Savaş Sanatı

M.Ö.500’lü yıllarda Wu Devleti’nde yaşamış tarihi ünlü komutan ve filozof olan Sun Tzu’nin (Sun Zi) ölümsüz eseri Savaş Sanatı isimli kitabını sıcak pide almak için girdiğim fırın kuyruğuna yumurtamı bıraktıktan sonra bitirdim. Elbette bunun nasıl olduğunu soranlar olabilir. Bunun cevabı için kısa süre evvel yaşadığım anımı anlatmak zorundayım.

Bundan 3 yıl evvel malum ramazan pidemizi almak için iftara doğru fırına gittim. Baya yoğun bir kalabalık olmak ile beraber bizim insanımız pek sıra ve hak/hukuk bilmediği için 3-4 lü sıralar halinde öbekleşerek fırın önünde toplanmışlardı. Kenardan yılda bir yolda görüp selam verdiği adamı bile o kuyrukta gören Sapanca’lı “ooooo nasılsın amcoğlu bana da üç sıcak pide alsana iiii” deyip parayı vererek kaçar böyle böyle kuyruktaki Sapanca’lılar kendine 2 etrafında ki amcoğlularına (ki burada herkes birbirinin amcoğludur) 7-8 pide daha alıp öyle ayrılırdı kuyruktan.

Böyle bir iki gün ben kuyruğa girip bu durumu gözlemledim ama feci rahatsız oldum. Çünkü bildiğiniz 10 dakikada eriyecek kuyruk neredeyse bu uyanıklar yüzünden 1 saatte zor eriyordu. Bu “amcoğlu” ekipleri yarın kendi tanıdığına da rastlayacağı için almakta her hangi bir sakınca görmüyorlardı. Hala da görmezler zaten.

Neyse bir gün yine bekliyorum ama artık canıma tak etmiş halde kuyruğun erimemesini seyrediyorum. Yine kuyruğa bakmayıp sığır gibi önden pideyi alan amcalar falan da var hadi diyoruz yaşlı boş verelim. Yan binadan çıkan 4-5 kişilik bir “Aki” gençliği (ki buradaki gençlerin çoğu Aki’dir) sırada rastladıkları “Aki” arkadaşlarına “Naber Aki?” diyerek yanaştılar. Baktım bunlar kuyruğa girip bekliyorlar da. Bende dayanamayıp kuyrukta bekleyenlerin olduğunu yaptıklarının ayıp olduğunu söyledim. Çünkü kuyrukta 65 yaşında teyzeler bile bekliyordu. Bu “Aki” tayfası bana “nasıl yani?” der gibi sanki sıkıntı ve sorun bendeymiş gibi bakmaya başladılar. Bir tanesi sonuçta konuşabildiğini hatırlayıp “biz pide alacağız” dedi. Bende “Bizde portakal almayacağız iftarda pide alacağız ama kuyruğa girdik” deyince iyice şaşırdılar. Doğru ya! Bildiğin fırın önündeydik ve ekmek veyahutta pide alınması gerekiyordu. Aslında bunlardan ziyade etraftakilerin hiç ses çıkartamadığına da biraz sinirlenip kuyruğu bırakıp gittim.

O akşam eve sinirimden yoldan giderken aldığım ekmek ile dönerken baya bir küfür savurmuştum. Uzatmayalım bir iki gün sonra yeniden sıcak pide ihtiyacı dolayısıyla sıraya girince baktım birileri “Benim yumurtalı pide çıktı mı Ahmet yazıyor” şeklinde hiç kuyruğa girmeden pidelerini alıp gidiyorlar. Hep kendilerine özel pide yaptıklarını düşünürdüm ama gözlemledim ki özel falan değildi pideler. Sadece gidip bir adet yumurta veriyorlar ve isimlerini yazdırıyorlardı. Bende ertesi gün yumurtamı verip “Şeker” diye yazdırdım. Bastım gittim parka kitap okumaya. 15-20 dakika sonra hiç kuyruğa girmeden çıkan sıcak pidemi aldım ve evime döndüm. Yani yumurtayı kuyruğa sokarak hem insanlar ile uğraşmadım hem zamanım bana kaldı.

İşte kitabımızın konusu da bu arkadaşlar. Ben ne yaptım? Olayın gelişimi-ilerleyişini analiz edip kalabalık guruba saldırmaya cesaret edemesem de yaptığım saha gözlemleri ile farklı bir strateji belirledim ve başarılı oldum.

Sun Tzu bunu M.Ö.500 yıllarında savaş alanına uyarlamış. Oldukça kısa bir kitap olup genel itibari ile devletin komutan, asker, ikmal ve coğrafyayı mutlaka iyi tanıması gerektiğini anlatırken ek olarak savaş sırasında askerlerin kontrolü, verilecek tepkilerin önemi ek olarak casusluk girişimlerinin değerini çok güzel bir dille anlatmış.

Bu büyük Çin’li üstada eserinden dolayı teşekkür ediyor ve hoşçakalın diyorum Aki’ler..

Reklamlar

Palyaçonun Dizeleri

Meçhul’e Doğru
Karanlığın sesini dinliyorum
Yalnızlığın üstünde
Bulutlar dem vuruyor geceye, boyalı bulutlar
Palyaço, bilsen ne kadar yalnızım
Uykumun arasında yüzündeki boyaları anımsıyorum
Bilsen, kaç fersah dipte öldü duygularım
Ah palyaço! Sen benim yalnızlığımsın
O kadar büründüm ki yalnızlığa
Zamanın sesini duyar oldum
Beni uçan balonlarınla al götür palyaço
Buralar çok yalnız, biraz da sen
Alkol kokuları bulaşıyor geceye
Çocukça düşlerimi kirletiyorlar
Beni ancak sen temizlersin palyaço
Ancak sen tutarsın ellerimi, bir de boyalı balonları
Balonlar yükseliyor ellerinden geceye
Biraz farklılar sanki palyaço;
Hayallerimi mi sığdırdın içine?
Annemin bana seslendiğini duyuyorum;
”Haydi! Yatma vakti”
Yatma vakti çoktan geçti palyaço
Ölüm vakti yaklaşıyor
Umutlarımla gömün beni
Bir de yükselen balonlar olsun
Tabutum şekerden olsun.

Gel Palyaço…
Tut ellerimi palyaço, lütfen
Hiç sevmem tabutları
Hele ki şekerler korkulu rüyamdır
Gözlerime bak derin derin, lütfen
Çünkü palyaço, gözlerine değince
Menzilime girince uzaklaşıyorum ölümden
Boyalı suratında bir meçhulluk gözlerin
Kelebek çizmiştin gözlerinin etrafına, hatırlar mısın?
Kelebek olmuştum, geceye uçmuştum
Sen gülmek için varsın
Geceyi aydınlatmak için
Sakın ha ağlama palyaço
Boyaların akarsa nasıl şiir yazarım sana?
Aman ağlama, gözlerinin rengide akar belki
Meçhullüğü bozulursa nasıl kurtulurum ölümden
Belki ağlarsan renkli yağmurlar yağar
Her damlası öldüresiye saplanıyor yüreğime
Buralar çok sessiz yokluğunda palyaço
Çok renksiz buralar; bir de bulutlar
Derin bir çukuru anımsıyorum
Yanaklarındalar sanki, çok derin
Ölmek vakti demiştim ya palyaço
Ölürken yaşamak vaktiymiş saçlarında
Sen büyük bir cinayetsin
Meçhulluğün çok derin
Buralarda öyle
Gel artık palyaço, gel, lütfen…

Umutların Med Ceziri
Geldin sonunda yağmurlardan
Yağmurlar renkli yağıyor palyaço
Acıtmıyor bu sefer ama, mutluluk saçıyor
Bıkmıştım karanlığın sesinden
Senin sesin gökkuşağı yaratıyor geceye
Eski şarkıları anımsatıyor
Nasıl da mutluyum bir bilsen
Yanımdasın, bir çocuk gibiyim
Gözlerinden geçmişim yansıyor sanki
Hayallerim can buluyor her zerrende
Kelebekler var çehrende palyaço
Gözlerinden kopup dünyamda dolaşıyorlar
Meçhul renkli kelebekler bunlar
Hiçleşmek istercesine bir bağlılık bu
Hiçleşmek istiyorum balon tutan ellerinde
Hiçleştir beni balonlarının içinde
Zaman artık senin için var
Ayrılıklar görüyorum etrafımda, ama sen geldin
Geldin palyaço, daha ne isterim ki
Gitme, sen gidersen… düşünmek bile istemiyorum
Sen yorulma diye döndüğün yere dönüyor dünya

Ruhuma dokunuyorsun, ama ellerin değmiyor
Gözlerin değiyor palyaço
Gözlerin ruhumda eriyor
Ruhuma karışıyor, bende meçhul oldum
Gözlerin gibi,
Ve bir veda nağmesi

Rüzgarların Med Ceziri
Gece çekiyor dünyama
Biliyorum geleceksin yine
Şimdilik elimden ayla yarışını izlemek geliyor
Gidiyorsun palyaço, kelebeklerini bana bırakarak
Med ve cezir gibisin
Gidiyorsun ve geliyorsun
Bunu genelde denizler yapar
Ama sen rüzgarların medcezirisin palyaço
Sen ufak denizleri değil, yüce dağları seversin
Sen mi yarattın onları?
Ne zaman baksam seni görüyorum
Göklere bakınca orada olmuyorsun ama
Çünkü gökler çok uzak bana
Sen olma, sen dağları sev
Onlar yakın ve yeşiller, gözlerin gibi
Belki de maviler, bilmiyorum palyaço
Çünkü garipler, çok garipler
Meçhul gözlerin var senin
Etrafında kelebekler uçuşan
Bilmem bilir misin o kelebekleri ve balonları çok severim
Yalnızlığı da.
Yalnızlığım sensin benim palyaço
Ellerinde, gözlerinde hiçleşiyorum
Çünkü sen, baktığımda gördüğüm dağların en tepesisin
Ve ben oraya hiç çıkamadım
Korkardım çünkü, karanlıkta kaybolmaya
Ve sen beni karanlıktan kurtardın palyaço
Beni sen kurtardın…

Talat ÇELİK