Atatürk’ün Hatıra Defteri

İsminden de anlaşılacağı üzere Mustafa Kemal’in hatıralarının daha doğrusu günlüğünün kısa bir kısmını ihtiva eden eseri yakın bir süre evvel bitirdim. Kısa günlükleri aslında şansa günümüze ulaşmakla beraber Mustafa Kemal’in düşünce ve karakteri ile ilgili önemli bazı ayrıntılar da içeriyor.

Mustafa Kemal’in emir erlerinden birisi olan Şükrü Tezer, yıllar sonra komutanının kendisine verdiği günlüğü Türk Tarih Kurumu’nun da yardımıyla 1989 yılında basıyor. Artık basımı ve satışı olmayan kitabı zar zor Ankara’daki bir sahaftan temin edebildim.

Kitap Şükrü Tezer’in uzun girişi ile başlayıp nihayet günlüklerde yazdıkları ve açıklayıcı notlar ile devam ediyor.

Şükrü Tezer paşanın yanında Çanakkale savaşı sonrası bulunduğundan kendisi ve etrafındaki gözlemleri güzel bir şekilde kitaba yansıtmış. Anafartalar kahramanı apoletiyle müfettişliğine gittiği güney doğu cephesinde halkın ve askerlerin hayranlıkla seyrettiği, zekası ve bilgisi ile herkesi alt eden bu büyük insan hakkında bazı küçük ayrıntılara da girmiş.

Keza Mustafa Kemal’in Şükrü Tezer’e verdiği kısa günlüklerindeki cümleler çok daha vurucu ve gelecekte yapacaklarına ışık tutmakta.

Mardin yollarında araba ile giderken bir çok yerde yol kenarlarında adeta hayvan gibi yatan ölüler gördüğünü, hemen her yerde yetim çocukların dolaştığından bahsetmiş. Arabayla giderken acıdığı bir yetimi yanına aldığında etraftaki insanlar çocuklarını da alması için yanına geldiğini anlatırken içim burkuldu. Hangi şartlar altında bir anne-baba çocuklarını tanımadıkları birisine teslim eder ki? Ülkenin açlık ve yokluk dolayısıyla düştüğü bu sıkıntıları ara ara okuyunca savaşın ciddiyeti bir kez gözünüzde canlanıyor.

WhatsApp Image 2017-05-19 at 14.20.15.jpeg

Bunun dışında Mustafa Kemal’in sık sık kahve içtiği ve az uyuduğunu (stres, genelde hasta) gözlemliyoruz. Yemekten sonra yine odasına istirahate çekilip sürekli kitap okuması ise diğer ilginç gözlem. Savaş zamanı üstelik oldukça kısa süren günlüklerinde okuduğu kitaplardan bahsederken analizlerini ve karşılaştırmalarını da yapıyor.

Yine Erkanıharp Reisi yanında misafir iken toplumun nasıl düzeleceği konusunda girdiği tartışmada savunduğu fikirler şöyle (anlaşılırı yazıyorum);

Tesettürün kaldırılması ve hayat biçiminin ıslahı; 1) Bilgili (kudretli) ve hayata katılabilen kadın yetiştirmek 2) Kadınlara serbestliğini vermek (düşünce/giyim/yaşam) 3) Kadınlarla genel işbirliği, erkeklerin ahlakı, davranışları, düşünceleri üzerinde etkileri..

22 Kasım 1916

Bir diğer sohbetinde Kemal Bey’in Tarih-i Osmani’sini okuduğunu belirtip İstihkam Yüzbaşısı Fuat Efendi ile tartışmış ve şunları söylemiş;

Yemekten evvel Emin Bey’in (Mehmet Emin Yurdakul) Türkçe Şiirler’iyle Fikret’in Rübab-ı Şikeste’sinden ayni zeminde bazı parçalarını okuyarak bir mukayese yapmak istedim. İkisi de başka başka güzel. Ancak türkçe olanda da, diğerinde de aynı derecede arapça, farsça kelimat var. Fark, biri parmak hesabı diğeri değil!

10 Aralık 1916

Yine bir diğer günde bahsettiği bir hadiseye dikkat edin lütfen;

… İhsan ve Ömer’e (Mustafa Kemal’in yetiştirmek için aldığı iki yetim çocuk) “Yaşamak Kavgası” isimli türkçe şiirin bir kısmını ezberlettim..

2 Aralık 1916

Basit şeyler gibi görünmekle beraber 1.dünya savaşı ortasında o kadar iş arasında bile kitap okuması, şairlerin eserlerini takip etmesi, yetimleri alıp korumaya çalışırken onlara şiir ezberletmesi gerçekten uzaktan bakınca ne denli büyük bir insan olduğunu bize tekrar tekrar hatırlatıyor.

Savaş şartlarında bile bilginin, şiirin, tarihi eserlerin peşinde koşan kısaca sanata aşık ama halkının sorunlarına da uzak olmayan onları gözlemleyen, gözlemlerin sebeplerini araştıran ve çözüm yolları bulmaya çalışan büyük bir deha..

Güney Doğu cephesi denetlemesi sonrası kabul ettiği Hicaz Seferi Komutanlığı’nda ise Alman Komutan ile anlaşamaz ve hakkında da bir rapor yazar. Uzunca raporun küçük kısmını aşağıya koyuyorum;

WhatsApp Image 2017-05-19 at 13.56.10.jpeg

Alman komutan Falkenhayn’ın Türk ulusunu değil kendi ülkesi çıkarları için çalıştığını gözlemleyen Mustafa Kemal savaş eğer kazanılırsa Osmanlı Toprakları’nın Alman karakolu olacağını belirtmiştir.

Neticede gelen komutan ile görüşen Mustafa Kemal’e müttefike karşı gelinemeyeceği için istifa etmesi teklif edilince zaten hazırladığı mektubu hemen oracıkta teslim ederek İstanbul’a dönmüştür.

Kitapta bir diğer husus ise İstanbul’da (burada fikirlerini ortaya koymasa da) dünya savaşı sonunda padişahlığın kaldırılması ile ilgili kısa bir görüşme yapıldığını Şürkü Tezer’den öğreniyoruz. Konu ile ilgili iki sayfayı buraya yine koyuyorum;

WhatsApp Image 2017-05-19 at 13.56.09

WhatsApp Image 2017-05-19 at 13.56.09 (1).jpeg

WhatsApp Image 2017-05-19 at 13.56.09 (2)

Üç resimdeki konuşmadan anlayacağımız şey ise; Enver paşa ve efkarının fikrinin henüz 1.Dünya Savaşı sürerken zaten padişahlığın lağv edilmesi olduğunu görmemizdir. Güvenilebilir yakın komutanlara durum anlatılırken yeni yönetimin ise Enver Paşa önderliğinde yeni kişilerde duracak olması kaçınılmazdır.

Savaş sonu ise ülkeden kaçan Enver Paşa ve diğer askerlerin yapamadığını yaparak ülkemizi kurtaracak ve demokratik modern bir cumhuriyet kurmak için uğraş verecektir.

Cumhuriyeti kurarken yaptığı atılımları birilerinin dediği gibi ne ajanlıkla ne dinsizlikle ilgisi vardır. Hayatları yalan ve iftira ile yürüyen satılmış kalemlerin, hocaların ve asıl ajanların iftiraları bu sebeple sürekli Mustafa Kemal üzerindedir. Ölümünü üzerinden neredeyse 100 yıl geçmesine rağmen okuduğunuz bir savaş anısında kadının topluma katılmasını anlatmasını, yetim çocuklara şiir ezberletmesini veya iki felsefe kitabını kıyaslamasını gördüğümüz kişinin satın alınamaz ruhunu, iradesini ve şahsiyetini görüyorsunuz.

Hayatında cin ali kitabı kapağını çevirmemiş, avrupa devrimlerini ve emperyalizmini görmemiş, hayatını dinsel hurafelere adamış insanların elinde yetişmiş, özgür düşünemeyen, hayatı boyunca eğriye/yanlışa/haksızlığı bir kez olsun “dur” dememiş, kendi işine bakmış, kendisi için yaşamış ve bir hayvan gibi öyle ölmüş insanların ağızlarını açarken destur çekmesi gereke kişidir Mustafa Kemal.

Herkesin 19 Mayıs Atatürk’ü anma ve gençlik bayramını kutluyor ve bu yazı ile kendisini bir kez daha rahmetle anıyorum.

Yakın Siyasi Tarih – V

Bir önceki yazı için buraya

Kurtuluş Savaşı Başlıyor

1) Mustafa Kemal Samsun’a isyanı bastırmak için padişah tarafından gönderiliyor. Burada bir kısım tarihçilerin padişahı aklama çabası gözden kaçmıyor elbette. Yani “Mustafa Kemal’i kurtuluş savaşını başlatması için parayla gönderdiği” söyleniyor. Bu çok büyük bir yalan olmakla beraber bu kesimin yalan haznesi ve midesi geniş olduğundan fazla şaşırmamak lazım. Yalancı şerefsizlerden oluşan daha öncede yazdığım “siyasi güdüm dahilinde yaratılan yeni Osmanlı” amacıyla söylenen şeyler bunlar. Ha kime inanalım? Senin kaynağın nedir? Belki benimki yalan söylüyordur diye düşündüm. Araştırdım dönemin gazetelerini buldum. Onlardan resimleri de buraya koyuyorum. Bu tip insanlar kurtuluş savaşının olmadığını bile söylüyorlar. Şerefsiz, hırsız, yalancı pezevenkler afedersiniz. Neden bu kadar kızıyorum? Çünkü dönemin gazetesi var ulan hala öyle böyle diye iddia ediyorsunuz.

20150731_165924

2) Zaten organizasyon dahilinde gönderildiği için gider gitmez yaptıkları İstanbul’dan haber alınıyor. Mustafa Kemal bir genelge çıkartıyor ve “Milli Mücadele” olgusunu tam olarak ortaya koyuyor. Bak yine aklıma geldi adam çıkmış diyor ki “Efendim Mustafa Kemal’i kim tanıyordu da sözde milli mücadeleyi başlatıyor?”. Bu şeref yoksunu satılık kişiler Çanakkale’de savaşılmadığını bile iddia ettiler. Yine dönemin gazetelerinden örnekler koyuyorum. Anlayacağınız üzere lider seçilmesinin sebebi “Çanakkale Kahramanı” olmasıydı bu kadar net. Resimi bol olsun bu yazının hadi. Vahdettin’in Mustafa Kemal ile görüşmesinin ayrıntılarını koyuyorum. Vahdettin gideceği zaman onun ile görüşüyor. Mustafa Kemal “Acaba benim neden gittiğimi öğrendi mi? Engelleyecek mi?” diye endişeli. Bazıları bu konuşmayı nasıl öteye çekip “oslondo kortoloş sovoşono vohdot..” diyor ya. İşte o konuşmanın tam metni.

20150731_170111

20150731_170126

20150731_170142

20150731_170203

3) Amasya’da 19 Haziran 1919 görüşmesi yapılıyor. Alınan kararlar ile İstanbul hükümetinin tanınmadığı belirtildi.

4) Mustafa Kemal Nutuk kitabında (şu kitabı da okutmayan eğitim sisteminin durumu ortada işte) “Cumhuriyetçi bir devrim fikrini o zamanlar dile getirmenin uygun olmadığını düşündüm. Hazır değillerdi” diyor.

5) İstanbul’da ise Yunanlıların İzmir işgalini kınayan padişaha “resmi bir soruşturma” ile geri dönüş yapıyor emperyalist ülkeler. Bir komisyon kurulup Yunanlıların İzmir’de baskı ve şiddet olaylarını araştırıyorlar. Bir şey bulamıyorlar elbette. Şimdi gazeteleri var bunların hep. Ama koyamayız buraya. Artık güvenmiyorsanız gidip okuyun arkadaşım. Yada okumayın ne yapayım ya öfff. Ama bu yazıya özel resimleri koyuyorum. Bunlardan derleniyor yazılarım yani;

20150731_170253

6) 23 Temmuz 1919’da Erzurum kongresi düzenleniyor. Tam bağımsızlık için imparatorluk fikrinden vazgeçiliyor.

7) Sonradan açılan İngiliz arşivlerinde ortaya çıkan belgelerle biliyoruz ki; Anadolu’da tekrar özgür bir direniş için örgütlenmeler yapılırken İstanbul’da Damat Ferit İngilizler ile görüşüp “kayıtsız şartsız” teslim için 30 Mart 1919 yılında telgraf çekiyor. Telgraf İngiltere’de durmakta. “Yalaannn böyle bi telgraf yok” diyenler o telgraf ortaya taaaa kurtuluş savaşı zamanı çıktı arkadaşım hey gidi mal hey.

20150731_171303

8) 4 Eylül 1919’da Sivas’ta bir kongre daha yapılıyor. Fakat kongreye sadece 38 kişi gelmiştir. Katılımın az olması endişe veriyor. Durumun ümitsizliğine kapılan bazı kişiler ABD mandalığına girmek istiyorlar. Böylece Suriye/Irak dolayları bizde kalacak doğu anadolu ise Ermenilere bırakılacaktı. Bir grup ise İngiliz mandalığına girelim “bu denli süper bir devlet ile başa çıkamayız yok oluruz” diyorlar. Tartışmalar gırla gidiyor Mustafa Kemal kontrolde sıkıntı yaşıyor.

9) Fakat kazın ayağı öyle değil. İstanbul hükümeti İngilizler ile zaten kayıtsız şartsız çektiği telgraf ile teslim olmuş. İngilizler padişaha “bu işi uzatmadan bitirin bakın böyle olmaz” diyorlar. Padişah kongreye baskın yapıp oradakilerin tutuklanması için Elazığ valisi Ali Galip’e talimat veriyor. Bu baskın haber alınıp uygulamaya geçmeden engelleniyor 7 Eylül 1919

10) Bu ortaya çıkınca kongredekiler duruma tepki gösteriyorlar. Padişaha bu olayın kınandığını bildiren bir telgraf çekiliyor. Eğer doğru ise iplerin kopartılacağı söyleniyor. İstanbul’dan gelen cevap ise “telgrafın padişaha verilmeyeceğini” bildiriyor. Yani padişaha telgraf hiç ulaşmayacağı için her hangi olumlu veya olumsuz cevap vermemiş olunuyor böylece (şaka gibi arkadaş).

11) Kongre Damat Ferit hükümeti istifa edene kadar haberleşmeyi kesiyor, Sivas’ı başkent yapıyorlar.

20150731_171215

12) ABD’ye mandalık fikri akıllara yatıyor aslında. ABD peki bizi kabul edecek mi? Oraya bir telgraf çekiliyor. (Buradan şu anlaşılıyor. Henüz kongre tam bir bağımsızlığı kazanacağını düşünmüyor. Yani kurutuluş savaşı buralarda bitebilir ama Mustafa Kemal peşini bırakmıyor tabi olayın)

13) İstanbul hükümeti yani Damat Ferit hal böyle olunca 30 Eylül 1919 yılında istifa ediyor. Yeni hükümetle görüşmeler başlıyor.

14) Bu sırada 22-23 Aralık tarihlerinde Londra’da İstanbul’un alınması gizlice konuşuluyor. Bu gazetelere düşünce bizim Anadolu cephesi köpürüyor tabi “İstanbul verilemez” diyerek.

15) 12 Ocak 1920’de Ankara’da meclis açılıyor. 28 Ocak tarihinde Misakı Milli sınırları uzun tartışmalar ile kabul ediliyor.

16) 25 Ocak tarihinde Maraş, Antep ve Urfa’da gerilla savaşları başlıyor.

17) Gelişmeler bu şekilde olunca 14 Şubat tarihinde Londra’da “İstanbul’un bırakılacağı” açıklanıyor. İstanbul hükümetine Anadolu’daki bu saldırılardan dolayı büyük baskı uyguluyor emperyalistler. Hükümet dayanamayıp 3 Mart 1920 tarihinde istifa ediyor.

18) Salih paşa 8 Mart 1920 tarihinde yeni hükümeti kuruyor. 16 Mart 1920 sabahı İngilizler İstanbul’da baskın yapıyorlar. Gemiler toplarını kente çeviriyor, caddeleri İngiliz askerleri ele geçiriyor, Harbiye nezareti binası basılıyor.

19) Salih paşadan “Kuvayi Milliye’yi kınama” yazısı yazması isteniyor. Yazı daha ağır bir dille çıkartılması için tekrar gönderiliyor, sonra tekrar ve sonra tekrar ve sonra tekrar… Hükümet başkanı Salih paşa daha fazla dayanamayıp istifa ediyor.

20150731_170905

20) İstanbul’daki baskının sebebi Anadolu’daki hükümetin görüşmeye gelmesiydi. Baskını haber alan Mustafa Kemal, İstanbul’da bulunan Rauf Orbay’a kaçmasını haber vermişti. Rauf ise “Soylu İngilizlerin bu alçakça tutuklamayı yapmasını” istemiş ve tutuklanmıştı. Mustafa Kemal Nutuk kitabında Rauf’un bu davranışına kızmış ve “Kimileri uygar bir ülkenin hapishanesini, ulusal bir mücadelenin tehlike ve belirsizliklerine yeğliyor” demiştir. Rauf Orbay’ın bu hareketi ileride aralarının açılmasının da temelidir aslında. Ulan ne güzel demiş adam ama yok aslında Mustafa Armağan’a göre İngiliz ajanı. At yalanı … inananı

21) Mustafa Kemal 7 genelge yayınlayarak bu durumu protesto etmiştir. İstanbul meclisi İngilizler tarafından dağıtıldı. Damat Ferit ise yeniden Sadrazam oldu.

22) Batıda bunlar yaşanınca Kuvayi Milliye yandaşları Anadolu’ya kaçmaya başladı. Fakat emperyalist güçlerden evvel savaşılması gereken başka bir cephe daha vardı. Padişah tarafından yetkilendirilen ve İngilizler tarafından silahlandırılan kendi yurdumuzun çocuklarıyla bir iç savaş yapılacaktı. Ama Mustafa Kemal İngiliz ajanı değil mi?

Elimdeki resimlerle bir kurtuluş akışı yaparım güzelde olur. Haydi selametle

Sonraki yazı için buradan