Zorbalık Üzerine

Yalnız orda yok zorbalık,
Zorbalığın olduğu yerde,
Yalnız tüfeklerin ağzında,
Yalnız hapishanede

Yalnız “suçlu” diye haykıran
Yargıcın soğuk yargısında,
Yalnız “hazır ol!” da
Yok zorbalık

Gizlice aralanmış
Kapıların arasında,
Korkuyla fısıldanan
Haberlerde yok yalnız

Zorbalık çocuk yuvalarında
Zorbalık babanın öğütlerinde
Gülümsemelerinde ananın,
Verdiği karşılıklarda çocuğun yabancı birine

Veda öpücüğünde bile
Var o aslında,
Sesinde var kocasına soran kadının;
Ne zaman geleceksin sevgilim?

Sevgilinin yüzünde,
Buz kesiliveren apansız,
Tam şu sıra,
Onunla buluşurken

Konuşurken sen kendi kendinle,
Odur, zorbalıktır sorguya çeken seni,
Özgür değilsin artık
Düşünürken bile

Kollar seni, kaçamazsın
Hem gardiyansın, hem tutuklu
Siner kumaşına esvabının,
Siner tütünün tadına

Artık bilemezsin yaşamak ne,
Et ne, ekmek ne,
İstemek ne bir şeyi,
İstemek ölesiye

Böylece olursun kölesi kendi kendinin,
Olursun taşıdığı zincirleri döken ocak,
Dünyaya getirdiğin çocukları,
Besler büyütürsün o yesin diye!

Zorbalığın olduğu yerde
Her şey zincirin bir halkası,
Veba gibi dört bir yandan sarar seni,
Olursun sende zorbalığın ta kendisi

Gyula İLLYES

Davet

Dörtnala gelip Uzak Asya’dan
Akdenize bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim!
Bilekler kan içinde, dişler kenetli
ayaklar çıplak
Ve ipek bir halıya benzeyen toprak
Bu cehennem, bu cennet bizim!
Kapansın el kapıları bir daha açılmasın
yok edin insanın insana kulluğunu
Bu davet bizim!
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine
Bu hasret bizim!

Nazım Hikmet Ran

Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek – III

YERYÜZÜ AŞKIN YÜZÜ OLUNCAYA DEK – III

İşte tarih
işte şiddetin iğrenç yüzü
biz başlatmamışız hiç bir savaşı
bizimle başlatılmış bütün savaşlar
bizimle bitirilmiş yine
kölelik çoğaltan zaferler adına
vurulup düşmüşüz dünyanın her yerinde
gidenimiz bir daha dönmemiş geri
yemen olmuşuz
balkan olmuşuz
seferberlik olmuşuz
ve her büyük savaşın sonunda
ölümlere karşı türkülerle durmuşuz
hangi inancın sesidir bu
hangi körlüğün koyun kurbanlığı
ki uğrunda can verdiğimiz topraklarda
canı alınan kurbanlara dönmüşüz

Doğan günü kardeş bilirdik oysa
akan suyu yoldaş bilirdik
mutluluğa koştururduk atlarımızı
sınırsız özlemler içinde ve suskun
yine yollarda sessiz kalırdık
biz bizsiz delen ferhad’ı alkışlar
bizi bizsiz seven kerem kerem’i tanırdık
kül olurduk aynı yangınlarda
yine birbaşımıza kimsesiz ağlardık
öylesine yaşardık ki günleri yüzyıl gibi
cehennem bile imdat dilerdi bizden
cehennemi cennete yine biz bağlardık

Ne yaptıysak yetmedi sesimize
ne söylediysek yetmedi
karlarla silelendi nice dağlar
kalburlarla elendi
ey bağrımıza bastığımız deli sevda
işte yine doğayı doldurup yüreğimize
yağmuru çağırıyoruz yanan ellerimize

Bir ilkbahar gecesinin ortasında
şimşeklerle gelen o kıştan sonra
herşey yeniden başlıyordu yine
sanki kimliğimi
yaralı bir kuş değilmiş gibi
ve bakmıyormuşuz gibi
bulutların taa üstünden
yerin taa derinliklerine
yeniden yükseliyordu aynı sesler
süngerler çekilmiş gibi üstümüze

Nice yıllar geçmişti aradan
her anı bir başka deprem
bir başka kırım içinde
dört bir yana haberler salınarak
öldü denildiği halde inanılmayarak
ve gittikçe silahlaşan türkülerde
dağlara güneş doğdurulmayarak
nice yıllar
her anı kutsal bir çığlık içinde

Barış dedik bunca yıl
kardeşlik dedik-sevgi dedik
yepyeni umutlar doğurduk umut tacirlerinden
düştük peşlerine korkusuz
aç-susuz
ve en dikenli yollarda yalınayak
gelecekleri kapkara
dilleri yumuşak
yalanları güzel ve ak
girdiler dünyamıza alkışlanarak

Onlarda barış dediler bizim gibi
kardeşlik dediler- sevgi dediler
hatta kurşun yağmuru akşamlara karşı
yalnızca gül ve güvercin dediler
sonra sığındıkları gizli beyler
defne dallarıyla tutuşturup ateşleri
güvercinleri pişirmeden yediler

Toprağı çıldırtan güller söylemişti
onurla şahlanan kitaplar
ve kararmayan yürekler söylemişti
gözyaşına karışırken ter
biliyordukki güle hançer
barışa hançer
sapalayan eller
kırılmak zorunda birer birer

Hangi ışıktı o karanlık gecede
hangi sevgi, hangi gül
hangi barıştı onca ölümler içinde

Sevgiyse çocuk yüzlü diyorduk
barışsa sabah sözlü
patlayıp fışkıran
leylak yüreği bir şafakla parlayan
ne açlık, ne zulüm, ne de kan
ancak biz kazandığımız zaman.

Adnan Yücel

Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek – II

YERYÜZÜ AŞKIN YÜZÜ OLUNCAYA DEK – II

Bir bir çekilirken teslim bayrakları
Ve kaçmalarla uzarken
Göçmelerle tozarken Avrupa yolları
Durdu bir avuç yiğit
Bir tutam kır çiçeği
Ölüm dediğiniz de ne ki
Gözümüzde hainler kadar küçük
Ve zafere inancımız
Ölümsüzleşen ölümler kadar büyük
Onlar ki bir ayrıkotu tarlasında
Bir tutam çiçektiler
Binlerce ihanet çirkinliğinde
Bir avuç direnci güzellediler
Hiç bir şey bitmemişti daha
Gülerek girdiler zulüm tufanına
Ölerek girdiler
Ve en dayanılmazında tufanların
Adlarını bile söylemediler

Yüreklerin karartılıp satıldığı
Ve aşkların
Buruşturulup atıldığı akşamlarda
İnanç ki yenilmez kılar insanı
O sudan ve demirden sevda
Resimlerde renklere sorar yaşamı
Günleri şiirlere böler ufuklarda

İşte bizimle güzelleşen her şey
Yine bir dostluk
Bir aşk sıcaklığında
Bitmedi daha sürüyor o kavga
Ve sürecek
Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek.

Adnan Yücel

Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek – I

YERYÜZÜ AŞKIN YÜZÜ OLUNCAYA DEK – I

Aşksız ve paramparçaydı yaşam
bir inancın yüceliğinde buldum seni
bir kavganın güzelliğinde sevdim.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Aşk demişti yaşamın bütün ustaları
aşk ile sevmek bir güzelliği
ve dövüşebilmek o güzellik uğruna.
işte yüzünde badem çiçekleri
saçlarında gülen toprak ve ilkbahar.
sen misin seni sevdiğim o kavga,
sen o kavganın güzelliği misin yoksa…

Bir inancın yüceliğinde buldum seni
bir kavganın güzelliğinde sevdim.
bin kez budadılar körpe dallarımızı
bin kez kırdılar.
yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz
bin kez korkuya boğdular zamanı
bin kez ölümlediler
yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Geçtiğimiz o ilk nehirlerden beri
suyun ayakları olmuştur ayaklarımız
ellerimiz, taşın ve toprağın elleri.
yağmura susamış sabahlarda çoğalırdık
törenlerle dikilirdik burçlarınıza.
türküler söylerdik hep aynı telden
aynı sesten, aynı yürekten
dağlara biz verirdik morluğunu,
henüz böyle yağmalanmamıştı gençliğimiz…

Ne gün batışı ölümlerin üzüncüne
ne tan atışı doğumların sevincine
ey bir elinde mezarcılar yaratan,
bir elinde ebeler koşturan doğa
bu seslenişimiz yalnızca sana
yaşamasına yaşıyoruz ya güzelliğini
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Saraylar saltanatlar çöker
kan susar birgün
zulüm biter.
menekşelerde açılır üstümüzde
leylaklarda güler.
bugünlerden geriye,
bir yarına gidenler kalır
bir de yarınlar için direnenler…

Şiirler doğacak kıvamda yine
duygular yeniden yağacak kıvamda.
ve yürek,
imgelerin en ulaşılmaz doruğunda.
ey herşey bitti diyenler
korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler.
ne kırlarda direnen çiçekler
ne kentlerde devleşen öfkeler
henüz elveda demediler.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Adnan Yücel

Wishing You Were Somehow Here Again

 

Wishing You Were Somehow Here Again

You were once my one companion
You were all that mattered
You were once a friend and father
Then my world was shattered
Wishing you were somehow here again
Wishing you were somehow near
Sometimes it seemed if I just dreamed
Somehow you would be here
Wishing I could hear your voice again
Knowing that I never would
Dreaming of you won’t help me to do
All that you dreamed I could
Passing bells and sculpted angels
Cold and monumental
Seem for you the wrong companions
You were warm and gentle
( instrumental )
Too many years fighting back tears
Why can’t the past just die?
Wishing you were somehow here again
Knowing we must say, “Goodbye”
Try to forgive, teach me to live
Give me the strength to try
No more memories, no more silent tears
No more gazing across the wasted years
Help me say, “Goodbye”
Help me say, “Goodbye”

Keşke Bir Şekilde Yine Burada Olsaydın

Bir zamanlar tek yoldaşımdın
Önemli olan tek şeydin
Bir zamanlar arkadaşım ve babamdın
Sonra dünyam yıkıldı
Keşke bir şekilde yine burada olsaydın
Keşke bir şekilde yakında olsaydın
Bazen hayal kursam
Bir şekilde burada olurmuşsun gibi hissettim
Keşke sesini tekrar duyabilseydim
Asla duyamayacağımı biliyorum
Hayalini kurmak yardım etmiyor yapmama
Senin yapabileceğimi hayal ettiğin şeyleri
Çanları ve heykel melekleri geçiyorum
Soğuk ve anıtsal
Senin için yanlış arkadaşlar gibi görünüyor
Sen sıcak ve naziktin
(müzik)
Gözyaşlarına karşı savaşarak geçmiş çok fazla yıl
Neden geçmiş sadece ölemiyor?
Keşke bir şekilde yine burada olsaydın
“Elveda” dememiz gerektiğini biliyorum
Affetmeye çalış,bana yaşamayı öğret
Denemem için bana güç ver
Daha fazla anı yok,daha fazla sessiz göz yaşı yok
Daha fazla harcanmış yıllara bakmak yok
“Elveda” dememe yardım et
“Elveda” dememe yardım et