savaşta arkadan dolaşarak bizzat saldıran Yavuz rakibi dağıttı. Kahire alındı, Memlük sultanlığı sona erdi 22 ocak 1517

16) Kaçan Tomanbay topladığı birliklerle ara ara saldırıp bir ara Kahire’yi ele geçirse de şehir geri alındı. Kahire halkı kadın çocuk Tomanbaya yardım ediyordu. Mart 1517 de yakalandı. Sultan Selim kendisini cesaretinden dolayı kutladı takdir etti. Fakat onu araka da bırakmak tehlikeli olduğundan 17 gün sonra meydanda astırıp üç gün asılı bıraktırdı.

17) Yavuz, Mısır ve Suriye’yi alarak ekonomik olarak çok avantajlı konuma geçmiştir. Halife (halifelik değil) İstanbul’a getirilmiştir. Fakat halife burada zamanla zevke, sefaya, karıya kıza dadanınca Yedikule’ye hapsedilmiş. Sonradan hilafeti Selim’e bırakmıştır. 1924 tarihine kadar hilafet Osmanlılarda kalmıştır. Yine Mısır ve Suriye’den kitaplar, sanatçılar, zanaatkarlar İstanbul’a gemiyle getirilmiştir.

18) Dönüş yolunda Mısır beyliğinin kendisinden alınmasına kızan Yunus Paşa, dönüşte Yavuz ile diyaloğunda “yazık o kadar asker gitti, mücadele ettik yine yönetimi bir Çerkese verdiniz” deyince sinirlenip adamın kellesini oracıkta aldırmış, üç günde yanında taşıttırmıştır.

19) Şah İsmail’e de yürüme fikrine sahip olan Yavuz, asker yorgun olduğu için vazgeçti. Yeğeni Kasım yakalanıp öldürüldü. Başı da Yavuz’a getirildi. Yine o dönemde Amasyalı Celal ismindeki bir alevi ayaklanmış, bir çok isyanla uğraşılmış ve kanlı bastırılmıştır. 1518

20) Yavuz, denizde de başarılı bir devlet kurmak için bir tersane yapılmasını istedi. Haliç’te evvelce bizans tersanesi olan yere yapılmasına karar verildi. Fakat burası harap olmuş, mezarlar konulmuş. Bir kısmı tersane için ayrılıyor. {burada araya girelim. Burada bir hurafeyi de açıklığa kavuşturalım. Eskiden insanlar efendim 8 metreymiş, efendim “aha topkapıda kılıcı 3 metre çarpsan boyuyla demek ki Beyazıd 3,20” sonuçları çıkarıyorlar. Kanıt olarakta türbeleri gösterirler. Bizim Amasya da da vardı, böyle türbeler görmüşünüzdür belki. Ben dayımla gitmiştim bir kere 5 metre falan var türbenin uzunluğu. Kadınlar, erkekler ağlaşıyorlar türbede. Dayımla merak ettik bilmiyoruz tabi ben dedim “dayı bu adamın boyu nasıl beş metre” diye tartışıyoruz. Kadının biri bizi dinliyormuş bize eğilip “rahmetlinin bacakları sığmamış daha” demesin mi! Ne gülmüştük ya. Ne diyim işte burada da, yani Haliç tersanesinde kullanılacak toprak kısmı ayrılıyor. Kazılan yerlerden çıkan kemikleri, kafataslarını da uzun hendekler kazıp içlerine atarlarmış. Bu hendeklerin başına ve sonuna da mezar olduğunu belli etmek için işaret koyuyorlarmış. Bunlarda olmuş sana türbe anasını satayım. Yine anadoluda olsun, köylerde olsun mezar kazmanın değişik versiyonlarını geçmişte görmekteyiz. Adamların boyları 8 metre değil yani. Her ne kadar gömülenler müslüman veya başka dinden olsa da bazı durumlarda mezarlar kazılıp yeni yerlere bu hendekler gibi atıldığı gibi, yığma mezarlarda gerekirse yapılıyor. Oluyor sana türbe işte. Sonrada bebeği olmayan kadınlar gidip “al sana bir göbek, ver bana bir bebek” diyerek türbenin etrafında dans ediyorlar heh heh}

İran Seferi

21) Yapılan bu tersane Papadan, Venedik’lilere kadar herkesi tedirgin etmiştir. Avrupayı kendi aralarındaki rekabette biraz yumuşatmıştır.

22) Yavuz’un iki omzu arasında bir çıban vardı. Çıban büyümüş, büyük ihtimalle ölümü de ondan kaynaklanmıştır. İyice iltihap toplayan ve akıntı yapan çıbanın tedavisi o dönemlerde tabi ki pek zordu. Muhtemelen omiriliğe kadar büyümüş bile olabilir. Neyse, öleceğini anlayan Yavuz Çorlu civarlarındayken tek oğlu Süleyman’ı çağırtmışsa da o gelemeden ölmüştür. 1520

23) Ortadan biraz uzun boylu, iri kemikli, pos bıyıklı, sakalı kesik bir adamdı. {bizim lise kitaplarında ve etrafta görünen küpeli resmi kendisine ait değildir. Aslında kendisine çok benzeyen Şah İsmail’e aittir}

24) Vezirlerini, alimlerinin dediklerini düşünür karar verdikten sonrada kararından dönmezdi. Muhalefet edeni de öldürürdü. Oldukça ilim sahibi, zeki bir hükümdardı. Pek mimari eser bırakmamıştır. Şah ile mücadele etmiş, bilinen Afrikayı ele geçirmiştir. Sade yaşayan, müsrifliği sevmeyen bir hükümdardı. Ajanları dünyada her yerde yoğun bir şekilde çalışıyordu {zamanın Amerika’sı diyebiliriz}.

Tarih yazılarını tekrar derleyeceğim en azından 1800 yılını bitirelim. Okumayanlar veya okuyup da yarım bırakanlar için güzel bir devam yazısı olacak bunlar. Uğur MUMCU yazılarını ne zaman derlerim bilmiyorum.

Sonraki yazıya buradan