Doğu Avrupa Turu – III – Prag

Bir önceki yer olan Budapeşte nasıldı diyorsanız buradan

Prag

Hava yavaş yavaş kararırken ulaştığımız şehirde vakit kaybetmeden ünlü Eski Şehir Meydanına hareket ediyoruz. Şehir merkeziyle beraber yüzlerce yıldır bozulmamış bir şehir mimarisi görmek bizi şaşırtıyor. Saat başına çok yaklaştığımız için hazır denk gelmişken ünlü Astronomik saatin çalışını seyretmek için bekliyoruz. Kesin tarihi bilinmemekle beraber 1400’lü yıllarda yapıldığı tahmin ediliyor. Saat başlarında animasyonlu bazı kuklalar çıkıyor dönüyor falan. Pek bir esprisi olmamak ile beraber dönem için (orta çağ sonu) yapı imgeleri şehir insanlarının dikkatini çekecek şekilde tasarlanmış. Gündüz gece uzunluğu, farklı alfabelerde yazılmış göstergeleri vs. üzerinde işlenmiş. Dönem dönem bozulmuş fakat tekrar tamir edilmiş. Hemen yanında bulunan Eski Belediye Binası ise artık sadece önemli davetlerde veya bazı düğünlerde (belediye çalışanları veyahutta para verenler) kullanıma açılıyormuş.

_SAM0136.JPG
Jan Hus Anıtı ve hemen arkasında Tyn Kilisesi

Eski Şehir Meydanı Prag şehrinin surlar içinde kalan kısmını oluşturuyor. Yani nehir tarafından gelirken takip ettiğiniz yol ile ulaştığınız meydan ve bir o kadar daha düz devam ettiğiniz yapıların tamamı surlar içinde bulunuyormuş. Tam göbekte bizim fayton dediğimiz atlı arabalar bulunuyor ve turistlere kısa bir Prag gezisi yaptırıyor. Meydanın eski ismi de zaten At Meydanı. Tarihte bu meydan atların satıldığı bir alan olduğundan at meydanı olarak geçiyormuş. Meydanın tam ortasında 1915 yılında yapılan Jan Hus heykeli bulunuyor. 1415 yılında artık kilisenin reform yapmasını ve kendisine çeki düzen vermesini isteyen ünlü reformcu Jan Hus “dinsiiiiz vatan haini” denilerek kazığa bağlanıp canlı canlı yakılmıştır. Protestanlığın doğuşu ve Hristiyanlığın din reformunun simge isimlerinden bir tanesidir. Yani dinde bağnazlığın kaldırılması kolay değildir aydın ister arkadaşım.

_SAM0151.JPG
Saat Kulesi

Meydanda ki önemli bir diğer yapı ise saat kulesine yüzünü döndüğünüzde sağ tarafta bulunan ve gotik tarzda yapılmış olan Tyn Kilisesi bulunuyor. 1300’lerde yapımına başlanan ve 1511 yılında tamamlanan kilise oldukça ihtişamlı gözüküyor. Yine hemen meydanda bulunan St.Nicholas kilisesi bir diğer önemli yapı. Barok tarzı ile yapılmış olan kilise 1735 yılında tamamlanmış. Bu arada sürekli ve hemen her yerde klasik müzik konserleri veriliyor. Mesela St.Nicholas kilisesinde her akşam konser olduğunu gördüğümde baya şaşırmıştım. Konserler 1-1.5 saat arası sürüyor. Fiyatları da 12-20 yuro arası değişiyor. Saati uymayacak diye düşünmeyin çünkü her an bir yerlerde konsere iştirak edebilirsiniz.

_SAM0195.JPG

Bu yapılara dıştan bakıp tarihi ara sokaklarında yaklaşık bir saat kadar dolaşıyoruz. Karışık sokakların arası çeşitli tarza hitap eden kafelere/barlara sahip. Sayısız dükkan ve kafe şehrin her noktasını ele geçirmiş sanırım. Merkezden uzaklaşınca biraz daha sakinleşiyoruz. Fakat ciddi anlamda turist sayısının fazlalığı ve kalabalık beni biraz da rahatsız ediyor.

_SAM0240.JPG

Daha önceden ayarladığımız tekne turu için yeniden eski şehir meydanında toplanıp Vltava nehri kenarına gidiyoruz. Belirtmedik ama Prag şehri de tıpkı Budapeşte gibi nehir tarafından ikiye ayrılmış durumda. Vltava nehri oldukça çoşkun ve tehlikeli bir akış sergiliyor. Daha doğrusu belli dönemlerde azgın bir şekilde sularını yükseltip köprülere bile kapattığı biliniyormuş. Tarihte bu azgınlığından dolayı nehir kenarlarında fakirlerin oturduğu biliniyor. Kanallar içinde asansör sistem ile gemiler yukarı veya aşağıya kaydırılarak ilerleniyor.

_SAM0268.JPG

Akşam yemeğini açık büfe yemek ve nefis taze şarap eşliğinde tekne turu yaparak geçiriyoruz. Geceye ulaşırken otelimize dönüp ertesi gün Prag gezimize devam edeceğiz.

_SAM0074.JPG

Sabah gözümüzü Prag Kalesi içinde açıyoruz. Tepeye ana yoldan çıkıp aşağı doğru yürüyeceğiz. Askerlerin kontrol ettiği üst bölgeyi fotoğraflayıp biraz yürüdükten sonra kolayca kale içine giriyoruz. Burada kale içindeki yerlerin tamamını görmek isterseniz muhtemelen tam bir gün ayırmanız gerekiyor. Hemen girişte açık müze kartını almanız (fiyatı yaklaşık 15 yuro) akıllıca olacaktır. Bizim zamanımız dar olduğu için (nedense her yeri görmek zorunda hissediyoruz) saray içlerini falan gezmek istemedik.

20171011_115847_Pano.jpg
St.Vitus Katedrali

Efendim ana meydandan gideceğiniz ilk nokta haliyle devasa bir yapı olan St.Vitus katedrali olacak. Gerçekten dev bir yapı olup 1344 yılında inşa edilmiş. Bütün kralların taç giydiği, önemli tarihi görüşmeler yapıldığı ve gerekli cezaların verildiği yer işte burası. Kale içi yapıları ağzınız açık seyrederken elbette bu tip devasa katedrallerinin yapılış amacının dönem hastalık ve yenilgilerinin suçunu halka atmak dolayısıyla tanrıya inancın azaldığından bahsetmek ve dolayısıyla “haydi katedral inşa edelim ki günahlarınız azalsın” tarzı uyutma politikaları olduğunu söyleyelim. Katedral için toplanan acımasız vergiler, parası olmayanların yıllarca yapımında çalışması ve binlerce ölümün yaşanması haliyle sıradan olaylar. Yalnız yapı tabi muazzam. Etrafında tur atıp mükemmel işenmiş heykellere bakınca insanın ürpermemesi mümkün değil. Ben daha sakin arka taraflarında orta çağın karanlığını ve gizemini doyasıya yaşadım. Kim bilir belki şu karanlık köşede kimler ne satıyordu veya kimler ölmemek için yalvarıyordu?

_SAM0166.JPG

Katedral içine giriş ücretsiz olmak ile beraber belli bir noktaya kadar girmenize izin veriliyor. Sonrası bilete dahil olup isterseniz yine biletiniz ile sırada bekleyip kuleye çıkabilirsiniz. Yapı içinde oldukça zor bulunan ve pahalı olan kırmızı mermer sütunlar, fayans ve cam işlemeleri, kraliyet mozolesi, renk renk pencereler vs. bulunuyor. Gerçekten muazzam bir yapı tabii de belirttiğim tarihi gerçeklerden dolayı bana oldukça soğuk ve itici geliyor ne bileyim. Ama adamlar yapmış.

20171011_113047.jpg

Katedral girişine yüzünüzü dönüp sola giden taraftan giderseniz orta kısıma doğru sol tarafa bir giriş kapısına rastlayacaksınız. Orada küçük bir oyuncak müzesi bulunuyor. Ayrıca oyuncakta satılıyor. Dükkanın ilerisinde ise gözlem yapılan ve sanırım aşağısında da hapishane kısımları bulunuyordu. Buralar kapalı olduğu için gidemedim. Ne görevli ne de turistler olmadığı için birazda tırsıp geri döndüm. Sunay Akın abimize selamlar ayrıca Ayhan Sicimoğlu abimizin ellerinden öpüyorum.

_SAM0345.JPG
Eyyy Ayhan Sicimoğlu sen kimsin ya?

Katedral etrafında tur attıktan sonra yine katedral meydanının yakınlarında heykeller ve Eski Kraliyet Sarayı bulunuyor. Gerçi yenisi de hemen oralardaydı. Tadilatta olduğundan eski saraya giriş mümkün olmadığından uzaktan incelemekle yetindik. Dediğim gibi saray girişleri kalabalık ve zaman dar olduğu için içlerine girmedik.

_SAM0358.JPG
Ne bu şimdi sanat mı? Bizde mi böyle olalım?

Katedrali arkamıza alıp yokuş aşağı ilerlediğinizde ise kısa bir süre sonra sol tarafta Altın Yol diye tanımlanan kısma geliyorsunuz. İşte renkli binalar falan bir esprisi yok ve buraya da yine biletle girmeniz gerekiyor. Birde çükü olan bir heykel var. İnsanlar daha önce hiç çük görmemiş gibi gidip ona dokunuyor falan. İşte hep bahsediyoruz ya batının ahlaksızlığı efendim..

_SAM0247.JPG
St.George Bazilikası

Aşağıya biraz daha gidince kırmızı renkli bir bina olan St.George Bazilikası ve yanında Manastırını göreceksiniz. İçine yine girmedik ama Bazilika’nın 921 yılında yapıldığını söyleyelim. Yani Eski Saray mensupları muhtemelen buraya geliyordu. Ek olan Manastırda yaklaşık 10.y.y. da yapılmış.

_SAM0392.JPG

Yolunuza devam ettiğinizde ise sağ tarafta resim ve konserlerin yapıldığı bir bina göreceksiniz. Burada isterseniz küçük bir ücret karşılığı öğle sonrası klasik müzik dinleyebilir veya bizim yaptığımız gibi muhteşem bir Prag manzarası eşliğinde kahvenizi yudumlayabilirsiniz. Artık öğleden sonraya gelirken daha fazla beklemeden hemen aşağımızdaki Kraliyet Bahçelerine çıkıyoruz.

_SAM0416.JPG

Burası 1530 yılında yapılmış. Gerçekten muazzam bir Prag manzarası bizi karşılıyor. Göz alabildiğine güzellik, 1000 yıl önce nasıl ise günümüzde de bu şekilde kalmış gibi görünen şehirleşme, çatı ve aradan yükselen büyük tarihi yapılar. Yani gidip görmeniz gerekiyor ne diyeyim. Bahçeden eşsiz Prag manzarasına bakarken sağ taraftaki ormanlığı ve tepeyi görmemeniz mümkün değil. Orası nehrin hemen yakınında 300 metrelik bir yüksekliğe ulaşan Petrin Tepesi. Biz çıkamadık ama oradan daha hakim fotoğraflar çekiliyormuş diyurlar (evet diyenler adabazarlı). Tepe eskiden bir çok üzüm bağına ev sahipliği yaparken muazzam bir şarap tadı getiriyormuş. Artık turistik bir yer olup içinde kilise, bahçe ve gözlem evi bulunuyor. Artık bir daha ki sefere diyoruz.

_SAM0518.JPG

Artık kaleden çıkıp merdivenlerden aşağıya iniyoruz. Karşımıza St.Nicholas Kilisesi çıkıyor. Yapı 1704-1755 yılı arasında tamamlanmış. Hiç birine girmedik buna gireceğim diyorum. Lakin yanımızda Kron yok. Yuro kabul etmeyen görevliye kızıyorum. Para bozdurmak için uğradığımız yerler ise oldukça düşük bir fiyat teklif ediyorlar. 10 yuroya karşılık ortalama 25 kron vermesi gerekirken 18-20 arası fiyatlar sununca vazgeçiyorum.  Konser için bari sorayım diyorum. Onun saatini nihayet netleştiriyoruz. Hep kumpas bunlar tabi. Çekemiyorlar bizi. İşte diyorum batının ikinci ahlaksızlığı…

_SAM0698.JPG
Türkiye’den geldiğimiz için bizi çekemeyen biletçi (Terbiyesiz) yuro kabul etmiyor!

Yolumuza devam edelim diye diye geliyoruz tarihi Kral Charles köprüsüne. 1357 yılında yapılmış olan köprü Prag Kalesinden aşağı inen yolun üzerinde olup buradan da Eski Şehir Meydanına sizi götürüyor. Dikkat ederseniz kale içine yapılan St.Vitus Katedrali’nin hemen peşi sıra yapılıyor. Köprüyü değerli kılan şey ise üzerinde bulunan bir çok temsili heykel. Heykeller gerçek olmasa da (kopyası) oldukça güzel bir düzen de yerleştirilmiş. Biraz da işte turizm şehri olunca ne koysanız gidiyor zaten arkadaşlar. Köprü üzerinde müzik icra edenler, resim yapanlar, dans edenler vs. bir çok yerli satıcı bulunuyor. Onun bunun fotoğrafı incelemesi derken artık iyice acıkıyoruz. Peki yemeği nerede yiyeceğiz? Elbette büyük şairimizi unutmadık. Haydi diyoruz Nazım abimizin kafesine gidelim.

_SAM0669.JPG
Kral Charles Köprüsü üzerindeki bir çok heykelden bir tanesi

Köprüden karşıya yani Eski Şehir Meydanı yönüne çıkıp sağa dönerseniz doğru yoldasınız demektir. Yaklaşık 200 metre sonra yolun karşısında köşedeki Cafe Slavia aradığımız yer.

_SAM0759.JPG

İçeri girip Nazım abimizin ve benim için tarihimizin en büyük şairinin yerini soruyoruz. Kısmetimize resmi ve masası boş. Yemeklerimizi söyleyip ikide pilsen birası söylüyoruz. Hatıra fotoğraflarımızı çektirdikten sonra bir şiirini anısına okuyoruz;

Şair memleketten uzak,

Hasretten delik deşik

Eski Kent’te duruyordu.

Meydanlıkta, yapayalnız

Gotik duvar üstünde

Hanuş ustanın saati

On ikiyi vuruyordu.

Ve çanları çalan ölüm

Ve yukarıda öttü horoz

Şair memleketten uzak,

Hasretten delik deşik

Etrafına dalgın baktı

Nazım Hikmet Ran

Peki ne arıyor Nazım Hikmet Prag’da? Onuda şimdi yazmak istemiyorum ama hep “komünizm destekçisiydi” tarzı cümleler ile geçiştirirler. Aslında mesele komünist olmasında değildi. Mesele emperyalist devletin ülkeyi ele geçirmesini eleştirmesindeydi. Şiirleriyle, yazılarıyla, konuşmalarıyla hükümetleri eleştirince dönemin modası gereği vatan haini ilan edilip vatandaşlıktan çıkartıldı. Ne ilginçtir ki bu “vatan haini” dediğimiz adam neredeyse her şiirinde Türk toplumunun sorunlarını, milletin kurtuluş mücadelesini, Anadoluyu, köylüyü kısacası ezilmiş ve sömürülmüş Türk toplumundan bahsetti. Siz bakmayın vatan sevici insanlara. Anadolu köylüsünün fakir halkın ne durumda olduğunu bir kez ağzına almamış insanlar vatan sever değildir. Ne demiş Hikmet;

…ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan, vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa, vatan kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan, ben vatan hainiyim! ..

İşte vatan haini şairimiz Cafe Slavia’da vatan hainliğine devam ederken, Amerika’dan gelen bedava paraları cebe indiren, köprü, yol, hastane açıp ülkeyi parsel parsel satan Adnan Menderes’te vatansever bir şekilde yaşıyordu. Neyse yükseldim yine kusura bakmayın.

_SAM0766.JPG

Bu arada oturduğumuz masanın önüne konulan Nazım Hikmet fotoğrafının orjinalinin geçen yıl bir Türk turist tarafından çalındığını utanarak söyleyelim. Adam öldü hala peşini bırakmıyorlar. Neyse ki ülkemizi burada da onur ve gururla temsil eden yurtdaşlarımız bulunuyor. Halbuki domuz eti satan bu yerde batının üçüncü ahlaksızlığını anlatacaktım. Nasip değilmiş.

Yemeğimizi yedikten sonra “yahu Kafka müzesine gitmedik” dedik döndük gerisin geri Kral Charles köprüsüne. Yeniden üzerinden geçip hemen dibinden sağ tarafa döndük. Kısa bir ilerlemeden sonra Kafka Müzesine ulaştık. Meşhur işeyen heykeller ve elbette yine çüklere sarılan turistleri geçip müzeyi ziyaret ettik. Artık hava karardığı için acele etmemiz gerekiyordu çünkü gelmişken klasik müzik konserini dinlemek için St.Nicholas kilisesine gitmek istiyordum.

_SAM0825.JPG
Yine çükler ve ülkenin içine eden politikacıların betimlemesi var. Bende Kafka’nın anısına biraz kitabından okudum. Şimdi bu heykeli ülkemizde yapmak isteseniz yapamazsınız. Niye yapamazsınız? Çünkü az gelir. Oturarak betimlenmeli. İktidarın eline ibrik vereceksin, muhalefetin eline mala sıvayacak işte tamam. Zorla heykeltıraş yaptırmayın beni şimdi.

Lakin yolda karşılaştığımız Jazz ekibiydi, vay efendim güneş batıyordu, yok efendim hatunlar çok iyiydi derken konsere yetişemedik amk. Bari dedim kafasını görelim. Yanlış anlaşılmasın Kafka’nın kafasını görelim. Kafasını dediysem heykeli. Yürüyüp dilimlenmiş halde kendi ekseninde birbirinden bağımsız şekilde dönen eseri seyrettik. Yorgunluktan olduğumuz yerde yıkılacağız neredeyse. Haydi dedik bari ünlü Wenceslas Meydanı’na da uğrayalım hem bir şeyler alırız hem de dinleniriz.

Wenceslas Meydanı 1989 Kadife Devrimi’nin yapıldığı yer. Öğrenci protestosu şeklinde başlayan olaylar Komünist rejim tarafından sert bir şekilde bastırılınca olaylar büyümüş. Neredeyse yarım milyon kişi bu meydanlarda ve sokaklarda toplanıp istifa istemişler. Artık iyice zayıflayan dünya komünist sistemi burada da yıkılmış ve rejim değişmiş. Ortasında 1912 yılında yapılmış olan St.Vaclav heykeli bulunuyor. Sağlı sollu ana cadde dükkanlarında alışveriş yapabilirsiniz.

_SAM0850.JPG

Efendim akşamı ederken son alışverişlerimizi yapıp yöresel pazarından hediyelerimizi alarak, yemek için Orta Çağ gecesine doğru geçtik. Gece atmosfer olarak orta çağ tasarımını tam anlamıyla yansıtırken, animasyon ekibi yine kıyafet ve sunumlarıyla buna destek olmuş. Hancının kızına ekipçe sarktık ama hancı kılıçla ortaya atlayınca mecburen geri çekilmek zorunda kaldık (akıllı ol eyyy hancı). Yemekte Prag’da mutlaka yemeniz gereken ördek eti ve taze şarap ikram edildi. Gecemizi sonlandırıp otelimize doğru geçerken Prag’a akşamında hoşçakal dedik. Mükemmel tarihini koruyan şehrin tam anlamı ile gezilmesi 5 gün hatta neredeyse ancak 1 hafta sürecektir diye düşünüyorum. Çünkü arada ki sinagoglar, diğer kiliseler, müzeler, sanat galerileri ve konserlerin tadına varmadan Prag’ı gezdim demek doğru olmaz. Bir başka şeyde şehrin Sonbahar (yani geldiğimiz mevsim) ve kışın ciddi anlamda mükemmel görüntüler sergileyecek oluşu. Kar altında bu şehir sokak sokak gezilir arkadaşlar. Ben yeniden geleceğim hemde uzun soluklu. Ertesi gün sabah erkenden otelden ayrılıp tarihte oldukça büyük bir öneme haiz olan Cesky Krumlov’a doğru yola çıkacağız.

Haydi devam edelim

Reklamlar

“Doğu Avrupa Turu – III – Prag” için 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.