Bizim Evlatlarımız

Bildiğiniz gibi I.Dünya savaşı içinde 1915-16 yılları arasında gerçekleşen Çanakkale Savaşı tarihte eşine az rastlanır bir mücadeleye sahne olmuştur. Savaş sonunda toplam yarım milyona yakın insanın öldüğü ve bir çok insanın da sakat kaldığı unutulmaz mücadele sonucunda Osmanlı birlikleri tarihin en büyük donanmalarından bir tanesini deniz ve karadan geçirmeyerek tarihte dönüm noktalarından bir tanesini gerçekleştirmiştir.

Ayrıntılı olarak savaşı anlatmamıza artık bu bilgi çağında gerek yoktur diye düşünüyorum. Çanakkale savaşında daha da sivrilen ve yurt içi-dışı bütün gazeteler tarafından “Çanakkale Kahramanı” olarak ün salan unutulmaz önderimiz Mustafa Kemal Atatürk daha sonra yine bildiğiniz gibi savaş sonrası Anadolu topraklarında kurtuluş savaşını başlatarak özgür ve tam bağımsız bir Türk Cumhuriyeti kurma şerefine nail olacaktır.

Cumhuriyet kurulduktan sonra çeşitli günler bayram olarak kutlanmakla beraber tarihe damga vuran bu savaşta unutulmamış ve anma etkinlikleriyle günümüze kadar gelecek şekilde yadedilmiştir.

18 Mart 1934 tarihinde gerçekleşen Çanakkale Anma etkinliklerinde ise Mustafa Kemal Atatürk’ün neredeyse yeniden tarihe damga vuran şu sözleri, savaşı anmanın ötesinde büyük bir devlet adamının, liderin ve belki de “Örnek Deha” olarak nitelendirebileceğimiz önderimizin insanlığa bıraktığı hediye olmuştur.

Sadece ülkemizin değil bütün Dünya devlet adamlarının kulağına küpe olması gereken sözleri tekrar hatırlamak ve gerekli dersler çıkarmak hepizin borcu gibi duruyor. Her sözü ve düşüncesi ile çağın ilerisindeki dehasını gözler önüne seren Gazi Mustafa Kemal Atatürkü bir kez daha minnetle anıyorum.

Saygılarımla;

“Bu memleket topraklarında kanlarını döken kahramanlar! Burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler, mehmetçiklerle yanyana koyun koyunasınız.

Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahta rahat uyuyacaklardır. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”

Mustafa Kemal Atatürk – 18 Mart 1934

Yaşamaya Dair II

Alçaklığın, hainliğin, ikiyüzlülüğün, puştluğun, kısacası cümle kokuşmuşluğun at oynattığı bir dönemde yaşamdan zevk alabilmek ancak zayıfların bahtiyarlığıdır. Esas olan sadece yaşamak değil, insana yakışır şekilde ve onurlu yaşamaktır. Teslim olmadan, boyun eğmeden, sürünmeden, el etek öpmeden yaşamaktır…

Nazım HİKMET

Dağlar İle Taşlar İle

Dağlar ile taşlar ile, çağırayım Mevlam seni
Seherlerde kuşlar ile, çağırayım Mevlam seni

Sular dibinde mahi ile, sahralarda ahu ile
Abdal olup “Ya Hu” ile, çağırayım Mevlam seni

Gök yüzünde İsa ile, Tur dağında Musa ile
Elimde asa ile, çağırayım Mevlam seni

Derdi çokça Eyyup ile, gözü yaşlı Yakup ile
Ol Muhemmed mahbub ile çağırayım Mevlam seni

Hamd ü şükrullah ile, vasf-ı Kulhüvallah ile
Daima zikrullah ile, çağırayım Mevlam seni

Bilmişim dünya halini, terk ettim kıyl ü kalini
Baş açık ayak yalın, çağırayım Mevlam seni

Yunus okur diller ile, ol kumru bülbüller ile
Hakkı seven kullar ile, çağırayım Mevlam seni

Yunus Emre

Afyon Garındaki

AFYON GARINDAKİ

Afyon garındaki küçük kızı anımsa, hani,
Trene binerken pabuçlarını çıkarmıştı;
Varto depremini düşün, yardım olarak Batı´dan
Gönderilmiş bir kutu süt tozunu ve sutyeni.

Adam süt tozuyla evinin duvarlarını badana etmişti,
Karısıysa saklamıştı ne olduğunu bilmediği sutyeni,
Kulaklık olarak kullanmayı düşünüyordu onu kışın;
Tanrım gerçekten çocukluk günlerinizde mi? .

Eşiklere oturmuş bir dolu insan
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Cemal Süreya

Öyle Günler Gördüm Ki

Öyle günler gördüm ki, aydın gökler kararıp
Bahtım bir bulut gibi üstüme çöker oldu,
Her gözümü yumunca tanıdık yüzler görüp,
Hayaller alev alev beynimi yakar oldu.
Ümitsizlik, gariplik dört tarafımı sarıp
Yüzüm sırıtsa bile, içim yaş döker oldu.

Her sabah ilk ışıklar gözlerimi oyardı,
Uyanan taş duvarlar iniltimi duyardı.

Öyle günler gördüm ki, duvarlar gelir dile,
Gözümde canlanırdı eşkıya masalları.
Varlığımı sarardı, hain bir isteyişle
Görmediğim yumuşak bir düşmanın elleri
Kafada çelik gibi fikirler dursa bile
Kalplerin eksik olmaz böyle zayıf halleri:

Bazen kendi kendimin elinden kurtulurdum,
Kalbimi bir çamurda çırpınırken bulurdum.

Öyle günler gördüm ki, dost dediğim insanlar
Ben yanına varınca dudağını kıvırdı.
Bir zamanlar yanımda ağız açmayanlar
Sırtımı sıvazladı, bana öğüt savurdu.
Silahsız gördüğüne saldıran kahramanlar
En alçak tekmelerle beni yere devirdi.

Ruhum bir heykel gibi düşüp parçalanırdı.
Bu sesleri duyanlar gülüyorum sanırdı.

Öyle günler gördüm ki, tabanca şakağımda
Tasarladım aydınlık dünyayı bırakmayı
Gönlüm acıklı buldu, en ateşli çağımda
Sönük bir yıldız gibi boşluklara akmayı
Tabancanın namlusu ısındı yanağımda,
Parmağım istemedi tetiğini çekmeyi

Bir sonbahar yağmuru gibi içim ağlardı
Bir şeyler fakat beni yaşamaya bağlardı.

Ey bir tane sevgilim, ben bugün yaşıyorsam
Sanma ki hayat tatlı, insanlar hoş olmuştur,
Dağ başında bir kaya gibiyim şöyle dursam
Etrafım eskisinden daha bomboş olmuştur
Yalnız sana borçluyum bugün dünyada varsam:
Seni her andığımda gözlerim yaş olmuştur

Yaşlar ki bir ırmaktır, dertleri sürür gider,
Gözyaşları içinde seneler yürür gider.

Yok olmak isteğiyle kalbim attığı zaman,
Bana: Yaşa der gibi gülen senin yüzündü.
Dizlerim bir batakta yorgun yattığı zaman
Bacaklarıma kuvvet veren senin hızındı.
Yaşaran gözlerimde, güneş battığı zaman
Sıcak bir yuva gibi tüten senin dizindi.

Sen aklıma gelince her şey gülümserdi.
Ağaçlar şarkı söyler, rüzgar tatlı eserdi.

Ey sevgilim, bilirsin benim ne çektiğimi:
Garip başımın derdi bir yürek taşıyorum.
Anlarsın niçin uzak yerlere baktığımı:
İçinde yaşanmaz bir dünyada yaşıyorum.
Görünce gülme sakın çırpınıp aktığımı:
Ilık ve aydınlık bir denize koşuyorum.

Sen benim sevgilimsin, sevsen de, sevmesen de,
Aradığım yerlere benzeyiş buldum sende.

Sabahattin Ali