Afrikalı Leo

20150822_135415

Kitabımızın yazarı ünlü bir isim olan Amin Maalouf. Kendisinin ilk romanlarından bir tanesi ve gerçekten dönemi hakkında oldukça ilgi çekici ve yine güzel bir anlatımla okunur bir kitap hazırlamış. 1500’lü yıllarda Granada’da yaşayan bir çocuğun yaşam öyküsüyle  romana başlıyoruz. Dönemin tarihi bilgileri de her zamanki gibi kitabın ana temasını oluşturuyor aslında. Yazar kitaplarında dönemde yaşamış ünlü kişileri, kralları, savaşları veya olayları hikayeye ekleyerek anlatıyor. Bu sebeple okuduğunuz da yaşanılan bir olayın benzerini tarihsel süreçte araştırdığınız zaman bulabiliyorsunuz. Elbette biliyorsanız da “aaa bunu da işlemiş” diyebiliyorsunuz. Bu sebeple tarih severlerin çok sevdiği bir isimdir Amin Maalouf.

Efendim Granada krallığında başlıyor dedik. Biraz tarihi bilgi verelim isterseniz. Müslümanlık batı İspanya topraklarında, doğuşunun hemen peşi sıra hızla hüküm sürmeye başlamıştır. Endülüs Emevileri ile başlayan müslümanlığın, aydın bilim ve ilim adamı yetiştirme merkezlerinden bir tanesi olmuştur. Zamanla gücünü yitiren bu bölgede bir çok krallık kurulmakla beraber işte kitabın anlatıldığı 1495 yılında Granada Krallığı bulunmaktaydı. Yaklaşık 800 yıllık islam egemenliği yakın bir dönemde yani 1492 yılında bitecektir. Tam bu noktalara yakın başlayan kitabımızın kahramanı buradan zorunlu olarak Afrika’ya göçmüş, oradan yine arap topraklarına geçmiş, sonrasında Osmanlı’nın Mısır işgali ve Vatikan’da esir düşmesiyle devam eden hayatı anlatılmıştır.

20150729_001859-e1440413617234

20150729_001951

Kitap aslında roman gibi okunmasından ziyade başta dediğim gibi dönem içi tarihsel olayları ve toplum yapısını da anlatmaktadır. Yukarıda resmini koyduğum kitaptan sayfalarda müslümanlığın artık üretkenliğini yitirmesini de eleştiriyor. Bir nevi “ele geçirilme sebebini” kendisinde arıyor denilebilir.

Arkadaşlarımdan bir tanesi “Türklerden ve müslümanlardan nefret ediyor bu adam” dediği yazarın aslında kimseden nefret ettiğini sanmıyorum. Mesela Granada bölümünü anlatırken dönem müslümanlarının toplum yapısını da gözler önüne sermesi sevmediği anlamına gelmez. Babasının bir hristiyan kız çocuğunu köle olarak beğenip alması ve evinde cariye yapması “Müslüman Geleneğe” aykırı değildir aslında. Orta çağ düşüncesi ve günümüz modern hukuk devletinin yarattığı islami düşünce farkıyla ilgili bir yazı yazabilirim aslında. Aşağıda evinde cariye olan bir müslüman kadının olası serzenişi belirtilmiş mesela;

20150729_002219

Yine benim bildiğim tarihteki bazı büyük deprem ve tsunamilerden birisini kitaba koymuş. Bir çok yerde karşılaşılan veba ve cüzzam gibi hastalıkları işlemiş. Zengin ticaret şehirlerini anlatmış. Birde bizi ilgilendiren elbette Yavuz Sultan Selim’in Kahire’nin fethinde yaşananları anlatması sanırım. Kent teslim olmayınca yapılan üç günlük yağmayı, esir olanlar, köle olarak alınanlar ve tecavüze uğrayanlar işlenmiş. Elbette tarihimizde anlatılan ırza namusa düşkün Türk Askeri profiline uymuyor. Belkide bu sebeple böyle “müslümanları ve türkleri sevmiyor” deniliyor. Fakat bunlar yaşanmıştır. Aslında kent teslim oluyor ki Osmanlı devleti kent savaşmadan teslim olur ise gerçekten de bir şey yapmaz. Lakin şehrin yöneticilerinden Tomambay gerilla savaşına girerek sürekli saldırılar düzenliyor ve sultan Yavuz’da buna sinirlenip bir nevi çatışmaya destek olunan veya olduğu düşünülen yerlerde yağma yaptırıyor. Sonuçta tarih boyunca egemenliğini Türklere kaybeden Arap ırkının büyük nefretini kazanıyoruz. Yine neredeyse bütün bilim adamları, filozoflar, tarihi eserler ve değerli ne var ise İstanbul’a götürülüyor. Zaten bu götürme Kanuni Sultan Süleyman adlı padişahımızın zengin devlet yapısının temelini oluşturmaktadır.

Efendim neyse bana sadece Vatikan’da esir düşüp zorla din değiştirip yaşadıkları tuhaf geldi açıkçası. Ne derseniz deyin gerçekten güzel bir kitap. Özellikle dediği gibi tarih sevenlerin mutlaka okuması gerek diye düşünüyorum. Hoşçakalın..

Sultan İbrahim

Bir önceki yazı için buradan

Efendim baya ara verdik Osmanlı tarihine. En son IV.Murad ülkenin kötü gidişini çok sert tedbirler alarak düzelttiğini ve bunun için tarikatlar aracılığıyla şeyhülislamı ve din adamlarını da kullandığını ayrı ayrı anlatmıştık. Dinin siyasete en şiddetli bu zamanlarda karıştırılması ileride çok daha büyük zararlara yol açacaktı. Fakat dirayetli bir padişah olan IV.Murad ülkeyi toplamış, rüşvetçilerin kökünü kazımış, ne kadar üçkağıtçı kabadayı varsa silmiş süpürmüştü. Peki ülke huzura erdi mi? Rüşvetçiler ve hırsızlar ne yazık ki tarihimizde sadece iyi komutan ve liderler geldiğinde bir süre yer altına saklanmaktadır. Uygun ortamda hemen tekrar filizlenerek yolsuzluklara ve ayak oyunlarına başlayıp kendilerini tekrar zengin ediyorlar. Bunun çözümü halkın bilinçlenmesidir. İşte ölümünün peşi sırası yaşananları okuyalım;

1) IV.Murad zamanında Silahtar Mustafa paşa hasmı olan Kemankeş Kara Mustafa paşayı öldürtmeye çalışmıştır {padişaha gazı vererek}. IV.Murad sürpriz yapıp ölünce, veziri azam Kemankeş olmuş, silahtarı sürgün ettirip mallarına da el koymuştur {eee bu işler böyle amcoğlu}

2) Tabi sürgüne giden Silahtar Mustafa Paşa, Sultan İbrahim’in annesi Kösem sultanla çalışıyordu. Bu sebeple onu İstanbul’a getirmek için ölen padişahın kızı Kaya sultanı bunun ile evlendirmeye çalıştılar. Lakin, anasının gözü olan Kemankeş Kara Mustafa paşa, şeyhülislamdan silahtarı öldürtme izniyle ilgili fetvayı rüşvetle alarak onuda öldürtmüştür. Tabi bu olay Kösem ile arasını açmıştır ki bu hiçte iyi değildir {buradan şunuda görüyoruz arkadaşlar; imparatorlukta yandaş devletler ve rakip devletler arasında ilişki kurmak için gelin alma ve verme uygulanmıştı hatırlarsanız. Yine yandaş adamı saraya yakın tutmak için kızların evlendirildiğini görüyoruz. Misal bunlardan biriside Mimar Sinan’ın sözde aşık olduğu Mihrimah sultandır. Etrafta gezen hikaye doğru değildir, yani yok gece oradan batarken minareden düşen gölge öbür tarafa vururmuşta zartmışta zurtmuş. Mihrimah annesiyle işbirliği içinde olan bir kızdı, o sebebeple başka bir adamla evlendi Kanuni zorla evermedi yani}.

Sultan İbrahim

3) Sultan İbrahim ölüm korkusuyla yaşadığı için (çünkü kardeşleri her an padişah olabilir ve onu öldürtebilirdi) hafif paranoyak cinnetli bir adam olmuştu. Bazen saçma sapan kararlar verir ve haliyle uygulanırdı. Kemankeş bu sebeple padişahla çok zıtlaşırdı. Hasımların ikisini de divana alınca işi iyice zorlaşmıştı. Devleti toparlayan, çeki düzen veren veziri azam bunun üzerine yeniçerileri hafif bir ayaklanma çıkartması için rüşvet vermiş fakat bunu da eline yüzüne bulaştırınca öldürülmüştür.

4) Çok uzadı Girit alınmaya çalışıyor

5) Kemankeş’in öldürülmesinden sonra yerine Mehmed paşa vezir oldu. Oda Hanya kalesini alan Yusuf paşayı kendisine hasım görüyordu. Padişaha onu kötüleyip duruyordu. Birilerini habire şikayet edince padişah sinirlendi ve veziri azledip yerine Salih paşayı vezir yaptı. Artık devlette otorite kalmamıştı, yeniden rüşvet gün yüzüne çıkmış, mal mal hareketler devam etmişti. Bir gün padişah yine gazla Hanya kalesini başarıyla alan Yusuf paşayı çağırtıp “gidin alın Giriti” demiş, Yusuf paşa şaşırıp “deniz mevsimi geçti padişahım zamanı değildir” deyince “ben anlamam banane banane alın Giriti” demiş Yusuf paşada “gidemeyiz padişahım” demiş, padişahta kızıp “sayıyla mı verdiler sizi bana boğun lan bunu” demiştir. Boğdurunca cesedinin başına çömelip pişman olmuş, yanaklarını sıkıp “ne güzel elma gibi al al yanakları da vardı” demiştir {evet hafif manyak olduğunu söylemiştik ve ne yazık ki bu olay gerçektir deli işte}

Sunay Akının bir çift ayakkabı kitabında bu Yusuf paşadan bahsedilmiş arkadaşlar. Ekleme yapıyorum, kendisi Dalmaçyanın Nadin kentinde kimsesiz gezen bir çocuk. Maria adındaki bir dul kadın bunu görüp acımış ve kocasının ayakkabılarını vermiş. Bir gün kapıcı başı gelip çocuğu görmüş. Büyük ayakkabılarıyla çok çalışan Joseph Maskoviç adlı bu çocuğu da götürüp devşirmeye almış. Orada başarılı olan elemanımız adını Yusuf yapmış, Silahtar olmuş. Yükselmiş kaptanı derya olmuş görüldüğü gibi. Ama hasımlarından dolayı, bu büyük adam boğduruldu bir anda deliye çatarak. Ölmeden evvel, ona kocasının ayakkabılarını veren Maria denilen dul kadına kendisine verdiği ayakkabıları içleri altın dolu olarak göndermiş.

1414076373_ib

6) Haaa birde Cinci hoca var tabi arkadaşlar. Söyledim ya tarikatlar ve din adamları kuvvetlendi diye. İşte bunlara Allah bu dönemde “yürü ya kulum” demiş olsa gerek çok zenginleşiyorlar. Herkesi bir güzel okuyup üfleyen bu hocamız çok ünlü tabi. Kadı atamalarından alımlarına bunun rüşvetleriyle dönmeye başlamış. Ona sonra döneceğiz ama durun. Padişah bir gün yolda giderken araba yolu tıkayınca “şehirde at ve araba dolaşmasın beklemicem bir daha bu ne canım yani koskoca padişah kırmızı ışıkta mı beklesin devletin işi gücü var arkadaş” demiş ve “yasaklıyorum lan atı arabayı falan artık” diyede emir buyurmuş. Hemen peşi sıra yakın bir zamanda yine bu cinciye gittiği sırada yolda arabaya rastlayınca vezire “ne ayak lan” diyerek kükremiş, çağırtıp kellesini orada vurdurmuştur. Yerine de Girit’ten Musa paşa veziri azam yapılmıştır. Musa paşa güle oyanaya “ehehehe veziri azam oldum lan şaka maka” diyerek İstanbul’a doğru yola çıkarken onun yerine vekaleten bakan Ahmed paşa katakulli rüşvet ve padişahı kafalayarak “burada benim kalmam daha doğru olur efendim” demiş gelen Musa paşayı da ikinci vezir yaptırmıştır {ahahaa ulan nedir bu ya}

7) Birde veliaht fazla olmadığı için habire cariye, hatun getirilen padişahın asabı bundan da baya bozulmuştu. {azı karar dayı çoğu zarar işte karının}. Kadınlar, bu saf/deli adamı kullanmaya, paraları harcamaya başladılar. {daha öncede söyledim kadınlar padişahları öyle kontrol edemiyordu yazıldığı gibi. Fakat tabi ayak oyunları vardı ve basiretsiz, deli vs. padişahlar geldiğinde çıkarlarını kullanıyorlardı}

8)  Sivas valisi Varvar Ali paşanın bu durumlardan iyice kafası bozulmuştu. İşler rüşvetle döner olmuş, dürüst çalışan adamların atamaları yapılmıyor ve paraları da ellerinden alınıyordu. Fazla para istenince artık gönderemeyeceğini söyleyen Ali paşaya padişah, “o zaman maiyetindeki İbşir paşanın karısı güzel onu gönder de tadına bakayım” diye yazı göndermiştir. Ali paşa da “her şeyi yaptık pezevenkliğe mi soyunalım artık yok artık lebron ceyms” demiştir. “Başkasının nikahlı karısını gönderemeyeceğini” usturubuyla söyleyince Sultan İbrahim sinirlenmiş, karısı istenen İbşir paşaya Ali Paşayı öldürmesi için haber ve asker gönderilmiş. İbşir paşa da “bu adam benim karımı ve onurumu korudu” demeyerek askerler ile Ali paşaya saldırmış ve öldürdükten sonra Sivas valisi olmuştur (senin ben kalıbına sçayım emiş şerefsiz herif) Karısını göndermiş midir bilmiyorum ama göndermiştir bu köpek.

9) Artık iyice tozutan padişahın birde samur merakı vardı. Samurlar toplatıldı çok para harcandı. Yine etraftaki ağalardan falan samur isteniyor vermeyenden yüksek para talep ediliyordu. {şunu ekleyelim Rusya devletleri bu yıllarda ekonomik olarak büyümüştür samur ticaretiyle yani}. Ağalardan birisi param yok veremem deyince diğer ağalarda rahatsızlıklarını dile getirdiler. Vezir bunları ortadan kaldırmaya çalışınca ağalar toplantı yapıp vezirin işini bitirelim dediler.

10) Padişaha ayaklanan askerler veziri istediler. Yerine de Sofu Mehmed paşayı vezir istediler. Padişah veziri azledip Sofu’yu vezir yaptı. Eski veziri vermek istemedi lakin askerler kabul etmedi. Padişahta kızıp Sofu’yu bunu planladığı için yumrukladı “sana sorarım” diyerek. Ocak ağaları da “bu padişah bitmiş dayı, bunu da postalayalım” dediler. Bunun üzerine yedi yaşındaki şehzade IV.Mehmed padişahlığa geçirildi. Korkmasın diyede sadece devletin ileri gelenleri törende biat etti 1648

11) İbrahim bir odaya hapsedilse de yerine geçen oğlu küçük olduğu için bazıları onun geri getirilmesini istemişti. Lakin vezir Sofu Mehmed, geri getirilirse kellesinden olacağını bildiğinden hapsedilen İbrahim’i hemen boğdurttu. 35 yaşındaki İbrahim, Beşiktaşlı dünyaca ünlü sol bek İbrahim Üzülmez’in akrabası olduğu düşünülüyor.

Gördüğünüz gibi IV.Murad ile düzene giren devlet ölümünden hemen ertesi senelerde karmaşa içerisinde bir rüşvet/tarikat/entrika ayağına düşüveriyor. Deli padişah ve peşi sıra gelen 7 yaşındaki oğlu (ki muhtemelen Sultan İbrahim kısırdı ve bu çocuğun babası değildi) IV.Mehmed ülkedeki buhranın körüklenmesini sağlıyor ne yazık ki. Haliyle 7 yaşında altına işeyen çocuk değil ayak oyunlarını en iyi yapan ve sarayı kontrol eden kişi ülkeyi yönetecekti.

Devam edeceğiz arkadaşlar..

Tarikatlar ve Durumları

Önceki yazı için buradan

Bir arkadaşımın sorusunu buradan cevaplayalım. Bana “Günümüz tarikatlarının nasıl zengin olduğunu ve nasıl siyasete etki ettiğini” sormuştu. Siyaset Osmanlı devletinde din adamları ile ilişki içerisindeydi tabii ki. Fakat bu din adamlarının yargı ve fetva alanlarının çokta ötesine gitmezdi. Yani din adamına, filozofa ve düşünüre saygı gösterilir onlara bir şey yapmaktan tepki dolayısıyla çekinilirdi. Elbette siyasi yönetimin “dini kullanması” veyahutta “din adamlarını kullanarak halka yanlış şeylerin empozesi” işte bahsettiğimiz bu yıllarda başlamıştır. IV.Murad zaten dönem dönem kullanıla “siyasi din” sahnesini tam anlamıyla ele geçirmiş, tarikatları ve başındaki din alimlerini tehdit veya rüşvet ile satın almış, bunları kullanarak halkı istediği gibi yönlendirmiştir.

Yani dinin bir kişinin yönetim tekeline girerek kullanılması tarihte gösterdiği gibi “din” anlayışının yıpranmasına ve gelecekte daha fazla zarar görülmesine yol açtığı söylenebilir. IV.Murad tehdit/makam veya rüşvet ile satın aldığı tarikat liderlerini, rüşvet ağlarıyla her bölgesine girilmiş olan Osmanlı Devlet sistemini düzeltmek için kullanmıştır (bir nevi doğru yönde diyebiliriz). Fakat söylediğimiz gibi dürüst ve devlet için çalışan bu padişah gittiğinde ise yerine geçen kötü niyetli yönetici/padişah veya devlet adamları ele geçirilen ve kullanılmaya müsait olan bu dini siyasi yapıyı çıkarları ve rüşvet mekanizmalarını kendi güç merkezleri için kullanmaya başlamışlardır. Zaman ile dini yapı bozulmaya başlamış, halkın din adamlarına güveni sarsılmış, adalet mekanizmasında bulunan bu adamların adaletsizlikleri içten içe devletin daha fazla (ahlaki olarak) çökmesine vesile olmuştur. Sonunda haliyle devlet dönülmez bir yola girerek çökmüştür.

Image processed by CodeCarvings Piczard ### FREE Community Edition ### on 2014-06-28 16:37:44Z | http://piczard.com | http://codecarvings.com*D†è©qMŠ

Bu sebeple dinin siyasi olarak kullanımı her ne olursa olsun çok tehlikelidir ve uzak durulması gerekmektedir. Tarikatlar bu sistem içerisinde aslında yapmaları gereken halk içerisindeki dini yapıyı kuvvetlendirmekten ziyade, kendi içerisinde hiyerarşik bir rüşvet ağı bulunan ve kontrolsüz zenginleşen, güvensiz yapılara dönüşmüşlerdir. Günümüz tarikatları için “ulan adamların her yerde kolu var nereden geliyor bu paranın kaynağı arkadaş?” sorunuzun temel cevabı işte budur. Vakıf şeklinde işleyen ve hırsızlık paralarının aklandığı yerlere dönüşen bu siyasi nüfuza etki eden tarikat yapıları “parayı bastırana” kaydığı için sadece iç çatışmalarda güç kullanımı için değil, dış güçlerce devletin yıpratılmasında da kullanılır olmuştur.

AKP hükümetinin cemaatler ile yürüyüp, yargının içine afedersiniz sçıp sıvayıp sonrada “yahu biz kandırılmışız falan” demelerinin aslında yine cevabı budur ve bu “kandırılmışız eheeheh” cevabı bir iki şey bilen kişileri tatmin etmemektedir. Yine hükümet kendi doğruları için yargıya müdahale etmekte, kendi kadro yapılarını oluşturmakta ve bunda da kendini haklı görmektedir.

Kendi çıkarları veya doğruları için sesini çıkartmayan kişilerce kadrolaştırılan yargı mensupları veya hangi mensup ise artık ileride güvendiğiniz hükümet düştüğü zaman ele geçirilen yeni hükümet tarafından kullanılacaktır. Kullanılan bu mensuplar hiç merak etmeyin seslerini çıkartmayacaklar ve işlerine kim güçlü ise onun yanında yer alarak devam edeceklerdir. Bu yapıyı oluşturmak ve bunu haklı göstermek belki şimdi yüzünüzde bir gülümseme yaratabilir fakat ilerde çok acısını çekeceksiniz gerçi hepimiz çekeceğiz benden söylemesi. Uzun girişten sonra konumuza dönelim;

Tarikatlar ve Durumları

1) Aslında yazmayayım yeri değil falan ama, madem tarihe komple zaferler ve ayak oyunları dahil olarak bakıyoruz toplum içinde artık iyice şekillenen ve devlete yön vermeye başlayan tarikatları da atlamayalım zamanı gelmişken çünkü IV.Murad’ı da geçtik artık.

2) XV.y.y. ortalarından itibaren tarikatlık Osmanlıda hızla yayılmaya başlıyor. Şu, bu diye tabiki anlatmayacağım. Tarikatları dönemin padişahları dini destek olarak kullanmaya başlıyorlar işlerini halletmek için, ki bu genelde kötü gidişatta destek olarak kullanılıyor. Hatırlarsanız benzeri çok uzun yıllar Hristiyanlarda yapıldı çok yazdım. Onlar 1650’lerde 30 yıl savaşları dediğimiz savaşları yapıyorlar şu anda. Protestanlık/katoliklik savaşları ve iç savaş niteliğinde  çok kanlı savaşlar. Avrupada baskıcı katolik kilisesine karşı artık dine yeni bir bakış açısı getirmenin savaşı verilirken, Osmanlıda gidişatın kötüleşmeye başlamasıyla din bir yönetimsel araç olarak giderek daha çok kullanılmaya başlanıyor.

jean1

3) XVII. y.y. da ise ilmi tasavvuf tartışmaları artık had safhaya ulaşıyor. Bir tanesi, Kadı-zadeliler sıyrılıyor ve devlet işlerine karışmaya başlıyorlar. Kadı-zadeliler veya Fakılar denilen bu cahil, riyakar insanlar diğer tekkeleri ölümle tehdit etmeye başlıyorlar. Kadızade Mehmed Efendi ile başlayan 1582’de furya onun 1631’de Ayasofya’ya vaiz olmasıyla tavan yapıyor

4) Bu tarihte IV.Murad’a yakın durmuş, padişahta kendi çıkarları doğrultusunda bunlara destek vermiştir. Bilgili bir alim olan Sivasi efendi ile çatışmıştır. Kadıların çok garip tehlikeli fikirleri vardı. Bazılarını günümüzdeki tarikatlarda görmekteyiz veya sizde duymuşsunuzdur. Örnek vermek gerekirse;

* Müsbet ilimlerin ve Matematiğin öğrenimi haramdır
*Hızır peygamber ölmüştür
*Ezanın güzel sözle ve bu şekilde okunması kafirliktir
*Sema yapmak günahtır
*Sigara, kahve vs. haramdır (IV.Murad yasakladığı için demiştir)
*Hz.Peygamberin annesi ve babası imansız ölmüştür
*Firavun iman etmedi
*Hz.Hüseyin’i öldüren Yazid’e lanet edilmez
*Kabirler ziyaret edilmez
*Liderlerin eli, eteği öpülür, sürüllür ve selamlanır
*Hayırlı birşey ise rüşvet alınabilir

5) Tabi bunlara Sivasi efendi karşı çıkmıştır. Zaman geçtikçe Kadızadeler kuvvetlenmiştir. Saray tarafında örgütlenmiş, devlet işlerinde kullanmak üzere fermanlar vermeye, atamalarda rüşvet almaya başlamışlardır. Köprülü vezirliğinden 2 ay sonra cuma namazında müezzinler ezan okurken onlara saldırmışlardır. Tekbir getirip, sultan Mehmed camisinde toplanıp tekkeleri basmış, kendilerinden olmayanları dövmüşlerdir. Cahil halkta bunlara inanmaya başlamış, iyice mal olmuştu. Diğer tarikatlarsa korkup kenara çekilmişler ve sessizleşmişlerdi.

tarikat-kutuphane

6) Bu saçma sapan şeylere örnek olarak şu anıyı anlatalım. Yine bir vaazda, peygamber zamanından sonra çıkarılanların haram olduğunu, yapanların kafir olduğunu {günümüzde de bunu düşünenler vardır} anlatan hocaya birisi “peygamber zamanında çakşır ve don yoktu, şu halde sizlere göre bunları giymekte günahtır, onlarıda kaldırırmısınız?” diye sormuş. Vaizde “evet ederiz, izar ve peştamal kuşansınlar” diye cevap vermiş. Adam yine sormuş “peygamber zamanında kaşık yoktu, kaşık kullanmakta biattır onu ne yaparsınız?” diye sorunca vaizde “taamı elleriyle yesinler, ellerinize bulaşmakta ne lazım gelir?” deyince, soruyu soran adam kızıp “efendiler, halkı alemi soyup götü çıplak çöl arabı kıyafetine sokmak istersiniz” deyip alay etmiş. Diğer biriside “kaşıklar yasak olunca kaşıkçı esnaf ne yapsın?” demiş, vaizde “misvak ve tesbih satıp onunla geçinsinler” demiş.

7) Bunların dışında bıyık uzatmak, şarkı/türkü söylemek, şiir okumak vs. günah, yapanlarda kafir ilan edilimiş. Yine kadına annesi kardeşide olsa dokunmak haram ilan edilmiş. Bir sürü şey işte günümüzde de bazılarına rastlıyoruz hala. Halkın çoğu bu adamlara inanırmış. Genelde 400 yıl geçmesine rağmen bu tip şeylere inananların etrafta olması çok ilginçtir. Neyse yeter bu kadar devam ederiz tarihten yine

Sonraki yazı için buradan

IV.Murad – Tekrar Devleti Toparlıyor

Önceki yazıya buradan

IV.Murad’ı özetle bitirelim artık. Peşinden “tarikatların oluşması ve durumu” ile ilgili yazıyı mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum.

11) Topal Recep paşa, sipahi zorbalarıyla buluşup “IV.Murad’ın kendilerini öldüreceğini, onu devirip başka padişahı getirelim” diye toplantı yapmıştı. Fakat yeniçeri ağası Köse Mehmed ağa destek çıkmayınca bu darbe girişimi başarılı olmadı.

12) 18 Mayıs 1632’de Topal Recep Paşayı mahiyetiyle beraber çağırdı padişah. Tabi zorbalar kapıda kalmıştı. Padişah veziri görünce “gel beru topal zorba başı!” diye ensesinden tutmuş. Topal vezir “vallahi kabahatim yoktur” demiş, padişahta “bre kafir abdest al” demiş {lafı sokuyor yani ahahah} birden vurun kellesini deyince, cellad orada olmadığından boğarak öldürüyorlar. Kapıda bekleyenlerin de önüne atıyorlar cesedi. Adamların kalbine korku düşüp dağılıyorlar. (yürü be IV.Murad)

13) Daha sonra uzatmadan anlatırsak yine, veziri azam Mehmed Paşa’ya bütün zorbaları temizlemesi emrediliyor. Tek tek temizleniyorlar. Bir dizi düzeltme hareketi derken toparlanıyor devlet. Toparlanma dediysek ele başları, çete liderleri, kabadayıları öldürtüyor. Kim asi, kim lider temizliyor anasını satayım. Yangın çıkıyor, devletin güvenlik önlemleri alamadığı falan tartışılınca kahvehaneleri yıktırıp kapattırıyor. Sigara, esrar, içki yasağı getiriyor. {aslında genel amaç bu kafa tutanları temizlemek, korkutucu bir şekilde halkı yönetmektir. Veriyor ayarı diyelim biz buna. IV.Murad’ın aslında büyük alemci olduğunu da belirtelim. Dediğimiz gibi olay “haydi gtün yiyor ise yapta görelim” demektir}

14) İran kuvvetleri sınırı geçerek Van dolaylarına gelmişti. Sultan Murad etrafını teşvik edip, sükut ile gitmek istiyordu. İznik kadısı hakkında şikayet gelince astırdı.(Yine bilgi verelim normalde bu tip ulema, dini görevli ve yetkililere dokunulmazdı. Elbette IV.Murad kimseyi dinlememiş önüne gelenin kelleyi almıştır) İstanbul’daki ulema bunu duyunca rahatsızlandı. Orduyu bırakıp hızla geri gelip geçmişte şehzadelere kefil olan ve hiç sevmediği şeyhülislamı bu bahaneyle öldürttü (Bu mesela çok büyük olaydır. Yani diyor ki padişah “arkadaş ben din görevlisiydi, peygamber soyuydu, vezirdi, ağaydı dinlemem alırım adamın kellesini”)

15) Revan seferine çıkan padişah zorba olarak kimi bulduysa kimden şikayet olunuyorsa, dolandırıcıları, rüşvetçileri, vezirleri vs. direkt fazla dinlemeden öldürttü. Tabi arada iftiraya uğayanlarda olmadı değil, fakat zaten devlet tepesinde çoğunluk rüşvet ve bir nevi soygunla oralarda olduğundan işte şimdiki gibi bunlar bir güzel temizlendi, herkes elini ayağını bunlardan uzak tutmaya başladı. Revan alınsa da daha dönüş yolunda İran’lılarca geri alındı 1636

16) IV.Murad yaşıtı iki kardeşini de öldürmeye karar verdi. Revan fetihi için düzenlenen bayramda iki kardeş boğuldu. Yine kalan iki kardeşinden Kasım Bağdat seferinden evvel 25 yaşında boğuldu 1638

17) Sonunda Bağdat seferine çıkılıyor. Yolda yine önüne geleni keserek ilerleyen padişah milleti iyice sindiriyor. Bazen bu hiddetinden acele kararlar verip çok değerli komutan ve vezirleri kaybettiği, sonradan pişman olduğu söylenebilir. Neyse Bağdat alınıyor, anlaşılıyor 1638

18) İstanbul’a dönüşten sonra nikristen muzdarip padişah hastalanıp yatağa düşüyor. İçkiyi, eti bırakınca toparlansada 29 yaşında ölüyor 1640

19) 4 erkek çocuğu olan IV.Murad’ın bütün çocukları küçük yaşlarda ölmüştür {sebebini bende bilmiyorum bir salgın olabilir} Tahtın canlı tek varisi abileri gibi yakında öldürülmeyi bekleyen İbrahim’dir.

Sonraki yazıya buradan

IV.Murad (Çekirge Sıçrıyor)

Önceki yazıya buradan

Osmanlı devleti satın alınan devlet erkanı ve rüşvetçi yeniçeri ağalarından sonra 60 yılda neredeyse başıbozuk bir devlet sistemine dönüşmüştü. Dürüst bir devlet adamı olan Kemankeş Ali Paşa vezir olunca içerideki bu düzensizliğe bir dur demek maksadıyla henüz yaşı çok küçük olan IV.Murad’ı padişahlığa getirtti. Devletin her kademesine yerleşen torpil ve rüşvet ağının ilacı olacak olan bu devlet adamı çok kısa bir sürede sistemi tekrar toparladı. Buyurun efendim devam edelim;

IV.Murad ve Safevilerle Savaş

1) Kemankeş Ali Paşa veziri azam olunca tehlikeyi görmüş, devlet erkanıyla konuşup IV.Murad’ın hükümdarlığına karar verilmiştir. Padişah Mustafa’ya “adın ne, kimin oğlusun, bugün günlerden nedir?” soruları sorulmuş. Sonrada IV.Murad padişah olmuştur 1623 (Mustafa’nın deli olduğunun ispatı olarak saymışlar elbette bu adamın devletin başında olması da ayrı bir tartışma konusudur)

IV.Murad

2) Bu sırada Erzurum’da Abaza Mehmed Paşa ayaklanmış, padişah Osman’ın ölümünü bahane ederek yeniçerileri öldürmüştür. Yine İran’da Bağdat ve dolaylarına dalıp ortalığa saldırmaktaydı. (Size arada bahsettiğim ayaklanma ve kendi krallığını kurmak isteyen beylerin davranışı son derece normaldir. Ümmetçi veyahut milli kökenci devlet düşüncesinin olamayacağının ispatıdır bu olaylar. Nasıl ki Osman bey Anadolu Selçuk’luların bir uç beyi iken devlet zayıflayınca bağımsızlığını ilan edip vergi göndermemiş ise, kurulan Osmanlı İmparatorluğunda da bu iç karışıklık ve bozulan devlet düzeni neticesinde bazı beyler ve elbette her zaman arap bölgesi isyan çıkartmış yerel osmanlı tebasına saldırmıştır. Bunun yorumlamasını kendi penceremizden isyan olarak görmemiz normal olmakla beraber diğer beyler için ise bir bağımsızlık mücadelesidir. Güç ve kendi krallığını kurma (hele ki farklı etnik köken veya mezhepteysen) birleştirici güç olarak düşündüğünüz ırk/mezhep veya dinin üzerinde bir güçtür. Yani kenardan “bunlarda müslüman neden ayaklanacaklar ki?” düşüncesi doğru bir düşünce tarzı değildir. Sizi bir arada tutan şey sistem ve ekonomik askeri güçtür. Gerisi işin teferruatlarıdır. Mesela süryani (hristiyan) türkler kendi dinimizden olan araplara nazaran neredeyse hiç sorun çıkartmamışlardır devlete.)

3) Uzatmadan anlatırsak Abaza Mehmed paşa affedilmiş, lakin yine ayaklanmış yine yenilip affedilmiş ve Bosna beyi yapılmıştır. İran’la ise mücadele devam ediliyor fakat Bağdat alınamıyor.

4) Ayrıntıya girmeden yazarsak yaşı küçük olan IV.Murad istekli ve hevesli bir çocuk olsa da annesi meşhhuuuur Kösem Sultan ülkeyi idare ediyordu. Sarayda Kösem sultanın adamı Hafız Ahmed (sultan Ahmedin kızı ayşe sultanla evlidir) ile Boşnak Recep ve Hüsrev paşa mensup iki zümre çekişiyordu. (Batsın çekişmeniz)

5) Bu adamlarda kendi çevrelerini kolluyordu tabi {bir nevi günümüz siyaset yapısına benzer kadrolaşma} Misal, Hüsrev paşa veziri azam ikin kapıkulu süvarilerini kollardı. Bu sebeple bazı yerlerde kapıkulu süvarileri coşarak zorbalık yapmaya başlamışlardı. Hüsrev paşa azledilince bunların işine gelmedi tabi. Doğudaki karmaşa bittiğinde İstanbul’a çağırıldılar. Bir diğer paşa Recep veziri azam olmak için bunlara rüşvet vererek isyana teşvik etti. (Tekrar devletin durumunu görüyorsunuz)

Kösem Sultan

6) Sıpahilere yeniçerilerinde katılmasıyla Atmeydanı’nda toplanıp 17 kişinin kellesini istediler. Veziri azama saraya gelmemesi söylense de Hafız paşa gelmiş tartaklanarak padişaha ancak ulaşmıştı. Hafız paşa “ölmekten gam çekmem” dese de IV.Murad gidip saklanmasını söyledi. Vezirde kılık değiştirip saraydan çıktı.

7) Askerler padişahla görüşmek isteyince sultan IV.Murad ayak divanına çıkmış ne istediklerini sormuş. Askerler “17 kişinin kellesini isteriz” deyince padişah kabul etmemiş. Tabi geçmişten gelen şeylerle beraber iyice şımaran askerler “elbette verirsin, yoksa başka türlü olur” diyerek tehdit etmişler. {askerler II.Osman’a yapılanları hatırlatıyor yani}. IV.Murad kızıp içeri girmiş. O sırada isyanı planlayan adam olan Topal Recep paşa (Topal Recep Paşa veziri azam olmak istiyor. Kendisi bu sebeple askere rüşvet verip ayaklandırarak dürüst bir vezir olan Hafız Ahmed paşayı öldürtmek istiyor), padişahın ayaklarına kapanmış “efendim hal iyi değildir, ne isterler verelim” demiştir. Durumun vahamiyetini anlayan padişah, veziri azamını saraya geri çağırttı çaresizlikle.

8) Geri çağırılan Hafız Ahmed paşa neticeyi anlamıştı. Abdest alıp padişaha “çocuklarına bakılmasını, defnedilmesini vs.” istedi. Divana tekrar çıkan padişaha topal Recep paşa “padişahım, isterseniz abdest alında öyle çıkın” demiştir {IV.Murad buralarda kıllanıyor zaten, fecide ayar oluyor tabi}. Konuşsa da sonuç alınamıyor, vezirde asi gurubun içine korkusuzca dalıyor. Üzerine çullanan sipahinin suratına yumruk vurup yere yuvarlıyor {bu aslında tokat olayı diyede söylenir. Efsanedir tabi de, bu attığı tokatta asker ölüyor. Osmanlı tokatıda buradan geliyor derler. Birde atları tokatlayanlar var, ona girmiyorum} Bir darbeyle başı yarılan veziri kılıçlayıp boğazını kesiyorlar. Sultan Murad bu görüntülere feci şekilde ağlmıştır. Murad’a da yine adaletli davranacağı üzerine yemin ettiriyorlar. {buradan da görüldüğü gibi asker artık çığırından çıkmaya başlıyor. Murad’ın 20’li yaşlarda bunları görmesi, geleceğini şekillendirecektir}

Hafız Ahmed Paşa Camii

9) Veziri azamlıkta aslında bu isyanı planlayan ve dürüst bir veziri parçalatan Topal Recep paşaya verildi. Padişah bunlara sebep olarak gördüğü Topal Recep ve Hüsrev paşayı temizleyecekti. Ama yavaştan tabi. İlk önce gizlice Hüsrev paşayı adam göndertip boğdurttu. Saraya Hüsrev Paşanın kelle gelince, vezir Topal Recep Paşa çok korkmuş ve hemen askeri tekrar ayaklandırmıştır.

10) İkinci ayaklanmada askerler “paşanın neden öldürüldüğünü, padişahın şehzadeleri öldürdüğünü onları göstermesini” istediler. Tabi iki üç tanede kelle istediler. Şehzadeler gösterilmiş, Topal Recep Paşa bunlara kefil olmuştu. Olaya iyice kıllanmıştı artık padişah. İsyancılar yine Topal Recebin sevmediği ve onun seçtiği üç ulemayı bulup öldürdü.

Sonraki yazıya buradan

II.Osman 2.Bölüm

Önceki yazıya buradan

Devam edelim. Telkin edilen ve öldürülmeyeceği söylenmişti ya..

10) Punduna getirip II.Osman’ı Yedikuleye getirip boğuyorlar 1622

11) Son zamanlarda tecavüz ettiler falan deseler de böyle bir şey yoktur. Davut paşa veziri azam olunca, II.Osman’ın kaftanlarından birisini giymiş {padişah mode on}, taraftarı I.Mustafa’nın annesiyle ortalıkta at koşturmaya başlamıştır. Halk tabi huzursuzdur. Sonradan beş küçük şehzadeyi de öldürmeye çalışmıştır bunlar {deli olduğundan Mustafa, vezir ve annesi “devirirler” diye şehzadeleri bu sebeple temizlemek istiyorlar orspu çocukları bunların hepsi}. Lakin sultan hanımında bu girişimi duyuldu ve suikastı engelledi.

12) Halk “padişah katili” diye Davud paşa hakkında konuşur olmuş, idare diye bir şey kalmamış. Askerden iyice korkan Davud paşa ne derlerse yapmış. Bu sebeple onu azledip, yerine Mere Hüseyin paşa azam olmuş. Oda 24 günde kesesini doldurduğu anlaşılınca kendisi “peygamber efendimiz ticaret yapın demiş, para kazanmak günah mı?” diye söylemiş mi bilemiyoruz ama hemen yerine padişahın dadısının kocası torpille veziri azam oluyor. İşte oda oğluna B tipi orman arazilerini verdiğinden mi bilinmiyor, yine onu da istemeyince askerler görüşülüp Hadım Gürcü Mehmed paşa vezir oluyor. {O kadar kötü ki durum adam bulamıyorlar vezir yapacak dürüst birisi yok}

13) Bunlar olurken abaza Mehmed bahaneyle ayaklanıyor. Yine çeriler veziri azama gidip “II.Osman’ın öldürülmesinin sorumluları yakalansın” diye baskı kurunca, sorumlular araştırılıyor. Davud paşa yakalanınca “ben yapmadım, Allah’ıma kitabımı padişah söyledi, elhamdülillah bende müslümanım sizin gibiyim” demiş, ortaya atlayan sultan hanım parayla satın aldıkları şeyhülislam fetvalarını gösterip damadını kurtarmıştır. Vezirin hayatını kurtarsalar da II.Osman’ı öldürenler bir bir bulunup öldürüldü. Tam ortalık sakinleşmişken eski bir veziri azam olan Mere Hüsyein paşa askerlere rüşvet vererek ayaklanmalarını sağladı. Artık her şeye ayaklanan, isteklerinin yapılmasına iyice alışan askerler Gürcü’yü indirip bunu vezir yapıyorlar.

14) Mere Hüseyin paşa, veziri azam olduktan sonra iyice har vurup harman savurdu, götü kalktı. Beylerbeyi rütbesindeki birisini döve döve divan sırasında öldürmüş, peygamber soyundan gelen birisine de dayak atmıştı {işte büyük hatayı burada yapıyor heh heh}. Ulemalar hemen toplanıp “hadi beylerbeyi rütbesindeki birisini döverek öldürdü bu adam neyse, ama efendimizin kanından gelen birisine nasıl el kalkar ulan, adalet” diyerek ayaklanmıştır. Vezir bakmış papuç pahalı yeniçerilere kaçmış, çeriler de bu ulemaya sonra saldırmış 19 ulema meydanda ölmüştür ve dağılmıştır.

Yeniçeriler

15) Bu sefer kapıkulu ocaklarının başlarındakini sürerek, kendine avantaj sağlamaya çalışan ve iyice tavan/göt ilişkisine giren vezirimiz bunlar kendisini sıkıştırınca yine yeniçerilere kaçmıştır. Lakin çeriler kapıkulularla kan aksın istemediklerinden bunun azlini istemişler, yerine de Kemankeş Ali paşa veziri azam oldu. 1623. Mere sonradan öldürüldü hadi müjde yapayım sevinin biraz. Kemankeş Ali paşa nihayet bu buhranlı dönemde Allah korkusu olan dürüst bir adamdı diyebiliriz.

Arkadaşlar biliyorum moraliniz bozuluyor veya “nasıl iş” diyorsunuz. Ama durum bu şekilde. Devlet içerisine rüşvetçileri, kendi adamlarını doldurursun karışıklıkta güven kalmadığından isyanı ve olayları kontrol edemezsin. Asker bu dönemden sonra “satın alınabilir” statüye geçerek tabiri caizse kim parayı verirse onun düdüğünü çalıyor.

Halk bu durum karşısında şoke oluyor elbette. Sürekli eski büyük padişahları özlemle anmışlar. “Ahhhh bir Selim zamanı böylemiydi azizim” veya “Hünkar Süleyman olsaydı böyle mi olurdu?” diye iç geçirirlermiş. Hep beklerlermiş “birisi gelse de bu rezilliğe bir son verse” diye.

Halkın bir kesimi ise yapılanları kabul etmeyip, artan vergi yüküne karşı ayaklanmış. Bozulan askeri düzen eşkiyalığına karşı isyan etmiş. İşte o isyan edenlerin devlet bu dönemde üstüne basmış, seslerini kesmiş. Öldürülen binlerce kişiden sonra sesini çıkartmaya korkan millet içine daha çok kapanmış.

Saray içerisinde dönen entrikalar, suikast girişimleri ve verilen rüşvetler sonucu devlet düzeni o kadar hızlı bozulmuş ki halk arasında “rüşvet” ile ilgili espriler yapılmaya başlanmış. Dikkat edin yıl 1623. Devlet bilim ve sanat alanında zirvede olduğu Kanuni Sultan Süleyman Döneminden (1566) sadece 50 yıl sonra ülke çöküşte neredeyse. Tıkır tıkır işleyen devlet sisteminin bozulma sebebi nedir? İşte ölümünden sonraki 50 yılda buhran ve eziyete şahit oluyoruz. Yani tepeden aşağıya düşüş sanıldığının aksine 1700 yılında değil 1600 yılında başlıyor. Zaten ülkenin durumunu sonradan daha ayrıntılı devam ederek anlatacağız. Nasıl insanların yönetimlerde bulunduğunu. Sürekli yazdığım “Osmanlı Çöküş Sebepleri” bu yazılar ile başlıyor. Zaten dönen dolaplardan sebepleri siz bulup çıkartacaksınız. Yani öyle “Osmanlı devletinde herkes namaza giderdi, rüşvet yoktu, içki içilmezdi, zina yoktu, herkes dinini biliyordu yok efendim okuma yazma şuradaydı, ahlaklıydık vs. deyip ama cumhuriyet ile bu değerlerden uzaklaştırıldık gavur gibi olduk” söylemlerinin asılsızlığını anlayacaksınız. Yeni kitabı da özetleyeceğim bu şekilde 1850 yılına kadar hiç olmazsa akademik kaynaklardan önümüzü görebiliriz.

Sonraki yazıya buradan

II.Osman 1.Bölüm

Önceki yazıya buradan

II.Osman Hükümdarlığı

1) I.Ahmed genç yaşta ölünce yerine yetişkin bir evlat bırakamamıştı. Bu sebeple kardeşi I.Mustafa padişah ilan edilmişti.

2) I.Mustafa’nın cinneti saklanamaz olunca 3 ay sonra, I.Ahmed’in 14 yaşındaki oğlu Osman hükümdar ilan edildi 1618

3) Faal, ama yaşı itibariyle tecrübesizdi. Etrafındakilerin tesiri altında kalıyordu doğal olarak. Lehistan’a sefer düşünüldü vs. 1620

II.Osman

4) Sefer öncesi kendisinden iki yaş küçük kardeşi şehzade Mehmed’i boğdurtmuştur. Oldukça güzel ve yakışıklı bir adam olan Mehmed’in öldürülmesinde kardeşine beddua ettiği kayıtlardadır. Şeyhülislam Esad efendiden fetva istenmiş, alamayınca Rumeli kazaskeri Kemaleddin efendi {şeyhülislam olurum belki ilerde diyerek tabi} fetvayı vermiştir. Tabi Osman’ın, Esad ile araları açılmıştır. {siyasi gücün dinde kullanılmasına örneklerden birisidir bu}

5) Padişah seferde askerden kaçanları yoklama yaptırdı. Bu ocak ağalarına itimatsızlık sayıldığından onlarla da araları açıldı. Kelle başına verilen ücretlerin düşük olması askeri huzursuz etmişti. Seferlerde 100 bine yakın köle toplanmış fiyatlar çok ucuzlamıştı.{bilmeyenler için bizde de kölelik haliyle vardı. Fiyatları falan bellidir pazarlarda dönemlerde} Savaşta çok iyi bir kumandan olan Karakaş Mehmed paşa, kendisini çekemeyen veziri azam Hüseyin paşanın hücuma katılmaması dolayısıyla arada kalıp ölmüştür. {işte ondan sonra neden küfür ediyorsunuz}

6) Askerler paşanın ölümüne sinirlenmiş ve kötü yönetim sebebiyle padişaha da küsmüştü. Seferden bir sonuçta alınamayınca Lehli’lerle sınır kabul edilmiş ve dönülmüştü. Döndükten sonra II.Osman’ın dalkavukları “Bu askerlerin iyi olmadığını söyleyip, Mısır/arap askerinden alıp tekrar ordu kurmak gerektiğini dile getirerek” gazı verince, padişahta gazı almış “hacca gidiyorum” diye hazırlanmaya başlamıştı.

7) Tabi rüşvetin gırla gittiği, padişahın sabah osuruğunun daha kokusu çıkmadan haliçten duydulduğu bu dönemde bu mümkün değildi. Askerler olayı öğrenmiş ayaklanmıştı. Vezirin ve bu dalkavukların kellesini istemişlerdi. II.Osman vermedi ve hacdan vazgeçtiğini açıkladı. Askerler ise yatışmamış meydandan saray girmişti.

8) Birden “padişah Mustafayı isteruk” diye bağırıp galeyana geldiler. Deli Mustafa’yı bulup çıkardılar. Vezir geldi  konuşmak için öldürdüler, yeniçeri ağası geldi parçaladılar. II.Osman’ı kötü bir ata bindirip dışarı çıkardılar.

9) I.Mustafa, annesinin işaretiyle bacanağı olan Davud paşayı veziri azam yapmıştı {Davud paşa annesiyle beraber aslında isyanın yaratıcılarından bir tanesiydi}. Hemen cebeci başıyı gönderip II.Osman’ı boğdurtmaya çalışsa da yeniçeriler izin vermedi. II.Osman ağlasa da, amcasının deli olduğunu söylese de dinlemediler. “Beni öldürürler bırakmayın” demiş, çeriler “öldürülmeyeceğinin” söyleyip II.Osman’ı teskin etmiştir.

Sonraki yazıya buradan

Anadolu İsyanları Ve Celaliler

Önceki yazıya buradan

Anadolu İsyanları ve Celaliler

1) Gelelim şu isyanlara. İsyanların tabi ki ilk önce sebeplerine gelmek lazım. “haydi isyan edelim kafam bozuk” tadında olmaz o işler. Günümüzdeki yorumlarda ya isyancılar “vatan haini” ilan edilmiş, yada Osmanlı devleti “katil” ilan edilmiştir. Zamanın toplumsal yapısını değerlendirmek ve olaylara düz bir şekilde bakmamak lazım. Neyse isyanın birçok sebebi vardır. En tepedeki sebep ekonomik buhrandır. Ekonomik buhranı getiren sebepler incelendiğinde ise uzun savaşlar, yeni ganimet getiren seferlerin yapılmaması, dünyadaki ticaret ağının kaymaya başlaması, devlet dirlik ve düzeninin bozulmaya başlaması, rüşvetin yaygınlaşması, sonuçta halka vergi yükü olarak binmesi vs. sayılabilir. Sonuçta tartım-din imparatorluğu olan devlette, halk bu mezalimden bunalıp artık tarımı bırakarak şansını şehirlerde denemeye karar veriyor veya işte ilk pundunu bulunca da isyan ediyor.

2) Batıda Avusturya ile mücadele sebebiyle Anadolu iyice başıboş kalmış, halktaki bu huzursuzluğu kullanarak değerlendirmek isteyen bazı kişilerde isyan etmiş, kendi adlarına hutbe okuyup para bastırmış, hatta askeri teşkilat bile kurmuştur.

3) Osmanlıda enflasyon yükselince paranın ayarıyla oynanır genelde, fakat sonuçta yine vergi/ayar/rüşvet üçgeninde patlayan halk oluyor tabi. Enflasyonun ne olduğunu aramızda hala bilmeyenler var. Enflasyon “maaş ile çalışan” kişilerin üzerilerine bindirilen yüktür kısaca. Şöyle diyelim bir ürünün fiyat artımına gitmesinin değişik sebepleri olabilir. Enflasyonun devlet tarafından yapılmasının amacı zararını azaltmaktır. Ayarı düşürür veya piyasaya para sürer. Para değer kaybedince patron zarar etmemek için fiyatları yükseltir. Çalışan ise bu fiyat yükselmesine karşı çaresizdir. Zam yapılmasını bekler ve zam alana kadarki dönemde bu kur/değer farkından dolayı devletin zararını kendi cebinden öder. Kabaca bu yani. Direkt sabit fiyat üzerinden vergi ödeyenler en büyük zararı onlar görür. Bu sebeple enflasyon artmış artmamış borsayı pek ilgilendirmez. Ha dolaylı olarak elbette etkilenme olacaktır tabii daha az.

4) En zorlu celali isyancıları Karayazı ve kardeşi Deli Hasan {ki kardeşi sonradan affedilip paşa yapılmış, lakin uygunsuz davranışları görülünce öldürülmüştür}, Tavil Ahmed, Kalendaroğlu ve Canboladoğulu’dur.

5) Ayrıntılara girmiyorum, vezir-i azam Murad paşa anadoluya girmiş ve üç yılda bütün isyancıları temizlemiştir. Hani öyle böyle değil, yataklık yapanları, şüphelileri, kadınları, dedeleri çocukları/bebekleri dahil bir daha buna kalkışmasınlar diye öldürmüştür. Bu sürede 200 bine yakın kişi öldürülmüştür.

6) Günümüzde alevi vatandaşlar bu isyanları da “komple bize yapıldı” veya “Osmanlının mezalimi” diye anlatsa da yada bilse de pek ilgisi var mı bilemiyorum. Fakat daha önce yorumlarımda belirttim, Osmanlıdaki devlet ve yönetim biçimi belli. Aleviler farklı bir mezhep ve hayat yaşadıklarından hoş görülmezlerdi haliyle. Muhtemelen bozulan devlet düzeniyle beraber daha çok ezilen, üstüne basılan ilk önce gayri müslimler ve farklı mezhepten vatandaşlar olacaktır. Sonuçta bu celali dediğimiz isyanlara katılanlarda büyük alevi topluluklarıdır ki bunda da bir anormallik yoktur. Fakat işte, devlete karşı baş kaldırı olarak görülen bu hadise tarihte daha önce söylediğim gibi oldukça kanlı bir şekilde bastırılmıştır sürekli.

7) Olanların ışığında suçlu aramak yersizdir. Değişen düzenle beraber halk ayaklanmış, birileri bunu kullanmış, tepelerine acımasız bir şekilde de binmiştir. İsyanları bastıran Murad Paşaya sonradan kuyucu lakabı verilmiştir. {yakaladıklarını çukur kazdırıp canlı canlı gömdürürmüş}. Aslında olaya şu açıdan bakmamız gerek sanırım, genel toplumlarda geçerli olan kural güçlünün ve fazla olanın, güçsüz ve az olanı yok etmesidir. Bu bitkilerden, hayvanlara ve doğal olarak insanlara kadar herşeyde vardır. Demokratik topluma geçişlerimizde bile bunun devam ettiğini görmekteyiz. 1600’lü yıllardan bahsediyoruz yani. Tahmin ediyorum ki, toplum genelini ters çevirsek yani fazlalar mesela alevi olsa ve devlet yapısı ona göre işlese farklı mezhepten olanlar ezilecek ve isyana açık olacaktır. Bunlar varsayım olsa da her yerde görülen şeyler kendimizi kandırmaya gerek yok. Yaradılış gereği canlılar kendinden farklı olanı yok ediyor genelde. Bu zaman için insanların canlı canlı gömülmesi vahşet gibi görünse de, zamanında kellelerden dağlar yapıldığı düşünülürse veya “yıldırım düştü silah deposuna ölmen gerek” dendiği düşünülürse (tanrıdan bir işaret var diyerek) normal karşılanmalı. Elbette belli bir kesmin tarihte gerçekten ezildiği ve zulme uğradığıda bir gerçektir

8) Son olarak sonuçları yazarsak, toprak ağalığı başlamıştır. Çünkü tefeciden veya ağalardan borç alan halk ödeyememiş ve buraları kaybetmiştir. Tımar sistemi bozulmuştur, büyük nüfus hareketleri olmuş, tarımsal üretim düşmüş, vergiler azalmıştır. İlerde bunu engellemek için teşvik yasaları da çıkmıştır. {bir laf anlatırlardı “Osmanlı devleti 1600’lerde o kadar zenginmiş ki, sadaka verecek adam bulamıyorlarmış” diye yani işte ekonomik veriler kayıtlı zaten}

Sonraki yazıya buradan

XVI.y.y. sonu ve XVII.y.y. başı Padişahlara Kısa Bakış

Önceki yazıya buradan

III.Murad (1574-1595) – III.Mehmed (1595-1603) – I. Ahmed (1603-1617)

1) Pek anlatamadık bu kısımları karışık oldu buralar ama bu üç padişahta tarihte siliktir. III. Murad anlattık işte, saraydan çıkmayan bir adamdı. Alemler, karı kız peşinde yaşadı. Devlet idaresi ilk başlarda Sokulluyla ayakta dursa da onun ölümü ile ülke içerisinde zamanla kriz doğdu.

2) III. Mehmed babası kadar olmasada saray adamıydı. Nazik, vehemli ve sakin bir kişiydi. İran ve Celali isyanları dolayısıyla pekçok kez yemekten içmekten kesilirmiş. Yine büyük oğlu 16 yaşındaki şehzade Mahmud’un ölümü {ölümü dediysek oğlu gizlice kendi aleyhine mektuplaşırmış, onu hapse attırıp sonrada annesiyle beraber bazı kişileri boğduruyor ve denize attırıyor} onu çok üzmüştür. Oğlunu öldürdükten 7 ay sonra 38 yaşında da ölüyor

III.Murad

3) 14 yaşında hükümdar olan I.Ahmed, 14 sene hükümdar olduktan sonra 28 yaşında ölmüştür. Çocukken padişah olduğundan bütün hareketleri tesir altındaydı.

4) Gelelim 1600’lerin başından sonra yaşananlara arkadaşlar. II.Selim ile bozulmaya başlayan, III.Murad zamanında çözülen ve hızlanan düzensizliğe. Nelerdi mesela? Vezirlik makamı başarılı, sözü dinlenen kişilerden ziyade, sayıları artırılarak daha çok para ve rüşvet verenin olmaya başladı. Padişahlar ordunun başında sefere gitmemeye, saray içinde yaşamaya başlayarak halktan askerden koptu. Yönetimden, askeriyeye, tımardan, yargıya her şey rüşvetle döner oldu.

5)Bozulan bu sistem Celali isyanlarını da beraberinde getirdi. Candaroğlu Şemsi paşa, III.Murad’a 40 bin altın rüşveti kabul ettirdiği gibi yine bu padişah zamanında rüşvetle vezir ve vali atamaları yapılmaya başlandı. Mesela, Mısır valisi Hadım Hafız Paşa azlonulup, yerine hazineye her yıl 100 bin altın göndermek şartıyla Mir Alem ağa getirildi. Bu şekilde devlette otorite zayıflayınca, uç beylikler de kanunsuz hareket etmeye başladı.

6) Sarayda artık yüksek mevki elde eden devşirmeler, çıkarları doğrultusunda kendi oğullarını, tanıdıklarını yüksek mevkilere getirdiler. Devletin mali durumu Kanuni’nin son senelerinde bozulmaya başlasa da düzeltildi. 1565 yılında bir senelik gelir 183 milyon 88 bin akçe, masraf ise 189 milyon 657 akçe olan bütçedeki açık, Sokullu tarafından kapatıldı. Sonrası ise malum beyler. 100 yıla varmadan askerlerin maaşını bile veremeyen bir buhrana sürükleniyor Osmanlı devleti.

7) Buhranın sebeplerini Celali isyanlarında inceledik zaten. Noktasal bazı tespitler yapıcaz arada bir göresiniz diye. Saray harcamalarına bakalım mesela. Aslında T.C. ninde benzer yapıda incelenmesi gerekir ama yeri değil. Kanuni zamanında saray için bir yıllık masraf olarak 48 yük yani 5 milyon akçe harcanmıştır. II.Selim zamanında 63 yük (7 milyon akçe), III.Murad zamnında 200 yük (21 milyon akçe) masraf yapılmıştır.

8) Bu yazdıklarımda ülkemizin onda borcu varken “Elbette saray yapılacak, gelecek nesillere kalacak tabiii” diyen arkadaşlara gelsin.

Bu yazıyı okuduktan sonra tekrar okuyun. Osmanlı devletinin neden çöküşe sürüklendiğinin başlangıçlarıdır. Yetenekli ve başaralı olanın değil kendi yandaşının adamının idareye girmesi, rüşvetle dürüst çalışanın azledilerek yıllık rüşvetle vali olunmasının ilk notlarıdır. Osmanlı dönemindeki başarılarımız ile gurur duyduğum kadar, yapılan bu yolsuzluk ve hareketlere de aynı oranda küfür ediyorum. Çünkü günü kurtardığını zanneden ve müslüman olduğunu söyleyen insanların makam mevki peşinde rüşvetler kovalaması, insanların hakkını yemesi devleti soymasının açıklaması nedir? Nefis midir? Bilerek kendine yalan söyleyen ve hırsızlığına devam eden kişi başkasının hırsızlığını görüp ses çıkartmayan kişi niçin dindar olarak yaşadığını zannediyor?

Kuranda çok geçer “münafık” olarak adlandırılır. “Müslüman görünen ama aslında olmayan insan” demektir. Dikkat edin bu kişilere iyice inceleyin. Allah’a inanır hatta ayetler hadislerden bahseder. Ahlaktan, aileden bahseder bu kişiler. Cehennemden bahsederler arada ama fazla üzerinde durmazlar. Her inanan korkar elbette cehennemden. Ama bunların korkusu farklıdır. Nasıl olduklarını bildikleri için çok korkarlar ve cehenneme gideceklerini bilirler. Lakin vazgeçemezler. Yolsuzluğa, hırsızlığa, kötülüğe veya hak yemeye.

Dindar bir çevrede yaşıyorum dindar bir yaşantım olmasa da. En büyük yanlışları görünen haram ve günah ekseninde kişileri değerlendirip ona göre kendilerini rahatlatıyorlar. Yani kalpleri mutlaka korkuyla dolu olmalı bazılarının ben öyle düşünüyorum. Adamını bulursan zenginleşiyorsan mesela bunu fazla kafaya takmıyorlar. Fakat içki içiyorsan cumaya gidiyorsan öbür adamdan daha değersizleşiyorsun milletin gözünde.

Kişinin münafık olup olmadığını biz belirleyemeyiz ki bunlar benim kendi kişisel fikirlerim zaten. Ben kuranda ayetler dolusu bahsedilen bu olayın yani münafıklığın epey olduğunu düşünüyorum. Çünkü benim kriterim kalp genellikle şekil değil. Yine bu kişiler kendilerini rahatlatmak için yoksullara yardım etmekte, sadaka vermekte, çocuk okutmaktalar veya iş vermekteler çalışanlarına. Bunların öbür dünya terazisinde hangi ağırlıklarda olacağını bilemiyoruz fakat bildiğimiz bir şey var. Tarih boyunca devlet yönetiminde bir çok münafık şahsın olduğu görülmekte elbette bana göre. Çünkü bilerek kendi çıkarı doğrultusunda masum bir insanın yok edilmesine sesini çıkartan adam nefsine hakim olamadığından değil münafık olduğundan bunu yapmıştır. Allah korkusu sadece cehennemden yanacağını bilmenin korkusundan öteye gitmemiş, yaptığının kendi çıkar çevrelerinde kalacağını düşünerek “herkes böyle yapıyor bende yapıyorum” diyerek kendi kötülüklerine karşı bahane üretmişlerdir.

Madem o kadar bahsettik birde ayet yazayım bari, yalnız ben google’dan rastgele atmıyorum farklı var 🙂

“Sizden önceki (münafıklar ve kafirler) gibi. Onlar sizden kuvvet bakımından daha güçlü, mal ve çocuklar bakımından daha çoktular. Onlar kendi paylarıyla yararlanmaya baktılar; siz de, sizden öncekilerin kendi paylarıyla yararlanmaya kalkışmaları gibi, kendi paylarınızla yararlanmaya baktınız ve siz de (dünyaya ve zevke) dalanlar gibi daldınız. İşte onların dünyada ahirette bütün yapıp-ettikleri (amelleri) boşa çıkmıştır ve işte onlar kayba uğrayanlardır. (Tevbe Suresi, 69)”

Sonraki yazıya buradan

Luther

Duruşma sırasında yargıçlara seslendi;
“Milleti cehennemle korkutup, cenneti para karşılığı satıyorsunuz.
Sıkıysa cehennemi satsanız ya?”

Yargıçlardan biri “Cehennemi kim alır ki?”
Martin Luther “ben alıyorum, neyse parası vereyim”
Bedava verdiler!

Martin kapının önüne çıktı
duruşma sonucunu merak eden binlerce kişiye
“Cehennemi satın aldım, benimdir.
Bundan sonra oraya kimseyi almayacağım, korkmayın” .

Cehennem korkusu ve kilise baskısından kurtulan halk,
Özgür beyinlere sahip oldu

Martin Luther