Palyaçonun Dizeleri

Meçhul’e Doğru
Karanlığın sesini dinliyorum
Yalnızlığın üstünde
Bulutlar dem vuruyor geceye, boyalı bulutlar
Palyaço, bilsen ne kadar yalnızım
Uykumun arasında yüzündeki boyaları anımsıyorum
Bilsen, kaç fersah dipte öldü duygularım
Ah palyaço! Sen benim yalnızlığımsın
O kadar büründüm ki yalnızlığa
Zamanın sesini duyar oldum
Beni uçan balonlarınla al götür palyaço
Buralar çok yalnız, biraz da sen
Alkol kokuları bulaşıyor geceye
Çocukça düşlerimi kirletiyorlar
Beni ancak sen temizlersin palyaço
Ancak sen tutarsın ellerimi, bir de boyalı balonları
Balonlar yükseliyor ellerinden geceye
Biraz farklılar sanki palyaço;
Hayallerimi mi sığdırdın içine?
Annemin bana seslendiğini duyuyorum;
”Haydi! Yatma vakti”
Yatma vakti çoktan geçti palyaço
Ölüm vakti yaklaşıyor
Umutlarımla gömün beni
Bir de yükselen balonlar olsun
Tabutum şekerden olsun.

Gel Palyaço…
Tut ellerimi palyaço, lütfen
Hiç sevmem tabutları
Hele ki şekerler korkulu rüyamdır
Gözlerime bak derin derin, lütfen
Çünkü palyaço, gözlerine değince
Menzilime girince uzaklaşıyorum ölümden
Boyalı suratında bir meçhulluk gözlerin
Kelebek çizmiştin gözlerinin etrafına, hatırlar mısın?
Kelebek olmuştum, geceye uçmuştum
Sen gülmek için varsın
Geceyi aydınlatmak için
Sakın ha ağlama palyaço
Boyaların akarsa nasıl şiir yazarım sana?
Aman ağlama, gözlerinin rengide akar belki
Meçhullüğü bozulursa nasıl kurtulurum ölümden
Belki ağlarsan renkli yağmurlar yağar
Her damlası öldüresiye saplanıyor yüreğime
Buralar çok sessiz yokluğunda palyaço
Çok renksiz buralar; bir de bulutlar
Derin bir çukuru anımsıyorum
Yanaklarındalar sanki, çok derin
Ölmek vakti demiştim ya palyaço
Ölürken yaşamak vaktiymiş saçlarında
Sen büyük bir cinayetsin
Meçhulluğün çok derin
Buralarda öyle
Gel artık palyaço, gel, lütfen…

Umutların Med Ceziri
Geldin sonunda yağmurlardan
Yağmurlar renkli yağıyor palyaço
Acıtmıyor bu sefer ama, mutluluk saçıyor
Bıkmıştım karanlığın sesinden
Senin sesin gökkuşağı yaratıyor geceye
Eski şarkıları anımsatıyor
Nasıl da mutluyum bir bilsen
Yanımdasın, bir çocuk gibiyim
Gözlerinden geçmişim yansıyor sanki
Hayallerim can buluyor her zerrende
Kelebekler var çehrende palyaço
Gözlerinden kopup dünyamda dolaşıyorlar
Meçhul renkli kelebekler bunlar
Hiçleşmek istercesine bir bağlılık bu
Hiçleşmek istiyorum balon tutan ellerinde
Hiçleştir beni balonlarının içinde
Zaman artık senin için var
Ayrılıklar görüyorum etrafımda, ama sen geldin
Geldin palyaço, daha ne isterim ki
Gitme, sen gidersen… düşünmek bile istemiyorum
Sen yorulma diye döndüğün yere dönüyor dünya

Ruhuma dokunuyorsun, ama ellerin değmiyor
Gözlerin değiyor palyaço
Gözlerin ruhumda eriyor
Ruhuma karışıyor, bende meçhul oldum
Gözlerin gibi,
Ve bir veda nağmesi

Rüzgarların Med Ceziri
Gece çekiyor dünyama
Biliyorum geleceksin yine
Şimdilik elimden ayla yarışını izlemek geliyor
Gidiyorsun palyaço, kelebeklerini bana bırakarak
Med ve cezir gibisin
Gidiyorsun ve geliyorsun
Bunu genelde denizler yapar
Ama sen rüzgarların medcezirisin palyaço
Sen ufak denizleri değil, yüce dağları seversin
Sen mi yarattın onları?
Ne zaman baksam seni görüyorum
Göklere bakınca orada olmuyorsun ama
Çünkü gökler çok uzak bana
Sen olma, sen dağları sev
Onlar yakın ve yeşiller, gözlerin gibi
Belki de maviler, bilmiyorum palyaço
Çünkü garipler, çok garipler
Meçhul gözlerin var senin
Etrafında kelebekler uçuşan
Bilmem bilir misin o kelebekleri ve balonları çok severim
Yalnızlığı da.
Yalnızlığım sensin benim palyaço
Ellerinde, gözlerinde hiçleşiyorum
Çünkü sen, baktığımda gördüğüm dağların en tepesisin
Ve ben oraya hiç çıkamadım
Korkardım çünkü, karanlıkta kaybolmaya
Ve sen beni karanlıktan kurtardın palyaço
Beni sen kurtardın…

Talat ÇELİK

Reklamlar

Orhan Veli Kanık

Orhan Veli cumhuriyet tarihi başlangıcı ile şiirlerini halka yönelik yapan büyük şairlerimizdendir . Yakın arkadaşları Oktay Rıfat ve Melih Cevdet Anday ile beraber Garip isimli kitabı yazarak şiirde yeni bir ufuk açmış ve ünlü Garip akımının doğmasını sağlamıştır. Sürekli yenilik arayışı içinde geçen kısa sayılabilecek hayatında ürettiği eserler, genel itibariyle eleştiriye ve alaya alınmasına sebep olsa da ilgi gördü. Belki bir iki nesil ile ancak değişecek  olan edebiyat akımını sadece bir iki yıl içerisinde değiştirmeyi başaran, günümüzde ne yazık ki tarihimizin derinliklerinde yatan bir çok sanatçı gibi sessiz sedasız bekleyen ünlü şairimiz..

13 Nisan 1914 yılında İstanbul’un Beykoz semtinde gözlerini dünyaya açan Orhan Veli sanatçı genlerini Osmanlı Devleti’nde klarnetçi olan (ki sonraki dönemde Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasında çalan) babası Veli Bey’den almış olmalıdır.

Beşiktaş ve Cihangir dolaylarında geçen çocukluk yıllarında ilk tutkusu futbol olmuştu. İlkokulda ise arkadaşı Halim Şefik Güzelson ile beraber tiyatroya merak sarmıştı. Evlerinin bahçesinde portakal sandıkları üstünde minik ellerini sağa sola savurarak çalışmalar yapıp mahalle sakinlerine gösteriler düzenliyorlar, daha o yaşlarda karakter tiplemeleri ve oyunlar yazıyorlardı.

7 yaşındayken Yıldız Sarayı’nda Halife Abdülmecid’in düzenlediği tören ile sünnet edildi. 1925 yılında ise babası Veli Bey’in işi dolayısıyla okulundan ayrılıp Ankara’ya taşınmak zorunda kaldılar. Ankara Erkek Lisesi’nde zaman sonra okumaya başlayan Orhan Veli burada en yakın dostları olacak iki arkadaşıyla tanıştı; Oktay Rıfat ve Melih Cevdet Anday.

Tiyatro ile yine ilgilense de bu alanda yetersiz olduğunu düşünüyor ve kendini verimli görmüyordu. Şiir üzerine daha derin çalışmaları bu döneme denk gelmiştir. Edebiyat öğretmeni Ahmet Hamdi Tanpınar’ında etkisiyle şiirle yaşamaya başladı. Ders teneffüslerinde yakın arkadaşları Oktay Rıfat ve Melih Cevdet ile şiirler üzerinde tartışıyorlardı. Çok iyi derecede Fransızca bilen üçlü sürekli fransız şairlerin şiirlerini inceliyor ve bu şiirleri dönemin türkçe metni halinde derlemesine kafa yoruyorlardı. Fransız şairlerin şiir yöntemleri ve vurgu tekniklerinin farklılığı çevrilen dilde apayrı bir tarzın ortaya çıkmasına sebebiyet vermişti.

1932 yılında liseyi bitirip İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde felsefe bölümünde okumaya başlasa da bu eğitimine devam etmeyip üniversiteyi 3 yıl sonra bıraktı ve Ankara’ya geri döndü. Burada eski lise arkadaşlarıyla tekrar buluşan Orhan Veli, arkadaşlarıyla veraber çeşitli şiirler yayınlayarak ilgi toplamaya başladı.

Kuralsızlığın Kural Oluşu

Orhan Veli önderliğindeki üç şair geçmişten gelen dar kalıpların, hecelerin, uyakların karmaşası ve kısıtlı edebi dilinden farklı bir anlatım istiyorlardı. Değişik dergi ve yayınlarla şiirlerini paylaşan fakat tam olarak söylemek istediklerini anlatamayan şairler sonunda eski şiirlerine bazı eklemeler yaparak “Garip” isimli şiir kitabını meydana getirdiler.

Mayıs 1941 yılında yayınlanan Garip kitabı o güne kadar yazılan şiirler ve kurallar hakkında düşüncelerini belirttikleri bir önsöz içeriyordu. Edebiyat ile ilgili düşüncelerin yanında Ahmet Haşim ve Faruk Nafız Çamlıbel gibi sanatçıları hatta Nazım Hikmet gibi oldukça kuvvetli bir şiir üstadının toplumcu-gerçekçi eserlerine yaptıkları eleştiri büyük bir tepki topladı.

Kitabe-i Seng-i Mezar

Hiçbir şeyden çekmedi dünyada
Nasırdan çektiği kadar;
Hatta çirkin yaratıldığından bile
O kadar müteessir değildi;
Kundurası vurmadığı zamanlarda
Anmazdı ama Allahın adını,
Günahkar da sayılmazdı.
Yazık oldu Süleyman Efendi’ye

Mesele falan değildi öyle,
To be or not to be kendisi için;
Bir akşam uyudu;
Uyanmayıverdi.
Aldılar, götürdüler.
Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.
Duyarlarsa öldüğünü alacaklılar
HAklarını helâl ederler elbet.
Alacağına gelince…
Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.

Tüfeğini depoya koydular,
Esvabını başkasına verdiler.
Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,
Ne matarasında dudaklarının izi;
Öyle bir rüzigar ki,
Kendi gitti,
İsmi bile kalmadı yadigâr.
Yalnız şu beyit kaldı,
Kahve ocağında, el yazısiyle:
“Ölüm Allahın emri,
Ayrılık olmasaydı.”

Orhan Veli Kanık

Şiirlerin dörtlük, uyak, ölçü vb. kavramlardan uzak, olduğu gibi ve bağımsız yazılması gerektiğini savunan üç kafadarın ek olarak şiirlerine basit halk dilini sokması alaya alındı. Lakin hem büyük eleştiriler alırken, hemde şiirin halk diliyle yazılarak sokağa inmesini sağladığından dolayı övgüler de aldı. Bu iki kanadın didişmesi ve karşılıklı eleştiriler Orhan Veli’nin ünlenmesini sağladı.

“Eskiye ait her şeye karşı çıkmak ve her şeyden önce şairanenin aleyhinde bulunmak..”

Garip Kitabı Önsöz

Orhan Veli’nin ünlenmesinden sonra bazı şairler bu tarzın takipçiliğini yapmaya başladı. Bu tarz o kadar kuvvetli ve etkili oldu ki takipçileri kendilerini “Garip Akımı” olarak lanse etti.

Orhan Veli askerlik hizmetini 1945 yılında tamamlayıp Milli Eğitim Bakanlığı’nda tercüman olarak çalışmaya başladı. Dönem eğitim sisteminde devrimsel bir hareket olan Köy Enstitüleri projesinde tercüman olarak çalışan ve eğitimin fakir köy çocuklarına ulaşması için çaba gösteren bir çok sanatçıdan bir tanesi olmuştu.

Ünlü milli eğitim bakanı ve projenin mimarcısı Hasan Ali Yücel’in kurduğu Tercüme Bürosu’nda bir çok kitabın çevrilmesinde yardımcı oldu. 1948 yılında “La Fontaine’nin Masalları”başta bazı şiirleri/oyunlarıu türkçeye çevirdi.

Fakat değişen devlet geleneği ve Hasan Ali Yücel’in görevden alınması sonucu anlaşamayarak Tercüme Bürosu’ndan istifa etti. Kendisi gibi benzer zorluklar yaşayan yakın arkadaşları ile bir dergi çıkartmaya karar verdi. Elbette can dostları Oktay Rıfat ve Melih Cevdet Anday yanında Bedri Rahmi Eyüboğlu, Sabahattin Eyüboğlu, Abidin Dino, Necati Cumalı gibi büyük sanatçılar beraber çalışacaklardı.

Eskiler Alıyorum

Eskiler alıyorum
Alıp yıldız yapıyorum
Musikî ruhun gıdasıdır
Musikîye bayılıyorum

Şiir yazıyorum
Şiir yazıp eskiler alıyorum
Eskiler verip Musikîler alıyorum

Bir de rakı şişesinde balık olsam

Orhan Veli Kanık

1 Ocak 1949 yılında bin bir güçlükle satışa çıkartılan Yaprak isimli dergide bahsi geçen yazarlara ek olarak kimler yoktu ki? Cahit Sıtkı Tarancı, Sait Faik Abasıyanık, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Cahit Külebi..

Ne yazık ki dergi maddi imkansızlıklardan dolayı sadece 1,5 yıl yayın hayatını sürdürebilmiş ve 10 Haziran 1950 günü 28. sayısıyla sayfalarını okuyuculara son kez göstermişti.

Aynı yıl 10 Kasım günü Ankara’da belki de yayınına maddi imkansızlıklar gereği son verdiği dergisini düşünerek yürürken belediyenin açık bıraktığı rögar deliğine düşüp yaralanmıştı. Peşi sıra İstanbul’a gitmiş 14 Kasım’da arkadaşı ile yemek yerken fenalaşmış ve hastaneye kaldırılmıştı. Doktorların alkol zehirlenmesi teşhisi koydukları Orhan Veli, ne yazık ki yanlış teşhisten dolayı kısa süre sonra hayatını kaybetmiştir.

Henüz daha 36 yaşındayken ölen Orhan Veli’nin ölümüne dostları ve sanat camiası inanamamıştı. Bu sebeple yapılan otopsisinde düşmeden sonra beyin kanamasından dolayı ölümünün gerçekleştiği anlaşılmıştır.

Hem çok eleştirilen hem de çok sevilen bu yenilikçi şair hızlı yaşadığı hayatına ne yazık ki çok erken bir yaşta veda etmiştir. Bir çok arkadaşı ölümü sonrası şiirler yazmış ve derlenen eserler Son Yaprak ismiyle 1 Şubat 1951 yılında yayımlanmıştır.

Cu6wRPAW8AA0JSN.jpg

FOTOĞRAF

Dört kişi parkta çektirmişiz,
Ben, Orhan, Oktay, bir de Şinasi…
Anlaşılan sonbahar
Kimimiz paltolu, kimimiz ceketli
Yapraksız arkamızdaki ağaçlar…
Babası daha ölmemiş Oktay’ın,
Ben bıyıksızım,
Orhan, Süleyman Efendi’yi tanımamış.

Ama ben hiç böyle mahzun olmadım;
Ölümü hatırlatan ne var bu resimde?
Oysa hayattayız hepimiz

Melih Cevdet Anday

Kısa süren hayatında yeni kurulan cumhuriyetin devrimsel hamleleri gibi yeni bir şiir akımını kazandırmış, tepki çekse de ödün vermeyerek şiirde ve sanatta yeniliğin önder isimlerinden bir tanesi olmuştur. Büyük şairimiz Nazım Hikmet’e yapılanlardan dolayı (sadece düşünce özgürlüğünü destekledikleri için) arkadaşlarıyla beraber 3 gün oruç tutacak kadar insan haklarını savunan (ki o dönem komünist bir şaire destek olarak yine büyük bir tepki çekmişlerdir ve unutmayalım Nazım Hikmet’in en büyük eleştirmenlerindendir), yayınını yapacağı Yaprak dergisini matbaada çıkartmak için kışlık paltosunu satacak kadar da şiire sanata aşık bir entellektüeldir.

Yakın arkadaşlarından Halim Şefik otopsisine girip darbeye bağlı beyin kanaması raporunu okuduktan sonra arkasından onu uğurlayacak bir şiiri yazmıştır.

Bizde bu büyük şairimizi ölümünün 77. yılında kendisini tekrar saygıyla anıyor ve Allah’tan rahmet diliyoruz

Otopsi

 

Morgda açılınca kafatası
Doktor beyler beyin gördüler
İndirince tenkafesine neşteri
Doktor beyler yürek gördüler
Yürekte ne gördüler dersiniz
Yürekte memleket gördüler
Dünya gördüler
Bir de dost gördüler
Ama bu işte doktor beyler
Doğrusu geç kaldılar
Çok geç kaldılar

Halim Şefik Güzelson