Rotterdamlı Erasmus – Stefan Zweig

Okuma fırsatı bulamadığım Rotterdamlı Erasmus isimli eseri yakın bir süre evvel bitirdim. Malumunuz Stefan Zweig oldukça popüler bir yazar artık. Ustanın asıl hünerini gösterdiği alan ise tarihteki büyük şahsiyetlerin biyografilerini mükemmel bir üslupla anlatması.

Kitap 1469 yılında hayata gözlerini açan Desiderius Erasmus’un hayata kısmen nasıl atıldığını, fiziksel özelliklerinin yanında karakter olarak da kendine has niteliklerini ve tarihsel süreçte yaşadığı tecrübeleri geniş bir perspektiften anlatıyor. Bende sizin için Stefan Zweig’ın edebi diliyle olmasa da bir miktar Erasmus’u anlatmak istiyorum.

Erasmus eğitimine rahip olarak başlasa da kısa sürede bu tekdüzelikten ve kısıtlamalardan bunalıp izin kopararak Paris’e yerleşmeyi başarmıştır. Burada ise yüksek öğreniminde yine istediği yenilikçiliği bulamamış olup farklı düşünceler ile kendisini başka bir yola sokma isteği baskın çıkmıştır. Tarihte Rönesans ile beraber ortaya çıkan Hümanizm düşüncesinin ve peşi sıra gelen Reform hareketlerinin kurucusu böylece zincirlerini kırmak için ilk adımını atmıştır.

Atmıştır atmasına ama parası olmayan büyük dahimizin tam anlamıyla bağımsız bir yaşantıya geçme isteği henüz tamamına ulaşmamıştır. Para kazanmak için ister istemez çok iyi bildiği Latince dersler vermiş, prenslere övgüler dolu süslü mektuplar yazmış, güzel şiirlerini ve sözlerini kah orada kah burada satarak hayatını sürdürmeye çalışmıştır.

Artık 30’lu yaşlarına gelirken, maddi sıkıntılı geçirdiği yıllara kendi bedensel sorunları da eklenmiş olup çözüm arayışında olduğu söylenebilir. Gittiği her yerden topladığı Latince Özdeyişler imdadına yetişmiştir. 1500 yılında Paris’te bastırdığı tam adı “Collectanea Adagiorum” olan ve kısaca “Adagia” olarak bilinen ilk eserini basmıştır. Latince Özdeyişleri içinde barındıran bu kitap artık farklı bir sosyal kültür seviyesinde yaşamaya çalışan Avrupa soyluları tarafından kapış kapış alınmıştır. Dönem içinde entellektüelliğin ve kültürlü olmanın göstergesi; sanat eserlerine ilgi duymak, kitap okumak, sanatçı ve aydınları himaye etmek vb. şeylerin yanı sıra yazılan mektup veya kart postalarına küçük Latince bir deyiş sıkıştırmaktan geçiyordu. Adagia isimli eser soyluların züppelik ihtiyacını fazlasıyla karşılıyordu. Öyle ki her yeni basımda bir öncekine ek olunan özdeyişler dolayısıyla alan bir daha alıyor haliyle Erasmus’un da ünü ve geliri artıyordu.

trent-1024x791.jpg

Artık oldukça ünlenen ve davetlerin onur konuğu kabul edilmeye başlanan Erasmus ise genel itibariyle bunları geri çevirmekteydi. Karakter olarak da zayıf fiziki özellikleri gibi içine dönük ve kırılgan bir kişiliğe sahipti. Sözlü münakaşadan hatta tartışmadan korkan bir yapısı olup, hastalığın veya karmaşanın nam saldığı yerlerde beklemeden pılını pırtısını toplayıp orayı terk ediyordu. Bir gün savaşma isteğinden yoksun olduğu kaba bir dille kendisine söylendiğinde hafifçe gülümsemiş ve şöyle demiş;

“İsviçreli bir paralı askerlerden birisi olsaydım, bu suçlama ağır sayılabilirdi. Ama ben bir bilginim ve huzur, çalışmam için gereklidir.”

Bu yüzden aslen Rotterdamlı olan Erasmus Avrupa’nın bir çok şehrinde kısa sürelerde bulunup yaşamını böyle sürdürmüştür. Fakat dönemi zafer üzerine zaferler kazanan Türklerin Avrupayı ciddi anlamda tehdit ettiği yılları içinde barındırır. Artık İstanbul düştüğü gibi Sırbistan elden çıkmıştır. Avrupa Hristiyan toprakları kendi iç çekişmelerinde mücadele etmekte olanları engellemesi gerekirken, kilise bağnaz öğretileri halka din diye dayatıp vergilerle zenginlik içinde yaşamaktadır. Bir gurup aydın rahip yakın bir zamandan beri Roma kilisesinin tekrar toparlanması için mücadelelere girişmiş (Örneğin Lorenzo Valla’nın yazıları) fakat bu hareketin önderlerinin sonu ağzında bir bez ile odun ateşinde canlı canlı yanmak olmuştur.

Neredeyse hiç bir eleştirinin kabul edilmediği, her sözün çarptırılarak söyleyenin kendini işkence sehpalarında bulduğu bu çağda kilisenin şerrinden korkmadan düzenlemeler talep etmek öyle her babayiğidin harcı değildir. Erasmus insanı daha öne koyan ve bütün bir Avrupa topraklarını savunan düşüncesiyle buna da el atma cesaretini bulacaktır. Roma’da gördüğü sefalete karşılık lüks yaşamın ve iki yüzlülük bulamacının ancak bir delilik olduğunu kendi kendisine söylerken mükemmel bir fikir aklına gelir. İngiltere’ye dönüşünde yakın bir süre sonra ünlü Utopia (Ütopya) isimli eserini kaleme alacak olan Thomas More ile buluşup ölümsüz kitabını yazmaya koyulur. Hiciv tarzında yazdığı eseri yakın dostuna adar ve adını Latince Moriae Encomium (Deliliğe/Ahmaklığa Övgü) koyar. Kitap “More’a Övgü” anlamına da gelir. Bir taşla bütün kuş sürüsünü düşüren Erasmus her şekilde dalgasını geçer.

“Piskoposluk asasıyla kılıç, piskoposluk şapkasıyla miğfer, İncil ve kalkan nasıl bir araya gelir? Aynı vaazda hem hazreti İsa hem de savaş nasıl anılır, aynı trompetle hem Tanrı hem de Şeytan nasıl selamlanır?”

1511 yılında yayımlanan kitap bir delinin ağzından (Stultitia) sistemi eleştirmeye başlar. Aslında dilimize çevrilen delilik kavramı pek söyleneni karşılamaz. Daha doğru tabir ile konuşan ahmaklıktır ve ahmaklık kürsüye gelip insanlara seslenir. Konuşması hem saçma yorumlar hem de keskin eleştiriler içerir. Ahmaklık gerçek bilgeliktir veya gerçek bilgelik ancak ahmaklık ile mümkün olmaktadır. Kendine övgüler düzen ahmaklık, aşkta, savaşta, bilimde, sanatta, evlilikte, dostlukta vs. aklınıza gelecek ne var ise konuşur. Her şeyi bilen ahmaklık özellikle dini kurumları ve din adamlarını merkeze oturtarak onlar ile dahice dalga geçer. Normal şartlar altında söylenemeyecek sözleri bir ahmağın ağzından çıkartarak acımasızca yapılanları eleştirir. Yapıtı dönem içerisinde bomba etkisi yaparken Erasmus’u kilisenin gazabından her daim kaleme aldığı yansız yazılar ve ünü korumaktadır. Keza söylenen sözleri kendisi değil kitap içerisindeki bir ahmağın (delinin) söylediği açık değil midir?

Rönesans akımına kilisenin de katılması ve yenilenmesini talep eden Erasmus buna “Mesih Felsefesi” adını vermiştir. Mesih felsefesi, skolastik teolojiden, hacca gitmekten, kutsal emanetlere, okunmuş veya tütsülenmiş veyahutta kutsanmış eşyalara/kemiklere/giysilere kadar tapınma vb. dindarlık gösterilerinden ziyade maneviyatı ve kişisel ahlakı ön plana çıkartıyordu. Hatta “Ne kadar üzücü sadece 12 havari var ve bunlardan 14’ü Almanya’da gömülü!” dediği de söylenir.

“Bu benden değil, Sayın Stultitia (ahmaklık) Hanımefendi’nin ağzından çıktı; bir delinin konuşmasını kim dikkate alır ki?”

Life_of_Martin_Luther-in-the-protestant-reformation.jpg

Peşinden Hristiyan dininin kaynaklarına inmek amacıyla Yunan ve İbrani filolojisini kullanarak 1516 yılında yeni bir İncil ortaya koymuştur. Yazdığı İncil ve ünüyle beraber diğer eserleri arasında önem arz eden, kutsal bağnazlıkları ele aldığı Enchiridion Militis Christiani (Hristiyan Şövalyesinin El Kitabı) büyük yankı uyandırır. Böylece reform hareketlerinin (Kilisenin düzenlenmesi) en büyük kıvılcımı yakılmış olur. Erasmus her ne kadar kiliseyi eleştirse de aslında istediği kilisenin kendi hatalarını görmesi ve çözüm yolları bularak doğru yola ulaşmasıdır. Kiliseyi yıkma veya yok etme veyahutta tam anlamıyla karşısında durmak gibi büyük bir gövde gösterisine hiç bir şekilde katılmaz. Lakin yaktığı Reform ateşini eline alıp alev topuna döndürecek olan bir isim Almanya topraklarında adından söz ettirmeye başlamıştır. Erasmus gibi kilisenin reform yapması gerektiğini düşünen fakat bunun için büyük bir savaşı göze alabilecek bu kişinin adı Martin Luther’di.

Dönemin ünlü deyişi “Erasmus bir yumurta yumurtladı, Luther de kuluçkaya yatıp ondan civciv çıkardı” idi. 1517 yılında yayınladığı 95 maddelik bildiri ile kiliseyle çatışmaya giren Luther açıkça Erasmus’un desteğini talep etmiştir. Benzer şekilde Luther’in fikirlerini pek ciddiye almayan ve onun ile teması erkenden kesen Papalık yine ortalık toz duman olunca Erasmus’tan yardım istemiştir. Avrupa Luther’in önderliğinde Protestanlık mezhebinin farklı kilise dallarına ayrılıp dağılırken, Erasmus’un sessizce köşede olan biteni seyrettiğini görüyoruz. Luther’in fikirlerine çoğunlukla katılmakla beraber, yapısındaki vahşi tavır ve zulüm isteği midesini bulandırmaktadır. İstediği kesinlikle bu değildir. Düşündüğü Hümanizm ve barış ortamının olmadığı yerde taraf tutmaz. Fakat ne Protestan ne de Katolik tarafını seçmek istemediği için dışlanır ve alaya alınır.

1280px-Лютер_в_Вормсе-e1506910168296.jpg

“Savaşın en büyük yükü, bu savaşın hiç ilgilendirmediği kişilerin sırtına biner ve savaşta herhangi bir başarı söz konusu olsa bile, taraflardan birinin mutluluğu, öteki tarafın zararı ve yıkımı demektir. Hükümdar hiçbir yerde savaşa razı olacak kadar dikkatsiz olmamalıdır ve hep haklılığını ileri sürmemelidir; çünkü kendi davasını haklı görmeyen var mıdır?”

Yaratmak istediği Hümanizm düşüncesinin çöküşünü gören Erasmus ve öğrencileri için artık tam anlamıyla karanlık yıllar başlamıştır. İstedikleri sadece huzur içinde kardeşçe bir yaşam olan Hümanizm’in bir çok temsilcisi Protestan olmayı kabul etmeyip kendi köşelerine çekilseler de sığındıkları yerlerde bulunup işkencelerden geçirilecek ve öldürüleceklerdir. Bir çok arkadaşının vahşice katledilişine tanık olur. Artık bir kenara atılan düşünceleriyle yıkılmış bir halde Basel’de küçük bir evde yaşamaya başlar. Hayatı boyunca Latince konuşan ve yazan Erasmus 12 Temmuz 1536 yılında ölürken, belki istemsiz tekrar hatırladığı anadili ile Almanca iki kelime söyler; Sevgili Tanrı!

Değerli dostu Thomas More Ütopya isimli eserini yazarken muhtemelen kendi içlerinde yaşamak istedikleri ve olması gereken dünyayı kaleme almış olmalı. Yakın bir zaman önce kaybettiğimiz Ahmet Cemal’in kaleminden Erasmus ile ilgili son sözlerimizi yazıyor ve kendisini saygıyla anıyoruz.

“Her koşul altında iç özgürlüğünü koruma uğrunda çaba harcamak, kimsenin efendisi olmaya kalkışmamak, fakat kimseye de boyun eğmemek. Hiçbir sav ya da düşünceye baştan düşmanca yaklaşmamak, ama buyurgan nitelik almaya başladığı anda her savın ya da düşüncenin karşısına dikilmek. Bütün bunlar Erasmus’un kişiliğiyle özdeşleşen niteliklerdir.”

Not: Peron Fikir Sanat dergisi için hazırlanan Mart-Nisan ayı yazısıdır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.