Osmanlının Kuruluşu

Önceki yazıya buradan

Kayı Boyu – Osmanlının Kuruluşu

1) Moğol istilasından kaçan Türklerden kayı boyu Ankara batısına ve yakınına yerleşmişler.

2) 1250’li yıllarda Ertuğrul bey Söğütü alıyor ve Seçuklu sultanı burayı Ertuğrul beye veriyor {yine not atayım o zamanlarda komutanlar veyahut oğulları sefere gidip ele geçiriyorlar toprakları. Sultanda ele geçirdiği yerler için genellikle oraları o beye veriyorlar. Yani o beyin toprakları yine sultana bağlı devam ediyor. Tabi ne zamana kadar? Güç devam edene kadar. Selçuklular güçten düştüğü zaman bu beyler bağımsızlığını nasıl ilan ediyorsa, ilerde biliyoruz ki Osmanlı zayıfladığında sırplar, makedonlar, araplar, ermeniler vs. de kendi bağımsızlıklarını ilan etmek istiyorlar. Yani dünya güç dünyası dayı. Birde işte misal Seçuklu zayıfladığında beylikler başlarına buyruk hareket edince Osmanlıda kel değil onlarda etmiş işte. Osmanlı zayıfken isyan edenler heleki milliyetçilik ve cumhuriyet ayaklanmalarıyla yani onlar hain, şerefsiz biz 1300 yılında zayıflayan Selçuklulardan koparken efendim ne güzel. Bu bakış açısınıda anlamıyorum. Tamam Osmanlı o topraklarda zulüm yapmamış olabilir, ama sana bağlı bu topraklar tarihte hep hristiyan toprağıydı zaten özlerine dönmek istemeleri bence normal. Arap olayına ise hiç girmiyorum}

3) Ertuğrul 1281 veya 1288 de ölüyor

4) Küçük oğlu Osman veyahutta Otman başa geçiyor. {yine yabancı yazarların Ottman veyahutta Otman dediklerini görürsünüz. Malumunuz ismi kesin olarak belli değildir bu sebeple yabancılar Osman değil Otman der bakabilirsiniz} Amcası Dündar, daha önce bashettiğimiz içgüdüyle “ben bey olacağım laaayn” diyerek isyan ediyor. Fakat Osman anasının gözü, hemen amcasını yakalayıp öldürtüyor (1298)

5) Sakarya sınırlarını, Eskişehiri alıyor. Aşiret beyliğinden Uç beyliğine geçiyor böylece Selçuklularda {boyutlarına ve kuvvetlerine göre beyliklerde derecelendirilmekte o zaman}

6) Yarhisarı alınca, başkasına verilecek olan kızı kaçırıp,yani alıp oğlu Orhana nikahlıyor (1299)

7) Selçukluların çözülmesiyle iyice rahatlanıyor. Bilecik alınıyor ve burası merkez yapılıyor.

8) Bizans taraflarına saldırıldı. Fakat merkezden yardım gelen kaleler iyi direniyor alınamıyor bazıları

9) İznik kuşatılıyor. Alınmaya çalışılıyor tabi zor göl kıyısı ve bataklıklar var kuşatılıyor o sebeple

10) Bizans hükümdarı tırsıp “ulan bunlar geliyorlarda geliyorlar” diyor, “dur diyor hacı ilhanlılardan yardım istiyim” (moğolardan). Kardeşi Marayı gelin olarak onlara gönderiyor. Lakin, Moğolların batı hükümdarı ölmüş, ülke karışık durumda. Zaten çok uzakta olan Bizans umursanmıyor.

11) Ayrıca Bizansta taht kavgası başlıyor. Buda onları zayıflatıyor, buda Osman gazinin haliyle işine gelmiş.

12) 1320’de idare Orhana geçiyor. Orhan gazi, ilhanlıların hakimiyetini kabul ederek icraata devam ediyor.

13) Osmanın kaç karısı var bilinmiyor, 6 erkek bir kızı oluyor. Orhan dışındakiler ellerindeki toprakları işleyerek vakıflar ile geçinmişler.

14) Orhan beyin okuma yazması olmadığı biliniyor. {Tabi bir söylenti var ama yazmıcam onu çünkü başka bir kitaptan doğru olmayabilir. Burda yine kendi yorumumu yazayım gençken okuduğum osmanlının kuruluş amacı diye bir kitap vardı. Osmanlının dini yaymak, kafirleri dize getirmek için kurulduğu ve müslümanlarla savaşmaktansa, hristiyanlarla savaştığını anlatıyor. Tabii ki hristiyanlarla savaşmak ve dini yaymak bir etken görünmekte fakat kaçıncı dereceden? Okuma yazma bilmeyen beylik liderlerinden bahsediyoruz, henüz yıl 1300 lerde. Yani o zamanı, o zamanın koşularıyla düşünürsek ben pek dinle bir ilgisi olduğunu düşünmüyorum batıya fetihlerin. İlerde yine yazıcam, fetihlerde dinden ziyade stratejik bir hamle var. Yani misal yine okuduğum başka kitapta cümle aynen şu; “Osmanlılar sağ tarafta olan Moğollarla veya müslüman tebayla uğraşmaktansa, Allahın indirdiği kuranı kerimi yaymak için, allah yolunda sol tarafa yönelmişlerdir”. E şimdi dayı olmuyor. Burda amacım müslümanlığı aşağılamak değil, fakat bence bu şekilde yazan kişi tarihin yorumlamasını kendi dinine göre yapıyordur. Okuma yazma bilmeyen beylerin ki büyük ihtimal kuranı okumamışlardır haliyle nekadar müslüman kabul edebiliriz? Geçtim 1300 yılını, 1923 te cumhuriyet kurulurken türkiyedeki okuma yazma oranına bakarsanız nedemek istediğimi anlarsınız zaten. Sadece bizde değil, bütün hristiyan camiada da aynı şeyin yani dinini bilmeyen, okumayan bir toplumun1300 lerde olduğunu görmekteyiz. Yani lafı uzattım, Osmanlının ilerlemesi din adına olmaktan ziyade (tabiki o tarihler için) stratejik sebep için.”İlhanlılarla uğraşmaktansa” değil onlara zaten vergi ödeyip hakimiyetlerini kabul ediyorlar daha küçük beylik ne İlhanlısı, ikincisi beylikler arasında en güçlüsü Karamanlılar misal “onlara müslüman, onlara saldırmayayım” ile ilgisi yok, o zamanda onlara nasıl saldırsınlar çok zayıf beylik. Onlara saldırmaktansa, toprağın bulunduğu batıda iyice zayıflayan Bizans topraklarına saldırmışlardır ve çoğu yeri savaşmadan almışlardır. Yani bunu belirtmeyip “din adına sefer” düzenlemek benim için doğru değildir}

Sonraki yazıya buradan

Rum İmparatorluğu Giriş

Önceki yazıya buradan

1200-1261 Rum İmparatorluğu

1) 1210’a kadar Selçukluların saldırıları sonucunda bunalım, Moğolların istilasıyla bir rahatlama yaşanmış 🙂

2) II.Lanj, 1195’te kardeşini tahttan indirip kendini imparator ilan ediyor. 1201’de eski imparatorun oğlu kaçıp Venedikteki IV.Haçlı ordusuna başvuruyor, “bana yardım edin lan” diyerek. Buradan da şehri haçlılarla geri alıyor.{yalnız kitap anlatmamış ben burdan bilgiyi paylaşayım yine. Şimdi bu haçlı seferi çok önemli bir sefer. Varis bizans prensi haçlılardan yardım istiyor tabi imparator olmak için. Papanında gazıyla ilerde de isteklerini yerine getiririz dayı diyerek şehir alınıyor. Fakat şöyle bişey oluyor ki; o haçlı ordusu şehri aldığı gibi bırakmıyor. Katolik olan papa ve ordusu, ortadoks olan merkez istanbulu yağmalıyorlar. Tam anlamıyla yani. Zaten doğu roma imparatorluğu olduğu için güzel birşehir kabul edilen istanbuldaki zenginlikleri gören haçlıların serseri guruh takımı ne bulurlarsa yağmalıyorlar. Ayasofyadaki altın şeyleri falan söküyorlar ki bazı parçalar şu an vatikandadır. Neyse efendim hatta kilise Ayasofyaya hayvanları soktukları, ötesi kadınlarla ilişkiye girdikleri de yazılmakta. Yani yapılmayacak ne varsa yapılmış. Sonrada gerisin geri heralde yağmadan sonra birde üstüne sigara yakarak dönmüşlerdir. Burası kırılma noktası çünkü arası zaten bozuk olan katolik ve ortadoks mezhepleri özellikle ortadokslar, haçlılardan da katoliklerden de nefret etmişler. Onları hırsız soyguncu olarak gördükleri için bu kin oluşmuş. Yine kırılma noktası çünkü bu kin sayesinde İstabulun alınmasına da, Osmanlının ilerlemesine de vesile oluyor anlatacağız}.

3) Latinler, 1204’te şehri işgal edip latin iparatorluğunu kuruyorlar. {Hemen haçlılardan sonra gelen hırsız mal kafalı latinlerin emrine giren Ortadokslar kafayı yemiş olmaılar. }

4) 1261′ de şehir tekrar geri alnıyor.

1300’lü Yıllarda Anadolu

1) Selçuklular çökmüş, Bizans çok zayıflamış durumda. Selçukluların uç beyleride, Moğollara vergi vermeyi kabul ederek kendi başlarına hareket etmeye başlıyorlar

2) Doğudan batıya göçler oluyor {sebep malum Moğol istilası ara ara}

3) Beylikler kuruluyor. Germiyan, Eşref, Hamidoğulları, Saruhan, Menteşe, Osmanlı vs. kuruluyor

4) Moğol valileri vergileri topluyorlar, isyanları bastırıyorlar

5) Beyliklerin Osmanlıyla münasebetleri oluyor haliyle. Kimisi sürekli savaşıyor, kimisi topraklarını satıyor, kimside “veriyorum al amcoğlu” diyor.

6) Ankara savaşından sonra bazı beylikleri Timur geri veriyor. Fakat osmanlı toparlandıktan sonra buraları geri ele geçiriyor.

7) Çoğu beyliğin taht kavgasına girdiği için yokolduğunu görüyoruz. {daha öncede dedim, efendim ben iyi hristiyanım, müslümanım, yok ben çok iyi candaroğullarındanım işlemiyor. Yok dayı, taht ve ihtiras herşeyin önünde buralarda. Çocuklar, kardeşler amcalar kendi imparatorluğu için ayaklanıyorlar. Kral ve impratorluğun soyundan gelenler halk tarafından kutsal göründüğü için (bizim içinde hristiyanlar içinde) bir padişah veya bey kardeşi çocuğu “ben imparatorum lan” dediğinde halk onuda takip ediyor sonuçta ülkede kargaşa ve bölünme yaşanıyor. Tabi 1300 lü yıllardan bahsediyoruz bu zamanlardaki dine ve topluma bakışı görebilmek lazım. İlerde açıklayacağım ara ara}

Devamı için buradan

Uğur Mumcu – Geleceği Gören Adam

Tarihte bazı kişilere atfedilen meziyetler vardır. Bu insanlardan kimisi uykuya yatar, kimisi küresine bakar, kimisi transa girer efendim kimiside hikayeler yazar ve insanlara geleceği gösterir.

 

Mesela bir Nostradamus efendim. Çocukluk yıllarımda oldukça takip ettiğim bir adamdı kendisi. “Nostradamus kehanetleri” tarzı kitaplar dergilerde ara ara çıkar, kitaplarını okurdum. “Nasıl oluyor ulan adama bak, yunanistanla yaşadığımız Kardak krizini bilmiş” gibi o zamanlar inandığım bazı şeylerin, anlamlarının aslında öyle olmadığını anlamıştım yaşım ilerleyince. Meğer adam dörtlük yazıyormuş ve oldukça karmaşık sembolik ifadelerle bunları süslüyormuş falan. Ondan sonra nasıl okursan, nasıl yorumlarsan oraya gidiyor. Zamanında tabii bu tip şeyleri kilise çiçek göndererek karşılamıyor bu sebeple şifre kullanılıyor biliyosunuz diğer rönesasna yakın ve rönesasn sanatçıları, bilim adamları gibi.

Mesela yine çocukluk ve lise yıllarımın büyük yazarı var; Jules Verne. Kendisi inanılmaz hayal gücüyle sadece kendi döneminin değil bizim dönemimizin de gençlerine ilham kaynağı oldu ve olmaya devam ediyor. Kitapları dönemi için geleceği adeta aydınlatan bir el feneri.  Denizler Altındaki Fersahtan mı, Aya Yolculuktan mı, 80 Günde Devri Alem mi yoksa 20.y.y. Paris kitabından mı bahsedelim? İnanılmaz bir deha gerçekten.

Lakin konumuz başka, giriş yazısını uzatmayalım. “Geleceği Görmek” başka bir şekilde gösteriliyor bazı kişiler tarafından. Mistik büyücüleri, kahinleri, hikayecileri vs. kenara bırakırsak, bu kategoriye giren insanlar da var dünyada. Çok fazla yoklar bu insanlar. Bazıları tarihte ülkeleri için önem arz eden büyük devlet başkanları oluyor. Bazılarıysa belki kıyıda köşede kalan, belki de yıllar geçse de topluma yol göstermeye devam eden yazarlar oluyor. Az var bu insanlardan, az var çünkü kimsenin işine gelmeyen şeyleri yazıyor bu insanlar. Az var, çünkü herşeye çokmak sokuyor bu insanlar ve işleri rast gitmiyor. İşte o insanlardan birisi; Uğur Mumcu.

Uzun uzadıya yazılar yazacağımız, tartışacağımız, örnekler vereceğimiz  kişidir kendisi. Belki “solcu lan” deyip köşeye atılan bir kişi bazılarına göre. Fakat bilerek görmezden gelinmediği zaman, yazıları ve duruşuyla kesinlikle dikkate alınması gereken bir insan olduğu aşikardır. Ki, diğer bazı büyük yazarlardan bazıları gibi katledildi.

Buradan, “o öldü ama kelemi ölmedi” tarzı geyik yapmak istemiyorum, biliyorsunuz ki öldü. Ülkemiz için öldü. Ama, bizim için hala buradan onun yazılarını referans almak büyük ölçüde mümkün. Söyledikleri, öngördükleri bir Jules Verne değil belki ama gerçekleşiyor veya gerçekleşmiş. Tabii ki hepsi değil, ama en çokta yaşanan yakın tarihi olayların hala devam etiğini görmek, hala akıllanmadığımızı görmek ve hala sömürülmek üzüyor insanı. Birçok yazısını burdan paylaşıp, bir çok söylemini burdan konuşacağız. Eğer ölmeseydi, daha doğrusu öldürülmeseydi toplumun ben bu denli dirençsiz ve sessiz olmayacağını düşünüyorum. Demek ki doğru adamı öldürmüşler. Fazla uzatmayalım, yazılarını okurken yaptığı öngörülerin 40 yıl sonra doğru çıkması yazarın büyüklüğünü gösteriyor zaten. Bir çok kitabı var, onlardan ve en önemlisi de 1970-1990 yazılarından bir çok makeleyi ekleyerek gideceğiz. Tarih vererek ve kıyaslayarak bazen.

Son olarak kitaplarından başlangıç yazısı. Ve yazılarını derleyen bize sunan UMAG vakfına da teşekkür ediyorum.

Uğur Mumcu, ailesi Ankaralı olmasına karşın, 22 Ağustos I942’de, babasının görevi nedeniyle bulundukları Kırşehir’de doğdu. Babası Ankara’ya atanınca, Ulus’ta Devrim ilkokulunda başladığı ilköğrenimini Bahçelievler’deki Ulubatlı Hasan ilkokulunda tamamladı, Cumhuriyet Ortaokulu ve Deneme Lisesini bitirdikten sonra (1961), Ankara Hukuk Fakültesine girdi.

Uğur Mumcu, öğrencilik yıllarında “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunamayacağı”nı kavramış, etkin, coşkulu, çok okuyan, araştıran ve sorgulayan bir gençti. Onun öncülüğünde yapılan toplantılara zamanın politikacıları, bilim ve sanat insanları çağrılıyor, “münaza-ra’lardaki başarılarıyla dikkati çekiyordu. Daha 20 yaşındayken “Türk Sosyalizmi” başlıklı yazısıyla Yunus Nadi Makale Yarışmasını kazandı. Hukuk Fakültesini bitirince (1965), bir süre avukatlık yaptı. Sonra dil öğrenmek için ingiltere’ye gitti, dönüşünde Hukuk Fakültesinin idare Hukuku Profesörü Tahsin Bekir Balta’nın asistanı oldu. 12 Martın aydınlara yönelik baskıcı tutumundan o da payına düşeni aldı; askerliğini yapmak için hazırlanırken tutuklandı, sonrasında “Sakıncalı Piyade” sayıldı. Askerlik dönüşü gazetecilikte karar kıldı, üniversiteden ayrıldı. Yön, Kim, Devrim, Türk Solu, Ortam, Akşam, Milliyet ve Yeni Ortam’dan sonra uzun süre Cumhuriyet’te yazdı. Ölümünden önce 25; ölümünden sonra yazılarının toplandığı 4O’ı aşkın kitabı yayımlandı.

Atatürkçü, laik, cumhuriyetçi, demokrat bir Türkiye’nin yılmaz savunucusu; devrimci, hep emekten yana olan, hep araştıran ve sorgulayan gazeteci Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993 günü otomobiline konan bir bomba ile inandığı değerler uğruna öldürüldü.

Eşi Güldal Mumcu, çocukları Özgür ile Özge; Uğur Mumcu’nun, ilkelerinden ödün vermeyen kişiliğini gelecek kuşaklara aktarmak; kütüphanesini, arşivini ve tüm yazılarını tarihsel sırasıyla, düzenli olarak araştırmacıların kullanımına sunmak, gazeteciliğe hevesli gençleri, araştırmacılık alışkanlığıyla mesleğe kazandırmaya çalışmak gibi amaçlarla, Ekim 1994’te Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vak-fi’nı kurdular. Vakıf, Aralık 1995’te amacı doğrultusunda etkinliklerini yaşama geçirmeye başladı. Şimdi genç gazetecileri araştırmacılığa yöneltmek, insanların düşündüklerini yazıya doğru aktarmalarını sağlamak için yazma seminerleri düzenliyor, başkentlileri sanatsal, bilimsel etkinliklerde buluşturan toplantıların yanı sıra kitaplar yayımlıyor.

Uğur Mumcu’nun gazete ve dergilerde beş bini aşkın köşe yazısıyla, dizi yazıları söyleşileri yayımlanmış, um:ag Yayın Bölümü bunların hepsini “Bütün Yapıtları” ve “Bütün Yazılan” dizilerinde kitaplaş-tırmıştır. Yapıtların yeni baskılarına, ilk baskılarda gözden kaçan yazılar da eklenerek, Mumcu’nun tek satırının eksik kalmamasına özen gösterilmiştir. Çünkü onun canına mal olan bir savaşımla yaptığı araştırmalar, yazdığı yazılar, geride bıraktığı en değerli kalıttır. Ölümünden bu yana geçen sürede bu yazıların hâlâ güncel olması ise, bu kalıtın önemini anlatmaktadır.

Bu görkemli dizinin oluşmasında büyük emeği geçen, ilk yayın yönetmenimiz Ali Tartanoğiu’na, TBMM Kütüphane Müdürü Ali Rıza Cihan, H.İlkay Balember ve çalışma arkadaşları ile Mesut Seven, Fatih Alpertan, Avni Kalkan, Bekir Tekkaya, Serkan Uzun, Şebnem Kocabıyık, Neş’e Tartanoğlu, Murat Kaya, Emrah Yücel, Gökhan Bozkurt, Hakan Yaman ve DUMAT Matbaası emekçilerine içtenlikle teşekkür ederiz. Sağ olsunlar…

Bilimin ve sanatın aydınlattığı bir dünyada, demokrasinin yaşama biçimi ve adaletin herkes için olması, bir kişinin bile hak ve özgürlüklerinden yoksun kalmaması için savaşım veren Uğur Mumcu gibi aydınlar, düşündükleri için öldürüldüler. Daha aydınlık bir dünyanın Mumcu gibi aydınların çoğalmasıyla kurulacağına inanıyor ve bu inancı aydınlanmacılarla paylaşmanın verdiği güçle Mumcu’nun düşüncelerinin gelecek kuşakları da aydınlatacağını biliyoruz.
Düşünenlerin öldürülmemesi, öldürülenlerin hiç unutulmaması dileğiyle…

um:ag

Anadoluya Giriş

Arkadaşlar uzun zaman evvel tarihle ilgili bir yazı yamıştım kitabıda açıklayacağımı söylemiştim. Kitabı bitirdim, maddeler halinde dönüp notlar aldım baya uzun. Yazacağım dediğim için yinede yazayım diyorum üşensemde. Okuyan olursa, ben takip ediyorum der ise devamınıda yazacağım. Belirttiğimiz gibi ilk cilt 1071-1453 yılları arası avrupa ve osmanlıda durumu anlatıyor. Hızlıca not aldığım için bazı yerlerde tarih veya yorum hataları olabilir söylenirse düzeltiriz fakat tekrar belirteyim bana burda boşa yazdırmayın, okunursa yazıcam yani. Evet başlayalım yerlerinize oturun, ha birde okurken bune lan demeyin kitap ayrı ayrı ele alarak olaylara ve tarihsel gelişimlere bakış açısı getirmiş. Okuduğunuzun ayrıntısını ilerde göreceksiniz, hepsini okuduğunuzda o dönemin gözünüzün önünde canlandığını zaten anlayacaksınız;

1071-1308 Anadoluya giriş ve olaylar:

1) 1071 Alparslan Malazgirt savaşıyla girişi yapıyor

2) Alp’in komutanları hızla anadoluda yayılarak şehirleri ele geçiriyor. Bir komutanın oğlu, Süleyman İznik’i alıyor (1080). {9 yılda en batıya gelmiş}. Saldırılan yerlerde pek zulüm yapılmıyor, zaten adamlarda pek mukavemet gösteremiyor

3) 1095 yılında haçlı ordusu geliyor. Kudüsü’de alıyorlar (1095). Haçlıların seferleri başlıyor. Bu surette Bizans, İznik’i geri alıyor.

4) II.Kılıçarslan’ın ölümüyle, Selçuklular bölünüyor(1192)

5) Latinler İstanbul’u işgal ediyor (1204) İznik ve Trabzonda rum impr. kuruluyor.

6) Harzemşahlar moğollardan kaça kaça anadoluya geliyorlar (1226). Selçuklu hükümdarı Moğolların hakimiyetini kabul ediyor (1237)

7) 1243’e kadar, Moğollar şehirleri yakıp yıkıyor. Buna karşılık hiç mukavemet gösteremeselerde Selçuklu, Eyyübi, Artukiler, Harzemler falan yinede birleşmektense, kendi aralarında savaşmayı yeğliyorlar.

8) 1242’de Moğollar Erzurumu alıyor. Süt emen erkek bebekler dahil öldürülüyor ve şehir yakılıyor.

9) 1243 Sivas’ta Selçuklular yeniliyor. Kayseri yağmalanıyor, şehirdeki bütün erkekler öldürülüyor. Moğol komutanı Baycu, Azerbaycan’daki karargahına hayvan, köleler, hazinelerle geri dönüyor. {Burada şunu belirteyim, Moğolların taktiğide dünyada o zaman nekadar etkili bakmak lazım. Hani hep kafamızda toprak alma var, görüyoruz yani işte erzurumu aldık gittik onu aldık ala ala gidiyoruz. Fakat unuttuğumuz, aldığını şehri elinizde tuttuğunuzda şehrin bir yönetim sorunu oluyor. Yani yargıç ile adalet, öğretmen ile eğitim efendim aklınıza ne geliyorsa kanalizasyonundan, yollarına, dinlerine, mezarlarına kadar birsürü şeyiyle uğraşmak zorunda kalıyorsunuz. Özellikle o zamanın büyük devletleri bu merkezlerine çok uzaktaki yerleri ele geçirmektense, çoğu devlet gibi oralardaki ülkeyi yenip haraca bağlamayı veya Moğollar gibi oradaki ülkeyi yenip hem haraca bağlamayı veyahutta şehirleri gezerek yağmalayıp öyle öyle devam etmeyi kendileri için avantaj görmüşler. Moğollar böylece şehirle uğraşmaktansa zaten zenginleşmiş şehire giderek yağmalayarak oraları gezmiş}

10) Selçuklu hükümdarı ölünce Moğollar ülkeyi üç hükümdarın yürütmesine karar veriyor. Artık Selçukluların çok zayıfladığı, özde değil sözde devlet olduğunu iç ilişkilerine karıştırdığından görüyoruz. 1249

11) 1279’a kadar kargaşa, Moğol zulmü devam etmiş. Vergisini veremeyene yine saldırmışlar, yağmalayıp şehrileri talan etmişler. Selçuklular bunlara hiç mukavemet gösteremediği için Selçukluların uç beyleri artık kendi kedilerine hareket etmeye başlıyorlar1289

12) 1308 selçuklular tarihe karışıyor. Moğollar ülkeye valiler tayin ederek beylikleri kontrol ediyor.

Devamı için buradan

Başlangıç

Uzun süredir üyesi olduğum http://www.batug.org forumda yazdığım tarih yazılarını fazlada kurcalamadan buraya aktaracağım. Arada eklemeler olacaktır, düzeltmeler olacaktır tabii ki. Yazılarda kullanılan argo ve küfürler için özür diliyorum ama yazılarımızın konuşma dilinde yazılması, resmi bir metin olmaması dolayısıyla bu tarzda yazıldı. Amaç rahat okumak, anlaşılabilirliği artırmaktır.

Bölümleri ara ara ekleyip, düzenlemeleri zamanla yapacağım için fazlada kelime ve yapı düzenlemesi beklemeyin. Eklemek isteyen birşeyler yorum yapsın konuşalım. Yanlış birşey varsa yazsın düzeltelim. Eğer bilgisi yok ise, boşa gelip ahkam kesmesin. Yazıların cümleleri (yorumlar hariç parantez içi bana aittir) kitaplardan alınmıştır ve isteyene kaynakları gösterilir. Kaynaklarımız, tarih olarak adını tüm dünyanın kabul ettiği kişilerden oluşturmaktadır. Saçma sapan popüler kitaplardan, saçma sapan siyasi destekçi veya dinsel, mezhepsel ve ırksal ağırlıklı yazarlardan alıntı yapılmamakta bunlar fazla kaale alınmamaktadır. Çünkü, buna girersek çıkamayız biz ortada, genel geçer kabul edilen tarihi bilgiyi doğrusuyla aktarmak istiyoruz.

Benzer yapıda bazı forumlarda yazan kişiler var. Bazen onlarda da alıntı yapılabileceği gibi, isterlerse arkadaşlar kaynak ile burdan da alıntı yapabilirler.

Genel amacımız, “aaa öylemiymiş abi” dedirtip, kişiyi bilinçli bir birey haline getirmektir. Nede olsa tarihini bilmeyen, daha doğrusu “tarihi bilmeyen” insanların ve toplumların geleceklerine yön veremeyeceği gerçeğini ortaya koymaktır. Tarihte en çok yaşanan ve öğreneceğimiz şey, geçmişte yaşanan benzer olayların, günümüzde de aynı şekilde yaşanmasıdır. Bunlardan ders almak ve sağlam bir duruş sergileyebilmek için buyrun okumaya isterseniz…